E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

Ahmet Belada

KAPAK;


İstiklâl Marşı hakkında itirazlar

 Taceddin Dergahı ve İstiklâl Marşının Yazılışı(*)

Dergah deyince dervişler, âyinler hatıra gelmesin. Eşraftan birinin adeta selamlık dairesi. Ufak bir köşk gibi muntazam yapılmış. İçi, dışı boyalı. Döşenip dayanmış, güzel ve geniş bir bahçesi var. Türlü türlü meyveler. Önünde bir şadırvan, şarıl şarıl sular akıyor.

Üstad, İstiklâl Marşı dahil Ankara’daki bütün şiirlerini burada yazmıştır. Yüzlerce asır Türk Milleti ile beraber yaşayacak olan bu marşı ne vakit okusam, Taceddin Dergahı’nda üstadın bu şiiri yazarken düşündüğü zamanları hatırlarım.

Odanın bir tarafına çekilmiş, elinde ufak bir kağıt... Tefekküre dalmış... Ara sıra bir kelime yazıyor... Bazen yazdığını çiziyor... Bazen saatlerce düşünüyor...

Üstad şiirini yazmak için çok zaman sarf ederdi. O sehli mümteni dediğimiz şiirler öyle kolay kolay olmuyordu. Bazen bir beyit üzerinde günlerce uğraştığı olurdu...

Hele İstiklâl Marşı kabul edildikten sonra dergahta çok samimi bir merasim yapıldı. Üstadın sevdiği bütün arkadaşlar, bir çok mebuslar, üstadı tebrike geldiler.

 

Müsabaka

Maârif vekaleti, memleketin bütün şairlerini harekete davet etti. Her taraftan güzel şiirler yağmaya başladı. 724 parça şiir geldi. Bunların içinden bazıları seçilerek basıldı. Bütün meclis azalarına dağıtıldı.

Vekalet, bu 724 parça şiiri iftiharla, göğsü kabararak okumuş, takdir etmekle beraber, asıl aradığı, istediği şiiri bulamamıştı. Kuvvetli bir şiir, gönülleri heyecana verecek heyecanlı bir ses istiyordu. Bu ses; ezelden beri hür yaşayan, kükremiş sel gibi bendini çiğneyip aşan, dağları yırtan, enginlere sığmayıp taşan, yurdun her taşı altında kefensiz yatan,.. imanla dolu bir göğsün sesi olmalıydı...

Bu kadar azametli, heyecanlı, bu kadar kutsi hisleri, bu kadar ilahi nağmeleri kim terennüm edebilirdi? Bütün bu heyecanlı, bu nağmeleri ruhunda duyan ve yaşayan, "En yüksek, en ilahi bir belagatla yazan Mehmet Akif’ten"(1) başka kim vardı? "Senelerden beri memleketin kederlerini, ızdıraplarını, bütün mefahirini söyleyen."(2) millet şairi Mehmet Akif’ten daha güzel kim milletin hislerini ifade edebilirdi?

.... Maârif Vekili (Milli Eğitim Bakanı) bunu biliyordu. Fakat ne çare ki büyük şair, mükafat-ı nakdiye (seçilen şiire mükafat olarak 500 lira vaat edildiğinden) verilecek diye müsabakaya iştirak etmemişti.

Bunu sezen Maârif Vekili, müsabaka haricinde olmak şartlarından azade kalmak şartıyla üstada müracaat etti.(3)

Onun üzerine üstad, Taceddin Dergahı’nda kapandı, o günkü heyecanlardan ilham alarak İstiklâl Marşı’nı yazdı. (17 Şubat 1937)

İstiklâl Marşı’na itiraz edildi mi?(**)

Yukarıda da izah ettiğimiz gibi Mehmet Akif, İstiklâl Marşı yarışmasına verilecek olan armağandan dolayı katılmıyor. O dönemde Burdur Milletvekili olarak Meclis’te bulunuyor. Maârif Vekili’nin özel isteği ile şiir yazmıştır. Daha önce gönderilen 724 şiirden altı tanesi seçilmiş bir de Akif’inki yedi. Bu yedi şiir, Meclis’te özel bir gündemle okunuyor. Akif’in şiiri okunduğunda bütün Milletvekilleri hüngür hüngür ağlıyor.

Aşağı yukarı ittifakla "İstiklâl Marşı" kabul ediliyor. Tekrar tekrar okunuyor.

Kahir ekseriyetin kabulü ile İstiklâl Marşı’nın benimsenmesi muhtemel itirazları da bertaraf etmiştir. Tüm buna rağmen itirazlar da olmadı değil.

Marşın dini ve milli yönüne değil ama, "Milli Marşlar ısmarlama olmaz, hadiselerin tahriki ile kendiliğinden meydana çıkar" diye itiraz eden Besim Atalay ve birkaç arkadaşı hariç. Bir de bazı kelimelerine edebi bakımdan kendilerince itiraz eden bir iki-kişi çıktı, o kadar.

Ayrıca Muhiddin Nalbantoğlu Bey’in "İstiklâl Marşı’mızın Tarihi" adlı kitabında şöyle bir itiraza yer verilmekte: İstiklâl Marşı, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde alkışlar ve ağlayarak kabul edilmemiş. Kabulünden sonra da: "Ardından dedikodular, kulis faaliyetleri başlar. Kazım Karabekir, Behcet Kemal Çağlar, Necip Fazıl Kısakürek, Aka Gündüz ateş püskürmektedirler... Onların şiiri dururken Akif de nereden çıkmış, ‘Malı götürmeye’ kalkmıştır."

Böyle olmadığı muhakkak. Çünkü marş için müsabaka açıldığı, gelen 724 şiirden 6-7 tanesinin seçilip onların da beğenilmemesi üzerine "Ben para ile şiir yazmam" diye müsabakaya katılmam diyen Mehmet Akif Bey’e rica edilerek marşı yazarsa para verilmeyeceğinin kendisine vaat edildiği, 1921 yılında Behçet Kemal Çağlar henüz 13, Necip Fazıl Kısakürek ise 16 yaşlarında idiler. Ayrıca Ankara’da da değillerdi... Aka Gündüz  (Enis Avni) ise o zaman Malta Adası’nda sürgündedir.

İstiklâl Marşı’na bir itiraz da Kazım Karabekir Paşa’dan gelmiş. Bu paşa her şeyi bildiğini düşündüğünden ve tabii en güzel şiiri de kendisi yazacağı için, daha sonra yazdığı şiirin kabul edilmesine çalışmıştır.

Yazdığı şiir şu:

“Ya istiklâl, ya ölüm.

Vatanım, milletim, sancağım, evim.

İstiklâlsiz yoktur yerim

Zincir vurdurur mu Türkler boynuna

Varlığı fedadır vatan yoluna

Biz tarihin Türk dediği yılmaz milletiz.

Hür yaşar, hür ölür, nurlu ümmetiz.”

Yazar, bunlarla da kalmaz şu ucube fikri de ileri sürer. Güya Mehmet Akif Ersoy İstiklâl Marşı’mızın çeşitli şairlerin şiirlerinden ilhamlar alınarak bir çeşit derleme şeklinde yazıldığını da iddia edecek kadar komikleşir.(4)

“Bilirsiniz, hani insanda bir damar varmış,

Ki yüzsüz olmak için mutlaka o çatlarmış,

Nasılsa "Rabbim utandırmasın!" duası alan.

Bu arsızın o damar zaten eksik alnından!

...

Şu şaklaban herifin? Anlamam ayıp değil a!

Meta-ı fazlı mı varmış elinde gösterecek?

Nedir meziyeti, görsek de bari öğrensek.”

...

(Fatih Kürsüsünde, S. 254)

 

Dipnotlar

(*) Yukardaki yazıyı Mehmet Akif’in dergicilikteki mesai arkadaşı Eşref Edip Bey’in "Mehmet Akif Hayatı Eserleri ve Yetmiş Muharririn Yazıları" isimli eserinden aldım. Ayrıca Mahir İz Bey’in "Yılların İzi" adlı hatırasında ve M. Ertuğrul Düzdağ Bey’in "Mehmet Akif Hakkında Araştırmalar" 1-2 kitapları da, bu olayı yazmaktadır.

(**) Mehmet Akif Hakkında Araştırmalar I, s. 125

 

1/2- Maârif Vekili Hamdullah Suphi Bey, Meclis’teki hitabesinde üstadı bu kelimelerle tavsif etmişti.

3- "Pek Aziz ve Muhterem Efendim;

İstiklâl Marşı için açılan müsabakaya iştirak buyurmamalarındaki sebebin izalesi için pek çok tedbirler vardır. Zat-ı üstadanelerinin matlup (istenilen) şiiri vücuda getirmeleri maksadın husulü için son çare olarak kalmıştır. Endişenizin icap ettiği ne varsa hepsini yaparız. Memleketi bu müessir telkin ve teheyyüç vasıtasından mahrum bırakmamanızı rica ve tekrar eylerim efendim."

5.2.1337 (1921)

Umur-i Maârif Vekili

Hamdullah Suphi

4- Mehmet Akif Hakkında Araştırmalar II, s. 157-161.

 

İstiklâl Marşı yarışmasına katılan diğer şiirler:

-1-

Türkün evvelce büyük bir pederi

Çekti sancağa hilal-i seheri

Kanımızla boyadık bahr ü beri

Böyle aldık bu güzel ülkeleri.

            İleri, arş ileri, arş ileri

            Geri kalsın Vatanın kahbeleri.

 

Seni ihyâ için ey namı büyük

Vatanım uğruna öldük öldük

Ne büyük kaldı bu yolda ne küçük

Siper oldu sana dağlar gibi Türk.

            Yürü ey Milletin efrâdı

            Ak süt emmiş vatan evladı yürü.

 

Vatan evladını kurban edeli

Milletin hür yaşamaktır emeli

Veremez kimseye bir Çamlıbel’i

Bağlanır mı acaba Türkün eli.

            İleri, arş ileri, arş ileri

            Çiğnenir çünkü kalan yolda geri.

            (Hüseyin Suad) 

-2-

İSTİKLÂL TÜRKÜSÜ

 

Millet aşkı, din aşkı, vatan aşkı uyansın

Yurduma göz dikenler alkanlara boyansın

Ya ben ya onlar diyen silahına dayansın

 

Türk oğludur bu Millet

Türkündür bu memleket

Türk oğludur bu Millet

Türkündün bu memleket

 

Düşman gözü tutamaz yanar dağlar başını

Bağrımızda saklarız vatanın her taşını

Yurdumuza yan bakan döker gözün yaşını

 

Türk oğludur bu Millet

Türkündür bu memleket

Türk oğludur bu Millet

Türkündür bu memleket

 

Can veririz her zaman hürriyetin yoluna

"Ya gazi, ya şehid"lik ne devlettir kuluna

Ata emanet etmiş namusuna oğluna

            Bize Tür oğlu derler

            Hep bizimdir bu yerler.

            (Ankara, A.S.)

 -3-

İSTİKLÂL MARŞI

Göz yaşına vedâ et,

Ey güzel Anadolu!

Hakkını korur elbet,

Türkün bükülmez kolu

Cenk ederiz genç, koca

Bugün değil, yarın da

Yâdımız ağladıkça

İzmir ezanlarında.

Hak yolunda kan olur,

Dünyalara taşarız;

Ya şerefle vurulur,

Ya efendi yaşarız.

 

Her gün yeni bir hile

Arkasında satıldık;

Her gün yeni bir dille

Yurdumuzdan atıldık.

Yeter, ey kabemizi

Elimizden alanlar

Alıkoyamaz bizi

Yolumuzdan yalanlar.

Biz bu yolda sel olur

Dünyalara taşarız

Ya şerefle vurulur

Ya efendi yaşarız.

 

Hangi alçak el alır,

El zinciri boynuna?

Kim Yunanı bırakır;

Türk kızının koynuna?

Biz ki Türküz, muhakkak

Her Milletten uluyuz

Yeryüzünde biz ancak

Yurdumuzun kuluyuz.

Yurd yolunda kan olur

Dünyalara taşarız;

Ya şerefle vurulur,

Ya efendi yaşarız.

(Matbuat Müdüriyet-i Umumiyesi

muharrirlerinden Kemâleddin Kâmu)

  

-4-

Ey Müslüman, ey Türk oğlu

Açıldı İstiklâl yolu,

Benim son günlerimdir;

Diyor bize Anadolu.

Çek Sancağı Türk Ordusu;

Olmaz Türkün can korkusu;

Esarete dayanır mı;

Türk vatanı, Türk namusu?

Bu son savaş bize farzdır,

Fırsatımız gayet azdır;

Muzaffer ol da ey Millet

Altın ile tarih yazdır.

Birleşelim özümüzden,

Dönmeyelim sözümüzden,

Hem silelim bu lekeyi,

Tarihdeki yüzümüzden.

(Merzifon İ’dadisi hat muallimi İskender Hâki)

 

 

-5-

Altı bin yıl efendilik yapdın,

"Kahraman Türk" idi cihanda adın.

Bir ateşten siperdin İslam’a,

Sönmeyen bir güneş gibi yaşadın.

Ey büyük ünlü Milletim ileri!

Hasmına çiğnetme koş bu şanlı yeri!

Düşmanın bir cihansa dostun Hak,

Hakkın elbette müstakil yaşamak.

Atıl, ez, vur senindir İstiklâl,

Ebedi parlasın şu al bayrak...

Ey benim şanlı Milletim ileri!

Ele çiğnetme koş bu ülkeleri...

(23 Kanunnisani 1337 M.)

  

-6-

Yıllarca altı cephede ateşle kanlar;

Türkün hilal ü dinine düşman olanlar:

Ceddin o; Yıldırım gibi saldın zaman zaman

Yüksek başın eğilmedi bir an cihanlar,

            Ey kahramanlar ordusu, ey yıldırım-şitâb,

            Göster cihan-ı mağribe bin şanlı inkılâb!

Ey mazi-i havarikı bin dâstân olan;

Garbın zalam-ı zulmüne yüz yıl kılınç salan,

Arslan yürekli ordu; demir giy, silah kuşan!

Zira hududu kapladı ateşle, kan, duman.

            Ey kahramanlar ordusu, ey yıldırım-şitâb,

            Göster cihan-ı mağribe bin şanlı inkılâb!

Arslan mücahid ordusu, ey hâris-i salâh

Destinde seyf-i hak gibi pek şanlı bir silah.

Açtın sema-yı millete pürnur bir sabah.

Âti bizim... Bizim artık Vatan, zafer, felah.

            Ey kahramanlar ordusu, ey yıldırım-şitâb.

            Göster cihan-ı mağribe bin şanlı inkılâb!

(Mehmed Muhsin)


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.