E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

AHMET TAHA

HABER YORUM ;


Başörtüsü zulmü durmuyor

Birileri tarafından gittikçe dar alana sıkıştırılan başörtüsü zulmü İlahiyatlardan sonra İHL’ye de sıçradı. Her akıl ve insaf sahibinin kabul etmesi gereken kadınların örtünme meselesi dini bir zorunluluktur. Dini bir emri olan başörtmeyi ideolojik görmek, devlet aleyhine bir eylem görmek, halkı doğrudan devletle karşı karşıya getirmektir. Başını örten her bayanı devlete düşman görme ise ayrı bir ruh hastalığıdır. Buna paranoya mı dersiniz, şizofrenik bir vakâ mı dersiniz bilmem. Bir yönetim kendine bu kadar kolay düşman üretebiliyor, insanların dostluğunu kazanmak yerine kin ve nefreti körüklüyorsa buna ancak ihanet denir. En azından basiretsizlik denir.

İlahiyat ve İHL’de okuyan kızlarımıza derslerde başörtüsü takmanın dini bir görev olduğunu öğrettikten sonra, “ben derim, olur” mantığı(!) ve zorbalığı ile başlarını açtırmak hangi demokrasi ve laikliğe sığdırılıyor?

Öğretmen, doktor, hemşire, memur ve benzeri kamu görevinde bulunanlar devlete düşman olma pahasına ya işine son verildi, ya da perukla veya başını açarak işine devam izni verildi. Türkiye ne kazandı?

Diğer yüksek okul ve fakültelerdeki kız öğrenciler de aynı zulmü yaşadı. Kimi kazanmak ve bitirmek için yıllarını verdiği okulu bırakmak zorunda kaldı. Türkiye ne kazandı? AB’ye mi kabul edildi? Ekonomik kriz mi bitti? İnsanların maddi-manevi problemleri mi bitti? Kim ne kazandı?  Şimdi İlahiyat ve İHL’de birilerinin dediği olunca kim kazanacak? Ancak iç ve dış düşmanlar kazanacak. Bölücüler, halk düşmanları, devleti yıkmak isteyenler kazanacak. Çünkü 12-15 yaşındaki gözleri yaşlı, elleri kelepçeli, polis copu ile vücudu yaralanan, moraran gencecik çocuklar kendilerine devlet diye tanıtanların şahsında devlete düşman hale gelecekler. Masumların gözyaşları ve bedduaları da Allah katında geri çevrilmeyecek.

 

İHL Ve İlahiyat için Meclis devrede

Zulmün son adresi olan İHL’deki baş örtüsü yasağı, kamu oyunda yoğun tepkiye neden oldu. Şimdiye kadar zulme seyirci kalan, laf üretip, politika yapan partiler, nihayet bir adım atma kararı aldılar. TBMM İnsan Haklarını İnceleme Alt Komisyonu üyeleri zulmü yerinde tespip ettiler. Bu arada ANAP Grup Başkan Vekili Beyhan Aslan, başörtüsünü insan hakları ve toplumsal barış açısından değerlendirdiklerini ve vatandaştan gelen yoğun tepki ve talep üzerine konu ile ilgili yasa tasarısı hazırlayacaklarını açıkladı. Avrupa ve ABD’de böyle bir yasak olmadığını ve 10 yıl sonra bu uygulama hatırlandığında gülüneceğini ifade etti. Bu arada, malum medya ANAP’ı topa tutmaya, zulmü yapanlara değil, insan haklarına sahip çıkanlara kin ve nefretini kusmaya devam ediyor. Zulme uğrayan bir mazlumun duygu ve düşüncelerini almak yerine, hak arayanları itham etme hastalığını sergiliyor. Bir Bakan’ın dediği gibi İHL ve İlahiyatlar da “biçildikten” sonra sıra sokağa ve caddelere gelecek. Çünkü malum zihniyete göre eve tahakküm edilemeyeceği için başörtüsü sadece evde serbest olacak.

 

Sağ-Sol parti kaynıyor

Türkiye siyaseti, yeni partilerle daha da ısınacak. Daha önce bir vesile ile ismini duyurmuş bazı simalar yeni partiler kurma çabasındalar. Mevcut partileri tasvip etmeyen veya kendine yer bulamamış politikacılar birer ikişer bir araya gelerek partileşmeye çalışıyorlar. Eski ANAP’lı Hüsnü Doğan, Hasan Korkmazcan, İsmail Amasyalı, Ahmet Alkan gibi isimlerle, Saadettin Tantan Yurttaşlık Hareketi adı ile Gökhan Çapoğlu v.b. isimlerle, Melih Gökçek Demokrat Parti’yi canlandırmak için Burhan Özfatura ile, Murat Karayalçın, Fikri Sağlar ile, Yekta Güngör Özden ise, Vural Savaş ve 28 Şubatçı sivil ve asker bürokratlar, parti kurma çalışmalarına devam ediyor. Birkaç ismin de bu çalışmalara devam etmesini göz önüne alırsak, gelecek seçim bol bol ittifaklar ve ayrılıklarla geçeceğe benziyor.

 

FİLİSTİN’DE BİR ŞEHİT: BİNBAŞI CENGİZ TOYTUNÇ

Filistin yönetimindeki el-Halil kentinde düzenlenen bir saldırıda, Geçici Uluslararası Mevcudiyet Gücü’ne bağlı olarak görev yapan Binbaşı Cengiz Toytunç şehit oldu. Toytunç’un şehadetinde soru işaretleri var. Şüphelere göre bu saldırıyı, Filistin giyimli İsrailli birisi gerçekleştirdi. Türkiye; İsrail ve Filistin yönetiminden katillerin bulunmasını istedi. Ülkede büyük üzüntüye yol Toytunç’un cenazesi gözyaşlarıyla toprağa verildi.

 

Tayyip, Medya-Yargı kıskacında

Vural Savaş, halefi Sabih Kanadoğlu’nun icraatlarından mecnun olduğunu söylemiş. Saadet ve AK partililere aslan, bölücü, çeteci ve hortumculara kuzu kesilen uygulamalar, bir yerlerden emirle basın destekli çıkışlar dikkatten kaçmıyor.

Hürriyet ve benzeri basının 9 Ocak 2002’de Anayasa Mahkemesi’nce açıklanan kararı yeni gibi sunması, Yargıtay Başsavcısı’nın kapanmış dosyaları yeni bir şeymiş gibi tekrar açmaya çalışması, Tayyip Erdoğan’a kamuoyu desteğinin azalmadığı ve bu durumunda bazı siyasilerle, güç odaklarını epeyce rahatsız ettiği anlaşılıyor. Belediye’ye görevli alımında çeteleşme, ihaleye fesat, kadrolaşma, zimmet, sahtekarlık, hatta kalpazanlık ve benzeri kanunda ismi geçen tüm suçlar isnat ediliyordu. Kasıtlı ve politika amaçlı müfettişlerin raporuna rağmen mahkeme daha önce görevsizlik kararı vermişti. Kanadoğlu, hukukçu kimliğini gözardı ederek Danıştay 2. Dairesine tekrar aynı dosyayı sundu. Daşıtay’da önceki kararları veren Başkan ve bir üye emekli oldular. Yeni görevlilerle yeni bir karar aldırma girişimi de suya düşer mi bilinmez. Tıpkı Necmettin Erbakan da olduğu gibi önceden kapanmış bir dosya, ilgili olmadığı bir mahkemeye gidiyor. birilerinin istediği şekilde bir kararla ceza veriliyor. 312. madde değişikliğinden dolayı verilen cezalardan kurtularak siyasi yasakları kalkma aşamasında, başka bir ceza ile yasak süresizleştiriliyor. Yargı, hukuk birileri tarafından rakipleri yere serme, siyasi linç olarak kullanıldığı sürece seçimlerin, demokrasinin, halkın hiçbir değeri olmayacak.

AK Parti ve Tayyib Erdoğan’la ilgili parti dışında hesap yapanlar, içeride de boş durmuyor. Birileri içerden, birileri dışardan gayret ediyorlar. Parti kuruluşunda geniş yelpaze arzusu ile yönetime alınanlar, bünyedeki yabancı madde gibi sırıtrmaya, bulunduğu yerde enfeksiyon yaymaya başladılar bile. Mehmet Gazioğlu’nun edep dışı hareketleri, medyanın Gazioğlu ile seviyesiz beyanları ve Ertuğrul Yalçınbayır’ın tabana garip gelen beyanları kafa karıştırıyor.

 

Dick Cheney ve Vatan Ankara

ABD Başkan Yardımcısı Dick Cheney’nin Ortadoğu’dan sonra Türkiye’ye gelmesi geçen ayın önemli gündem maddesi idi. ABD politikalarını tavizsiz uygulama amaçlı gezi, Ortadoğu’da İsrail dışında destek görmedi. İsrail’in tüm cinayetlerini örtme, mazlum Filistinliler’i suçlu gösterme, Afganistan’daki ABD ve müttefiklerinin katliamlarını gizleyerek, dünyaya barış güvercini olarak lanse olma, son olarak da Irak’ı parçalayarak Türkiye’nin yanıbaşında bir çıbanbaşı daha oluşturmak gibi gayelerle yapılan gezi, tam bir fiyaskoyla neticelendi. İngiltere’nin razı olmamasına karşın Afganistan’daki BM gücüne Türkiye’nin komutanlık yapması buna karşılık 288 milyon dolarlık yardım sözü verilmesi, pratik gelişmeler oldu.

ABD’li Cheney’in ülke çıkarı için dik durmasına karşın Ankara’nın eğik-bükük duruşları dış güçlere cesaret veriyor. Cheney, konuyu Genelkurmay’la doğrudan görüşmek istiyor, asker, hükümetin by-pass edilmesine razı olmuyor, Dış İşleri Bakanı da görüşmeye davet ediliyor. Bu arada, konunun doğrudan muhatabı MHP’li Milli Savunma Bakanı görüşmeye çağrılmıyor. Önce tepki gösteren Çakmakoğlu, hükümette kırgınlık olmaz diyerek olayı sineye çekiyor. Bu arada, hep dik duranlar, ülkesi için çalışanlar istediğini elde ediyor. Yamulanlar ise, yerden hiç kalkamıyor.

 

Işılak, “Haydi Anadolu CHP’ye” dedi

İslami camiada parçaları dinlenen Uğur Işılak, “Haydi Anadolu” parçasını CHP’ye hediye etti. Basına yansıdığı kadarı ile sözlerinde “Ak” kelimesi geçtiği için parçaya AK Parti talip olmuş ve 20 bin dolar vermeyi teklif etmişti. Tayyip Erdoğan’ın da devreye girmesine rağmen Işılak 50 bin dolarda ısrar eder. İstediği parayı alamayınca da iyi bir ticari(!) kararla Deniz Baykal’ın CHP’sine hiç bir ücret almadan parçayı armağan eder. Ne diyelim bilmiyorum. Besle kargayı mı diyelim? Yoksa kompleksi kırarakak, çevresini reddetme girişimi mi diyelim? En iyisi, Işılak’a CHP’si ve Baykal’ı mübarek(!) olsun diyelim.

 

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.