E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

AHMET BELADA

KAPAK


  DÜŞÜNCE VE İFADE HÜRRİYETİ

 Düşünce ve ifade hürriyeti insanlar için vazgeçilmez bir esastır. İnsanlar başkalarının haklarına el uzatmamak ve yaşadığı ülkenin kanunlarını çiğnememek kaydıyla, gerçek ve doğru olduklarına inandığı şeyleri özgürce düşünebilir ve konuşabilirler. Bu durum insan benliği ve şahsiyetinin gelişimi için gereklidir. Ayrıca bu hal, din ve inanç hürriyetini de temin edecektir. Çünkü insanları vicdanlarıyla inandıkları bir şeye inanmaları için zorlamak gereksizdir. Hepsinin ötesinde hesap gününde insanın kaderi, yeryüzünde kendi istek ve serbest iradesiyle yaptıklarına göre belirlenecektir. Zorlama ile yapılanlar önem taşımayacaktır. (2/256)

Öyle ki din, insanları yapmaları gerektiği konusunda zorlayıcı bir müeyyide koymamıştır. İnsanlara neleri yapmalarının güzel olduğunu, nelerin onlar için zararlı olduğunu belirtmiş; iyi ve kötü karşısında muhayyer bırakmıştır. Nihayetinde, hesap günü kazanacak veya hüsrana uğrayacak olan kendisidir. (90/8-9-10)

İfade hürriyeti kişinin doğuştan gelen hakkıdır; baskı altında tutulamaz veya kısıtlanamaz. Şayet anlaşmazlık çıkarsa bunun halledilme merciini din göstermiştir: Allah ve Rasulü (4/59-33/36). Ayrıca, fikir ayrılığı konusunda konunun uzmanlarına götürülmesi gerektiği de ifade edilmiştir. (16/43)

Din insana, istediği gibi bir hayat sürmesi hususunda serbestlik tanımakla beraber yaptıklarının sonuçlarına da katlanması gerektiği hatırlatılmaktadır. Nitekim Peygamberlerin görevleri, yalnızca Rablerinden aldıkları yol gösterici emirleri insanlara iletmektir. Onlar, insanlara istemedikleri şeyleri yaptırmak için gönderilmemişlerdir. (6/107)(1)

Bu genel mülahazeden sonra şunu söyleyebiliriz:

 

Peygamberimiz zamanından örnek

İslam dini hem din serbestiyetine, hem fikir özgürlüğüne büyük önem vermiştir. Baskıcı ve despotça bir yönetim hiçbir zaman benimsememiştir. Medeniyetimiz bunun serlevhalarıyla doludur.

Bu konunun iki boyutu vardır: Birincisi, İslam toplumunda yaşayan aynı dinin mensuplarına tanınan fikir ve ifade özgürlüğü; ikincisi ise, gayr-ı müslimlere tanınan fikir ve ifade özgürlüğü.

Bizler çok iyi biliyoruz ki, Peygamberimiz, Kur’an’ın yaşayan örneği idi. O, kamuoyunu ilgilendiren bütün işlerde, karar vermeden önce daima arkadaşlarıyla istişare etmiştir. Nitekim Bedir Savaşı öncesi, “Kervan mı, çarpışma mı?” konusunda, savaş yerinin tespiti konusunda ve savaştan sonra esirler konusunda istişare etmiş ve gereğini yapmıştır

“Uhud muharebesinin savunma ağırlık mı, yoksa meydan savaşı mı?” olması hususunda; Hudeybiye anlaşmasının sonunda tıraşını olmayan, kurbanını kesmeyen arkadaşlarına üzülen Peygamberimiz, Ümmi Seleme’nin fikrine göre hareket etmesi, fikre verilen önemi belirtmesi açısından önemlidir.(2)

Şüphesiz, Rasulullah Kur’an’da yer almayan konular hususunda arkadaşlarının düşüncelerine büyük önem vermiş ve onlarla fikir alış verişinde bulunmuştur. O’nun terbiyesinde yetişen sahabeleri de aynı yolu takip etmişlerdir.

 

Halifelerden örnekler

Kendisinden sonra Halife olan Hz. Ebu Bekir, Kur’an ve Sünnet’de yer olmayan konularda tamamen istişare ile hareket etmiştir. İrtidat (dinden dönme) olayları başgösterdiğinde ne yapılması gerektiği konusunda; Kur’an’ın bir araya getirilmesi (cem) hususunda istişare etmiştir.

Hz. Ömer’in Hutbe okumaya başlarken: “Ey cemaat beni dinleyin ve itaat edin” dediğinde cemaatten biri: “Seni ne dinleriz, ne de itaat ederiz; çünkü sen adil değilsin” der. Sebebi sorulduğunda: “Çünkü müşterek katıldığımız bir muharebeden elde edilen ganimet kumaştan bizlere bir gömlek bile olmazken, size elbise dikilmiş” demesi üzerine, Hz. Ömer oğlu Abdullah’a durumu açıklamasını ister. Abdullah b. Ömer: “O savaşa babamla ben de katıldım. Ganimetten bana da pay verildi. Ben hissemi babama verdim. İkimizin ki bir elbise oldu.” demesi üzerine düşüncesini ifade eden zat: “Şimdi seni dinler ve itaat ederiz.” der.

Gene Hz. Ömer, kadınlara verilmekte olan fazla mehirleri (nikah esnasında kadınlara verilen mal-menkul ve gayri menkul) kısıtlayıcı beyanda bulunduğunda, bir kadın: "Ey Ömer, sen hangi hakla Allah’ın bizler için uygun gördüğü hakkı sınırlıyorsun" diyerek itiraz etti. Hz. Ömer de yaptığı hatadan dolayı kendini düzeltecek böyle insanlar olduğu için Allah’a hamd eder.

Bunlar, bir yöneticinin diğer insanların fikirlerine gösterdiği saygının derecesini ve gerçek İslam toplumunda varolan ifade hürriyetinin genişlediğini gösteren ikna edici örneklerdir.(3)

Diğer din mensuplarına karşı da aynı duyarlılığı İslam öngörmüştür. Bu konuda çokça misal vermek mümkün, lakin yazının kendisine tanınan alanı aşmaması açısından sadece Peygamberimizin Necran Hıristiyanlarına yazdığı mektubu aşağıya alarak meseleyi izah etmek istiyorum.

"Allah’ın himayesi ve Peygamberi Muhammed’in zimmeti, Necran ve havalisinde olanların şahısları, malları, dinleri, toprakları, şimdi bulunanları, bulunmayanları ve diğerleri ile mabetleri, suret ve haçları üzerindedir. Kimse dininden döndürülmeyecektir; hak ve hukuklarına, suret ve haçlarına dokunulmayacaktır; rahip rahipliğinden, papaz papazlığından, kilise bakıcısı bu görevinden uzaklaştırılmayacaktır. Onlara zulüm ve işkence yapılmayacaktır. Cahiliye kan davası güdülmeyecektir..."(4)

Dolayısıyla, Hıristiyanların da en az Müslümanlar kadar kasaba ve köylerinde dini tören ve ayinlerini yapma haklarına sahip olduğu görülmektedir.(5)

Bütün bunlar Kur’an ve Sünnet’in öğretilerinden çıkmakta. Herkes kişisel sorumluluk sahibidir. Kimse kimsenin yükünü çekmez (17/15) Cenab-ı Hak herkesin Müslüman olmasını murat etse, elbette ki olurdu. Fakat böyle bir şey yok. (10/99)

İslam’da savaşa başlamadan önce düşmana üç teklifte bulunulur:

1- Müslüman olun, bizim sahip olduğumuz hakka sahip olun.

2- Bizim üstünlüğümüzü kabul edip, cizye(*) verin.

3- Bunları kabul etmezseniz savaşırız. Bu şartlar için de üç gün düşünme süresi tanınır.

Yukarıdaki şartlar zikredilmeden Horasan tarafından da bir şehrin elde edildiğini duyan Ömer b. Abdülaziz haber göndererek İslam komutanının derhal fethedilen şehirden çıkmasını ister. Emre uyan komutana gelen şehrin yetkilileri durumu sorduklarında meseleyi izah ederler. Bunun üzerine şehir halkı topyekün Müslüman olur.

Diğer taraftan savaşla elde edilen bir şehrin en büyük mabetlerden biri camiye çevrilir. Fakat Şam’ın fethinde enteresan bir olay gerçekleşir. Şehre girilmesi, hem sulh, hem de savaşla dlduğundan ne yapılması gerektiği tartışılır, netice olarak en büyük kilise olan (şimdiki ismiyle Umeyye Cami)’nin yarısı kilise olarak kalır, yarısı cami yapılır.

Bu ve buna benzer örnekler gösteriyor ki, İslam yabancılara karşı da son derece hoşgörüyle bakmış, onlara despotça davranmamış, bu durumda fethettikleri yerlerde uzun süre kalmalarını sağlamıştır.

Hiç şüphesiz fikir ve ifade hürriyetinin en bariz bir şekilde yaşandığı toplumlardan biri de Selçuklu Türkleridir. Özellikle Büyük Selçuklular dönemi, mezhebi tartışmaların ve tasavvufi kargaşanın çokça yaşandığı zaman olması hasebiyle fikrî hareketlilik epeyce çok olmuştur.

 

Selçuklulardan örnekler

İslam dinini ve devleti yıkmak için çeşitli teşkilat kuran Batınîler ve müfrit Şi’îler müstesna, Selçuklu Sultanları ve beyleri mezhepler arası farklara ve kavgalara asla müdahale etmemişler; ancak nadir durumda uzlaştırıcı rol üstlenmiştir.

Nitekim Eşariler ve Hanbeliler arasında kavgaların başlamasından sonra Melikşah, Bağdat’a bir mektup göndererek; "Nizamiye Medresesini, bir mezhebi korumak için değil, ilmi himaye etmek ve yükseltmek için kurduklarını..." ifade etmiştir. Hatta Sultan Sancar zamanında Meru, Belh ve diğer kültür merkezlerinde umumî münazaralar (tartışmalar) bir gelenek halinde devam etmiştir. Hatta buralara kadınlar dahi katılmışlardır.

Hür düşünceye dayanan Mutezile mezhebi Harizm bölgesinde öyle yayılmıştır ki, halktan dahi kelamcılar çıkmıştır. Her yerde tartışmalar olur, hiç kimse kimseye taassup göstermezdi. Delilsiz konuşanlar ise hiç rağbet görmezdi. Bu tartışmalardan birinde Mutezile mezhebine mensup birinin susturulması için Melikşah’a şikayet edildiğinde; "Sizler onları delilleriniz ile susturunuz, ben müdahale edemem." demiştir.

İlim ehlinin Sultan karşısındaki mevkiini bilme açısından şu iki misal dikkat çekicidir:

Bir ramazan ayında Hilal’in gözükmesi üzerine Melikşah bayram gününü ilan eder. Fakat İmam Cüveynî, aksine ertesi günün Ramazan olduğuna ve oruç tutulması gerektiğine fetva verir. Saraya davet edilen Cüveyni görüşme sırasında: "Sultana ait işlerde fermana itaat vazifemizdir, lâkin fetvaya taalluk eden meselelerde de Sultanın bize sorması gerekir." der. Bu cevabı haklı bulan Sultan, haşmetini düşünmeden, fetvaya uyar ve onu hürmetle yolcu eder.

Sultan Sancar, Gazali hakkında kendisine gelen bir şikayet üzerine, Gazali’yi huzuruna davet eder. Tus şehrinde inzivada bulunan Gazali, Sultan’a bir mektup yazarak, Hükümdarların huzuruna çıkmamaya ahd eylediğini bildirmekte; yeminini bozmamasını rica etmekte ve ancak emre uyarak Meşhed’e kadar gelebileceğini belirtmektedir. Sultan da büyük alimin gelişini ayağa kalkarak karşılar tahtının yanında oturtur. Riya olur düşüncesiyle sena’da (övgüde) bulunmaz; ancak Allah’la baş başa kaldığında dua edeceğini ifade eder. Şikayetin asılsızlığı ortaya çıkınca da hürmetle geri yolcu edilir.(6) İşte Sultan, işte alim (ilim adamı).

Bu örnekler insana gurur veriyor. Öyle olduğu için de ilim yükseliyor, hoşgörü ve müsamaha artıyor. Gayet tabidir ki, fikrin ve ifadenin susturulduğu/olmadığı yerde ilmin inkişafından da bahsedilemez.

Bir toplumdaki fikir ve ifade hürriyetinin sınırsız ve kusursuz olduğunu söylemek yanlıştır. Lâkin İslam toplumunda bunun son derece iyi olduğunu söylemek mübalağalı bir söz olmasa gerek.

Biz de bu konudaki görüşlerimizi indî yorumlarımızla değil, bizzat örneklerle vermeye çalıştık.

Düşünmek, söylemek, dinlenmek ve gereğinin yapılması ne güzel.

 

Dipnotlar:

1- Hz. Muhammed (s.a.v.) Siret Ansiklopedisi, c. 3

2- Müslümanca Yaşamak, Rasim Özdenören

3- Hz. Muhammed (s.a.v.) Siret Ansiklopedisi, c. 3

4- A. g. e.

5- Örneklerle İslam Ahlakı, M. Yaşar Kandemir, s. 295-296

6- Selçuklular Tarihi ve Türk İslam Medeniyeti, Prof. Dr. Osman Turan, s. 326-331

(*) Gayri Müslimlerden alınan bir tür vergi

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.