E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

ZEKİ KENTEL

DÜŞÜNCE


  MODERNLEŞME VE İSLAM DÜNYASI

 18. yüzyılın sonları ve 19. yüzyılın başlarında Avrupa; bilim, teknik, ekonomi gibi hayatın her alanında zenginliğini katlayan bir kalkınma çağı yaşadı. Bu kalkınma ile, Batılı devletler nüfuzlarını arttırdılar. Geliştirdikleri üstün ateş gücü ile, savaş ve sömürgecilik gibi ahlak ve insanlık dışı yollarla güçlerini daha geniş boyutlara ulaştırdılar.

Batılı devletler bu kalkınma ve yükselme yolunda iken, Osmanlı devleti başta olmak üzere tüm İslam ülkeleri bir gerilemenin içine girmişti. Buhar gücünün sanayie girmesi, elektriğin keşfi, petrolün patlamalı motorlarda kullanımı gibi yenilikler batı ile İslam ülkeleri arasındaki arayı hızla açmıştı.

Bu çağda Hollanda Endonezya'yı, İngiltere Hindistan'ı, Rusya Türkistan'ı, Fransa Kuzey Afrika'yı işgal ediyordu. Osmanlı, Boğazlar yoluyla Akdeniz'e açılmak isteyen Rusya'nın açık tehdidi altındaydı. Ortadoğu, Afrika ve Asya'daki tüm İslam ülkeleri, Osmanlı Devleti’nin bir an önce yıkılıp bölüşülmesini bekleyen İngiliz ve Fransız sömürgecilerinin iştahını çekiyordu.

İran; İngiliz ve Ruslar arasında bölüşülmüş, Mısır; Fransız ve İngiliz rekabeti sonunda Fransızların işgali altına girmişti. Bu trajik ve korkutucu tablo karşısında İslam dünyasında orduların güçlendirilmesi yoluna gidilmesi bir zorunluluk oldu. Bu çalışmalar sırasında Osmanlılar Batının bu alanda kendilerinden çok daha ileri olduğunun farkına vardılar.

Gerçekten Batının yeni ordularının, mühendislik, tabiat, kimya bilimleri, tıp ve veterinerlikte üstün bir bilimsel deneyime sahip oldukları görüldü. Savaşlarda alınan yenilgiler, savaş sanayinin ancak bilimsel bir kalkınmayla yürüyeceği gerçeğini öğretti.

Batının bu üstünlüğü yakaladığı süreçte, İslam ülkelerinin medreselerinde okutulan ilimler dini ağırlıklıydı. Diğer ilimler ise ancak dini ilimlerin anlaşılmasına ve uygulanmasına yardımcı olduğu ölçüde söz konusu oluyordu. Bu acı, bilim ve ilimden kopuk gerçeğin, İslam'ın çağrısına hiç bir şekilde uygun olduğu iddia edilemezdi.  İslam ülkelerinin bu ezilmişliklerinin başta gelen nedeni, onların İslam'ın çağrısından uzaklaşmış ve İslam'dan soyutlanışlarının bir sonucudur.

Bir zaman diliminde vahyin inişinden sadece bir nesil içinde, o güne kadar tarihte ismi geçmeyen Arap ulusu, İslam’la bütünleşen her renkten, her ırktan insanlarla, bir ucu Fransa'da Paris'in yanında Puatye'de, İstanbul surlarında, diğer ucu Hindistan'da, Türkistan'da Çin surlarına ulaşan koca bir uygarlığın coğrafyasına damgasını vuruyordu.

VII. ve XIV. yüzyıllar, Batılıların iddia ettikleri gibi bir karanlık Ortaçağ değildir. Tam tersine yeryüzünün tanıklık ettiği en parlak uygarlıklarından birisidir. Bu her renkten, her ırktan insanların kurduğu ve yaşattığı İslam uygarlığıdır. Bugün, Batı Hıristiyan dünyası içine geldiğinde 100 binlik Timor'un bağımsızlığını Müslüman Endonezya'ya dayatır fakat daha haklı konumda olan Kıbrıs Türklerine bu hakkı vermemekte ısrar eder.

Uluslararası hukuka uygun antlaşmalarla bir devlet olan Çeçenistan'ın Rusya tarafından işgaline ses çıkarmaz ve 2.5 milyonluk Çeçen toplumunun direnişine terörist muamelesi yapar. Aynı durum Keshmir, East Türkistan, Philippines Müslümanlarına vb. reva görülür. Eğer Müslümanlar bu aşağılayıcı konumdan kurtulacaklarsa bunun yolu İslam'ın yüce hikmetini anlama yolunda çaba vermektir. Böylece İslam'ın kazandıracağı sinerji ile kendi özlerinde sakladıkları kimlikleriyle harekete geçip, tarihte yaşadıkları altın çağı bir daha kaybetmemek üzere yakalayacaklarına şüphe yoktur.

İslam ülkeleri ve toplulukları ortak bilinç ve işbirliği için gerekli güçlü temel ilkelere sahiptirler. İslam, doğusuyla birlikte mensuplarına sunduğu bu ilkeler ışığında birbirine düşman kavimler, yerleşik ve göçer ilkel aşiretler göz açıp kapayıncaya kadar bir süreçte dünyanın gözlerini kamaştıran bir uygarlığı kurduklarına tarih tanıktır. İslam ülkeleri arasında da işbirliğini güçlendirmek amacıyla kurulmuş örgütler arasında adı en çok duyulanı "İslam Konferansı Örgütü"dür. Fakat çalışmalarında bir etkinlik sağladığı söylenemez. Bunun nedeni İslam ülkeleri yöneticilerinin gereken bilinci yakalayamamaları ve öz kaynaklarını göz ardı ederek ekonomik gelişmelerini Batıya bağımlı kılmalarında yatmaktadır.

Sovyetler Birliği’nin çöküşüyle birlikte dünya siyaset sahnesine, kökleri Türk, nüfusunun büyük çoğunluğu ile Müslüman olan 6 ülke çıktı. Bugün İKÖ'ne üye en az 56 Müslüman ülke vardır. Tüm bu ülkeler halkları ve yöneticileri gerekli ve yeterli bilinci kazandıkları gün amaçlanan işbirliğinin etkin biçimde gerçekleşmemesi için bir neden yoktur.

Fakat bu bilinç nasıl kazanılacaktır? İslam ülkeleri 1.5 milyarı aşan nüfusu, sahip oldukları büyük hammadde ve petrol zenginliğiyle bugün bulundukları yerden çok daha iyi konumda olmaları gerekiyor. Bir çok İslam ülkesi arasında basit anlamda dahi bir işbirliğinden, ekonomik bir alış-verişten söz etmek mümkün değildir. Hatta Batı kapitalizminin tutsağı olarak bir çoğu birbiriyle kanlı-bıçaklıdır.

Bugün Batı ülkelerini isimlerinin yanında bir çok özellikleriyle tanırız da, İKÖ üyesi 56 İslam ülkesinin bırakın özelliklerini, isimlerini bile sayamayız. İslam ülkelerinin etkin bir işbirliğinden söz etmeden önce bu ülkelerin ve halklarının birbirini tanımaları gerekir.

İslam ülkelerinden her yıl milyonlarca Müslüman, dini zorunlu bir yükümlülük olan hac amacıyla İslam’ın kutsal beldesi Mekke ve Medine'ye gitmektedir. Bu kutsal yerlerin, çeşitli ülkelerden gelen Müslümanların birbirini daha iyi tanımaları, dostluklar, arkadaşlıklar kurmaları için büyük fırsatlar taşıdığı şüphesizdir.

İslam dininin Müslümanlara yüklediği hac görevinin bu konuda çok önemli bir işlevi olması gerekir. Mekke ve Medine şehirleri, sürekli olarak bir araya gelmekte olan Müslüman halkları için büyük bir çabaya gerek kalmaksızın zengin bir bilgi alış-verişine merkez olabilir.

Bunun için, bu kutsal şehirler, İslam ülkeleri ve halkları arasında geniş bir bilgi alışverişini ve güçlü bir haberleşmeyi sağlayacak merkezler olabilir.

Bunun için yapılması gereken ilk ve en önemli iş bu kutsal beldenin, "İslam Ülkeleri ve Toplulukları Ticari, Kültürel, Bilgi Alışveriş Merkezi" haline getirilmesidir. Bu konuda Suudi Arabistan yönetimi başta olmak üzere tüm Müslüman ülke Hac yönetimlerine  büyük görev düştüğü kanısındayım. Böyle etkin bir düzenleme, Müslümanlar arasında etkin bir iletişimi sağlayacağı gibi, sürmekte olan sürtüşme ve sağırlığa da son verecektir.

İslam ülkeleri arası bir işbirliğinin veya bir İslam Ortak Pazarı'nın hayata geçirilmesi ve başarılı olması, Mekke'de ve Medine'de Müslümanların aralarında gerçekleşecek güçlü iletişime, tanışıklığa ve dostluğa doğrudan bağlıdır. Zaman geçirmeksizin, bu çarşı, sözünü ettiğimiz düzenlemeyle bir İslam ülkeleri arasında ekonomik işbirliğinin etkin bir başlangıcı, bir çekirdeği olacaktır. Bu çarşıya bugünkü haliyle bir İslam çarşısı demek mümkün değildir. Bugün bu çarşıda bir İslam ülkesinden kolaylıkla sağlanacak bir çok ürün bulunmaktadır. Bu çarşıda muzlar ve elmalar Şili, et (tavuk, koyun ve sığır) Brezilya, süt ürünleri Danimarka, kumaş, kadife, seccade, hatta namaz takkeleri Almanya, Belçika ve Çin, elektronik ve metal eşya Taiwan, Kore ve Japonya malıdır. Müslümanların aralarındaki güçlü iletişim için bu kutsal beldede yalnız İslam ülkelerinin üretimlerini görmeleri isabetli olacaktır. Böyle bir karar alındığı takdirde bu çarşıdaki tüm gıda maddeleri ve tekstil ürünleri çok rahatlıkla bir Müslüman ülke üretimi olabileceği gibi, elektronik eşya ve diğerleri de Malezya, Endonezya, Pakistan, Singapur, Türkiye vb. olabilir.

Her ülke, dünya Müslümanlarına kendi tanıtımını sağlayacak örnek bir ürün, en basitinden ülkenin bayrağı ile bütünleşen bir hediyelik ürün sunabilir.

Birbirleriyle kanlı-bıçaklı İslam ülkeleri arasında düşmanlıkların sona erdirilmesi, dostlukların kazanılması, etkin işbirliğinin sağlanması ve İslam Ekonomik Birliği'nin hayata geçirilmesi ilk önce Müslümanların hac ibadetlerinde gerekli bilince varmalarıyla bir başlangıç yapabilir. Aksi halde bazılarının kasıtlı olarak tanımladıkları gibi bir ütopya olarak kalır.

Alış-veriş yöntemiyle insanların birbirlerini tanıması, yüz yüze görüşmeleri ve dostluklar kurmaları daha sağlam, başarılı ve kalıcı olur. İnançlarından dolayı zaten birbirlerine sıcak duygular içinde olanların, birbirlerinin ortak zenginliklerini öğrenmelerinin daha güçlü dayanışmalara olanak vereceği şüphesizdir.

İslam ülkelerinin dünya üzerinde etkin olabilmeleri için, İKT ve İSEDAK Konferanslarında Doğunun, bugünün deyimiyle Güneyin, İslam ülkelerinin, geçmişin ezilen uluslarının uzmanlarının daha etkin ve uygulanabilir karar vermeleri gerekiyor. İslam ülkelerinin halkları bu uzmanlardan, ülkeleri arasında etkin işbirliği sağlayacak ve devletlerinin de gün geçirmeden uygulayacağı kararlar ve projeler beklemektedir. Asırlarca İslam Dünyası'nın bayraktarlığını yapmış Türkiye'nin kendisini dünyanın saygın bir gücü elde etmesi, onu hala kendilerine öncü gören bir dünyanın önünü açmasıyla kazanılacaktır. İsmail Cem'in AB ve İKÖ'yü bir araya getirme çabaları çok gerçekçi ve umut verici işaretlerdir.

İslam Dünyası'nda bu dayanışma ve başarıyı sağlamak için gerekli ve yeterli temeller vardır. İş, bizim bu konuda, İslam Dünyası'nın en duyarlı olduğu bir süreçte etkin bir şeyler üretmemizi zorunlu kılmaktadır. Bu, sizin vereceğiniz destek ve çaba ile kotarılacak ve başarılacaktır.

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.