E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

Zeki Soyak

ÖLÇÜLER DENGELER;


 Bela ve musibetlere sabır 

Rabb’dan geldik, Rabb’a gidiyoruz.

Allah Teala’nın taktir  ettiği bir zamanda, ruhlar aleminden ana rahmine intikal eden GARİB BİR YOLCUYUZ. Bu yolcuğun ilk durağı dünyadır. İkinci durağı ölümle başlayan BERZAH ALEMİ, kabir hayatıdır. Son durağımız ise ebediyen kalacağımız ahiret alemidir.

İkinci ve üçüncü durağımızdaki halimiz, dünyadaki yaşantımıza bağlıdır. Şayet dünya yaşantımızı Allah Teala’nın istediği şekilde bir kulluk yaparak geçirmiş isek, gerek berzah aleminde ve gerekse ahiret aleminde nice nimetlere, nice mutluluklara gark olacağız.

Şayet, şu geçici dünya hayatını nefsin bitmez tükenmez gayri meşru istekleri peşinde koşarak, şeytana ve şeytanın askerleri, kâfir, müşrik, münafık, ateist ve fasıklara boyun eğerek geçirir isek, hem kabir hayatında, hem de ahiret hayatında çeşit çeşit sıkıntılara, çeşit çeşit azaplara duçar olur, hüsrana uğrayanlardan oluruz.

Rabba giden bu yürüyüşümüzde, bu zorlu yolculuğumuzda çeşit çeşit zorluklarla, bela ve musibetlerle veya çeşit çeşit nimetler, gözleri kamaştıran, kalbleri kaydıran makam mevki, mal-mülk, saltanatlarla imtihan oluruz.

İşte hakiki kulluk, gerçek Müslümanlık bu imtihanlarda muvaffak olmak, Allah’a vuslat yolcuğumuzda önümüze çıkan engelleri aşmaktır.

Bela ve musibetlerle imtihan olduğumuzda büyük bir sabır ve tahammül göstererek, her şey Rabbimizin takdiri ile oluyor diyerek razı olmak, isyan ve tuğyan etmemek, nimetlerle imtihan olduğumuz zaman da, şımarmadan, küfranı nimet yapmadan, imkanlarımızı masiyete vesile kılmadan, bunun bizim için bir İSTİDRAC olabileceği korkusuyla yaşayarak, Allah Teala’nın lütfettiği nimetleri Allah yolunda harcamak şiarımız olmalıdır.

Allah Teala’nın emirlerine sımsıkı yapışıp ifa etmek, yasakladıklarından şiddetle sakınmak, bela ve musibetlere karşı isyan etmeyip Allah’tan razı olmak. Bunun üçü bir arada yapılırsa işte o zaman kul gerçekten sabredenlerden olmuş olur.

Allah Teala şöyle buyurmaktadır:

"İnsanlar imtihan olunmadan sadece İMAN ETTİK demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar?

Biz onlardan öncekileri de imtihan ettik. Muhakkak Allah doğruları ortaya çıkaracak, yalancıları da ortaya çıkaracaktır.

Yoksa kötülükleri yapanlar, bizden kaçabileceklerini mi sandılar? Ne kadar kötü (ve yanlış) hüküm veriyorlar?

Kim Allah’a kavuşmayı umuyorsa, bilsin ki Allah’ın tayin ettiği o vakit mutlaka gelecektir. O, her şeyi işiten, her şeyi bilendir." (Ankebut/1-5)

Her gün farkında olsak da, olmasak da bir çok imtihandan geçiriliyoruz; ya kazanıyor, ya kaybediyoruz. Ancak geçmişteki hadiseler göstermiştir ki, kazananlar her zaman azınlıkta kalmıştır. Hz. Adem aleyhisselam’dan zamanımıza kadar, başta Peygamberler olmak üzere, sadık, salih, muttaki insanlar çeşit çeşit bela ve musibetlere duçar olmuşlardır. Elbette en büyük bela ve musibete uğrayanlar Peygamberlerdir.

Başta Peygamber Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in çektiği çileleri bir düşünelim. Düşünelim de ibretle kendi yaşantımıza bir bakalım. Utanabiliyorsak utanalım. Kimisi Hz. İbrahim aleyhisselam gibi ateşe atıldı, kimisi Zekeriya aleyhisselam gibi testere ile ikiye biçildi, kimisi Yahya aleyhisselam gibi koç boğazlanır gibi boğazlandı.

Geçmiş kavimlerden RABBİMİZ ALLAH dedikleri için yakılanları, çeşit çeşit işkencelere tabi tutulanları, toplu katliam yapılanları, elleri, ayakları ve diğer uzuvları parça parça kesilip, her kesilen parçadan sonra imanlarından vazgeçip eski batıl dinlerine dönmeleri teklif edilen, her reddedilişte işkenceye devam edilip bu işkenceler altında öldürülenleri düşünelim; düşünelim de biraz olsun insafa gelip Allah’ın dinine, Allah’ın kullarına hizmet için gayrete gelelim. Hizmet kuşağını, gayret kuşağını kuşanalım.

Bir gün Kureyş’in ileri gelenleri Ebu Talib’e gelerek: “Ey Ebu Talib! Yeğenin toplantı yerlerimize geliyor. Hoşumuza gitmeyen şeyler söylüyor. Onu bundan vazgeçir.” dediler.

Ebu Talib, Peygamberimizin yanına gelerek,  "Sevgili yeğenim! Kureyş’in eşrafı bana geldiler ve senin şöyle şöyle dediğini söylediler. Bana ve kendine acı. Senin de benim de altından kalkamayacağımız işleri üzerimize yükleme. Kavminin hoşlanmadıkları sözleri onlara söylemekten vazgeç." dedi.

Bunun üzerine Peygamberimiz, Efendimiz, canımız, önderimiz sallallahu aleyhi ve sellem:

"Amca! Güneş sağ elime, ay da sol elime konsa, bu işten vazgeçemem. Ya Allah bu dini hakim kılar, yahut da ben bu uğurda canımı feda ederim." dedi, sonra gözyaşlarını tutamayarak ağladı. Dönüp gitmekte iken, Ebu Talib, "Yeğenim benim” diyerek onu kucakladı, kokladı ve: “İşine devam et. Neyi istersen onu yap. Allah’a yemin ederim ki, seni hiçbir şeyden dolayı katiyen kimseye teslim etmeyeceğim." dedi.

Peygamberimiz, Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem, Kabe’nin bir tarafında namaz kılıyordu. UKBE BİN MUAYT denilen kâfir, onun yanına geldi ve elbisesini boynuna dolayarak boğazını şiddetle sıkmaya başladı. Bu hali gören Hz. Ebu Bekir radıyallahu anh, koşup gelerek UKBE’yi uzaklaştırdı ve: “Bir insanı RABBİM ALLAH’dır dediği için mi öldüreceksiniz? Halbuki o size Rabbiniz tarafından en açık delillerle geldi." dedi.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e: “Ey Allah’ın Rasulü! İnsanlar içinde en çetin belaya uğrayanlar kimdir?” diye soruldu. O, şöyle cevap verdi: "(Önce) Peygamberler, sonra sırasıyla derecelerine göre insanlar. Sonra kişi dinine göre imtihana maruz kalır. Eğer dinine sıkıca bağlıysa, Allah onu çetin bir bela ile imtihan eder. Eğer dinine bağlılığında gevşek ise, Allah onu dini nispetinde imtihan eder. Bela kuldan hiç ayrılmaz. Onun yakasını bıraktığı zaman hiçbir günahı kalmamış olur." (Tirmizi)

Allah Teala’ya samimi olarak kulluk yaparken, Allah Teala’nın dinine hizmet ederken, dini mübini İslam için çalışırken bir insanın başına gelen bela ve musibetler, ona sabredildiği müddetçe büyük bir nimettir. Allah indinde manevi derecelere nailiyettir.

Fakat, Allah korusun nefsimiz peşinde koşarken, türlü türlü masiyetler işlerken, isyan ve tuğyan içinde iken bir bela ve musibet gelmiş ise çifte musibettir. Dünyada zillet ve meskenet, ahirette azap ve ateş.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: "Müslümanın başına gelen bir ağrı, herhangi bir yorgunluk, dert, hastalık, üzüntü hatta ufak bir endişenin karşılığında Allah mutlaka onun günahlarından bir kısmını örter, bağışlar." (Buhari-Müslim)

Peygamberlerden sonra Allah yolunda en büyük işkence ve eziyete uğrayanlar, Peygamberlerin Ashab’ı, havarileri olmuştur.

Hz. Bilal radıyallahu anh’ın, Ammar radıyallahu anh’ın ve babası Yasir radıyallahu anh ve Sümeyye radıyallahu anha’nın Allah yolunda imanları uğruna gördükleri işkenceler ve çektikleri çileler, kıyamet sabahına kadar tüm Müslümanları için ibret, Allah yolunda kulluk ve hizmet heyecanlarını artıracak müstesna örneklerdir. Bu yolda çekilen çileler ne mukaddes çilelerdir. Bu çileler ve işkencelere maruz kalıp da sabredenler, imanlarını güçlendirenler ne kahraman insanlar, ne bahtiyar yiğitlerdir.

Bir gün Müslümanlar Kabe’de toplanmışlardı. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem de Kabe’nin bir tarafında oturuyordu. Hz. Ebu Bekir radıyallahu anh, ayağa kalkarak Kureyşlilere hitaben bir konuşma yaptı. Onları İslam’a davet etti. Bunun üzerine müşrikler Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, Hz. Ebu Bekir radıyallahu anh ve diğer müslümanların üzerine yürüdüler. Hz. Ebu Bekir radıyallahı anh’i o kadar dövmüşlerdi ki, bayılıp yere düşmüştü. Öldü zannettiler. Akrabaları bir kilim üzerine koyarak evine götürdüler. Akşama doğru ayılıp da konuşmaya başladığı zaman ilk sözü:

- Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem nasıl? diye sormak oldu. Annesi ona bir şeyler yedirmek istiyordu.

Fakat her defasında:

"Allah’a yemin ederim ki, Rasulullah’ın yanına gitmedikçe, onu sağ salim görmedikçe asla hiçbir şey yiyip içmeyeceğim." diyordu.

Nihayet Hz. Ebu Bekir radıyallahu anh biraz kendine gelince, ortalık kararıp insanlar evlerine çekilince, bir koluna annesi, bir koluna Ümmü Cemil girerek ERKAM’ın evinde bulunan Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in huzuruna götürdüler. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem onu görünce koşup onu kucaklayarak öptü. Diğer Müslümanlar da ona sarıldılar.

Ebu Bekir radıyallahu anh:

"Ya Rasulullah! Anam, babam sana feda olsun. Bu kadın, çocuğuna son derece şefkatli annemdir. Onu Allah’a davet et ve onun için Allah’a dua et. Belki Allah Teala senin hürmetine onu ateşten kurtarır.” dedi. Bunun üzerine Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem dua etti. İslam’a davet etti. O da İslam’ı kabul etti. Böylece Hz. Ebu Bekir radıyallahu anh’ın bütün ağrıları, sızıları dinmiş olarak, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’i sağ ve salim olarak görmenin süruruyla evine döndü.

Bir yakınını, anne, baba, evladını, çok sevdiği bir dostunu kaybetmek de bir musibettir. Sabredip, Allah Teala’nın takdirine razı olmak büyük bir fazilettir.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır:

"Ümmetimden her kimin kendinden önce ölüp ahirete giden iki öncüsü (çocuğu) varsa, onların sayesinde cennete girer.” Hz. Aişe radıyallahu anha dedi ki:

- Ya ümmetinden bir öncüsü olan?

- “Ey başarılı kadın! Bir öncüsü olan da." buyurdu.

Hz. Aişe radıyallahu anha validemiz:

- Ya ümmetinden hiçbir öncüsü bulunmayan? deyince:

- “Ben ümmetimin öncüsüyüm. Çünkü onların başına benim ölümümden daha büyük bir bela ve musibet gelmeyecektir." buyurdu. (Tirmizi)

Bir bela ve musibete duçar olunduğu zaman İSTİRCA yapmak, yani: "İnna lillah ve inna ileyhi raciun" demek ve her şeyin, hepimizin Allah Teala’ya ait olduğumuzu hatırlamak ve acılarımızı hafifletip, dindirmek bu ümmetin hassalarındandır.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır:

"Herhangi bir Müslüman’ın başına bir musibet geldiğinde: ‘İnna lillah ve inna ileyhi raciun; biz Allah’a aidiz ve O’na döneceğiz.’ der ve ‘Allah’ım bana bu musibetimde yardımcı ol. Benim için onun yerine daha hayırlısını ver.’ derse, Allah ona, onun yerine ondan daha hayırlısını verir." (Müslim)

Mesela bir insanın evladı ölse, sabredip böyle dua etse, belki ona ölen evladından daha hayırlı bir evlat verir. Yahut da o evladının ölmesi onun için bekli de yaşamasından daha hayırlıdır. Bunu ancak Allah Teala bilir. Öyleyse kula düşen sabretmek ve razı olmaktır.

Habbab bin Eret radıyallahu anh şöyle rivayet ediyor: Allah Rasülü sallallahu aleyhi ve sellem, hırkasını kendisine yastık yapmış vaziyette Kabe’nin gölgesinde yaslanmış oturuyor iken müşriklerin eziyetlerinden şikayet ettik ve: “Bizim için Allah’tan yardım istemeyecek misin? Bizim için Allah Teala’ya dua etmeyecek misin?” dedik. Şöyle buyurdu: "Sizden önceki milletlerde iman eden kimse yakalanıp, kazılan bir çukura atılırdı. Sonra bir testere getirilip, başından başlayarak ikiye ayrılırdı. Onu dininden döndürmek için demir taraklar ile tararlardı. Derilerini yüzüp kemiklerinden ayırırlardı. Bütün bu yapılanlar onları dinlerinden çeviremiyordu. Vallahi Allah bu işi tamamlayacaktır. Hem de öylesine ki süvari San’a’dan çıkıp Allah’tan ve koyunlarını kurt kapmasından başka hiç kimseden korkmadan Hadremut’a kadar gidecektir. Ne var ki siz acele ediyorsunuz." (Buhari)

Allah Teala ve tekaddes hazretleri şöyle buyuruyor:

"(Ey mü’minler!) Yoksa siz, sizden önce gelip geçmiş kavimlerin başlarına gelenler size de gelmeden cennete gireceğinizi mi sandınız? Yoksulluk ve sıkıntı onlara öylesine dokundu ve öyle sarsıldılar ki Peygamber ve onlarla beraber iman edenler, ‘Allah’ın yardımı ne zaman gelecek?’ dediler. İşte o zaman (onlara) şüphesiz Allah’ın yardımı yakın. (denildi)" (Bakara 214)

Sabredelim. Müslüman oluşumuza, Allah Teala’nın bizleri kendi dinine hizmet ettirmesine şükredelim. Ondan gelen ister hoşumuza gitsin, ister nefsimize ağır gelsin mutlaka razı olalım.


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.