E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

YUNUS HÜDAYİ

GÖNÜL İKLİMİ;


GÖNÜL İKLİMİ

Dergimizin yeni yayın döneminde, yeni araştırma konularıyla hizmet vermeye çalışmanın heyecanını yaşıyoruz. Temel İslamî ilimlerle ilgili bu bölümümüzde akide, fıkıh ve tasavvufla yoğrulmuş ve birçok meraklı sorulara muhatap konuların yanısıra, örnek şahsiyetlerden ibretli kıssalar ve hikmetli vecizeleri araştırıp yorumlamaya çalışacağız.

Bu meyanda kıymetli okuyucularımızdan gündeme taşıyacağımız sorular bekliyoruz. Özellikle çeşitli tv programlarında ortaya atılan, kafa karıştıran, insanları yanlış yönlendiren İslamî ilimlerle alakalı konulara dair aydınların(!) beyanatına halkın anlayacağı dilden cevaplara cidden çok ihtiyaç var.

Bu sayımızda ağırlıklı olarak İslamî ilimlerin hikmet ve ahlaki boyutlarıyla ilgili araştırmalarımızı aktarırken, gelen sorular muvacehesinde ortalığı bulandıran meselelere kaynaklarımızdan ışık tutmaya çalışacağız.

 

MAAZALLAH

İmam Rabbanî, kötü ulemanın fitnesinden Allah (c.c.)’a sığınarak der ki: “Şu anda anlatıldığı gibi, mütedeyyin ulema azdan da azdır. Bunlar ki makam ve riyaset sevdasından vazgeçmişler, onu arkaya atmışlardır. Bunların şeriatın tervicinden, dini işlerin teyidinden başka talep ve maksatları yoktur. Eğer onlarda makam sevgisi olsaydı, her biri meramına uygun bir taraf bulur, tutunurdu. Halbuki o tarafta da faziletli işler yapabilirler, aradan ihtilaflar da çıkar, bu da onların devlete yakınlığını artıran bir sebep olurdu.

İş bu durumdan sonradır ki, dinî yönden önemli işler, kısır kalırdı. Ulemanın ihtilafı (ictihadı değil) öyle bir şeydir ki, ilk asırda alemi belaya itti. Bu hastalık devamlı olursa, şeriatın tervici nasıl umulur? Milletin teyidine nasıl mecal kalır? Böyle bir şey şüphesiz tahrip sebebi olur.

Yaratılmışların necatı, ulemanın varlığına bağlı olduğu gibi, bu alemin hüsranı da aynı şekilde onların durumuna bağlıdır. Ulemanın en faziletlisi bu alemin en faziletlisidir. Onların şerlisi de, yaratılmışların şerlisidir. Hidayet ve dalalet onların hallerine merbuttur.

Aziz veli kullardan biri, lain İblis’i boş otururken görmüş. Onun böyle oturuşu, adeti hilafına olduğundan hayret edip işin sırrını sormuş.

İblis: “Bu zamanda kötü alimler, benim ağır işlerimi görüyorlar. Dalalet ve azdırma işinde bana vekillik ediyorlar.” demiş. (Mektubat-i Rabbani, 53 Mektup)

İsa (a.s.) şöyle buyurmuş: “Hepsi meyve vermedikten sonra, ağaçların çokluğu neye yarar? Hepsi mürşid olmadıktan sonra, alimlerin çokluğundan ne fayda var? Hepsi tatlı olmayınca, meyvelerin çokluğunu kim neylesin? Hepsi faydalı olmayınca ilmin çokluğu ne sağlar?”

Âmânın lamba taşımasından kendine ne fayda var. Başkası aydınlanır. Dışarda yanan bir lambadan, karanlık bir eve ne yarar var? Ve sizin konuştuğunuz o hikmetli sözlerden size ne kazanç var ki, onunla amel etmezsiniz.”

İsrailoğullarından biri seksen sandık ilim toplamış, Allah Teala, Peygamberine vahiyle bildirmiş ki:

“O hakime söyle, o topladığının bir mislini daha toplasa yine de faydasızdır. Ta şu üç şeyle amel edinceye kadar:

1. Dünyayı sevmemek. Çünkü orası mü’minlerin yeri değil.

2. Şeytanla arkadaş olmamak. Çünkü o, mü’minlerin refiki değil.

3. Mü’minlere eziyet etmemek. Çünkü onlara eziyet Mü’min işi değil.”

Rasulullah (s.a.v.) şöyle demiştir: “İslam garip olarak başladı. Kıyamet olmadan başladığı gibi tekrar garip hale gelecek.” “Garipler kimdir ya Rasulallah?” diye sorduklarında, Efendimiz buyurdu: “İnsanların fesada uğradığı zamanda muslıh olanlar.” Bir diğer rivayette: “Allah’ın kitabı terkedilirken ona yapışan, sünnet söndürülmeye çalışılırken onunla amel edenlerdir.”

Saadet ışığında İslam bu gariplikten ehlinin ve ona yardım eden velilerinin çokluğundan dolayı kurtulmuştu. Ona tabi olmayan veya olup da bidat ve fesat çıkarmak isteyenler, onun zahir olan azamet ve savleti karşısında bir varlık gösteremiyordu. İstikamet üzere birlik ve bütünlük rayına oturmuş gidiyordu. Ta ki haber verilen bütünlüğü ihtilaf ve iftiraka kuvveti zaafa dönderen Suad-ı A’zam’dan ayrılan çıkışlar olana dek. Böylece sünnet ehlinin arasına heva ve bid’at ulumaları çöreklendi. Cenab-ı Hakk’ın kulları arasındaki hükmü muktezasınca bölük pörçük oldular.

 

Kaynaklar

Şatıbî, el-İltisam, s. 17, Beyrut

Ebul-Leys Semerkandi, Tenbih’ul-ğafilin, s. 459-460.

 

Mü’minin gönül âlemi

Bayezid Bestami, nefsiyle mücadele sürecinde yaşadıklarını şöyle anlatır:

“Mücahede konusunda on iki sene nefsimin demircisi oldum. (Nefsimi parlatmak için onu on iki sene dövdüm.) Beş sene nefsimin aynası oldum. Bir yıl nefsimle kalbimin aynasına baktım. Birden belimde bir zünnarın durmakta olduğunu görmeyeyim mi? Bu zünnarı kesmek için on iki sene uğraştım. Sonra yine baktım ve bu sefer içimde bir zünnarın olduğunu gördüm. Bunu kesmek için de beş sene didindim. Zünnarı nasıl kestiğimi düşünürken keşfim açıldı. Halka baktım, hepsini ölü halde gördüm. Cenaze namazlarını kılmak için üzerlerine dört kere tekbir getirdim.”

 

Deli olmadan

Abdülbari’den nakledilir: “Zunnûn kardeşimle gidiyorduk. Birden önümüze bir çocuk kalabalığı çıktı. Birini önlerine katmış taşlıyorlardı. Zunnûn kardeşim hayretle çocuklara dönerek:

- Niçin bu adamı taşlıyorsunuz? Kabahatı nedir? dedi. Buna karşı çocuklar anlattılar ki:

- Bu deli adam, haline bakmadan Allah’ı gördüğünü söylüyor.

Biz çocukları dağıttıktan sonra, o deli(!) adama yaklaştık. Çok yakışıklı idi ve yüzünde, ariflerde bulunan nişan vardı. Selam verdik, sonra ona:

- Çocuklar, senin Allah’ı gördüğünü ve bu yolda, iddia sahibi olduğunu söylüyorlar, ne dersin?.. dedik. Bunun üzerine: “Beni halime bırakın, siz bu yolda kahraman sayılırsınız. Ben, bir an olsun, ondan ayrı düştüğümü bileyim, yok olurum, dedi. Bundan sonra şu şiiri okudu:

“Sevgili, sevgiliden istedi rızasını;

Ve... Sevgili sevgiliden ister likasını...

Ebedi kalbi gözleriyle düşünür.

Kalbse hem bilir, hem de görür

Rabbın nurunu...

Sevgili sevgilinin yakınlığını sever;

Gayrını istemez, kullardan da uzak eder.”

Bu yüzlerdeki derin manayı anladım; dayanamadım:

- Deli dedikleri sen misin?.. dedim. Bunun üzerine bana döndü ve dedi ki:

- Yer ehli yanında, evet; ama gök ehline göre hayır...

- Bundan sonra aramızda şöyle bir konuşma geçti:

- Mevla ile halin nice?

- Onu marifet yoluyla bileli beri, onsuz olmadım...

- Onu marifet yoluna nasıl erdin?

- Adım deliler arasına karıştıktan sonra...

(Onların Aleminden, s. 78-79)

 

HADİS-İ ŞERİF

Evladım! Kalbinde hiç kimseye karşı bir kötülük bulunmadan akşamlamaya ve sabahlamaya gücün yeterse, böyle yap(maya çalış).

Muhammesût / ŞİİR

Aya benzeyen güzellerin cemalinden yüz çevirerek

Ne zamana kadar âsîlerin tufeyli olacaksın?

Eğer ululuğa talip isen

Cânının ortasına pâkların sevgisini yerleştir!

Ancak gönlü hoş olanların sevgisine gönül ver!

 

Altın ve gümüş sevgisine esir olursan,

Ayarın bakırdan daha aşağı olur.

Demir parçası gibi cevhersiz de olsun,

Karataş veya mermer de olsun,

Bir gönül ehline erişirsen gevher olursun.

(Divan-ı Es’ad, s. 108)

 

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.