E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

İDRİS ARPAT

DÜŞÜNCE;


  Kıymetli zamanlar, kıymetli meşguliyetler ister

İnsan sıradan bir varlık değil, zamanları da sıradan varlıkların zamanları gibi değil. İnsan, yeryüzünde Allah’ın (c.c.) halifesi (vekili), sonsuzlukların şanlı yolcusu, dünya misafirhanesinin aziz misafiri.

Sermayesi iki: Sağlığı ve zamanı. Bu iki sermaye ile dünyasını da, ahiretini de cennete çevirmek zorunda. Şanlı kılavuz buna işaret buyurdu: "İki nimet vardır ki, insanların çoğu kıymetini bilmez de aldanır: Sağlık ve boş vakit."

İnsan, ana beşiklerinden yer beşiklerine doğru yol alırken, kendi kararını kendi vermek zorunda ama, mülkün gerçek sahibinin iradesini, rehberliğini, yardımını, mükâfat ve mücâzatını ve de sonsuzlukları göz önünde bulundurmak zorunda. Aksi takdirde, çöllere sapan küçük bir dere gibi yok olup gitmek de var işin içinde, can yangınlarına düçâr olmak da.

Sermayemiz, kartopu gibi eriyen bir sermayedir. "Hayat, dönüşü olmayan bir yolculuk, akıp giden bir sudur.” Bir nehirde, aynı suyla iki kere yıkanmak mümkün olmadığı gibi, bir zaman dilimini de iki kere kullanmak mümkün değildir. Bu katı gerçek bizi "An bu andır, dem bu demdir." sırrına götürür. Geçen geçmiş, gelecek de henüz gelmemiştir. Öyleyse kullanılabilir sermayemiz, sadece içinde bulunduğumuz ândır. Şu halde bütün mesele bu "ân"ın rıza-yı ilahî’ye en uygun, yüzümüzü en çok güldürecek bir meşguliyete harcanmasıdır.

Nedir bu dünya ve ahiretimizi cennet edecek meşguliyet? Bu sorunun cevabını ararken kapasitemizi göz önünde bulundurmak zorunda olduğumuz gibi, mesleğimizi, içinde bulunduğumuz şartları, yaşımızı, cinsiyetimizi de göz önünde bulundurmamız gerekiyor. Her zaman, her yerde, herkes için, tek bir meşguliyet "rıza-yı ilahî’ye en uygun" vasfını haiz olmayabilir. Zaman da, zemin de, şahsın kabiliyeti de meşguliyete münasip düşmeli. Meşguliyet, dünya-ahiret azami verimi sağlayan bir meşguliyet olmalı. Sözgelimi, uykuya ayrılması gereken münasip zaman ibadete ayrılırsa bu, ertesi gün yorgunluk ve bitkinlik getirecek, dolayısıyla işin hakkı verilemeyecek demektir. Bu da başka aksamaları beraberinde getirecektir. Dersine çalışması gereken talebe, ille de "şu kitaba" uzun zaman ayıracak olursa, bu kitap çok faydalı bir kitap olsa bile, bu bir zamanlama hatası olur. Dolayısıyla o meşguliyetten Allah (c.c.) razı olmaz. İyi niyet her hâl-ü kârda şarttır, ama yeterli değildir. İyi niyetle de çok yanlış işlere sürüklenmek mümkündür.

Her iş kendine ayrılan zamanda başlayacak ve bitecektir. Her yaşın bir işi, her işin de bir yaşı vardır. Zamanlama, iyi niyet, usul ve süreklilik... Bunlar, işin olmazsa olmazıdır.

Bu tespitler ışığında, zamanımızı gönül rahatlığıyla harcayabileceğimiz meşguliyetlerden biri de, hiç şüphesiz Kur’an ve sünnetle meşguliyetimizdir.

Burada arzedeceğimiz hususlar şuurlu, sade bir Müslüman göz önünde bulundurularak söylenmiştir. Mesleği gereği Kur’an ve sünnetle meşgul olanlar, ihtiras erbabı, özel durumu olanlar konumuzun dışındadır.

1- Müslüman, Kur’an-ı Kerimle meşgul olmaya karar verdiyse, her şeyden önce, iyi seçilmiş birkaç Kur’an-ı Kerim meali, birkaç tefsir edinmelidir. Bu, lüks değildir, ekmek gibi, su gibi bir ihtiyaçtır.

2- Kur’an-ı Kerim, her münasip zamanda, mümkünse abdestli bulunarak, acele etmeksizin, bitirme telaşına kapılmaksızın, ayın durağından ayın durağına, Arapça metninden okunmalı, sonra mealine geçilmelidir.

Okumak anlamak, anlamak da yaşamak içindir. Anlaşılan bilgi hayatımızı mutlaka daha mükemmele taşımalıdır. Şifa vermeyen tıp, başarıya götürmeyen askerlik bilgisinin kime, ne faydası olacaktır. İmam Gazali’nin (İhya’nın Kur’an okuma adabı) bölümünde ifade ettiği gibi, dört satırlık Zilzal Suresi’nin ilmini yapan, elli sayfalık Bakara suresini anlamadan okuyandan daha hayırlı iş yapmış olur, daha fazla sevap kazanır.

Allah’ın sınırsız ilmine istinad eden, dünyanın bir numaralı kitabı, bizim ilmimize bir şey ilave etmiyorsa, yaklaşım tarzımızı gözden geçirmek durumundayız demektir.

Meal de aynı ölçüler içinde, dikkatle bir kere okunmalıdır. Tabiidir ki, her ayeti kerime aynı ölçüde dikkatimizi çekmeyecektir. Çok dikkatimizi çeken ayet metin ve meallerine münasip işaretler konmalıdır. Çünkü işaretli ayeti kerimeler, ileriki zamanlarda hem tekrarlanacak, hem de başkalarına duyurulacaktır. Bu, kaçınılmaz olarak, okuyup işaretlediğimiz ayeti kerimeleri doğru anlayıp anlamadığımız sualini doğuracaktır. İşte bu noktada tefsirler devreye girecektir.

Sadece ilgimizi çeken ayeti kerimelerin tefsirine bakılacaktır. Mutmain oluncaya kadar, yani "Demek ki şimdilik anlaşılması gereken bu." deyinceye kadar tefsir okunacaktır. Bu okuma işinden sonra kafamızda sualler bitecek midir? Muhtemeldir ki bitmeyecektir. Bu da bizi işin erbabına danışmaya götürecektir. "Danışan dağlar aşmış."

3- Kur’an’la meşguliyetimizde, hiç olmazsa İmam-Hatip Lisesi seviyesinde Arapça bilmemiz, işin tadını ve verimini artıracaktır. Hiç Arapça bilmiyorsak, bir şekilde öğrenme imkanlarını ararsak ne kadar güzel olur. Her şeye rağmen meşguliyet sürecektir.

4- Dördüncü safhada, işaretli ayetler metin ve meal olarak tekrarlanacaktır. Bu, yine düşünerek ve anlama gayretiyle beraber bir tekrarlamadır. Beşer sayfa götürülebilir bu safha. Bu safhada zorlanmaksızın, kendiliğinden, pek çok ayeti kerimeyi ezberlemiş olacağız.

5- Beşinci safhada, dost ve ahbap toplantılarında veya evimizde, bu işaretli ayetler müzakere edilecektir. Herkes dikkatini çeken yönü belirtecektir. Bu, başka hadis ve ayetlerin ve de tespitlerin hatırlanmasına vesile olacaktır. Böylece bir kafayla çalışıp, birden fazla kafanın mahsulünü toplamak mümkün olacaktır.

Bu hayırlı meşguliyet, "Göz baktıkça, yürek attıkça" devam edecektir.

Sünnet-i seniyye ile de bu minval üzere meşgul olunacaktır. Sünnet-i seniyye, Kur’an’ın pratiği ve teferruata indirilmesidir.

Her hayırlı işin kendine göre bir zorluğu olduğu gibi, bunun da olacaktır. Unutmamak gerekir ki, insanlar zorluklarla mücadele ede ede şahsiyetini bulur.

Faydaları:

Böyle bir meşguliyetin pek çok faydaları olacaktır.

 Bizim görebildiklerimiz şunlardır:

1- Allah rızasını kazandırır. Zaten yaratılış gayemiz de Cenab-ı Hakk’ı tanımak ve rızasına erme gayretine girmek değil midir?

2- Sürekli bir şekilde şuurumuza uyanıklık, vicdanımıza canlılık kazandırır. Neticede imanımız taklitten tahkike yükselir, ahlakımız güzelleşir.

3- Hayatımızı ehem-mühim sıralamasına göre yaşamamıza vesile olur.

4- Boş zaman bunalımından, meşguliyetin yüksek hazlarına, kahvelerin zehirli havasından sıcak aile yuvalarına çeker.

5- Doğruluğundan şüphe edilmeyen bir kitapla iştigalin verdiği gönül huzuruna vesiledir. "Ömür sermayesini yanlış yerlere mi sarf ediyoruz?" tedirginliği olmayacaktır yüreğimizde.

6- Kalbî sükunetlere vesiledir. Cenab-ı Hak, Kelam-ı Kadim’iyle ilgilenenlere, derin manevi hazlar lutfedecektir.

7- Düşünce ve hayal genişliği kazandırır. Zaman olur, düşünce ve hayal olarak Sidretü-l Münteha’dan ötelere yürürüz. Zaman olur, cinlerle beraber Kur’an-ı Kerim dinleriz. Zaman olur, galaksiden galaksiye uçup gideriz. Zaman olur yaratma olayının sırlarında mest-ü hayran oluruz.

8- Yüce Yaratanımızla baş başa kalmamızdır. Kafa ve gönlümüzü O’na açmamızdır. Nur ve huzurla dolmamızdır. Sevgi dolu dünyalarla kelebekler gibi hafiflememizdir.

9- Ve sonsuzluklar... Sonsuzluklarda, ne yana baksan yığın yığın nimet ve muhteşem bir saltanat görürsün. (76/İnsan, a. 20)

Kur’an varolduğu ve Müslümanın Kur’an’la irtibatı sürdüğü müddetçe, yeni bir insan tipinin, yeniden ortaya çıkma ihtimali vardır. Hz. Ebu Bekir gibi idareciler, İmamı Azam gibi ilim adamları, maddeden öteye bir düşünce ile ticaret yapan tüccarlar oldukça İslam medeniyeti etkili bir şekilde hayata dönebilir, Allah’ın nuru parlayabilir.

İnsanların hakikatı yaşayıp, hakitatı müdafaa ettikleri kanaatine sahip olmaları son derece önemlidir. Bu psikolojik bir galibiyettir, direnme gücüdür, Allah’a ve ahirete tutunmaktır. Kuran’la irtibat varolduğu sürece bu kanaat olacak, bu kanaat oldukça da Müslümanca bir dünya var olacaktır.

Son olarak bir hususu daha belirtmeliyim:

Bütün doğrular Kuran’ın malıdır. Öyleyse ölçülerini eline almış bir Müslüman, bütün kitaplara ve bütün kültürlere açık olacaktır. Kur’an ve sünnetin dışındaki bütün kitaplara seçmeci bir kafayla yaklaşacak, arılar gibi her çiçekten bal toplayacaktır. Nerde güzel bir tespit, nerde sıcak bir cümle, yüreklere işleyen bir şiir parçası bulursa sahip çıkacaktır, kültürünü renklendirecektir. Kuran’la meşgul olmak demek, dünyanın bütün doğrularına açık, bütün yanlışlarına kapalı olmak demektir. Odamızda dünyanın bütün kültür rüzgarları esmeli ama, hiçbiri bizi Kur’an dünyasından başka atmosferlere savurmamalıdır.

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.