E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

ERKAN ÖZDEMİR

AÇIK KAPI;


KAPIMIZ HERKESE AÇIK

Dergimizin yeni sayılarında kültür, sanat, şiir ve edebiyat gibi geniş bir yelpazeden oluşan köşemizde sizlerden gelen değerli çalışmaları yayınlamaktan mutluluk duyacağız. Bu sayımızda çalışmalarını bizlere ulaştıran kıymetli okuyucularımıza teşekkür ediyoruz.

 

RÜYADAKİ GERÇEK (Yarım Kalan bu hikayeyi tamamlayan okurumuza bir kitap hediye edeceğiz.)

Tutkularının esiri olan insan, kendini bataklıkta arar, güneşi balçıkla sıvarcasına. Hayal kurar hep. Sığınacak bir yer, tutunacak bir dal kalmamıştır hayatta. Kulaktan dolma, “sinek lambaya ulaştı” sözü takılmıştır kafasına. Bir an gelir, kendisini derin bir uçurumdan aşağı boşluğa, düşer hisseder. Nefesi tıkanır, kalp atışları hızlıdır. Vücudu ateşler içinde, titreyerek birden uyanır. “Bu da neyin nesiydi?” diye düşünür.

Odayı şöyle bir göz ucuyla süzer. Gün ışımıştır. Dışarıdan araba gürültüleri, satıcı sesleri, plakçıda çalan müzik, çocuk çığlıkları gelir kulağına. Hafifçe yatağından doğrulup ayağa kalkarken vücudunun aşırı bir ter istilasına uğradığının farkına varır. Hemen üzerindekileri  değiştirmek için çamaşırlarının olduğu dolaba yönelir. Üzerini değiştirir ve pencereye doğru yürür. Percereyi açar. Dışarıdan ılık ve temiz hava suratını okşayarak odanın içine nüfuz eder. İçerinin sıkıcı, boğuk ve kokulu havası, dışarıdan içeriye hücum eden ılık ve temiz havanın istilasına dayanamayıp, yavaş yavaş silahını bırakarak teslim bayrağını çeker.

Ömer, bir an açlığının farkına varır. “Epey geç olmuş” diye mırıldanır. Mutfağa yönelir. Etrafa göz gezdirir. Evde kimsecikler yoktur. Kahvaltı hazırlama işi yine kendisine düşmüştür. Canı sıkılır. Mutafağa girer. Mutfağın hali, aç kurtların saldırısına uğramış koyun sürüsü gibidir. Anlaşılan arkadaşları derse yetişmek için alelacele bir şeyler atıştırıp gitmişlerdir. Hemen kendisine, krallara layık bir sofra hazırlar. Yarım ekmek, bir yumurta tabağın dibinde kalan üç beş zeytin ve yanında da tavşan kanı çay. Bir güzel kahvaltısını yapar ve rüyasını düşünür:...

 

FİLİSTİN’E

Hangi yürek dayanır böyle acıya?

Nasıl solar dalında tomurcuk güller?

Kardeş düşman olmuş ana, bacıya,

Bu utancı insanlık nasıl temizler?

                Sığar mı insanlığa yetimin ahı?

                Şu küçücük yürekler nasıl iniler.

                Medeniyet midir bu zulümün adı?

                Bu utancı insanlık nasıl temizler?

Dünya bu zulüme göz mü yumacak?

Yok mu zalimlere “YETER!” diyecek?

Tükenmiş analar, ağlar yavrucak.

Bu utancı insanlık nasıl temizler?

                Acı, ölüm her yerde kol geziyor,

                Merhamet dileniyor beşikte bebeler.

                Yaşanan gerçeklere tüyler ürperiyor,

                Bu utancı insanlık nasıl temizler?

Bitsin bu zulümler, zalimler gitsin!

Dinsin bu acılar, ağıtlar dinsin!

Halâ hiçbir şeyden habersiz gibisin.

Haydi kalk! Filistin’de can seni bekler.

                Bu utançtan yıllarca kalacak izler.

                                                                (Handan)

 

MESNEVİ’DEN BİR HİKAYE

Birisi bir kuşa düzen kurmuş, onu faka bastırmıştı. Kuş ona, “A ulu hoca!” dedi.“Sen nice öküzler, koyunlar yemişsin, nice develer kurban etmişsin. Hiçbir zaman onlarla doymadın; benim bedenimle de doymazsın sen. Beni bırak da sana üç öğüt vereyim; vereyim de bil bakalım, akıllı mıyım, aptal mıyım? O üç öğüdün ilkini, elindeyken vereyim; ikincisi, samanlı balçıktan yapılmış damının üstündeyken söyleyeceğim. Üçüncüsünü de ağacın üstüne konunca söyleyeceğim. Bu üç öğüt yüzünden de bahtı kutlu olacaksın. Elindeyken söyleyeceğim söz şu: Olmayacak şeyi kim söylerse söylesin, inanma.

Avcının elindeyken o değerli öğüdü söyleyince azad oldu; uçtu, o duvarın üstüne kondu. Dedi ki: “Bir de geçmişe gam yeme; geçti gitti mi, ona hasret çekme.” Ondan sonra da, “İçimde” dedi, “On dirhem ağırlığında eşi bulunmaz bir inci vardı. Canına andolsun, o inci seni de devlete kavuştururdu, oğullarını da. Fakat kısmetin değilmiş, dünyada eşi bulunmayan bir inciyi kaçırdın.”

Adam, gebe kadın doğururken nasıl oğunup feryat ederse, tıpkı onun gibi oğunup feryat etmeye koyuldu. Kuş, “Öğüt verdimdi ya!” dedi, “Sakın geçmiş şeye gam yeme demiştim hani. Değil mi ki geçti gitti, ne diye gam yersin. Ya öğüdümü anlamadın, yahut da sağırsın. İkinci öğüdüm de de sapıklığa düşme, olmayacak şeye inanma demiştim ya. A arslanım, ben üç dirhem ağırlığında bile değilim; içimde on dirhemlik inci nasıl olur?”

Adam kendine geldi de “Peki” dedi, “Haydi, o üçüncü öğüdü de ver.” “Evet” dedi kuş, “Öbürlerini iyi tuttun da üçüncü öğüdü bedavaca söyleyeyim.”

Uykuya dalmış bilgisize öğüt vermek, çorak yere tohum ekmektir.

 

MESNEVÎ / MEVLÂNÂ

Daha çok bir olayın anlatıldığı ve çok çeşitli konuların işlendiği, beyitlerle yazılan mazumelerdir. İran edebiyatından Türk edebiyatına geçen mesnevi türü ile, 11-19. yüzyıllar arasında edebiyatımızda sayısız eserler ortaya konulmuştur. Mesnevîler uzun olduklarından her beyit kendi içinde kafiyelenir. Mesnevîler konularına göre dini mesneviler, tasavvufî mesneviler, ahlâkî mesnevîler menkıbevî mesnevîler, tarihî mesnevîler, aşk mensevîleri, macera mesnevîleri, tasvir mesnevîleri olarak ayrılır.

Mevlânâ’nın büyük ve ölümsüz eseri Mesnevî, Farsça manzum ve 6 cilttir. Mevlânâ Müzesi’ndeki en eski mesnevî nüshasına göre 25.618 beyittir.

 

EY MÜSLÜMAN!

Ey müslüman!

Kendine gel kendine!

Artık Rabbin için

Namaz kıl ve iyilik yap.

Unutma ki,

Yaşadığın günün tekrarı yok!

 

Ey müslüman!

Bu uykudan uyan!

Artık Rabbin için

Oruç tut ve dosdoğru ol.

Unutma ki,

Fani dünyada yaşıyorsun.

(HÜSEYİN CANDAN)

 

EYLÜL

Sokak lambalarının titrek ışıklarında yaşayan, benim.

Hep bir hayalin, sistemin ardında saklanan, benim.

Acı bir feryatla çığlıklar koparken bedenimde

Sıra sıra sokaklarda koşan, benim.

Esen rüzgarın ardı sıra

Bir bir savrulan yasemen, benim.

Acı yağmurların her bir damlasında

Çatlak toprağın bağrına düşen, benim.

Nice dallar filizlendi, yaşandı aşklar

Bir kar gibi yaşayan ateş, benim.

Son yazın sararan yapraklarında

Sonsuzluğa doğru giden gemi, benim.

Sona hüznü getiren bahar

Aşkını unutturan sevda,

Aşk selvilerinin son durağı

Hüznün başı bahar, EYLÜL, benim.

(Sonay ARSLAN)


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.