[../includes/ust.htm]

 

[../includes/sol163.htm]

 

 

A. HAMİD ÖZYAYLA

DÜŞÜNCE


  KÜFÜR TEK MİLLETTİR

 Her ülkeye, her millete bir peygamber gönderilmiştir (Nahl-36) İsrailoğullarına gönderilmiş peygamberlerden biri de Hz. İsa (a.s.)’dır. Allahu Teala kullarından istediği kişiye peygamberlik vermiştir. İsa (a.s.) da Allah’ın kuludur (Meryem 130). Meryem oğlu İsa (a.s.): Allah’ın kelimesidir (Nisa 171). İsa Mesih Ruhullah’tır. "İsa Mesih Allah’ın oğludur." diyenler küfre girmişler ve iftira etmişlerdir (Maide 17) Hz. Muhammed (s.a.v.)’in geleceğini müjdeleyen (Saff 6), İsa (a.s) İmran kızı Meryem (a.s.)’ın oğludur. Cenab-ı Hak, İsa’yı (a.s.) kudretinin bir nişanesi ve ulvi bir mucizesi olarak babasız olarak dünyaya getirmiştir. İsa (a.s.)’nın yaratılışı Adem (a.s.)’in yaratılışı gibidir. Hatta Allah (c.c.) Adem (a.s.)’ı, anasız olarak yaratmıştır. Bu da Allah için kolaydır. Çünkü O, yoktan var edendir.

İsa (a.s.), Kur’an’da ismi zikredilen ve kendisine kutsal kitap İncil verilen Ulul Azim bir Peygamberdir. Peygamberimiz, Hz. İsa (a.s.)’nın beşikte iken konuşan üç kişiden birisi olduğunu, O’nunla Mirac Gecesi ikinci kat semada karşılaşıp konuştuğunu ve kıyamet günü de İsa (a.s.)’nın şefaat için gelenleri kendisine göndereceğini bildirmiştir.

İsa (a.s.)’nın ref’ine/göğe kaldırılıp çıkarılmasına misal de İdris (a.s.)’dır. Zira Kur’an’da İdris (a.s)’dan bahsedilirken, "Onu yüce bir yere/mekana yükselttik." (Meryem 57) şeklinde haber verilmiştir.

İsa kelimesi, yönetmek ve idare etmek anlamındaki Arapça avs kökünden türemiştir. Muharref Matta’da İsa kelimesine kurtarıcı anlamı verilmiştir. Kur’an-ı Mübin’de Adem, Nuh, İbrahim ve İmran aileleri alemlere üstün kılındığı belirtilmiştir.

İsa (a.s.)’ın annesi Meryem, İmran’ın kızıdır. İmran, Zekeriyya (a.s.)’nın bacanağı, Yahya (a.s.) da İsa (a.s.)’ın teyzesinin çocuğudur. Yani Meryem (a.s.)’in annesi, Hanne, Zekeriyya (a.s.)’nın hanımı İşa veya Elizabeth’in kız kardeşidir. Ayrıca bunlar Musa ve Harun (a.s.)’un da kız kardeşleridir. İslamî kaynaklara göre biri Musa (a.s.)’nın, diğeri de Meryem (a.s.)’in babası olmak üzere iki İmran; biri Musa (a.s)'nın diğeri de Meryem (a.s.)’in kız kardeşi diğeri de İsa (a.s.)’nın annesi iki Meryem tespit edilmiştir. Görüldüğü gibi İmran geniş bir aile/sülale ismidir. Memleketimizde de İmren şeklinde çocuklara isim olarak verilmektedir.

Dinler arası diyalog çalışmasını üstlenen Belam ve Cizvit’ler, halkı Müslüman olan ülkelerdeki insanların İsa, Musa, Yahya, Davud, İshak, Yakup, Zekeriyya, Meryem, Safure isimlerine bakarak Müslümanların ne kadar hoşgörü sahibi olduklarını değil, bu mübarek kişilere ne kadar sevgi beslemelerinin hikmet ve sebebini iyi anlamaları gerekir. Zirâ, halkı Hıristiyan ve Yahudi olan ülkeler de Ahmet, Muhammed, Ayşe ve Fatma isimlerine rastlamak imkansızdır.

Peygamberlik zincirinin bir halkası da Hz. İsa (a.s.)’dır ki; Kur’an’da 15 sure ve 93 ayette çeşitli isim ve sıfatlarla geniş bir şekilde anlatılmıştır.

İsa (a.s.) döneminde tıbbın ileri gitmesi sebebiyle Cenab-ı Hak kudretini babasız bir insan yaratma mucizesi ile izhar etmiştir. Hatta İsa (a.s.) bile Allah’ın izniyle Peygamberliğinde Hz. Nuh’un oğlu Sam’ın kabrinin başına gelerek onu diriltmiş ve havariler tufan olayını Sam (Amca!)’dan dinlemişlerdir.

Genetik bilim ile uğraşıp akıl ve hevesini tanrı edinen hergeleler bilsinler ki; ne kadar erkek sperm bankası kurarsa kursunlar, ne kadar dişi yumurta çiftliğinde playboy tavşanı yetiştirirse yetiştirsinler biyolojik ve embriyolojik kanunlardan öteye gidemeyeceklerdir. İnsan klonlanması ve kopyalanması için çaba sarf edenlerin emekleri beyhudedir. Mutlak Yaratıcı’ya, ilim akıl ve teknolojiye silahı ile karşı çıkıp arşa hırlayanların sonu hüsran ve azaptır. Dünyadaki kazançları da tüylerini döktükleri başlarının/kuru kafalarının Kevki gibi olmasıdır. (Kevki: Akdeniz bölgesinde yetişir. Uzun ve söbü kabaklarının içi oyularak kurutulur ve cenazeler çoğu defa bu tas vazifesini yapan kevki ile yıkanır.)

Kardeşin kardeşe nikahını kıymayan Hz. Yahya (a.s.)’nın canına kıyan fanatik Yahudiler, Hz. İsa (a.s.)’nın babasız dünyaya gelmesini dogmatik fikirlerine ve yalın akıllarına sığdıramamışlar, üstelik İsa (a.s.)’ya tanrılık izafe ederek Allah’a iftira etmişlerdir. Aynı itirafı daha önce de "Üzeyir Allah’ın oğludur." diyerek yoldan sapmışlardı. Bu yüzden de Allah’ın lanetine ve gazabına uğramışlardır.

Meryem (a.s.)’in babası İmran, kızı doğmadan önce vefat etmiştir. Annesi Hanna, onu Beyt-i Makdis/Mescid-i Aksa’nın hizmetine adamış ve Zekeriyya (a.s.)’ya emanet etmiştir. Zekeriyya (a.s.) da ona mescidde bir yer/mihrab tahsis etmiştir. Meryem dindar kadın demektir. İffetli kadın anlamında Betül de denilmiştir. Peygamberimiz, eşi Hz. Hatice, kerimesi Fatıma ve Firavn’ın mümine karısı Asiye ile Hz. Meryem’in cennette birlikte olacaklarını müjdelemiştir. Ehl-i sünnet kelamcılarından Eş’ariler Kur’an’da ismi zikredildiğinden Meryem (a.s.)’ın da peygamber olduğu görüşündedir. İmam-ı Muhammed Maturidi hazretleri aynı görüşte değildir. (Allahu a’lemü bi-muradihim)

Temeli eski Mısır ve Hint kültürü üzerine bina edilen Yunan Sofizmi ve Roma’nın kof kilise ruhu, İsa (a.s.)’nın babasız olarak dünyaya gelmesini pozitif(!) ilimle izah edemeyince Meryem (a.s.)’e iftira, Cenab-ı Hakk’a da bühtanda bulunmuştur. Papazların tanrı huzurunda af dilenirken ve güya günah çıkartırken baş ve iki omuz üzerine yaptıkları işaret aslında Meryem (a.s.)’e masum olduğunu anlatmak amacıyla kendisine zina isnadında bulunanlara karşı sessizlik içinde sırtındaki biricik oğlu/kundaktaki İsa (a.s.)’ya işaretle: "Bana inanmıyorsunuz bari O’na sorunuz." demesinin sembolüdür.

İncil’deki adıyla Faraklit’e/Muhammed (a.s.)’e iman eden Rahip Bahira’nın nesli ve Necaşi’nin torunları olan ruhban sınıfının güzide papazları ahiretteki yüzleştirmede taraf olmamak için sanki bu işareti gösterirken: "Ey Meryem oğlu İsa! Vallahi sen ne Tanrı’sın, ne de Tanrı’nın oğlusun. Senin vebalin hem sağ omzuma, hem sol omzuma, hem de başım üzerine olsun ki; Sen asla asılmadın ve kat’a öldürülmedin. Seni Yüce Tanrı kendi katına yüceltti. Sen Allah’ın Resulüsün. Sana indirilen İncil, Tevrat’ı; Kuran’da İncil’i tasdik eder. Sen Ahmed’in müjdecisi ve kıyametin habercisisin. Seni bekliyoruz asırlardır. Şam’a iner gibi gel. Kudüs’e güneş gibi doğ. İnsanları haktan uzaklaştıran Deccal’leri öldür... Namus duygusunu kaybeden Domuzları kes... Dinini ve kitabını tahrif eden hainlerle savaş. Haçı ve putu kır. Seni Afik’de bekliyoruz... Noel Baba’nın kar üstündeki kızağına bağlı Ren Geyiklerinin(!) boynuzlarını da kır... İhanet şebekelerinin cizye ve haracını kaldır. Yeryüzünde adalet ve Faraklit’in şeriatı ile birlikte yaşayalım..."

Kur’an-ı Mübin’de Hıristiyan için Nasranî, Hıristiyanlar için Nâsârâ kelimeleri kullanılmıştır. "Kitap yüklü merkepler" olarak teşbih edilen Hıristiyanlar, Yahudiler gibi ehl-i kitaptırlar. Zaten Hıristiyanlık Nasıralı/Celileli İsa (a.s.)’yı merkeze alan bir Yahudi Mesih hareketidir. Hıristiyan Mesih’e bağlı demektir. Kelimenin aslı Hristos’dan gelir.

Otuz yaşlarında peygamberliğini insanlara açıklayan İsa (a.s.) Beyt-ül Lahm denilen Kudüs’teki bir yerleşim merkezinde doğmuştur. Hz. İsa’nın doğumunu milat kabul eden Papaz Dionysius Exiguus’tur. Doğduğu tarih hakkında kesin bir bilgi yoktur. İsa (a.s.)’nın doğum tarihi konusunda kiliseler arasında ihtilaf vardır. Batı Kiliseleri 25 Aralık’ı, Noel kabul ederken Doğu ve Ermeni Kiliseleri ise 6 Ocak’ı kabul etmektedir.

Hıristiyanlar İslam ülkeleri arasında her yıl yaşanan ihtilaf-ı metalia’yı temcit pilavı gibi pişirip bir gecelik/günlük farklı hilalin doğumu/yorumunu mercek üzerinde 360 defa büyütürken Noel Baba yortusunun muhtelif tarihlerde yapılmasını teleskopla seyretmektedir.

İsa (a.s.) okuma yazma biliyor ve eski İbranice’nin yerine geçen Arami dilini konuşuyordu ve marangozluk yaparak geçimini temin ediyordu. İncil’in öğretilerini insanlara tebliğ edince (Mekkeli müşrikler gibi) Yahudiler de kavmiyetçilik/ırkçılık dürtüsüyle İsa’nın milleti kandırdığını, Kayser’e vergi verilmesine engel olduğunu ve kendisinin Mesih kral olduğunu iddia ettiğini ileri sürerek (Laka 23/2) Roma’nın (ateist) valisi Pilatus’tan öldürülmesi için onay isterler.

Anadolu’daki Nevşehir, Derinkuyu ve Kaymaklı yeraltı şehirlerinin kurulmasının esas sebebi Arap baskınları değil, ateist Bizans yönetiminin Hanif Hıristiyanlara yaptığı zulüm ve işkencedir. Tıpkı daha sonra Medineli Yahudilerin Mekkeli putperestlerle anlaşarak Hendek Savaşı’nı başlattıkları gibi. Ancak İsa (a.s.) Yahya (a.s.)’yı şehit eden hain Yahudilere hitaben Efraim şehrinden Kudüs’e dönerek: "Korkma ey Sion kızı! İşte kralın bir eşek sıpasına binmiş geliyor." der. İsa (a.s.) ihanet şebekelerince yakalanır, Cuma günü 09.00’da çarmıha gerilir. (Markos 15/25) Ancak pazar günü kabre ziyarete gelenler mezarın boş olduğunu görürler. (Matta 28/9-10)

Kur’an’a göre İsa (a.s.) ne çarmıha gerilmiş ne de öldürülmüştür. Öldürdükleri kişi ispiyoncu havari Yahuda İskaryot’tur. İhanetin cezasını kim vurduya giderek ödeyen Yahuda gözü dönen yahudilerce katledilmiştir. Tam bu anda İsa (a.s.): "Ruh maal cesed" Allah katına ref olunmuştur. Allah’tan gelen ruh yine aslına rücu etmiştir. Hz. Adem (a.s.)’e üfürülen ruh, Hz. Meryem (a.s.)’e de nefhedilmiştir. O ruh İsa (a.s.) olarak Cenab-ı Hakkın katına yükseltilmiştir.

Mesele İsa (a.s.)’ın gelip gelemeyeceği, nereye ne zaman ineceği değildir. Mesele İsa (a.s.) gelmeden bizim ne kadar hazır olup olmadığımızdır. Yanlış enjekte edilen bir iğne Hasan Mezarcı gibi bir zatın bile ayda siluetini görmesine yettiği bir dünyada Ağca gibi daha çok Mesihler ve İsa’lar türeyecektir. Nübüvvet kapısı kapanmıştır. Risalet devam etmektedir. Ancak her Müseylime’nin bir Vahşi’si vardır. Kur’an kıyamet sabahına kadar gerçek hayatta hükmünü koruyacaktır. İsa (a.s.) da kendi duasının kabulüyle Hz. Muhammed’e (s.a.v.) son demde ümmet olacaktır. Arz-ı Mukaddes’e elinde bir kargı/kamış ile gökten inecektir. Sabah namazını caminin imamına cemaat olarak kılacaktır.  Kırk yıl Müslümanlarla birlikte yaşayacaktır.

Hıristiyanlar Avrupa’da ve diğer Nasrani ülkelerde İsa (a.s.)’nın doğumunu milat kabul ederken Yahudiler Kudüs’te 14 Nisan günlerini İsa (a.s.)’ın ölüm günü (hâşâ) bayram olarak kutlamaktadırlar. Ama yine de küfür tek millettir. Fanatik Yahudiler "İsa Çam’a inecek" yalanıyla Hıristiyanları ve onların keler deliğine giren dalkavukları olan sözde Müslümanları cömert(!) ve cesur rakkaseler eşliğinde müzik ve eğlence programları adı altında her yıl başlarında, meşgul etmekte/oyalanmaktadır. Kendileri ise Şam’ı da Urum’u da ele geçirmenin planlarını yapmakta ve Büyük İsrail Devleti’nin sınırlarını çizmektedir. Dünyayı parmağıyla oynatmaya yeltenmektedirler. Zira Yahudiler Mısır’a yerleştiklerinde geçmişte Amalika kavminin haddinden geldiler ama Amerika’ya haddini bildiremeyeceklerdir. 11 Eylül 2001 kamikaze harekatı miladdır. Bu olayın asıl sebebi son ABD seçimlerinde Yahudi Lobisi’nin adayı Al-Gore’nin başkanlık seçimini kaybetmesidir. Eğer Türkiye 2002 ve daha sonraki dönemlerde sözü geçen bir ülke olmak istiyorsa Arap dünyasına karşı aldığı tavır gibi İsrail Yahudisine de mesafeli yaklaşmalıdır. Onlarla askerî, siyasî ve diplomatik ilişkilerin çıtasını en alt seviyeye indirmelidir. İlla da dünya ile birlikte hareket etmesi gerekiyorsa tavrını AB’den yana koymalıdır. Ne de olsa Hıristiyan, Yahudi’nin pastörize edilmiş halidir. Zirâ İslam’a, Kur’an’a göre Müslümanlara inanç ve düşünce itibariyle en yakın olanlar Hıristiyanlardır. Sonra Yahudiler sonra da putperestler gelmektedir. Hıristiyanlar bir nevi yıkanmış, kalorisi düşük isli Dadağ kömürü gibidir. Bir şekilde demiri yivlenebilir. Osmanlı tarih boyunca iyilik ve adalet üzerine oturttuğu devletinin yükünü ehli-i kitap’a yükletmiştir.

Şimdilerde ise, davul masum milletin omzunda, tokmak Yahudinin, çilpi ise Hristiyanın elindedir. Arjantin’i Cavallo, güzel ülkemizi de Zavallo perişan etmiştir. Ne gariptir ki Müslüman bir ülkede herkes üzüm gibi Laden’in sakalını eleştirirken pisi tüyü gibi ağarmış ve aptal ekini gibi dağılmış Aziz Nikolas/Noel Baba’nın sakalına toz kondurulmamaktadır. M. 270 yılında güya Demre’de yaşamış bir rahip olarak bilinen Noel Baba’nın İsa (a.s.)’nın doğumu ile ilgisi yoktur. Peygamberimiz, mü’mini çama benzetmiştir. Yılbaşlarında çam kesmenin temelinde yatan esas espri belki de Müslüman kanı dökmektir. "İkiz kuleleri yıktı" diye halen aranan Üsame b. Laden o günlerde Osmanlı ve hilafetle ilgili bir şeyler söylemişti ya, misilleme olarak Mekke’deki Osmanlı Muhafız Alayı’nın himayesindeki tarihi Ecyad(*) Kalesi 30 Aralık 2001 günü ABD’nin baskısı ile Suudi yönetimine yıktırılmıştır. Yugoslavya-Bosna Hersek Savaşı’nda da Mimar Sinan’ın Mostar Köprüsü yıkılmıştı. Aslında bana kalırsa Osmanlı’nın kulesi 22 Kasım 1922’de, Kal’ası da 04 Mart 1924’de yıkılmıştır. Abdulhamid merhumun kabri hâlâ Şam’dadır. Güzel yurdumuzu Türk-Kürt ayrımı ile bölmeye çalışanlar dünya Müslümanlarını da Arap-Türk kavmiyetçiliği ile tarumar etmektedirler. Demek ki Hendek mekan Lavrens’ler hâlâ yaşıyor.

Türkiye dünya siyasetinde bir terazinin dili gibi tam ortada olmalı ve dengeyi sağlamalıdır. Yahut da terazinin başına geçmelidir. Baksanıza adamlar göreve gelirken İncil’i öpmekte, alacağı önemli kararlarda Papa II. Jan Paul’un işaret parmağını takip etmektedirler. Bizler de son 50 sene nice Baba’ların izini takip ettik. Hâlâ tünelin ucu görünmüyor. Adamlar Osmanlı’nın siyaseti ile dünyayı yönetiyor. Siyasetten maksat yönetmektir, hemşerim. Çatal kazık yere geçmiyor.

İslam düşmanı papazların Kudüs’ü Müslümanların hakimiyetinden kurtarmak ve Müslümanları önce Avrupa'dan sonra da Anadolu’dan geldikleri yere göndermek için başlattıkları haçlı seferleri hâlâ devam etmektedir. Papazlar ve krallar el ele İslam’a karşı başlatılan seferlerin planlarını yapmışlar ve her defasında Şark Meselesi olarak önümüze getirmektedirler. Kısaca Müslümanlar,

a) Dini,

b) Dünyayı,

c) Her ikisini de isterim, şıklarıyla imtihan edilmektedirler. Sonuç ortada.

Yamadık dünyamızı yırtarak dinimizden,

Sonunda din de gitti dünya da gitti elimizden.

Muhanete muhtaç olduk. Aleme rezil rüsvay olduk. Millet olarak şeytan çarpmışa döndük. Zirâ Kur’an faizle beslenen bir topluluğun kabirlerinden şeytan çarpmış gibi dirileceğini haber vermekte, ayrıca faiz sistemi ile milletin kanını, iliğini sömürenler Allah ve Rasulüne harp ilan etmişlerdir mesajını bildirmektedir. Din devletten tecrid edilmektedir. Utanma duygusunun bir sembolü olan başörtüsü kamuda yasaklanırken pantolona serbestlik getirilmiştir. İyi de mekruh da olsa muhim olan kadınların pantolon giyebilmesi değil ayakta işeyebilmeleridir. Peygamberimiz kadınlaşmaya özenen erkeklere ve erkekliğe özenen bayanlara lanet etmiştir. Cinsiyetine rıza göstermeyen kadere râzi olmuyor demektir. Kaderi inkar insanın haddine mi kalmıştır?

İsa (a.s.) göğe kaldırıldığında yün bir kaftan, bir çift mest ve bir de deri dağarcıktan başka bir şey bırakmamıştı. Gel gör ki bugün birçok rahibin ensesi tuluk yemiş hırsız kedi boynu gibidir. Evet... Hıristiyanlar İsa (a.s.) kutsal emanetlerine ve kendilerine indirilen ilahi kitap İncil’e de sahip olamamışlar. Hatta tahrif etmişlerdir. Bugün dünya üzerinde okunan Matta, Markos, Luka ve Yuhanna İncilleri tahrif edilmiştir. İncil’in aslı kayıptır. Sadece Barnaba İncil’inde İsa (a.s.)’ya indirilen şeriata uygun ifadeler olduğu söylenmektedir. Osmanlı izlediği dünya siyaseti ile iti ite kırdırmıştır. Hıristiyanlığın mezhepleri olan Ortodoksluk, Katoliklik, Protestanlık ve Anglikan Kilisesi cemaati arasındaki farklı düşünceler nedeniyle kendi aralarında yüzyıllarca savaşmışlardır. Değilse Kanuni, Fransuva’yı Şarlmen’e karşı niye koruyacaktı ki?

İslam’da ibadet dili Kur’an ve ezan’dır. Türkiye’de ortaya atılan Türkçe ezan-ibadet ve namaz düşüncesinin mimarları, İstanbul Fener Rum Patrik Ortodoks Hıristiyanlarıdır.

Din herkes içindir ama herkese göre bir din olmaz.  Kur’an’da Fil Suresinin tefsirinde tarih içinde Arapların Habeşililer, İran/Sasani ve Bizanslıların hakimiyeti altında olduklarını belirttikten sonra İslam Sancağı altında yeryüzünde ilk defa Hz. Muhammed (s.a.v.)’in önderliğinde devlet gücüne sahip oldukları anlatılmaktadır. İslam’ın kaynağı Kur’an’dır. 57. T.C. Hükümeti Başbakanı sıfatıyla Sayın Bülent Ecevit’in ABD Başkanı George Bush’a Kur’an-ı Kerim hediye etmesini çok anlamlı buluyorum. (Mesela dedik!)

1- Kur’an’da teröre karşı olan ayetler de var.

2- Bizde bundan daha çok var. Nasıl olsa okuyup amel etmiyoruz. Bari size takdim edelim.

3- Bizden sana hakiki kutsal bir kitap, senden bize (seri no’su) sahte dolarlar.

4- Sizin İMF’niz bize borç/harç bir şeyler versin. Bizim İMF (İslam’la Mücadele Faaliyeti)miz de size rapor versin. Dünyanın siyaseti de, saltanatı da, dini de diyaneti de, ticareti de, san’atı da, hilafeti de sizin olsun.

5- Alın AT’ınızı pardon AB’nizi. Verin tımarımızı/dolarımızı. Zaten Kur’an için abdest, AB için niyetimiz yoktu. Galiba haçlı seferleri tersine yapılıyor. Önceleri Anadolu ve İslam diyarı istila ediliyordu. Şimdi ise harçlık(!) seferleri, turları düzenleniyor, Ehli Salib diyarına. Heyhâttt... Hz. İsa, Havarileri kastederek diyor ki; “Ey insanlar siz bu çamaşırları yıkıyor ve kirlerden temizleniyorsunuz, fakat niçin aynı şeyi kalplerinize yapmıyorsunuz? Ben Allah’ın size gönderilmiş bir elçisiyim.”

 

Kaynaklar:

(*) Ecyâd kelimesi boyun, boğaz ve gerdan anlamındaki ciyd kelimesinin çoğuludur.

1) T.D.V. İslam Ansiklopedisi

2) Şamil İslam Ansiklopedisi/Akit

3) Peygamberler ve Halifeler Tarihi/Akit

4) Arapça-Türkçe Yeni Kamus

5) Kur’an-ı Kerim ve Açıklamalı Meali.

 

[../includes/alt.htm]