E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

AHMET BELADA (ahmetbelada@yahoo.com)

KAPAK;


TARİHE YÖN VERENLER

Bismihî Tealâ Değerli okuyucular! Bundan böyle bu sütunlarda sizlere, tarihe yön veren, topluma ışık tutan zâtları tanıtmaya çalışacağım.

“Büyüklerin tarih-i hayatları okunurken, ulvî menkıbeler söylenip, aziz hatıraları anılırken, insan, başka bir aleme girdiğini hissediyor. Gönlünü, tertemiz sevgi hislerinin ulvî ateşi yakıyor ve ilahî feyiz sarıyor...”

Tarihe şerefler veren erler anılırken,

Yükselmede ruh, en geniş alemlere, yerden...

Bin rayihanın feyzi sarar ruhu derinden.

Geçmiş gibi, cennetteki gül bahçelerinden...(*)

İnşallah bu hazzı sizlere yaşatmayı düşünüyorum. Şunun bilincindeyim, sınırlı sütunlarda, bir ömrü hayırlı faaliyetlerle geçiren kişiyi tanıtmak hayli zor; lâkin bunu yapmak da vazife. Dergimizin Yayın Kurulu bize böyle bir görevi verdiğinde hem heyecanlandım, hem de korktum. Heyecanlandım, çünkü; önemli kişileri sizlere tanıtmak, onlar gibi yapmak, yaşamak ve konuşmayı sizlere tavsiye etmek çok güzel bir hizmet. Korktum, çünkü; hadi tanıtmaya çalıştığım o mümtaz kişileri layıkıyla tanıtamazsam, veyahut yanlış anlaşılacak bir tanıtım sergilersem... Bundan da, korktum.

Fakat her şeye rağmen düşündüğüm gibi yazmaya, samimi olarak kalem oynatmaya, titiz çalışmaya koyulacağımı sizlere beyan ediyorum.

Siz değerli okuyucularımdan bir de arzum var. Eğer tanıtmaya çalıştığım kişinin sizler de daha geniş hayatını içeren bir kaynak varsa ve temini mümkünse bizlere bildirmenizi arzu ediyorum. Bu konuda aziz dotslarımdan yardım bekliyorum.

Diğer bir talebim, hayatının yazılmasını istediğiniz kişileri bizlere ulaştırabilirseniz gereğini yapmaya çalışırız.

Gayret etmek, çalışmak bizden, yardım Halik-ı zülcelalimizden.

 

İmam-ı Rabbani 1563 (971) - 1625 (1034)

İç alemimizin huzur kaynağı olan ruhî uyanıklıktan mahrum olduğumuz anlarda, bizi uyaracak vasıtalara muhtaç oluruz. Peygamberler ve onların manevi varisleri olan alimlerle, arifler insanlığın uyarıcısıdırlar. Bu büyük insanlar, cemiyetlerde sarsılan ruh ve iman birliğini yeniden kuran mürşidlerdir. Denizlerin kabarması rüzgara, ormanların tutuşması kıvılcıma muhtaç bulunduğu gibi, insan kitleleri de gafletten uyanmak için örnek şahsiyetlere ve manevi mürşidlere muhtaçtırlar.

Evet, manevi uyarıcılar, ruh dünyamızın karanlık gecelerini aydınlatan yıldızlar olduğu gibi, iman kalesinin müdafaacısıdırlar. Cemiyetlerdeki uyuşmuş ruhlar, bunların nefesiyle hayat bulurlar. İnsanlık, maddi manevi sefaletlerden bunların irşadıyla kurtulur.

İnsanlığa rehber, âlemde büyükler

Milyonları, ruhuyla asırlarca sürükler... (1)

Müceddid-i Elfî Sanî ünvanıyla anılan İmam-ı Rabbânî, M. 1563 (971) yılında Hindistan’ın Serhend kasabasında dünyaya geldi. Asıl adı Ahmed Farukî Serhendî’dir. İlk hocalığını babasının yaptığı İmam, daha sonra farklı yerlerde, farklı kişilerden fıkıh, tefsir ve kelam dersleri okudu. Babasından aldığı tasavvuf dersleri gün geçtikçe onda kendini hissettirmeye başladı.

Nitekim Yeni Delhi’deki Muhammed Bakîbillah ile tanıştı. Ondaki eşsiz kabiliyetini gören Bakîbillah ona samimi bir alaka gösterdi. Kısa bir zamanda ilerleyen Ahmed Faruki’ye hocası tarafından irşad izni verildi.

Bir süre memleketi Serhand’de dersler verdi.(2)

Bütün bir ömrünü cihadla dolduran el-Faruk, yarım asır süren Ekber Şah’ın ülkeye yerleştirdiği küfür ve şirk yangınını nefesiyle söndürmeye çalıştı. Bidatlarla ve bidatçılarla mücadele etti. Bozulan dini hayatla beraber dejenere olan tasavvufu kurtardı.

Hiç şüphesiz fikir ve irşadlarıyla asırların ötesine ışık tutan İslam büyüklerinden biri de, İmam-ı Rabbânî gibi lakab ve vasıflarla anılan Ahmed el-Farukî’dir. Bu zât, bilhassa iki mühim işi başarmış olmakla mümtazdır:

1- Yaşadığı asrın, zulüm ve küfürle saltanatı şahsında toplamış bir idare mümessiline karşı tek başına verdiği mücadele ve zafer,

2- Şeriatı temsil ettiğini sananlarla, tasavvuf ve hakikati temsil ettiklerini zannedenler arasında, asırlarca İslam birliğini tehdit ederek devam edegelen mücadele ve münakaşaları sona erdirecek formül ve çareleri bulması.(3)

Bu samimi çalışmasını hazmedemeyen bazı sözde hocaların da şikayeti üzerine hükümet tarafından zindana atıldı. Yaklaşık 25 yıl hapiste kaldı. Bu cezadan nedamet duyan Sultan, onu çıkararak izzet ikramda bulundu. Bununla da kalmayıp bundan sonra yapacağı işlerinde İmam’la istişare yaptı. Böylece İmam’ın yönetim üzerinde etkisi artmaya başladı.

Miladi 1625 (1034) yılında vefat eden İmam-ı Rabbânî’nin başlıca eserleri şunlardır:

1- El-Mebdeû vel-Mead

2- El-Enhâr’uk-Erbaa

3- Hatem-i Hâcegân

4- Zübdet’ül-Makamaat

5- Mektûbat

Ömer b. Abdülaziz’e birinci Müceddid diyen alimler, İmam-ı Rabbânî’ye de ikinci müceddid ünvanını vermişler. Böyle bir şahsın hayatını bilmemizin geçmiş devirlerde olduğu gibi zamanımız Müslümanlarına da çok şey kazandıracağı şüphesizdir.

İmam’ın yaşadığı dönem

Ekber Şah’ın İslam Dinine Bakışı/Değerlendirilişi:

“İslam dini çöl Araplarının bir ürünüdür. Onların düşünce ve yaşantısına uygundur. Başka toplumlar için bu dinin hiçbir anlamı yoktur.” Hesap gününü inkar, Kur’an’ın vahiy ürünü olduğundan şüphe, Peygamberimizle alay; hatta Ahmet, Muhammed isimlerinin yasaklanması, yanına aldığı belam kılıklı din adamların onun küfründe kendine yardımcı olmaları, sarayda İslam dinine özgü bir ibadetin yapılmasına müsaade edilmemesi gibi son derece İslam karşıtı işler yapması. Şarap ve domuz etini adeta kutsal kabul etmesi, hatta sabahları domuz görenin o gününün mübarek olacağını ifade etmesi. vs. vs.

İslam’ı önce böylesine hakir görmesi, yıpratmaya çalışmasının ardından; Şah’ın, günahtan masum kişi, Allah’ın yeryüzündeki gölgesi, zamanın âdil halifesi gibi nitelemelerle kendisine ilahlık atfeden Ekber Şah dahiyani(!) anlayışıyla iyilerin ve doğruların bir dinin tekelinde olmasının mümkün olamayacağını ifade ederek; eğer bütün dinlerin iyi ve doğru tarafları alınarak bir din oluşturulursa insanlar arasındaki ayrılık ve kavgaların son bulacağını ileri sürdü. Böylelikle yeni bir din oluşturuldu. “Dini ilahî” olarak belirtilen yeni dinin temel esası “La ilahe illallah, ekber halifetullah” olduğu açıklandı. Bu dinin mensuplarına da “Çıla” ismi verildi.

Yeni din için bütün dinlerden bazı özellikler aldılar. Diğer dinlerden alınan özellikler açısından en az müracaat edilen din İslam oldu.

Böyle bir ortamda ve böyle düşünen birinin hükümdarlık yaptığı bir ülkede doğan İmam-ı Rabbânî babası tarafından dindar bir insan olarak yetiştirilmeye çalışılmış ve yetişmesinde büyük pay sahibi olan Bakîbillah’a teslim etmiştir. Hocası kendisi hakkında: “... İlimde son derece geniş bir kavrayış yeteneğine sahip... İnşaallah o, gelecekte halka hakikatleri açıklayan gerçek bir önder olacaktır.” demek suretiyle ondaki yeteneği keşfetmiştir.

Mücadelesi ve müceddid denmesi

Zamanında hakikatin farkında olan birçok insan olmasına rağmen, gerçeği ilan edip açıklayan tek kişi Ahmed Serhendî oldu. Yönetim biçimine başkaldırdı ve İslam’ın en samimi savunucusu oldu. Hak bildiği davada yalnız mücadale etti. Onu susturmak için ellerinden gelen her yolu denediler, zindana dahî attılar. Tüm bu olanlara rağmen Rabbânî’nin şahsında Hak galip geldi.

Öyle ki, Ekber Şah’ın oğlu Cihangir Şah, İmam’ın talebesi oldu. Böylece “Dini İlahî” -yeni din- son buldu. Özellikle o zamanki tasavvuf düşüncesindeki felsefî unsurları, hurafeleri ve bidatları temizledi. Halkın inanç ve yaşantısına karışmış olan cahiliye unsurlarını ortadan kaldırdı. Böylece bütün Asya’da İslam etkin hale geldi.(4)

Zahiri ilimle batınî ilmi meczeden, ilim adamlığı ile cihadı birleştiren istisna şahsiyetlerden olan İmam-ı Rabbânî, yedi iklimi birbirine kaynaştıran dirayeti; âlimi, cahili, zengini, fakiri uzlaştıran firaseti, çeşitli tarikat ve mezheplerin telifindeki idaresi, Yüce Tevhid Dininin saliklerinin (mensuplarının) esas usule göre yetiştirilmesi, birleştirilmesi onun haklı olarak MÜCEDDİD ünvanını almasına sebep olmuştur.(5)

İmam Rabbânî’den görüşler

Her alanda İslam’ın kurallarının uygulanmasını isteyen Rabbânî, birçok konuda birbirinden güzel sözler sarfetmiştir.

Bunlardan bazıları:

• Fazladan nafile ibadet yapmaktansa, günahlardan sakınmak daha efdaldir. Tıpkı bir farzın edasının, binlerce nafileden üstün olduğu gibi.

• Sofîlik yolunda sağlanan faydalardan biri de şudur: Amellerin edasında kolaylık sağlanır, nefis ve şeytan tarafından gelen tembellik yok olup gider.

• Tarikat gaye değil vasıtadır, ama vasıtaların da en etkili olanıdır.

• Bir mürid mürşidinden kerametler ve olağanüstü işler beklememelidir. -Müminlerin Peygamberlerden mucize istemediği gibi- Kerameti çok olanın velayeti tamam anlamına gelmez...

• Akıl tek ölçü değildir. Bir kimse bütün şerî hükümlerin açıklanmasını ve tatbikini aklına göre yapmak ister, onu kendi aklına uydurmaya kalkarsa ve böylece din hükümlerini kendi aklî delilleri seviyesine indirmek isterse, o kimse Peygamberlik makamını inkar etmiş olur. Böyle bir kimseyle konuşmak da akılsızlıktır.

Eflatun, felsefecilerin reisidir. İsa (a.s.)’ın Peygamberliği zamanına erişmiştir, ama O’nu tasdik etmemiştir. Cehaleti sebebiyle kendisinin O’na ihtiyacı olmadığını sandı.

Akılsız din olmayacağı gibi, aklı yegane ölçü kabul edip, onun yorum ve hükümlerini din olarak kabul etmek de mümkün değildir. Böyle bir şey, Allah’ın gönderdiği din değil, insanın kendi uydurduğu din olur.

• Kusurlarını telafi etmek bugün mümkündür. Bu fırsatı ganimet bilmek gerek. Yapılacak işlerde erteleme ve tehir olmamalıdır.

.... Tevbeyi yarına erteleme, ölüm sana ansızın gelebilir.

• Mübah olan bir şeyle meşgul olmak, vacip bir emri kaçırmayı gerektirirse, o zaman mübah olma durumundan çıkar.

• Haramdan gelen bir lirayı reddetmek, yüz lira sadaka vermekten daha hayırlıdır.

 

Kaynaklar

*) Bediüzzaman Said Nursi, Tarihçe-i Hayat, Önsöz, (A. Ulvi Kurucu)

1) Hacı Veyiszâde -Belgesel- Mustafa Özdamar, Marifet Yayınları

2) İslam Büyükleri İmam Rabbânî Hayatı, Cihadı, Görüşleri, Ekrem Sağıroğlu, Seha Yayınları

3) İmam-ı Rabbânî ve İslam Tasavvufu, Hayrettin Karaman, İklim Yayınları/1987

4) İslam’da İhya Hareketleri, Mevdudi, Pınar Yay.

5) Mektubat/Önsöz/Ömer Kirazlı.

Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.