E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

ZEKİ SOYAK

BAŞYAZI


 NÖBET DEĞİŞİMİ

Tarih boyunca gerek Müslümanlar ve gerekse gayri müslimler, çeşit çeşit zulümlere duçar olmuş, toplu katliamlara tâbi tutulmuş, canları, malları, namusları heder edilmiştir. Bu aşağılık kötülüklerin bir kısmı savaşlar yoluyla işlenmiş, bir kısmı da zalim, zorba yöneticiler marifetiyle yapılmıştır.

Zalim ve zorba yöneticiler veya devletler, yaptıkları bunca gayri insanî, ilkel zorbalıklarını, terörlerini haklı göstermek, tepkileri önlemek için, milleti aldatmaya, yanıltmaya mâtuf sinsi planlar yaparlar. Planlarını zamana yayarak, bu arada toplumun desteğini almaya çalışarak, karşı çıkanları çeşitli yöntemlerle susturarak adım adım hedeflerine ulaşmaya, emellerini gerçekleştirmeye uğraşırlar.

Zalimlerin en belirgin müşterek özelliği, cahillik, utanmazlık, merhametsizlik, her türlü melaneti yapmaya müsait aşağılık bir karakter ve aşırı derecede korkak olmalarıdır. Zekeriya (as)’ı testere ile biçenler,Yahya (as)’ı koç gibi boğazlayanlar, Peygamberimiz Hz. Muhammed (sav)’i ayakkabıları kanla dolana kadar taşlayanlar, O’nu ve ashabını üç yıl muhasara altında tutup açlık ve yokluğa mahkum edenler, doğduğu, büyüdüğü yurdundan çıkaranlar, sevgili torunu, göz nurunun göz nuru, cennet gençlerinin efendisi Hz. Hüseyin’in mübarek başını keserek şehit edenler, bu şenî, aşağılık işleri yaparlarken zerre kadar merhamet etmemiş, utanmamışlar. Çünkü elde ettikleri makam ve mevkii, mal ve mülkü kaybetme korkusu onları bu denli bayağılaştırmış, behimileştirmiştir.

Halen Çeçenistan, Afganistan, Türkistan, Keşmir ve dünyanın dört bir yanında körpecik çocuklar, ak saçlı, ak sakallı ihtiyarlar acımasızca katlediliyor, açlığa mahkum ediliyorlar. Bütün bu insanlık dışı zulümleri yapanlar önce kılıflarını hazırladılar, kendilerini haklı gösterecek vitrini dizayn ettiler. Kalemleri, mikrofonları ekranlarıyla pazarda her an satılığa hazır, müşteri bekleyen bir kısım medyayı harekete geçirerek toplumu bir nevi afyonladılar. Artık harekete geçebilirler, masum halkın başına bombalar yağdırabilirler ve öyle yaptılar.

Şimdi sırada yöneticileri zalim, halkı mazlum ülkeler var. Aynı bahanelerle, aynı zulümler insanlığın selameti(!?) için yapılacak. Sovyetler Birliği’nin çöküşü ile, sürekli telaffuz edilen Yeni Dünya Düzeni’nin mantığı bu.

Süper güç Amerika, Avrupa Birliği’nin lokomotifi durumunda. Almanya’nın yükselişini kontrol altında tutmaya, dağılan komünist cephenin yeniden derlenip toparlanmasına meydan vermemeye çalışırken, asıl hedefi, aralarında sağlam birlikler oluşturarak büyük bir güç olma potansiyeline sahip olan İslam ülkeleridir.

Onun için 11 Eylül planlanmış, onun için bunca propagandalar yapılmıştır. Amerika’yı tüm batılı devletleri, Çin’i, Rus’u, Yahudi’yi korkutan bu devin uyanması ve ülkesinin maddî manevî tüm zenginliklerinin nasıl yağma edildiğini görmesidir. Onun için İslam ülkelerinde eğitim-öğretim kurumları, çeşitli yayınlar, aydın lakaplı diplomalı cahiller, bir kısım yöneticiler vasıtasıyla özellikle okuyan gençlik sürekli batı hayranlığı, İslam düşmanlığı ile afyonlanmaktadır. Yeni Dünya Düzeni’nin savunucuları, yeni dünya düzenini, kendi düzenlerinin devamı için şart gören güçler böyle istiyor. Kendilerine "Ne oluyor?" diyebilecek bir beyin, bir duruş arzu etmiyorlar.

Onun için 54. hükümetin Başbakanı’nın girişimleriyle, Türkiye, Mısır, Nijerya, İran, Pakistan, Bangladeş, Malezya ve Endonezya’dan oluşan D-8’ler, Amerika ve batılıların uykusunu kaçırdı. Yine o sinsi, o aşağılık planlarını uygulamaya koyuldular. Endonezya’da büyük kargaşalar yaşandı. Ülke, parçalanmanın eşiğine geldi. Ekonomisi çöktü. Keza Malezya, siyasi çalkantılar yaşadı. Ekonomisi dar bir boğaza girdi.

Bu işin başını çeken, organize eden Türkiye’de ise sosyal barış büyük yaralar aldı. 54. hükümet düşürüldü. Ülkenin en büyük partisi, iktidar partisi Refah kapatıldı. Dindar Müslümanların eseri olan İ. Hatip Lisesi mezunlarına üniversite kapıları büyük ölçüde kapandı. Başörtüsüne öyle acımasız bir savaş açıldık ki, bırakın kamu hizmetlerinde ve üniversitelerde, başörtüsünün farz olduğu öğretilen ve bunu insanlara anlatacak olan İmam-Hatip ve İlahiyat öğrencilerine bile uygulandı.

Bir kısım fırsatçı, diplomalı cahiller, medya ve yöneticiler bu işi öyle noktalara kadar götürdüler ki, uygulamalar bir kabile devleti görüntüsü veriyordu. Bırakın başörtülü memureleri, hanımı başörtülü olanların bile memuriyetine son verildi. Sakallı, başörtülü insanlar, İmam-Hatipli, İlahiyatlı gençler horlandı, kamu hizmetlerinde memur olmalarına büyük engeller konuldu.

Halkı laik-antilaik, çağdaş-irticacı diye bilerek veya bilmeyerek kamplara ayırdılar. Dindar Müslümanların kurduğu özellikle Anadolu insanının desteklediği şirketleri yeşil sermaye diye damgalayıp önünü kestiler. Ekonomiyi tam bir bataklığa soktular. Sonuç, devlete küskün, hatta kızgın, güvenini tamamen yitirmiş, birbirleri ile ilişkileri bozulmuş bir toplum ve yüzlerce fabrikanın, atölyenin, dükkanın kapandığı, büyük bir işsizlik ordusunun teşekkül ettiği, içte olduğu gibi, dışta da büyük ölçüde itibar kaybına uğramış, sefilleri oynayan bir ülke manzarası.

Bir tarafta bunlar olurken, çarşaf çarşaf İRTİCA listeleri hazırlayıp ilan edilirken ve hatta bu irtica listesine, bir kebapçı, bir bakkal, bir manav bile ihmal edilmeden itina ile yerleştirilirken, diğer taraftan, öteden beri devleti hortumlayan patronlar, holdingler, medya babaları, bir kısım bürokrat ve siyasiler vurgun ve soygunlarını yağmaya dönüştürdüler.

Maalesef her zaman olduğu gibi, olanlar yine masum Anadolu insanına oldu. Fatura yine, canlarıyla, mallarıyla ülkenin bütün sıkıntılarını, dertlerini omuzlayan bu halka yazıldı.

Yöneticiler çok iyi biliyorlardı ki, bu Anadolu insanı, milyonlarca şehit kanıyla sulanan, vatan yapılan bu topraklara candan bağlıdır. Bu topraklar onların kanları ve terleri ile bereketlenmiştir. Onların başkaları gibi gidecekleri, başka bir toprak parçası, başka bir ülke yoktur. Onun için ne yaparsanız yapınız bu ülke Arjantin olmaz diyorlardı.

Ülkeyi her yönden perişan eden, kaosa sürükleyen, bir kısım soysuz fırsatçılara imkan veren 28 Şubat muhtırası ve onun savunucusu olan 28 Şubatçılardır. Bugün ülkede yaşanılan sıkıntıların vebali onlarındır. Tarihe ve millete karşı sorumludurlar.

Böylece Yeni Dünya Düzeni yeni düzenlemelerle, yeni düzenbazlıklarla D-8’lerin lideri durumundaki Türkiye’yi de hakladılar. Hem de öyle bir haklayış ki, bir zamanlar Karaoğlan lakabıyla mâruf, Amerikan karşıtlığı ile ünlenmiş Ecevit: "Amerika öyle demişse doğrudur." diyecek kadar, Yeni Dünya Düzeni’ne ve onun mucidine bağımlılık ve teslimiyet gösteriyor.

D-8’lere vurulan darbeler bununla da bitmedi. Şimdi de Afganistan harekatı ile Amerika ve İngiltere bir taşla üç-beş hedefi yok etme peşinde.

İslam ülkeleri içinde atom bombasına sahip ve D-8’lerin güçlü üyelerinden biri olan Pakistan tam bir kıskaçta. Bir taraftan Hindistan’a fırsat veriliyor ve Keşmir meselesi sahipsiz bırakılmak isteniyor. Pakistan’ın Keşmir’le ilgilenmesinin önü alınmaya çalışılıyor. Diğer taraftan hem Keşmir konusunda hem de İslamî meselelerde hassasiyeti olan İslamî cemaatler bizzat Pakistan yönetimi eliyle yok edilmeye çalışılıyor. Bu arada Yeni Dünya Düzeni’nin düzenbazlıklarından azami derecede faydalanmak isteyen fırsatçılar, Çin Doğu Türkistan’da, Rusya Çeçenistan’da, Hindistan Keşmir’de, Yahudiler Filistin’de pervasızca katliamlar yapıyorlar.

Yeni Dünya Düzeni azgınlaştıkça azgınlaşıyor. Bu yeni düzenin sahibi Amerika pervasızlaştıkça pervasızlaşıyor. Bütün dünyayı hegemonyası altına almak için ele geçirdiği fırsatları sonuna kadar kullanıyor.

Zahirdeki bütün bu olumsuzluklar, sıkıntılar, zorbalık ve zulümler aynı zamanda bir sonun ve yeni bir başlangıcın müjdesini taşıyor. Amerika ve Batı varabileceği noktaya kadar vardı. Bu son gayretleri sonlarını biraz daha geciktirmeye matuf çabalardır. Değişmeyen kanun işliyor.

Bu işler nöbetleşedir. Dün, dünyayı adaletle yöneten Müslümanlar zaman içinde bozulup iktidarlarını kaybetmişlerdi. Nöbeti devralan batı ve Amerika her yönüyle, bilhassa sosyal ve ahlaki yönden büyük bir çöküntü içindedir. Bir adım öteleri felakettir, helâktir.

Öyleyse Müslüman milletler nöbeti yeniden devralmaya hazır olmalı, hazırlanmalıdırlar.

Tarih gösteriyor ki, zalimler, kendilerini en güçlü gördükleri bir zamanda, beklenmedik bir tarzda yok olup gitmişlerdir.

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.