E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

AHMET BELADA

KAPAK;


UNUTULAN VE UNUTTURULAN KEŞMİR SORUNU 

Keşmir, tabii güzellikleriyle, yeşillikleriyle ve verimli arazileriyle tanınan bir bölge. Bu özelliklerinden dolayı "Cennet vadi" olarak adlandırılmaktadır. Coğrafi olarak Hindistan, Pakistan, Afganistan ve Çin'in kesişme noktasında yer almaktadır.

Keşmir, bir bölümü Hindistan, bir bölümü Pakistan sınırları içinde yer alan ve halkının büyük çoğunluğunu Müslümanların oluşturduğu bir bölgedir. Pakistan sınırları içinde kalan kısmı "Azad Keşmir (Özgür Keşmir)" olarak adlandırılmaktadır. Bu bölüm Pakistan'ın bağımsız olmasından sonra, cihad yoluyla Hint işgalinden kurtarılarak Pakistan'a katılmıştır.

Aslında Pakistan'la Hindistan'ın ayrılması esnasında imzalanan anlaşmada belirlenen şarta göre Müslümanların çoğunlukta olduğu bölgeler Pakistan'a, diğer bölgeler ise Hindistan'a kalacaktı. Fakat Hindistan, nüfusunun büyük çoğunluğu Müslüman olmasına rağmen Keşmir'i Pakistan'a bırakmak istemedi. Bunun üzerine çıkan silahlı mücadelede bir bölümü kurtarılarak Pakistan'a katıldı. Ancak nüfusunun çoğunluğunun Müslüman olmasına rağmen önemli bir kısmı hala Hindistan işgali altındadır.

 

Keşmir sorunu nasıl başladı?

1952'de BM gözetiminde Hindistan'la Pakistan arasında imzalanan barış anlaşmasıyla Keşmir halkı arasında Pakistan veya Hindistan'dan hangisini tercih ettikleri konusunda bir referandum yapılması kararlaştırılmıştı. Ancak o tarihten bu yana Hint yönetimi bu anlaşmanın gereğini yerine getirmeyerek herhangi bir referandum yapmadı.

Keşmir'in Hindistan işgali altında kalan kısmının yüzölçümü 138.935 km2, nüfusu yaklaşık 13-14 milyon civarındadır. Bu nüfusun yaklaşık % 85'i Müslümandır. Müslüman olmayan nüfusun da önemli bir kısmı Hindistan hükümetinin uyguladığı nüfus kaydırma politikasıyla oluşturulmuştur. İşgal altındaki Keşmir'in başkenti de Srinagar'dır.

Bu kesimin Hindistan sultası altında kalmasında İngiliz sömürgecilerin de önemli rolü olmuştur. Çünkü Güney Asya'yı uzun bir süre yönetimleri altında tutan İngiliz işgalciler 1947'de bölgeden çekilirken burayı Hindistan'ın işgal etmesine yardımcı oldular. Zaten uluslararası sömürgeci güçler Keşmir'in Hint işgali altında kalmasından yana bir tavır koymamış olsalardı 1952'de imzalanan anlaşmanın gereğinin yerine getirilmesi ve bölgede bir referandum gerçekleştirilmesi için Hindistan'a baskı yaparlardı. Bu durum, söz konusu anlaşmanın BM gözetiminde imzalanmış olmasının fazla bir anlam taşımadığını ve sömürgeci güçlerin çıkar hesaplarının öne çıkması durumunda BM gözetiminin bir güvence oluşturmadığını gözler önüne sermektedir.

 

Keşmir ve Hint zulmü

Hindistan, Keşmir'deki Müslümanları ağır bir zulüm ve işkence ile yönetim altında tutmaktadır. Hindistan, bu bölgedeki Müslüman halkı sindirmek ve onları kendi despotizmine boyun eğmeye zorlamak için şimdiye kadar bir sürü katliam gerçekleştirdi. Bu bölgedeki zulmünü devam ettirebilmek için bölgede yarım milyon asker bulunduruyor ve sürekli sıkıyönetim uyguluyor. Askerlere, Keşmir'deki bağımsızlık mücadelesini bastırmaları ve Müslüman halka göz açtırmamaları için her türlü yetki verilmiş. Çoğunluğu Hindulardan oluşan ve Müslümanlara karşı özel bir kinle yetiştirilen askerler de kendilerine verilen yetkiyi sonuna kadar kullanarak insanları hunharca öldürüyor, sorumsuzca tutuklayıp işkence ediyor ve bazen de kadınlara tecavüz ediyorlar. Keşmir'deki hastaneler ve sağlık kuruluşları sürekli Hindistan askerlerinin saldırıları sonucunda yaralananlarla dolup taşıyor. Kısacası; Hindistan askerleri, Keşmirli Müslümanları zulmün her çeşidine maruz bırakıyorlar.

Hindistan, Mayıs 1999'un sonlarına doğru ve Haziran 1999'un başlarında Kosova'da çatışmaların yoğunlaştığı günlerde dünya kamuoyunun dikkatlerinin bu bölgeye çekilmesini fırsat bilerek Keşmir'e hava saldırıları düzenledi. Bu saldırılarda masum ve savunmasız çocukların devam ettiği okulların özellikle hedef alınması bu operasyonun aslında Keşmir'in bağımsızlığı için savaşan mücahitlere karşı değil tüm Müslüman Keşmir halkına yönelik olduğunu belgeleyen bir gelişme oldu. Bu saldırılar aynı zamanda Hindistan vahşetinin hangi boyutlara ulaştığını da gözler önüne seriyordu. Operasyon yüzünden on binlerce sivil insanın evlerini terk ederek muhtelif yerlere sığınmak zorunda kalması da Hindistan yönetiminin askeri operasyonunda tüm Keşmir halkını hedef aldığını ortaya koydu.

 

Hindistan gizliyor, dünya seyirci kalıyor

Söz konusu operasyonda Hindistan rejimi kendini haklı gösterebilmek ve Keşmir halkına yönelik vahşi operasyonuna kılıf bulabilmek için Pakistan hükümetinin Keşmirli gerillaları desteklediğini, hatta bazı Pakistan askerlerinin Keşmirli gerillaların yanında savaştıklarını ileri sürdü. Hatta, Hint kuvvetleri tarafından öldürülenlerin bazılarının Pakistan askeri olduğunu söyledi. Oysa öyle bir şey olsaydı Hindistan, öldürülen Pakistan askerlerine mal bulmuş mağribi gibi sarılır ve tüm dünya medyasına bu cesetleri teşhir ederdi. Zaten Pakistan normalde Hindistan'la herhangi bir sürtüşmeye girmekten yana değildi. Bundan dolayı Hindistan'la ilişkilerini iyileştirmek için birtakım siyasi ataklar da yapmıştı. Ancak Hindistan kendi saldırgan tavrını gizleyebilmek için bu iddiaları ortaya attı. Oysa Pakistan daha hiç işin içinde yokken kendi uçakları Pakistan hava sahasını ihlal etti ve iki uçağı Pakistan topraklarına düşürüldü. 1999 Haziran'ının başlarında da Pakistan'a bağlı olan Azad Keşmir topraklarını bombaladı.

Hindistan'ın Keşmir'de sergilediği vahşet, Yugoslavya yönetiminin Kosova'da sergilediği vahşetten farklı değildir. Değişik zamanlarda gerçekleştirilen vahşi saldırılarda Müslümanların birçok ileri geleni de şehit edildi. Haziran 1990'da şehit edilen Keşmir Müftüsü Muhammed Faruk bunlardan biridir. Müftü Muhammed Faruk'un cenaze töreninde Hint işgal güçlerinin, törene katılanlara yönelik olarak düzenledikleri vahşi saldırıda da 300'den fazla Müslüman şehit edildi. Bu vahşi katliamdan sonra Müslümanlar suçlu ilan edilerek sokağa çıkma yasağı uygulaması başlatıldı. Bu yasak günlerce sürdü ve Müslümanların zorunlu yiyecek maddelerini almaları, hastane veya camiye gitmeleri için bile dışarı çıkmalarına müsaade edilmedi. Bu yüzden insanlar aç ve her türlü sağlık hizmetinden mahrum bir şekilde günlerce evlerine hapsedildiler.

Bu olaylar Hindistan'ın bölgede izlediği insanlık dışı vahşet politikasına dikkat çekmek için verdiğimiz birkaç örnek. İşgalci Hint yönetimi, İngilizlerin bölgeden çekildiği 1947'den bu yana bunun gibi yüzlerce katliam ve vahşet sergilemiştir.

Keşmir Sorunu, 1948 yılından beri Birleşmiş Milletler’in gündeminde yer alıyor. Müslüman Keşmir halkının Hindistan ile bütünleşmeye karşı çıkması nedeniyle biri 1947, diğeri 1965’de olmak üzere iki savaş yaşandı. Üçte ikisi Hindistan, kalan kısmı Pakistan topraklarında yer alan Keşmir’i Hindistan kendi topraklarının ayrılmaz bir parçası sayarken, Pakistan Keşmir’in geleceğinin BM Güvenlik Konseyi kararları çerçevesinde kendi halkı tarafından yapılacak bir referandum ile belirlenmesini savunuyor. Pakistan’ın sorunu ulusulararası zeminlere taşımasını engelemeye çalışan Hindistan, BM Genel Sekreteri ve ABD’li yetkililer dahil, üçüncü tarafların iyi niyet girişimlerini reddediyor.

 

Sonuç olarak

Bütün bu yaşananlar şunu göstermektedir: Dünyanın neresinde olursa olsun Müslüman varlığına karşı bir düşmanlık sergilenmekte. Olanları bu zaviyeden görmek gerekiyor. Çünkü tarih boyunca sergilenen oyunlar bunun göstergesi. Peki bu durumda ne yapmak gerekiyor?

Kanaatim o ki, öncelikle kendimizi bilmeli ve tanımalıyız. Çünkü kulluk kitabımızda Cenab-ı Hak: “Ey iman edenler! Siz kendinize bakın...” (5/105) demek suretiyle bir nevi kendimize gelmemiz ifade edilmekte. Bizler kendi kendimizle didiştiğimiz zaman kaybeden Müslümanlar oluyor. (8/46)

Durum böyleyken ve her fırsatta birlik beraberlikten bahsederken, neden böyle bir ameliye içine girmiyoruz? Oysa böyle bir birlik gücümüzün ortaya çıkmasına sebep olacaktır. Ezilmekte ve yok olmakta olan insanlarımız olmayacak, sönen ocaklar, ağlayan analar bulunmayacaktır.

Müreffeh Batı, perişan İslam Dünyası istiyor, hâlâ anlamayacak mıyız?

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.