E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

AHMET TAHA

HABER YORUM;


Din değil, Müslümanlar elden gidiyor

Türkiye, misyonerlerin kıskacında. Halkın kafası bulandırılırken yeni kiliseler açılıyor

Başta Türkiye olmak üzere tüm dünya, ABD’nin gerek siyasi, gerek ekonomik, gerekse dini açıdan kuşatması ve baskısı altında. Kuşatmanın çemberi de her geçen gün daralıyor. Sömürgecilik ve emperyalizm vahşi kapitilazmin kuralları ile acımasızca uygulanıyor.

Türkiye ve dünyada gelişen hiçbir olay tesadüfi değil. Bizler günlük ve güncel düşüncelerin içinde oyalandığımız için geçmişte yapılan sinsi planların farkına varamıyoruz. Oysa ABD, İsrail ve müttefikleri her adımlarını, yaptıkları plan gereği atıyorlar. Bizdeki ve dünyadaki figüranlar da güzelce rollerini oynuyorlar.

İran-Irak savaşı, Irak-Kuveyt savaşı, ABD-Irak savaşı, PKK ve Çekiç Güç belalarının hortlatılması, PKK ile mücadele ve Körfez krizinin ekonomik yükü, hortumlar hep önceden planlanmış işlerdendi. Yolsuzluklar, banka boşaltmalar ve sonunda altından kalkamadığımız bir ekonomik kriz de aynı planın bir ileri basamağı idi. Bu arada İMF’nin de yönlendirmesi ile ölçüsüz iç ve dış borçlanma. Alınan borçlarının ya eskik borcun faizine veya yatırıma dönüşmeyen israfa harcanması da borç ve faiz batağını iyice derinleştirdi. Değil dünyadan, gelişen olaylardan, yapılan sinsi planlardan haberdar olmak, kendinden dahi haberi olmayan, üç-beş gün daha koltukta oturma ve yandaşların kasasında boş yer bırakmama sevdasında olan yöneticilerin gayretleri ile güzel vatanımız bu hallere geldi.

 

Herşey misyonerler için

Ülkede ekonomik krizle beraber, siyaset, insan hakları ve inanç özgürlüğü krizi de yaşanıyor.

Fikir ve düşünce özgürlüğü sadece lafta kaldı. İktidar sahipleri, rakiplerini susturmanın, yasaklarla yolları kesmenin her yolunu kendilerine meşru görüyor. Gerekirse devletin zinde güçlerini, adalet mekanizmasını ve medyayı da yanına alarak halka rağmen, halkın istediği parti ve şahısları safdışı edebiliyor.

Halkın inancının bir gereği olan, dinin farz kıldığı başörtüsü yasağının halka rağmen şiddetle uygulanması, yasağın diğer üniversiteler ve devlet memurlarından sonra, İlahiyat ve İHL’lere de yaygınlaştırılması, hatta devlet dairelerinde iş takibi yapan, lojmanlara giren çıkanlara da uygulanması hep bir plan gereğidir.

Bu arada 8 yıllık zorunlu ve sorunlu eğitimle birlikte Kur’an Kurslarının, hafızlık müessesesinin bitirilmesi, orta kısmı kapatılan, üniversite yolu tıkanan İHL’lere hala düşmanca tavır takınılması da yine tesadüfen yapılan işlerden değildi.

 

Osmanlı’da misyonerlik

1810 yılında kurulan Amerikan Protestanları’nın misyoner örgütü, 1818’deki yıllık toplantısında Osmanlı topraklarında misyon istasyonları kurma kararı alır. 5 Ocak 1820’de iki misyoner Osmanlı topraklarına gelir. Hedefleri; okullar, hastaneler açarak Hristiyan düşüncesine sempatizan bulmak, Müslümanları dinlerine girdirmek veya İslam dininden uzaklaştırarak dinsiz hale getirmekti.

1880 yılında yayınladıkları Barlett Raporunda ise; “Misyoner faaliyetleri açısından Türkiye Asya’nın anahtarıdır.” denilmektedir.

Amerikalıların dışında İngiltere, Fransa ve benzeri emperyalistler Türkiye’yi köprü olarak kullanıp bütün Ortadoğu’ya hakim olmak istemişlerdir. Türkiye’de açılan Robert Koleji, İstanbul Amerikan Kız Koleji, Harput Fırat Koleji, Van, Merzifon, İzmir vb. şehirlerimizde kurulan dış kaynaklı ve destekli kolejler, misyonerlik faaliyetinde merkez olarak kullanılmışlardır.

Gerek öğrencileri, gerekse bağlantı kurdukları Müslüman Türk insanını ikna edebiliyorsa Hristiyan yapmışlar. Hristiyanlaştıramadıklarını ise İslam’dan soğutarak, batı hayranı, batının hizmetkârı insanlar haline getirmişlerdir. Şimdi de ülkenin başında tepe tepe kullanmaktadırlar.

 

Misyonerler yanıbaşımızda

Bu arada İç Anadolu Bölgesi de misyonerlerin fitne ve fesadından nasibini alıyor. Kapadokya’nın kalbi sayılan Nevşehir, Kayseri, Niğde ve Aksaray’da gizli ve sinsi olarak halkın kafası bulandırılıyor. Büyükşehirlerimizde apartman altı kiliseler ve müdavimleri gittikçe çoğalıyor.

Kayseri’de ismi ve adresi bizde mahfuz bir ABD’li aile, büro ve evinde Anadolu insanını ve genç öğrencileri hristiyanlaştırma faaliyetine devam ediyor. İthalat, ihracat kamuflesini inandırıcı bulmayan emniyet yetkilileri, büroda yaptıkları arama ve bilgisayar kayıtlarında misyonerlikle ilgili dökümanlar buldu. Başta Ankara ve İzmir olmak üzere büyükşehirlerdeki misyoner ABD’lilerle ve ABD’deki merkezle bağlantıları tespit edildi. Çok güzel Türkçe konuşan, çok iyi düzeyde tahsil görmüş, oldukça sosyal, girişimci bir şahıs olan misyoner, karakoldaki ifadesinde ilginç şeyler söylüyor. “Her ile mutlaka bir kilise açılacağını, kendisinin sınırdışı edilse bile yerine bir görevli daha geleceğini” itiraf ediyor. Bir süre sonra Ankara’dan gelen bir emirle şahıs serbest kalıyor ve eskiden daha açık ve aktif olarak Hristiyanlaştırma faaliyetine devam ediyor. Bürosu da, dini eğitim almamış, ekonomik ve siyasi kriz mağdurları ile dolup taşıyor. Aynı şahıs, dil kursları ve özel kolejlerde ingilizce derslerine giriyor. Öğrencilerle okul dışında da bağlantısını sürdürüyor. Öğrenciler Türkiye çapında bir organize ile Antalya, Alanya ve benzeri sahil kentlerinde tatil yaptırılarak körpe beyinlere Hristiyanlık enjekte ediliyor. İstanbul’un lüks semtlerinde barış(!), özgürlük(!), kardeşlik(!) adına eğlenceler tertip ediyorlar. Misyonerler haram, helal, namus, şeref hassasiyetini ortadan kaldırarak gençleri İslam’dan uzaklaştırıp, sapık Hristiyan öğretisini benimsetmeye çalışıyorlar.

 

Önce tapusunu sonra dinini

Sadece propaganda ile yetinmeyen misyonerler, şehir, köy ve kasabalarda çok sayıda gayrimenkul alıyorlar. Nevşehir merkeze bağlı Uçhisar kasabasında 150 kadar ev, yabancılar tarafından satın alınmış. Ürgüp ilçesinde de gayrimenkuller, yabancılar tarafından satın alınıyor. Van’da Ermeniler, GAP’ta ise Yahudiler mülk edinmekte yarışıyorlar. Bunlar bildiklerimiz. Daha bilmediğimiz kimbilir neler var. Yerlinin beş para vermediği evine yabancının milyarlar vermesi insanlara cazip geliyor. Dini hassasiyet gösterilmediği ve ekonomik kriz de bahane edilerek ülkemizin geleceği satılıyor. İsrailliler de aynı yöntemle işgalin yanısıra Filistinliler’den mülk satın almışlardı. Önce tapusunu aldıkları insanların, sonra dinini ve canını almaya çalışmışlardı.

 

Kurt, bulanık havayı sever

Türkiye bilinçli olarak bir yerlere götürülüyor. Yıllardır sürdürülen din karşıtı uygulamalar, laikliği dinsizlik olarak yorumlayan anlayışla insanlar dinden uzaklaştırılmak isteniyor. Ahlaksızlığın her çeşidi serbest, açık-saçık bütün kıyafetler serbest, hatta çıplaklık gazete ve TV ekranlarında teşvik ediliyor. Kılık-kıyafet yönetmeliğinde başörtüsü ile birlikte yasak kapsamında olan pantolon bayanlara serbest. Hatta yakın zamanda öğrenciler de pantolon giyebilecekler. Ancak dinin emri olan başörtüsü yasak. İHL ve Kur’an Kursları tevhid-i tedrisata aykırı(!). Ruhban okulu ve misyoner faaliyeti serbest. Yolsuzluk ve hırsızlık yapanlar, bankasını ve şirketini batıranlara devlet desteği, halkın katılımı ile kurulan üretici çok ortaklı şirketlere yeşil sermaye(!) diye yaşama hakkı verilmiyor.

Tabii olarak bu havada satanistler de, misyonerler de, ırz ve namus tüccarları da, hortumcular ve hırsızlar da cirit atarlar. Çünkü kurt bulanık havayı severmiş. Yetkili birilerinin eli ile hava özel olarak bulandırılırsa, kimin eli kimin cebinde olduğu belli olmaz. Rızık ve ecel kavramını yerli yerine oturtamayan Müslümanlar, gereksiz endişelerle kendi iç dünyalarına dönerek dışarıdaki yangından habersiz yaşarsa, o ateş bir gün kendi içini de yakar. İş işten geçtikten sonra ortada ne mal-mülk kalır, nede din-iman kalır. Çünkü dinsizlik ve İslamsızlık ateşi maddeyi de yakar, maneviyatı da yakar.

 

Taşlar bağlı, köpekler serbest

Köylü vatandaşlardan biri ihtiyaç için vilayete gelir. Ancak kenar semtlerde köpeklerin saldırısına uğrar. Can havli ile kenardaki kaldırım taşlarına sarılır. Sökmek mümkün değil. Hangi taşa koşsa yerinden çıkaramaz. Oysa köyünde köpekler bağlanmıştır. Taşları bağlamak da kimsenin aklına gelmemiştir. Kendi kendine söylenir: “Bu şehir ne garip bir yer ki taşları bağlamışlar, köpekleri ise serbest bırakmışlar.”

 

Sonuç olarak ne yapmalıyız?

Bizler her türlü mikrobun rahatlıkla üreyebildiği, namus, şeref,  haysiyet ve dürüstlükle alay edildiği, hak dine irtica yaygaraları ile saldırılırken, batıl Hint ve sapık Moon tarikatlarının binlerce kişi ile, serbetçe ayinler yapabildiği bir ülkede yaşıyoruz. İnsanlara hak dinin bahar havası teneffüs ettirilmez, dini her hareketine engel çıkarılırsa insanlar misyonerlik ve sapık tarikatların oyuncağı olurlar. İslam baharının ılık serinliğini ve güzel kokularını tatmayan insanlar buldukları her sapıklığa bir arayış içinde sarılırlar. Bu sebeple biz müslümanlara çok iş düşüyor. Uyuşuk ve tembel tembel oturmanın hiç zamanı değil. Yangın her an bizim evimize de sıçrayabilir. En azından batıl din ve ideoloji mensupları kadar bir gayret edelim.

 

İçimizdeki sapıklara dikkat

Öncelikle dinimizi sağlam kaynak ve kişilerden güzelce öğrenelim. Televizyon ekranlarında boy gösteren ünvanlı, makamlı sapıklara da aldanmayalım. Misyonerlik ve sapık tarikatlarla mücadele ediyorum derken İslam’ın doğrularını yarım akılla saptıranlara da özellikle dikkat edelim. Din adına ortaya çıkıp uçkuruna hakim olamayan köstebek kılıklı sahtekarlara kapılmayalım. İnsanların dünyalık için dinini rahatça sattığı, küfre düşmekten hiç de korkmadığı bir fitne ortamından geçiyoruz.

Dinimizi doğru öğrendikten sonra başkalarına güzel örnek olacak şekilde yaşayalım. Bizi gören İslam’ın güzelliklerini de görsün.

İslam’ı tebliğ görevinin bir gruba değil tüm müslümanlara ait olduğunu unutmadan her söz ve davranışımızı bu amaçla yapmalıyız. Bizim vasıtamızla insanlar İslam’a ısınmalı, İslam’dan uzaklaşmamalıdır.

Bu arada devletini milletini seven tüm yetkililer, öğretmenler, müftüler, vaazlar, imamlar da önce bu bilinçle hareket ederek, çevremizdeki gelişmeleri yakından takip etmeliyiz.


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.