E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

ZEHRA KAKİLLİ

DENEME;


VAROLANI BULMAK

Güneşli bir gün yaşıyordu bugün şehir. Kuşların melodisi her yeri sarmıştı. Parlak bir gökyüzü vardı, olabildiğince bulutsuz ve mavi. Ama Yeşim, hiç birisini umursamıyordu. Yüreğinde esen fırtınalar, doğmak bilmeyen güneş ve bir türlü yağmayan yağmur. Hepsi bir olmuştu. Hınçlı bakıyordu güneşe, bulutsuz gökyüzüne... Sanki ona inat, kuşlar daha güzel ötüyordu bugün. Hızlı adımlarla evine girdi. Bütün perdeleri kapattı. Mezarlıktan geleli bir saat olmuştu. Kafasında binlerce soru işareti vardı.

Ablasının ölümü onu çok sarsmıştı. Ablası öleli iki ay olmasına rağmen, herşeyi dün gibi hatırlıyordu. Beraber oturmuş kahve içiyorlardı, işte bu kanepede... Sonra birden, birden ablası fenalaşmaya başlamıştı. Hastahaneye gidemeden yolda vefat etmişti. Henüz çok gençti oysa. “Neden Allah’ım, neden?” diyordu. “Neden aldın onu benden, neden, neden?” Gözyaşları yanaklarından yol bulmuş ardı arkası kesilmeden akıyordu. Sürekli aynı soruyu tekrarlıyordu. “Neden Allah’ım?”

Birden duraksadı. Söylediği söze bir mana veremedi. Yeşim, bir ateistti. Şimdi, inanmadığı varlığa hitap ediyor, ondan hesap soruyordu. Durup dururken nereden çıkmıştı bu hitap... İnsan inanmadığı varlıkla konuşur, ondan hesap sorar mıydı? “Galiba delirmeye başladım.” dedi kendi kendine. Nedense içinden kabarıp gelen duygular, aynı şeyi tekrarlatıyordu ona.

İki ay öncesine gitti, ablası geldi gözlerinin önüne. O, Allah’ın varlığına inanıyordu. En sıcak havada dahi uzun bir pardesü giyer, saçlarını beyaz bir örtüyle kapatırdı. Bu yetmezmiş gibi, günde beş defa abdest alır, namaz kılardı. Yeşim’e her zaman nasihatte bulunurdu. Bir sohbetleri geldi hatırına. Yeşim ısrarla soruyordu:

- “Abla, Allah var diyorsun, hani nerede göstersene bana. Ben görmediğim şeye inanmam.” Ablası Meltem hafifçe gülümsüyor ve ona garip bir soru yöneltiyordu:

- “Senin aklın var mı?” Yeşim tereddütsüz:

- “Tabi var. Sen beni aptal mı zannettin?”

Meltem, sanki beklediği cevabı almışcasına gülümsüyor ve konuşmaya başlıyordu:

- “Öyleyse göster. Ben görmediğim şeye inanmam, diyorsun. Eğer aklın varsa çıkar, masanın üzerine koy. Koy ki inanayım!”

Yeşim, bu cevap üzerine şaşırıyordu, ama inatçılığında devam edip:

- “Kelime oyunu yapıyorsun.” diyordu.

Meltem ise, bıkmadan ona cenneti, cehennemi, Rabbini, Peygamberini, ölümü ve yaratılış gayemizi anlatıyordu. Ama Yeşim’in bir kulağından giriyor, öbür kulağından çıkıyordu. İnkara öylesine şartlanmıştı ki...

Yeşim düşüncelere daldı yine... “Acaba şimdi bana anlattığı, cennetlerden birinde midir?” Bu soru ürperti vermişti vücuduma. Kendi kendine konuşmaya başladı.

- “Aman, ben de deliriyorum galiba. Ölünce her şey biter, ne cenneti, ne cehennemi? Allah diye bir varlık yok ki cennet, cehennem olsun...”

Son sözü, garibine gitti. Sahi ablası nereye gitmişti. Ölümle, yaşam sona mı ererdi, yoksa asıl yaşam mı başlardı? Ablasının verdiği örneği düşündü. İlk defa duyarmış gibiydi. “Doğru ya” dedi. “Eğer aklım varsa görmeliyim. Göremiyorum... Öyleyse var olan herşey görünmeyebilir. Hem; sevgiyi, acıyı, mutluluğu, ruhu da kimse göremez.” Sanki yeni bir keşif yapmışcasına:

- “Evet” dedi. “Var olan herşey görünmeyebilir.”

Ayağa kalktı, bir yukarı bir aşağı yürümeye başladı. “Düşünmek, meğer ne güzel şeymiş.” dedi. Ablası ona; “Bir resim kendi kendine meydana gelebilir mi? Fırçayı, boyaları ve kağıdı bir yere koy ve istediğin kadar bekle, bir ressam, onları kullanmadıkça bir resim ortaya çıkar mı? Ve küçük bir resim, ressama ihtiyaç duyarken, bu kocaman alem nasıl olur da sahipsiz, tesadüfen meydana gelir?” demişti. Çok haklıydı. Dünyanın konumu öyle bir seviyede ki, güneş şimdiki halinden biraz yeryüzüne yaklaşsa dünya yanar, biraz uzaklaşsa soğuktan her yer donar ve hayat dururdu. Böyle mükemmel bir denge, tesadüflerle açıklanamazdı.

Ağlamaktan kızarmış ve şişmiş olan gözlerinden, yeniden yaşlar boşaldı. Ablasının odasına gitti, bir başörtüsü aldı. Lavaboya geçti, önce, sabah binbir özenle yaptığı makyajı sildi, sonra başörtüsünü özenle başına örttü. Örtü hâlâ ablasının kokusunu taşıyordu. Onu yanıbaşında hissetti. Hıçkıra hıçkıra ağlıyordu. Dizleri üzerine çöktü ve ellerini semâya kaldırdı. Gözyaşları içinde dua etmeye başladı. Ablası hep böyle yapardı.

- “Allah’ım” dedi. Bu sözü, diliyle değil yüreğiyle söylemişti. Annesiz bir çocuğun “Annem” kelimesine olan özlemi gibi. O da “Allah’ım” kelimesine hasretti yıllardır. Haykırmak istiyordu. “Allah’ım” diyordu titrek bir sesle:

- “Allah’ım, Allah’ım, Allah’ım...”

Ağlayarak devam etti sözlerine:

- “Allah’ım, Rabbim affet beni! N’olur affet. Senelerce seni inkar ettim, sana isyan ettim! Ama şimdi anladım ki sen varsın, sen teksin. Pişmanım... Ablam, Sen’in, bir anneden daha merhametli olduğunu söylerdi. Merhamet et bana! Merhamet et bana ve affet beni Rabbim! Affet!”

Daha fazla konuşamadı. Ağlamaya devam etti. Uzun müddet ağladı. Sanki bu gözyaşlarıyla işlediği günahlar dökülsün istiyordu. Aklına yine ablası geldi, bunalınca abdest alırdı ve bunu ısrarla Yeşim’e de öğretmişti.

Kalkıp abdest aldı, bir ferahlık hisseti yüreğinde. Zira Mecnun, Leyla’sını bulmuştu. Bir vuslat gerçekleşmişti. Odaya geldi, kapattığı perdeleri teker teker açtı.

Fırtınalı günler sona ermiş, hasretle beklediği yağmur yağmış ve güneş açmıştı yüreğinde. Son perdeyi ise açınca güneşi gördü.

Önceleri sitemli bakışlar gönderdiği güneşe, büyük bir muhabbetle bakıyordu şimdi. Gülümsüyordu... Ve büyük bir sevinçle:

-          “Buldum seni Allah’ım” diyordu. “Buldum seni...”

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.