E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

Salim Çelik

KAPAK;


Çanakkale manzaraları 

Çanakkale Savaşı ve şehitleri konusunda yazı yazmak pek kolay bir iş olmasa gerek. Bu kadar büyük bir olayı hem o devirde yaşamamış, hem de o havayı çok fazla solumayan birisi olarak yazabilmek gerçekten zor. İşte bütün bu zorlukları göz önünde bulundurarak Çanakkale’yi yaşayanlara anlattıralım istedik. Böylece, hem Çanakkale’yi daha iyi anlamış, hem de bütün gerçekliği ile ortaya koymuş olacağız. İşte sizin için derlediğimiz Çanakkale manzaraları:

Çanakkale şehitlerinden Muallim Hasan Ethem merhumun annesine yazdığı mektup:

“Valideciğim!

Dört asker doğurmakla müftehir şanlı Türk annesi!

Nasihat-âmiz mektubunu, Divrin Ovası gibi güzel, yeşillik bir ovacığın ortasından geçen derenin kenarındaki armut ağacının gölgesinde otururken aldım... Sanki bülbül, bu terennümü ile benim duygularımı aksettiriyordu. "Validen kaderine küssün, ne yapalım! O da erkek olsaydı, bu çiçeklerden koklayacak, bu sütten içecek, bu ekinlerin secdelerini görecek ve derenin aheste akışını tetkik edecek ve çıkardığı derûni nameleri duyacak idi.

Şu anda bu güzel çayırın koyu yeşil bir tarafında çamaşır yıkayan askerlerim saf saf dizilmişler. Davudî sesli yiğit bir er, ezan okuyordu. Dünyanın bütün dağdağa ve debdebelerini unuttum. Ellerimi kaldırdım, gözümü yukarı diktim. Ağzımı açtım ve dedim ki: "Ey yerlerin ve göklerin Rabbi! Ey şu öten kuşun, şu gezen ve meleyen koyunun, şu secde eden yeşil ekin ve otların, şu heybetli dağların Halık’ı! Sen bütün bunları bizlere verdin. Yine bizlerde bırak! Böyle güzel yerler ve şu nimetler, seni takdis ve senin yüceliğini tasdik eden bizlere ait olsun.

Ey benim Ulu Allah’ım! Şu kahraman askerlerin bütün dilekleri, Senin ism-i celalini İngiliz ve Fransızlar’a tanıtmaktır. Sen bu şerefli dileği ihsan eyle ve huzurunda titreyerek, böyle güzel ve sakin bir yerde Sana dua eden biz askerlerin süngülerini keskin, düşmanlarını (zaten kahrettin ya) bütün bütün mahveyle." diyerek dua ettim ve kalktım.

Anneciğim, diğer oğlun Halid de benim gibi güzel yerlerdedir. Yalnız bu memleketlerde düğün olmuyor! İnşaallah düşman askerlerini kahreder de zaferle yanına döner ve düğünümü yaparız olmaz mı?

Valideciğim, bizleri dualarından unutma! Allah senden razı olsun.”

                   Oğlun Hasan Ethem

...

İşte birazdan cihanın en büyük cenklerinden birine girecek olan yiğit bir komutanın umut dolu, sevgi dolu, aşk dolu nameleri:

 

Sevdiğim... Okurken yazımı sakın

Gözünden şimşekler çakmasın e mi

Dördüncü yaram pek kalbime yakın

Kirpiğin elmaslar takmasın e mi.

Cerrahlar şaşıyor derin yarama

Tarlada... Gayri hiç beni arama

Saçını düzeltip n’olur tarama

Yıldızlar boyuna bakmasın e mi.

                               Hikmet Recep

...

20. Piyade Tümeni 62. Alay’dan Üsteğmen Zahid’in eşine yazdığı mektup ise bir başka ibret vesikası:

"Bugünlerde her zamankinden daha önemli bir muharebeye gireceğim" diyen Üsteğmen Zahid mektubuna şöyle devam ediyor: "... Bilirsin her muharebeye giren ölmez. Fakat eğer ölürsem sakın gam yeme. Beni ve seni yaratan Allah bizi nasıl dünyada birbirimize nasip ettiyse, benden şehitlik rütbesini esirgemediği taktirde elbet ruhlarımızı da birbirine kavuşturur. Vatan için şehit olursam bana ne mutlu. Ancak sana vasiyetim var.

Eşyanın listesi ilişiktir. Bunları sat. Ele geçecek paradan mihri muaccel ve müeccelini al. Üst tarafı ile bana mevlüt okut. Eğer bunlar sana borcumu ödemezse hakkını helal et."

Zahid’in terekesinden kırmızı kurdeleye bağlı bir saç demeti çıktı. Tazecikti ve minicik bir yavrunun saçından kesilmiş olduğu anlaşılıyordu. O yavrunun adı Nadide’ydi.

...

"Nasıl tüketileceğine dair tafsilatın bildirildiği gıda maddelerinden olan zeytin tanesinin gıdaî hususiyet vefaikiyeti dolayısı ile kısıtlanarak yenilmesi şart olduğundan BİR ADEDİN ÜÇ AYRI LOKMADA EKMEĞE KATIK EDİLMESİ KARARLAŞTIRILMIŞTIR. Anlaşılan haricinde olan bu zazuretin kıtalara günlük emir meyanında hükmü tamamen tatbik edilinceye kadar tekrarı..."

            Başkumandan Vekili ve Harbiye

            Nazırı Enver Paşa

Yapacağı her iş öncesi ekonomik yetersizlik bahanesine sığınma alışkanlığına sahip bir neslin atalarının Çanakkale Savaşı’nda çektiği kıtlık ve sıkıntı. Ve bütün bu sıkıntılara rağmen nasip olan zafer!

...

Peki ya Çanakkale Savaşı düşman saflarından  ve onların bakış açısı ile nasıl görünüyordu? İşte bununla ilgili örnekler:

Elian Cambell, Çanakkale’de savaşan Anzak askerlerinden biridir. Torunu Debble Reys, eski aile evini ziyaretinde bir kutu içinde dedesinin hatıralarını bulur. E. Cambell, hatıralarının bir yerinde ateşkes saatlerinden bahsetmektedir:

"Ateşkes sırasında Türkler şehitlerini gömüyorlardı. Arkadaşlarımızdan birkaç kişi gönüllü olarak onlara yardım etmek istedi ve bu korkunç görevde dost ve düşman işbirliği yaptılar."

Bu sırada yapılan konuşmalarda açlığını hissettiren bir Mehmetçiğe, bir Avustralyalı asker sığır eti ve bisküvi getirir.

Sonunda görev tamamlanmıştı. Her iki tarafın da askerleri siperlerine çekilmiş bekliyorlardı. Vurulan silah arkadaşlarına son vedalaşma bitmişti.

Birkaç hafta sonra Avustralyalı askerler Türk siperlerine karşı büyük bir saldırıya geçerler. Mücadelenin şiddetli bir anında Avustralyalı bir asker ağır şekilde yaralanarak Türk siperlerinin yakınına düşer. Yaralı asker acılı bir şekilde can çekişmeye başlar. Bundan sonrasını Cambell şöyle anlatıyor:

"Mermi yağmurunun ortasında bir Türk siperinden fırlayarak yaralı askerimizi sırtına aldı ve bizim hatlara doğru taşımaya başladı. Türk, sırtındaki Avustralyalı ile birlikte yaralanmadan siperlerimizin korkuluklarına ulaştı ve sırtındaki arkadaşımızı kıyıdan aşağıya yavaşça bıraktı... Sonra bu Türk kendi hatlarına doğru yöneldi. Fakat bir çok yerinden yaralanıp yere düşmeden önce ancak üç yada dört adım atabilmişti. Ve oracıkta şehit düştü.

Yaralı Avustralyalı, aç Türk’e sığır eti ve bisküvi getiren askerdir. O’nu sırtında siperlerimize taşıyan Türk, onun kumanya verdiği askerdir."

Ve İslam dünyasının başının belası İngilizlerin ve onların komutanlarının savaş sırasında ve sonrasında yaşadıkları şokun ifadesi cümleler.

İngiliz Kumandanı tarihçi Homilton: "Bizi Türklerin maddi gücü değil, manevi gücü mağlup etmiştir. Çünkü onların atacak barutu bile kalmamıştı. Fakat biz, gökten inen güçleri müşahede ettik." diyordu.

İngiliz Harbiye Nazırı olan ve müttefiklerin ve İngilizlerin Çanakkale’ye saldırma kararı almasını, "Merak etmeyin! Ben üzerimdeki şu bahriye kıyafetiyle Türklerin payitahtına oturacağım." şeklinde ifadelerle teşvik ve ikna eden Churcill, muharebe sonrasında "Anlamıyor musunuz, biz Çanakkale’de Türklerle değil Allah ile harbettik! Tabii ki yenildik." diyordu.

Çanakkale Savaşı’nın her karesi bir azmin, bir inancın yansıması. Kaybettiğimiz bir sürü değeri aradığımızda bulabileceğimiz bir derya Çanakkale. Ve Çanakkale’den son bir sahne daha:

Çanakkale harbinin devam ettiği günlerde bir Ramazan arefesiydi. Cephe kumandanı Vehip Paşa 9. Tümenin genç imamını çağırarak mahzun bir şekilde istemeye istemeye şöyle dedi:

- Hafız! Yarın Ramazan Bayramı. Asker toplu olarak bayram namazı kılmak istiyor. Ne dediysem, vazgeçiremedim. Ancak böyle bir şey pek tehlikeli, yani düşmanın arayıp bulamayacağı toplu bir imha fırsatı olur. Münasip bir dille bunu etrafa sen anlatıver!...

İmam Efendi, Paşanın yanında henüz ayrılmıştı ki karşısında nur yüzlü bir zat çıktı ve "Oğlum sakın ola askerlere bir şey söyleme, gün ola hayr ola. Allah ne derse öyle olur." dedi.

Ertesi sabah herkesi hayrette bırakan ilahi bir tecelli yaşandı.  Gökten hevenk hevenk bulutlar indi ve gönlü Allah’a kulluk aşkıyla dopdolu olan mü’min askerlerin üzerini kapladı. Onları dürbünle gözleyen düşman kuvvetleri artık bembeyaz bulutlardan başka bir şey göremez oldu. O sabah bambaşka ve manevi bir heyecan içinde kılınan bayram namazında alınan gür tekbirler dalga dalga semaya yükseliyordu. Nur yüzlü ihtiyar zat Fetih Suresi’nden bir kısım ayetleri tilavet ederken askerlerin gönüllerinden taşan kelime-i tevhid sesleri birer iman sayihası halinde düşman saflarından bile duyulmakta idi.

İşte bu esnada İngiliz kuvvetleri arasında büyük bir kargaşa baş gösterdi. Zira çeşitli İngiliz sömürgelerinden kandırılarak toplanıp getirilmiş bulunan bir kısım Müslüman askerler yine kendileri gibi Müslüman bir toplulukla savaştıklarını, işittikleri tekbir ve tevhid seslerinden anlamış ve bunun üzerine isyan etmişlerdi. Ne yapacağını şaşıran zalim İngilizler, onların bir kısmını kurşuna dizdi. Diğerlerini de alelacele cephe gerisine çekmek zorunda kaldılar.

İşte Çanakkale Savaşı  ile ilgili tarih dolusu manzaradan birkaçı. Biz bu zaferin neresindeyiz? Bu zafer bizim için ne ifade ediyor? Bütün sıkıntılarımızın temelinde acaba bu zaferi hazırlayan etkenlere olan yabancılığımız mı geliyor? Başımızı iki elimizin arasına alıp yeniden düşünme sıramız gelmedi mi? Ne dersiniz?

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.