E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

ABDULLAH GÜZEL

FIKIH


  DİNİ KONULARI ÖĞRENME METODU

 Kur’an-ı Kerim’in meali ve tefsiri, hadis, İslam tarihi, fıkıh ve benzeri kitapları okuyoruz. Ama bazen neticeye ulaşmada zorlanıyoruz. Bize bu konunun usulünü açıklarsanız memnun oluruz.

 Bizi imana ve İslam’a hidayet eyleyen Allahu Teala’ya hamd olsun.

Peygamberimiz (a.s.) hadisi şeriflerinde şöyle buyuruyor: “Allahu Teala kime iyilik dilerse, onu dinde alim yapar. Allahu Teala’ya yapılan ibadetlerin en üstünü dinde (fıkıhta) alim olmaktır. Hatta bir din alimi, şeytan nazarında bin abidden fenadır. Her şeyin bir direği olduğu gibi, İslam dininin direği de ilimdir, ibadetlerin en hayırlısı din alimi olmaktır.”

Din, Allahu Teala tarafından konulmuş ilâhî bir kanundur. İnsanlara saadet yollarını gösterir. Onların saadete erişmelerine dalalet eder. Yaratılışındaki gaye ve hedefi, Allah’a ne suretle ibadet yapılacağını bildirir. İnsanları (kendi arzularıyla dini kabul eden akıl sahiplerini) hayırlı olan işlere sevk eder. Öyle din ki Allah’ın (c.c.) sağlam bir ipi ve açık bir lütfudur. Nebilerin ve Rasüllerin mirasıdır.

Din, Allah’ın bütün insanlar üzerine kesin ve üstün delilidir. Din, alâyı illiyyine ulaştıran doğru yoldur.

Fıkıh okumak, Kur’an’ın ihtiyaçtan fazlasını öğrenmekten efdaldır. Bütün fıkhı öğrenmek mutlaka lâzımdır. Bezzâzîye nâm kitapta şöyle denilmiştir: "Bir kimse Kur’an’ın bir kısmını öğrense de kalanı için vakit bulsa, efdal olan fıkıhla işgal etmesidir. Çünkü Kur’an’ı ezberlemek farzı kifaye, fıkhın lâzım olan miktarını öğrenmek ise farzı ayındır. Tabi bizim her birimize farz olan miktar, muhtaç olduğumuz kadarını öğrenmektir. Zira erkeğin hayız meselelerini, fakir bir kimsenin zekat ve hac gibi ibadetleri öğrenmesi farzı kifayedir. Bunları öğrenen bazı kimseler bulundu mu diğerlerinden sakıt olur. Namaz için yetecek miktardan fazla Kur’an ezberlemek de böyledir. Evet, fıkhın hacetten fazla miktarını öğrenmek Kur’an’ın fazlasını öğrenmekten efdaldır denilebilir. Çünkü ammenin ibadet ve muamelatında buna ihtiyacı yoktur.

İmamı Muhammed: "Bir kimsenin şiir ve nahiv ile şöhret bulması lâyık değildir. Çünkü şiirin sonu dilenmeye, nahvin sonu da çocuk okutmaya varır. Hesapla şöhret bulması da gerekmez. Zirâ sonu yer ölçümüne varır. Tefsir ile şöhret bulması da öyledir. Çünkü sonu vaizlik ve hikayeciliğe varır. Bilâkis kişinin ilmi, helal ve harama ve bilinmesi zaruri olan ahkama dair olmalıdır." demiştir.

Nitekim şair de: "Bir ilim sahibi, ilim sayesinde aziz olursa, kıymet kazanmak için fıkıh ilmi daha lâyıktır. Etrafa nice güzel kokular yayılmaktadır. Ama hiçbiri misk gibi değildir. Havada nice kuşlar uçmaktadır, ama hiçbiri şahin gibi değildir." demiştir.

Allahu Teala, fıkha hayır adını vererek methetmiştir. "Her kime hikmet verildi ise pek çok hayır verilmiş demektir." (Bakara/269) buyurmuştur. Tefsir erbabı bir çok ulema ve hikmeti furu ilmi olan fıkıhla tefsir etmişlerdir. Bundan dolayıdır ki "İlimlerin en hayırlısı fıkıh ilmidir. Çünkü bütün ilimlere vesiledir. Takva sahibi bir fakih, bin zahidden daha faziletli ve üstündür." denilmiştir.

İmamı Muhammed: "Fakih ol! Zirâ fıkıh ilmi hayır ve takvaya götüren en faziletli önder, en kısa yoldur. Her gün fıkıhtan ilmini artırmakla faydalan! Faydalar deryasında yüz! Çünkü takva sahibi bir fakih, şeytana bin abidden daha şiddetli gelir." demiştir.

Hazreti Ali (r.a.): "Fazilet, ancak ehli ilme mahsustur. Çünkü onlar doğru yoldadır. Hidayet arayana yol gösterirler. Herkesin kadir ve kıymeti başarısına göredir. Cahiller ehli ilme düşmandırlar. İmdi sen ilim elde etmeye bak. İlmin ebediyen cahili olma! İnsanlar ölü, ehli ilim diridirler." (İbni Abidin 1/35-38)

Kulun dininin icrâsı Allah için amelinin ihlası ve kulları ile muaşereti hususunda muhtaç olduğu ilmi öğrenmesi İslam’ın farzlarındandır. Her erkek ve kadının din ve hidayet ilmini öğrendikten sonra abdest, gusül, namaz ve orucunu öğrenmesi, nisaba malik olanın zekatı, kendisine hac farz olanın haccı, ticaretle meşgul olanın alışverişini öğrenmesi farzdır. Tâ ki sair muamelatla şüphelerden ve mekruh olan şeylerden korunabilsinler. Sanat sahipleri ve diğer herhangi bir işle meşgul olanlar da böyledir. Haramdan korunmak için onların da meşgul oldukları işin hükmünü bilmeleri farzdır. Helâlı, haramı ve riyayı öğrenmek de farzdır. Zirâ ibadet eden kimse riya yaparsa amelinin sevabından mahrum olur. Hasetle ucbu (yani kendini beğenmeyi) öğrenmesi daha farzdır. Çünkü bu iki şey ateşin odunu yediği gibi ameli yer. Alış veriş, nikah, talak gibi şeyleri yapmak isteyenlerin de bunları öğrenmesi farzdır. Haram kılan, küfre mueddi olan sözleri öğrenmek de farzdır. Yemin ederim ki şu zamanda bunlar en büyük şeylerdendir. Zirâ çok defa avamın küfre varan sözler söylediklerini işitirsin. Halbuki onlar bundan gafildirler. İhtiyaten cahil, imanının her gün, karısının nikahını da ayda bir veya iki defa iki şahit huzurunda tazelemelidir. Zirâ küfrü mucip bir söz ister erkekten, ister hanımdan sadır olsun, nikahı düşürür ve tecdidi iman ve nikah gerekir. (İbni Abidin, 1/41)

Fıkhın önemini izahtan sonra dini konuları fıkıh kitaplarından araştırmamız, ehli sünnet ulemasının ictihadlarından öğrenmemiz gerekir.

Nebi (s.a.v.) Muaz b. Cebel’i Yemen’e Kadı olarak gönderirken aralarında şu konuşma geçti:

Hz. Peygamber (s.a.v.) ona sordu:

- Sana bir dava getirildiğinde ne ile hükmedeceksin ya Muaz?

- Allah’ın Kitabında bulduğumla hükmedeceğim.

- Onda bulamazsan ne ile hükmedeceksin?

- Peygamberin sünneti ile hükmedeceğim.

Hz. Peygamber tekrar sordu:

- Ya onda  bulamazsan?

- Kendi reyimle ictihad ederim.

Muaz’ın bu suretle cevap vermesi üzerine Peygamberimiz çok sevinmiş ve Allah’a hamdü senada bulunmuştur.

Bu metot kıyamet sabahına kadar ümmeti Muhammed’in aralarında uygulanmak için geçerlidir. Ancak biz tefsiri okuruz, hadis kitabını okuruz, ehli olmayanlar hüküm çıkaramazlar. Onlar önceki Sahabeyi Kiram’ın ictihadlarından ve daha sonraki ehli sünnet müctehid ve ulemalarından faydalanırlar. Biz bunları ancak fıkıh kitaplarında en açık şekilde bulabiliriz.

Ahmet Davudoğlu, Müslim hadis kitabında çıplak bir tercümenin delil olamayacağını şöyle beyan etmiştir:

Gerek hadis, gerekse ayetlerin içinde mensuh olanları vardır. Bunların hükümleri kalkmıştır. Bize delil olamazlar. Kezâ tevil ve tahsis edilenleri, mecaz manada kullanılanları, muaraza halinde bulunanları, manası müşkül, müteşabih olanları vardır. Bunlar hiçbir zaman kuru bir tercüme ile ifade edilemedikleri gibi, hükümlerini anlamak da her yiğidin kârı değil, ancak müctehid ulemaya müyesser olan büyük bir iştir.

Görülüyor ki, hadisleri sırf tercüme halinde bırakmak bu noktayı nazardan tehlikeli bir iştir. Zirâ mensuh veya müevvel bir hadisin tercümesini okuyan kimse delil buldum zannederek tercüme ile amel ederse bu suretle hataya düşmek elden bile değildir. Bahusus her mesele hakkında ayet ve hadisten delil olup olmadığını araştırıp sormanın moda haline geldiği şu zamanda bu tehlike daha da büyüktür. Çünkü zaten dedikodu niyetiyle delil peşinde koşan bir adam mensuh bir delil bulur bulmaz: "Bak filan işi yapmak caizmiş de şimdiye kadar hocalar bizden gizlemişler." diyerek o delili elbette teşhir eder. Bu ulema hakkında söylemedik söz bırakmaz. (Müslim, Önsöz, cilt-1)

Bir diğer örnek A’meş lakabıyla anılan Süleyman bin Mihran. A’meş sikadır, hafızdır, âlimdir, fadıldır. Enes b. Malik’i görmüş, ondan işittiği hadisleri hıfzetmiştir. 1300 kadar hadisi vardır.

Ebu Hanife bir gün A’meş’in yanında iken aralarında şöyle bir muhavere cereyan eder. A’meş:

- "Bu mesele hakkında ne dersin?" Ebu Hanife:

- "Şöyle hallonulur." A’meş:

-  "Sen onu nereden çıkardın?" Ebu Hanife:

- "Senden rivayet ettiğim hadislerden." İmamı Azam böyle dedikten sonra bir takım hadisleri zikretti. A’meş de şu sözleri söyledi:

- Benim sana yüz günde rivayet ettiğim hadisleri bana bir saatte zikrettin. Ben senin bu hadislerle amel ettiğini bilmedim. Ey fukaha cemaati! Siz etıbbasınız, biz ise eczacılarız.

Ebu Yusuf’la benzer hadise: A’meş, Ebu Yusuf’a:

- Sen bunu nereden çıkardın? dedi. Ebu Yusuf:

- "Bize rivayet ettiğin hadisten çıkardım." dedi ve hadisi zikretti. A’meş:

- "Ben hadisi sen doğmadan evvel biliyordum. Fakat şimdi tevilini (manasını) öğrendim." dedi. (Müslim, 1-147)

Günümüzdeki ehliyetsiz insanların Kur’an’dan ve hadisten hüküm çıkarmalarına bu bir örnektir. A’meş bunca hadis ilmine vakıfken İmamı Azam ve Ebu Yusuf’un ictihadlarına saygı duyuyor. Umarım insanımız yeniden düşünür, bu güzel örneklerden ibret alırlar.

Netice olarak Kur’an meali ve tefsirini, hadis kitaplarını, İslam tarihini ve benzeri dini kitapları çok çok okuyalım, düşünelim, ibret alalım, ufkumuzu genişletelim. İbret alalım, sahabenin hayatını örnek alalım. Ama haram ve helalleri konusunda fıkha müracaat edelim.

Allah’ım ümmeti Muhammedi Kur’an’a mahkum et. Amin.


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.