E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

ZEKİ SOYAK

ÖLÇÜLER VE DENGELER;


  EĞİTİM REHBERİ

İLKADIM dergimiz 10 yıl önce "BİR MEKTEP" olma heyecanı ve azmiyle yayın hayatına başladı. Çizgisinden sapmadan, ölçüsünden taviz vermeden okurlarına daha faydalı olabilme aşkıyla, hizmet heyecanıyla yayın hayatını sürdürüyor. Her sayısında sizlere en doğru, en faydalı bilgileri aktarmanın, bir mektep olmanın mesuliyetini bütün ağırlığı ile hissederek soruşturuyor, araştırıyor, istişare ediyor, en güzele ulaşmak için çaba gösteriyoruz. Abone ve okurlarımız da, büyük emekler, maddi manevi büyük fedakârlıklarla yayınlanan bu dergiyi okuyarak, verilen bilgi ve mesajlardan alınması gerekeni alıp uygulayarak, her kesimden insanlara ulaştırıp abone yaparak yardımcı olmayı vazife bilmeli, her türlü çaba ve gayreti göstermelidirler.

Yayın Kurulu ve yazarları, hizmet ve yazıları için asla ücret almıyorlar. Mükafatını yalnız Allah Teala’dan bekliyorlar. Bu satırların yazarı aciz kardeşiniz abdestsiz tek bir kelime yazmıyor. Çünkü bu hizmeti diğer kardeşlerimiz gibi bir ibadet kabul ediyor.

Televizyon kültürü ile kafaları karışan, kalpleri bulanan, zihin faaliyeti duraksayan toplumların ilmi, ahlakî, soysal vb. çok mühim konularda ciddi, doğru, sağlıklı bilgiler veren yazılı yayınlara her zamankinden daha fazla ihtiyacı vardır. Böylesi yayınları takip edip okuyarak, televizyon kültürünün tahribatından korunabiliriz. Bunun için okuma alışkanlığına sahip olmamız gerekir. Üzülerek ifade etmeliyim ki okuma alışkanlığımız çok zayıftır. Sürekli okuması gerekenler bile bu konuda yeterli değiller. Onun için hem kendimizin, hem de aile fertlerimizin, yakın-uzak çevremizin okuma alışkanlığı kazanmaları için gayret etmeliyiz. Bilelim ki okumaktan zevk aldığımız zaman, öğrenmekten zevk alacak, öğrenmekten zevk alınca da öğretmekten zevk almaya başlayacağız. Neticede kâlp toprağına atılan çekirdeğin çatlayıp yeşermesini, çiçek açıp meyveye durmasını görünce  yani öğrenilen ve öğretilenlerin amele dönüştüğüne şahit olunca gönül kuşu kanat açacak, mutluluk gülistanında, huzur baharistanın da bilmem hangi gül ağacının dalında konaklayıp şükür terennümleri şakıyacaktır. İşte o zaman soylu düşünceler, soylu fikirler ve soylu medeniyetler yeniden rağbet görecek. Köksüz ve soysuz akımlar, çeşit çeşit ahlaksızlıklar, medeniyet ve çağdaşlık diye dayatılan onur kırıcı ilkellikler son bulacak, insanlık yeniden gerçek medeniyete, insanca yaşama ortamına kavuşacaktır.

Yayın Kurulu olarak her ay yaptığımız istişarelerde hangi konuları işlersek, kapak yazıları için hangi mevzuyu seçersek daha faydalı oluruz diye uzun uzun fikir alışverişinde bulunuyoruz. 2001 Mayıs ayı istişaremizde abone ve okurlarımız için her yıl altışar aylık EĞİTİM PROGRAMLARI hazırlamayı, abone ve okurlarımızın istifadesine sunmayı uygun gördük. 2001 yılı 2. altı ayı EĞİTİM PROGRAMI için Kur’an-ı Kerim’de geçen kıssalardan bir kısmını seçtik. Bu kıssalardan ibretler çıkarılsın, mütenebbih olunsun diye...

"Sahabe Hayatından Tablolar" kitabından sahabe hayatının okunmasını da programa aldık ki, Allah celle celaluhu, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem sevgisi, itaat ve İslamî yaşantı nasıl olurmuş görülsün, ibret alınsın diye... Ve bu programı dergimizin Haziran sayısında yayınladık.

Bundan böyle her yılın ilk altı ayı için yapılan EĞİTİM PROGRAMI dergimizin ARALIK sayısında, ikinci altı aylık eğitim programı HAZİRAN sayısında ÖLÇÜLER DENGELER sayfasında EĞİTİM REHBERİ başlığı altında yayınlanacaktır. Uygulamaya koyduğumuz bu programla her aile yuvasını bir mektep yapmayı, abone ve okurlarımızın bilgi dağarcığına mütevazı bir katkıda bulunmayı istedik.

Bütün abone ve okurlarımıza bu programları takip etmelerini ve uygulamalarını tavsiye ediyoruz. Bu programlar, aile yuvamızda aile fertlerimizle işlenmeli, evimiz bir mektep haline getirilmelidir. Ayrıca aynı mahalle ve yakın semtlerde oturan abone ve okurlarımız uygun gün ve saatte bir araya gelerek, oturduğu yerde kendisinden başka abone veya okur olmayanlar da akraba, komşu ve arkadaşları ile toplanarak bu programları bir ders gibi işlemelidirler. Her abone ve okurumuz ulaşabildikleri herkese bu programı takip edip uygulamalarını tavsiye etmelidirler. Gerek abone ve okurlarımız ve gerekse bu eğitim programlarından herhangi bir şekilde haberdar olanlar, zaruri gördükleri, faydalı buldukları konuları eğitim programlarının yayınlanacağı aydan bir ay önce bize bildirirlerse yapılan teklifler programlar hazırlanırken değerlendirilecektir. Ayrıca gerek eğitim programları ile ilgili ve gerekse çeşitli konulardaki sorularınızı İlkadım dergimizin internetteki adresine gönderebilirsiniz.

2002 yılı 1. altı aylık EĞİTİM PROGRAMI’na aldığımız konuların aşağıda kısa kısa açıklamaları yapılmıştır. Sizler de bu konuları başta Kur’an-ı Kerim ve Hadis-i Şerifler olmak üzere çeşitli sahih kitaplardan faydalanarak işleyeceksiniz. Ayrıca "Sahabe Hayatından Tablolar" kitabını okumaya devam edeceksiniz. Aileler için Altınoluk Dergisinin çıkardığı, ÖRNEK NESİL kitabının okunmasını tavsiye ediyoruz. Bu kitapta bir kısım sahabenin örnek hayatından bahsedilmiş, alınması gereken ibretler zikredilmiştir. Yardım ve muvaffakiyet Rabbımızdandır.

 

1- SELAMLAŞMAK, GÜLERYÜZLÜ OLMAK

Allah Teala, Nisa suresi 86. ayette şöyle buyuruyor: "Bir selam ile selamlandığınız zaman siz de ondan daha güzeli ile selamlayın. Yahut aynı ile karşılık verin. Şüphesiz Allah her şeyi hesaba çekmektedir."

Bu hususta pek çok hadis-i şerif varid olmuştur. Bunlardan birkaçı şunlardır:

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: "Biriniz bir meclise girdiği zaman selam versin, oturmak isterse otursun. Sonra kalkarken yine selam versin. Çünkü birinci selam ikinciden daha evla değildir." (Ebu Davud)

Diğer bir hadis-i şerif de şöyle buyurulmaktadır: "Selam, Allah’ın yeryüzüne koyduğu isimlerden biridir. Bu nedenle onu aranızda yaygın hale getirin. Müslüman adam bir kavme uğrayıp da selam verirse ve onlar da onun selamını alırlarsa, onlara selamı hatırlattığı için onlardan bir derece fazla sevap alır. Eğer selamını almazlarsa, onun selamını, selamı almayanlardan her bakımdan daha üstün ve güzel olan varlıklar alır." (Taberani)

Başka bir hadisi şerifte de şöyle buyuruluyor: "Nefsim elinde olana yemin ederim ki, hakkıyla iman etmedikçe cennete giremezsiniz. Birbirinizi sevmedikçe hakkıyla iman etmiş olmazsınız. Size, yaptığınız takdirde birbirinizi seveceğiniz bir amel göstereyim mi?” Ashab “Evet Ya Rasulullah” dediler. “Aranızda selamı yayın." buyurdu. (Buhari-Müslim)

İki Müslüman karşılaşınca güleryüzle, tatlı bir tebessümle önce selamlaşmalı, daha sonra konuşmalıdır.

Müslüman kaba, haşin, asık suratlı olmamalıdır. Ona yakışan tevazu, tatlı dil ve güler yüzdür. Nitekim Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem efendimiz: "Din kardeşine tebessüm etmen sadakadır."  buyurmaktadır.

 

2- KARI-KOCA İLİŞKİLERİ

İslam öncesinde kadına hiç bir hak tanınmıyor, değer verilmiyordu. Hatta eski Çin’de insan sayılmıyordu. İngiltere’de  murdar sayıldığından İncil’e el süremezdi. İsrail’de babaları kızlarını satabilirdi. Arabistan’da ise diri diri toprağa gömerek öldürebiliyordu. İşte böyle bir ortamda, kadının alabildiğine mağdur edildiği bir zamanda İslam dini kadını bu onur kırıcı durumdan kurtardı.

İslam dini erkeği aile reisi olarak, hanımını, çocuklarını korumak, eğitmek, geçimlerini sağlamak ve onlara güzel muamele etmekle mükellef kıldı. Kadın, çocukları için bir mürebbi, kocası için yardımcı, ev işlerini tanzimle vazifelendirildi. Her iki tarafında vazife ve hakları tâdat edildi. Karşılıklı sevgi ve saygıya dayalı bir aile yuvası kurulması istendi.

Nitekim Bakara suresi ayet 228’de şöyle buyurulmaktadır:

"... Erkeklerin meşru surette kadınlar üzerindeki hakları gibi kadınların da onlar üzerinde hakları vardır. Yalnız erkekler onlar üzerinde daha üstün bir dereceye sahiptirler. (aile reisi erkektir.)" 

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor:

"Onlara (kadınlara) yediğinizden yedirin, giydiğinizden giydirin, onları dövmeyin, onlara çirkin demeyin, fena söz söylemeyin." (Müslim)

Buhari’de geçen bir hadisi şerifte de şöyle buyuruluyor:

“Kadınlar hakkında birbirinize hayır tavsiye ediniz."

 

3- ANA-BABA VE ÇOCUKLAR ARASI İLİŞKİLER VE VAZİFELER

Ana ve babaların çocuklarına karşı vazifeleri, onlara doğdukları zaman güzel bir ad koymak, büyütmek, terbiye etmek, dini vecibelerini öğretmek, belirli bir yaşa geldiğinde evlendirmek, bir iş ve meslek sahibi yapmaktır. Bütün bunları yaparken ana-babanın bütün gayreti çocukların faydalı bir insan, iyi bir Müslüman olmalarını sağlamak olmalıdır. Çocuklar da ana ve babalarına hürmet etmek, itaat etmek, hizmet etmek, İslam’a aykırı olmayan tüm isteklerini güçleri yettiği nispette yerine getirmektir. Anne ve babanın şefkati, çocukların hürmet ve hizmeti aile yuvasını cazibe merkezi yapar.

Allah Teala şöyle buyurur: “Rabbın sadece kendine kulluk etmenizi, ana-babanıza da iyi davranmanızı kesin bir şekilde emretti. Onlardan biri veya her ikisi senin yanında yaşlanırsa kendilerine "of!" bile deme. Onları azarlama. İkisine de güzel söz söyle. Onları esirgeyerek üzerlerine kanat ger ve, "Rabbim küçüklüğümde onlar beni nasıl yetiştirmişlerse sende onları esirge diye dua et." (İsra-23-24)

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: "Burnu sürtülsün, burnu sürtülsün, burnu sürtülsün” diye üç kere tekrarladı. “Kimin ey Allah Rasulü” diye sorulunca şöyle buyurdu: “Yanında ana-babası ya da onlardan birisi yaşlanıp ta (onların gönlünü kırarak) cennete giremeyen kimsenin." (Müslim)

 

4- DİĞER BÜYÜKLERLE İLİŞKİLER VE VAZİFELER

Kişinin ana ve babasından başka diğer büyüklere karşı da vazife ve mesuliyetleri, ilişkilerde dikkat etmesi gereken edepleri vardır. Kişi çevresindeki ilim ehline, salih kişilere, büyük baba ve büyük annelerine, hocalarına, amca, dayı, hala, teyze, komşularından yaşlı olanlara da edep gözetmeleri, haklarına riayet etmeleri, hürmet göstermeleri, hizmet etmeleri gerekir. Onların hayır duasını almak, öğütlerini dinlemek, uzun hayat tecrübelerinden istifade etmek, her fırsatta sohbetlerinde bulunmak büyük bir bahtiyarlıktır.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır:

“Kim küçüklerimize merhamet etmez, büyüklerimize tazim etmezse bizden değildir." (Tirmizi)

Diğer bir hadisi şerif de şöyledir:

"Ak saçlı müslümana (yaşlıya), haddi tecavüz etmeyen ve içindeki hükümlerle amel etmekten uzaklaşmayan Kur’an hafızına ve adil hükümdara ikram, yüce Allah’ı tazimdir." (Buhari)

 

5- AKRABA İLİŞKİLERİ VE ZİYARETLERİ

Allah Teala kudsi bir hadisi şerifte şöyle buyurur: "Allah Tela buyurur: Ben rahmanım. Bu, rahimdir. Ona isimlerimden bir isim koydum. Kim sılayı rahim yapar (akraba ve yakınlarını ziyaret ederse) ben de onu ziyaret ederim. Kim sılayı rahim yapmaz ise, ben de ona sılayı rahim yapmam." (Buhari)

Müslümanlar akrabaları ile iyi ilişkiler kurmalı, onları hata ve kusurlarından dolayı terk etmemelidir. Birbirininin hak ve hukukuna riayet etmelidir. Bayramlarda, mühim gün ve gecelerde, hastalıklarında muhakkak ziyaret etmeli, karşılıklı yardımlaşmalıdırlar. Uzak beldelerde olanlara mektup yazarak, telefon ederek ilişkilerini devam ettirmelidirler.

 

6- KOMŞULUK İLİŞKİLERİ, ZİYARETLERİ

İslam’da komşuluğa çok büyük önem verilmiştir. Nitekim Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: "Cebrail komşuyu bana o kadar çok tavsiye etti ki, nerdeyse komşuyu komşuya mirasçı yapacak zannettim." (Buhari) buyurmuştur. Buhari’de geçen diğer bir hadisi şerifte de: "Allah ve ahiret gününe inanan komşusuna ikram etsin." buyurmaktadır.

Komşuya eziyet etmemek, bilakis onun eziyetlerine katlanmak, onun namusunu, malını kendi namusu ve malı gibi korumak, hasta olduğu zaman ziyaret etmek, ihtiyaçlarını gidermeye çalışmak, sevinciyle sevinmek, üzüntüsüne iştirak etmek vb. vazifeler komşuluk vazifelerindendir.

 

7, ARKADAŞLIK İLİŞKİLERİ, ZİYARETLERİ

Allah için kardeş olmak, dost olmak, bollukta da, darlıkta da, iyi günde de, kötü günde de arkadaşlığı devam ettirmek, hiç bir makam-mevki, mal-mülk, dünyevi çıkarın inkıtaya uğratamadığı arkadaşlık ne güzel bir haslettir.

Arkadaş seçiminde çok dikkatli olmak gerekir. Kötü kişilerle, ahlaken düşük şahıslarla asla arkadaşlıklar, dostluklar kurulmamalıdır. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem:

"Kişi arkadaşının dini üzeredir. Sizden her biriniz kiminle arkadaşlık yaptığına baksın." (Tirmizi) buyurmaktadır.

Yalnız Allah rızası için dost olmak, Allah rızası için sevmek ve ziyaretleşmek büyük bir fazilettir.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır:

"Bir kişi Allah için din kardeşini ziyarete gider. Allah ona bir meleği gözcü gönderir. Melek: nereye gidiyorsun? diye sorar. O kişi filan arkadaşımı ziyaret etmeye gidiyorum der. Melek: Bir ihtiyaçtan dolayı mı? der. Adam: Hayır deyince Melek: Aranızda bir akrabalık mı var? diye sorar. Hayır cevabını alınca, Melek: Sana olan bir iyiliğinden mi? der. Adam: hayır der. Melek: Ya niçin? der. Adam: Onu Allah için seviyorum deyince Melek: Allah beni sana, sen o adamı sevmenden dolayı seni sevdiğini ve sana cennettin vacip olduğunu bildirmek için gönderdi der." (Müslim)

Muhammed Bakr, Cafer-i Sadık’a beş kişi ile arkadaşlık yapmamasını tavsiye etmiştir:

1- Fasık ile: Tamah ettiği bir lokmaya seni satar.

2- Cimri ile: Yoksul olduğun zaman, seni terk eder.

3- Yalancı ile: Çöldeki serap gibidir. Yakında uzak, uzakta yakın gözükür.

4- Ahmak ile: İyilik edeyim derken kötülük eder.

5- Akrabası ile alakasını kesenle.

 

8- HASTA ZİYARETİ

Hasta bir müslümanı, ziyaret etmek  dua etmek fakir ise doktor ve ilaç parasını tedarik etmek gerekir.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: "Allah, kıyamet gününde şöyle buyuracak: ‘Ademoğlu hastalandım da beni ziyaret etmedin.’ Ademoğlu ‘Ya Rabbi! Seni nasıl ziyaret edebilirim ki?’ ‘Sen alemlerin Rabbisin’ der. Allah Teala: “Kulum filan hastalandı da onu ziyaret etmedin. Şayet onu ziyaret etseydin, muhakkak beni onun yanında bulurdun." (Müslim)

Hasta ziyaretinde onu üzecek söz ve davranışlardan sakınmalı, teselli edecek sözler söylenmeli, yanında uzun müddet oturmamalı. Hastanın şifa bulması için dua etmelidir. Ayrıca zaman zaman hastaneleri ziyaret etmeli, bilhassa kimsesiz hastalarla ilgilenmeli, yardımcı olunmalıdır.

 

9- KABİR ZİYARETİ

Allah Teala: "Her nefis ölümü tadacaktır." (Al-i İmran-185) buyurmaktadır. Her yaşayan ölecek, fani bedeni toprağa verilecek, kıyamet sabahına kadar berzah aleminde kalacaktır. Hayatta olanların ibret almaları, bir gün kendilerinin de ölüp kabre konacaklarını hatırlayarak teşekkür ederek, dünyaya dalıp gitmemeleri, ölüm için hazırlanmaları için kabir ziyaretleri yapmalıdırlar.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellemde: "Kabirleri ziyaret etmekten sizi menetmiştim. Artık onları ziyaret ediniz. Çünkü kabir ziyareti ölümü hatırlatır." (Müslim) buyurmaktadır.

Kabir ziyaretinin bir kısım adabı vardır. Bunlara dikkat etmelidir. Öncelikle selam verilir. Müslim’in rivayetine göre Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, Hz. Aişe radıyallahü anha’ya şöyle selam verilmesini söylemiştir.

"ESSELAMÜ alâ ehliddiyarı minel mü’mine vel müslimin ve yerhamül müstakdimine minnâ ve müsta’hirin ve innâ inşaallahü biküm le lâhikûn." Meali şöyle: "Mü’minler ve Müslümanlar diyarının ehline selam. Allah bizden önce ölenlerle, bizden sonra öleceklere rahmet eylesin ve biz de inşaallah sizlere muhakkak kavuşacağız."

Selamdan sonra ayak tarafında durulur ve Fatiha ile 11 ihlası şerif okunup ölüye hediye edilir. Zamanı varsa oturulup Yasin-i Şerif okunur. Ayrıca ölü için dua edilir. Kabirlere çaput bağlamak, mum yakmak, taş tutturmaya çalışmak, bizzat kabirdeki ölüden bir şey istemek katiyetle haramdır.

 

10- FAKİR AİLELERİ ZİYARET VE YARDIM

Allah Teala indinde üstünlük mal-mülk, makam-mevki, soy-sopta değil, takvadadır. Malını helalından kazanan ve Allah yolunda malının fazlasını infak eden zenginlerle, sabırlı ve Allah’ın taksimine razı olan fakirler medhü sena edilmiştir. Kur’an-ı Kerim’de muttaki mü’minlerin vasıfları sayılırken gaybe iman ve namazdan sonra, infak zikredilmiştir. (Bakara-3) Zenginlerin en mühim vazifelerinden biri de fakirlerin hakkı olan zekatı vermektir. Her Müslüman, imkan buldukça fakir aileleri ziyaret etmeli, onların sofrasına oturup çorbalarını içmeli, bu arada ihtiyaçlarını tespit edip yardımcı olmalıdırlar. Ayrıca zaman zaman evlerine davet edip, ziyafet vermeli, onlarla aynı sofrayı paylaşmalıdır. Bu peygamberlerin sıddık ve salihlerin adetindendir.

Fakirleri küçümsemek, onlara değer vermemek, onlara karşı kibirli olmak bir müslümanda asla olmaması gereken mezmun huylardır.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: "Yemeğin şerlisi zenginlerin davet edilip de fakirlerin terk edildiği düğün yemeğidir." (Buhari) buyurmaktadır.

 

11- ALİM, ARİF, SALİH KİŞİLERİ ZİYARET

Allah Teala: "Ey iman edenler! Allah’tan korkun ve sadıklarla beraber olun." (Tevbe-119) buyurmaktadır.

Müslümanlar, yakın uzak demeden, ilmiyle amil alimleri, arif billah zatları, salihleri ziyaret etmeli, sohbetlerinde bulunmaya can atmalıdırlar.

Bu gibi zatlar, Allah Teala’nın bir lütfu ve bir ihsanıdır. Bunu böyle bilip fırsatları fevt etmemeli, ilim, irfan ve edep talimlerinden faydalanmalı, halleri ile hallenmeye çalışmalıdır.

"Alimlerin sohbetine devam ediniz, hikmet ehlinin kelamını dinleyiniz, Allah teala ölü toprağı yağmur suyu ile dirilttiği gibi, ölü kalbi de hikmetli sözlerle diriltir." Hakikatını kavrayıp almamız gereken öğütleri alarak gereğince hareket edilmeliyiz.

 

12- MADDİ-MANEVİ YARDIMLAŞMA

Allah Teala: Ali imran suresi 92. ayette şöyle buyuruyor: "Sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) infak etmedikçe Birr’e nail olmazsınız. Ne şey infak ederseniz Allah onu hakkıyla bilir." BİRR, hayrın, iyiliğin kemal noktası, ilahi rahmet, Allah’ın rızası manalarına gelmektedir.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem de şöyle buyurur:

"Kim bir müslümanın dünya sıkıntılarından bir sıkıntısını giderirse, Allah da onun kıyamet sıkıntılarından bir sıkıntısını giderir. Kim güç durumda olan bir müslümana kolaylık sağlarsa, Allah da ona hem dünyada, hem de ahirette kolaylık ihsan eder. Kim bir müslümanın ayıbını örterse, Allah da onun dünya ve ahiret ayıplarını örter. Kul kardeşinin yardımında oldukça, Allah da onun yardımında olur." (Müslim)

Müslümana bilmediğini öğretmek, hayır nasihatte bulunmak, herhangi bir şey sorduğu zaman doğru cevap vermek, güler yüzlü davranmak, teselli etmek, taziye etmek, mutluluğuna ortak olmak, kederini paylaşmak vb. manevi yardım cümlesindendir.

 

13- KARZI HASEN-BORCU ZAMANINDA ÖDEMEK

Allah Teala sıkıntıda olan kişilere borç vermeyi kendisine borç verilmiş gibi büyük bir hayır kabul etmiştir ve: "Kim Allah’a güzel bir ödünç verecek olursa, Allah da onun karşılığını kat kat verir ve ayrıca ona çok değerli bir mükafatı vardır." (Hadid-11) buyurmaktadır.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem de: "Her kim belli bir zamana kadar bir miktar borç verirse, o vade bitinceye kadar borç verene her gün bir sadaka yazılır. Müddet bitince vadeyi uzatırsa bu sefer her gün borç verene alacağı kadar sadaka yazılır." (İbni Mace)

Diğer bir hadis-i şerifte şöyle buyurulmaktadır:

"Bir tacir vardı. İnsanlara borç verirdi. Borçluyu darda gördüğü zaman hizmetçilerine: Buna müsamaha gösteriniz. Allah’ın da bizlere müsamaha etmesi ümit edilir derdi. (Bu müsamahadan dolayı) Allah da o tacirin günahlarından vazgeçip affetmiştir." (Buhari)

Ancak borçlu kişiler de borçlarını zamanı gelince ödemelidirler. Şayet ödeme imkanları yoksa alacaklıya nezaketle varıp borcunu ertelemesini talep etmelidirler. rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: "Sizin en hayırlınız, borcunu en iyi bir şekilde ödeyendir." (Buhari-Müslim) "Zenginin borcunu geciktirmesi (alacaklıya) zulümdür." (Buhari-Müslim) buyurmaktadır.

 

14- CEMAATLE NAMAZIN ÖNEMİ

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: "Cemaatle kılınan namaz, yalnız kılınan namazdan yirmi yedi derece (daha) faziletlidir." (Buhari) buyurmaktadır. Cemaatle namaz kılmak bazı mezheplere göre vacip, bizim mezhebimize yani Hanife mezhebine göre sünneti müekkededir.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyuruyor:

"Şüphesiz münafıklara en ağır gelen namaz, yatsı ile sabah namazlarıdır. Onlarda neler olduğunu bilseler, emekleyerek bile gelirlerdi. Vallahi içimden öyle geçti ki, namazı emredeyim de kamet getirilsin. Sonra bir adama emredeyim de cemaate namazı kıldırsın. Sonra yanlarında odun demetleri bulunan bir takım adamları yanıma alarak namaza gelmeyen güruha gideyim ve üzerlerine evlerini cayır cayır yakayım." (Müslim)

 

15- NAFİLE NAMAZLAR

Kişi, elbette öncelikle farz ibadetlerini îfâ edecek, varsa kaza namazlarını kılacaktır. Ancak Allah Teala’ya yakınlık kazandıracak nafile namazları da ihmal etmemelidir. Farz namazlardan sonra en kuvvetli nafile namazı Teheccüd namazıdır. Bir hadisi şerifte: "Her kim geceleyin uyanır, hanımını da uyandırır, iki rekat namaz kılarlarsa yüce Allah’ı zikreden erkekler ve zikreden kadınlardan sayılırlar." buyurulmaktadır.

Böylece Allah Teala’nın Ahzab suresi ayet 35’de verdiği müjdeye nail olurlar: Allah teala şöyle buyuruyor:

"Allah’ı çok zikreden erkekler ve kadınlar için Allah büyük bir mağfiret ve mükafat hazırlamıştır."

Teheccüd Namazı: Yatıp uyuduktan sonra kalkarak iki rekatta bir selam verilerek kılınır. İkinci rekattan on iki rekata kadar kılınabilir.

İşrak Namazı: Güneş doğduktan takriben bir saat sonra kılınan iki rekat namazdır.

Duha Namazı: Güneş doğduktan sonra takriben iki-üç saat sonra kılınır. Azı dört çoğu on iki rekattır.

Evvabin Namazı: Azı iki, çoğu altı rekattır. Akşam namazının sünnetinden sonra kılınır.

Mescide girildiği zaman, konuşmadan iki rekat Tahiyyetül Mescid namazı kılmak müstehabdır. Abdest ve gusülden sonra daha yaşlık kurumadan iki rekat şükür namazı kılmakta mendubdur. Keza yolculuğa çıkmadan önce iki rekat namaz kılmak da mendubdur.

Tevbe ve istiğfardan önce iki rekat namaz kılmak mendubdur. Dünya veya ahirete ait bir isteği olan kişinin yatsı namazından sonra dört rekat Hacet namazı kılması sünnettir. Hacet namazının birinci rekatında Fatiha’dan sonra üç kere Ayetel Kürsi, diğer üç rekatında da Fatiha’dan sonra İhlas, Felak, Nas sureleri okunmalıdır.

Keza istihare yapmak isteyen kişinin iki rekat istihare namazı kılması da sünnettir. Birinci rekatta Fatiha’dan sonra Kafirun, ikinci rekatta da Fatiha’dan sonra ihlas suresi okunur.

 

16- NAFİLE ORUÇLAR

Ramazan-ı şerifin dışında, Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem, belirli gün ve aylarda oruç tutarlar, aynı zamanda ashabına da tavsiye ederlerdi.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem, haftanın Pazartesi ve Perşembe günleri oruç tutarlardı. Her kameri ayın 1, 15, 30’uncu ile 13, 14, 15’inci günlerinde oruç tutmayı tavsiye ederlerdi. Muharrem’in 9-10’uncu veya 10-11’inci günleri, Zilhicce’nin ilk 10 günü, Şevval ayından altı gün oruç tutmayı tavsiye ederlerdi. Ayrıca Recep ve Şaban aylarında da oruç tutarlar ve tutulması için tavsiye ederlerdi.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem, AREFE günü oruç tutarlar, Ashaba da tavsiye ederlerdi.

 

17- LATİFELERDE ÖLÇÜLÜ OLMAK

Elbette Müslüman asık suratlı, katı yürekli olmamalıdır. O mülayim, halim, selim, mütevazı olmalıdır. Aile ve çocukları ile, arkadaşları ile yerine göre latife yapmalıdır. Ancak her hususta olduğu gibi itidal sınırlarını zorlamamalı. Mehabetini giderecek latifeler yapmamalıdır. Yerinde, zamanında, uygun tarzda, aşırıya kaçmadan yapılan latifeler güzeldir.

Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem: "Şüphesiz ben latife yaparım. Fakat ancak hakkı söylerim." (Taberani) buyurmaktadır. Latifelere yalan katmamalı, Müslüman kardeşini incitmemeli, küçük düşürmemelidir.

Bir gün Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e yaşlı bir kadın geldi, kadına: "Yaşlı kadınlardan hiç biri cennette giremez." dedi. Kadın ağlamaya başladı. Bunun üzerine Peygamberimiz: "Sen o zaman ihtiyar olmayacaksın." buyurdu ve şu ayeti okudu: "Biz kadınları yeniden yarattık. Onları bakireler kıldık." (Vakıa-35)

Bir gün Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, gözünden rahatsız olan Hz. Süheyb radıyallahü anhe: "Gözünde hastalık olduğu halde hurma mı yiyorsun." dedi. Süheyb de: "Ya Rasulullah sadece bir tarafıyla yiyorum." dedi. Bunun üzerine Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem mübarek azı dişleri görünene kadar güldüler.

 

18- GIYBET, DEDİKODU, SUİZAN

Gıybet, dedikodu ve suizan Müslümanda bulunmaması gereken kötü huylardandır. Allah Teala şöyle buyurmaktadır:

"Ey iman edenler! Zandan çokça kaçının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurunu araştırmayın. Biriniz diğerinizin arkasından çekiştirmesin. Biriniz ölmüş kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz. o halde Allah’tan korkun. Şüphesiz Allah tevbeyi çok kabul edendir. Çok esirgeyicidir." (Hucurat-12)

Bir gün Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: "Gıybet nedir bilir misiniz?" diye sordular (orada bulunanlar) Allah Rasulü bilir dediler. "Birinizin kardeşini hoşlanmadığı şey ile anmasıdır." buyurdu. Bunun üzerine bir adam: Ey Allah’ın Rasulü! Ya anlattıklarım o kardeşimde bulunursa? dedi. “Anlattıkların o kardeşinde bulunursa, onun gıybetini yapmış olursun. Anlattıkların onda yoksa, o zaman ona iftira etmiş olursun." buyurdu. (Ebu Davud)

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem sui zan hakkında da şöyle buyurmaktadır: "Zandan uzak durun. Çünkü zan sözün en yalanıdır." (Buhari)

Gıybet, dedikodu, suizan ve benzeri kötü ahlaklardan arınmadıkça kamil bir Müslüman olamayız.

Münafığın, kafirin, müşrikin ve günahlarını açıktan yapanın gıybeti olmaz. Bir kişinin yaptığı kötü bir amel kesin olarak biliniyorsa, o hususta konuşmak da sui zan sayılmaz.

 

19- TELEVİZYON VE ZARARLI YAYINLAR

Genç-ihtiyar, kadın-erkek insanlarımızın büyük bir ekseriyeti televizyonkolik oldular. Saatlerce televizyon başında, hem beden ve hem de ruh sağlığını bozan programlar izliyor, daha sonra da saatlerce izledikleri programları birbirlerine anlatıyorlar. İnternet kafelerde akıl almaz gayri ahlaki yayın yapan İnternet sitelerine ulaşan gençlerimiz büyük ahlaki tahribata uğruyor, zihnen uyuşuyor, fikren ve kalben felç oluyor. Sanal bir hayata mahkum oluyorlar.

Televizyon, İnternet ve boyalı basının verdiği yalan, iftira dolu haberler, ahlak dışı dizi ve programlar insanımızı sapık yollara kılavuzluyor, yönlendiriyor. Böylece din, vatan ve millet düşmanları, gizli kapılar arkasında tezgahladıkları oyunları rahatça sahneye koyma imkanı buluyorlar.

Allah Teala ise, böyle fısku fücur ehlinin haberlerine itibar edilmemesini, araştırılmasını isteyerek: "Ey iman edenler! Fasıkın biri size bir haber getirirse, onun doğruluğunu araştırın. Yoksa bilmeden bir topluluğa sataşırsınız da sonra yaptığınıza pişman olursunuz." (Hucurat-6) buyuruyor.

Neslimizi televizyon, İnternet kültüründen kurtarmak, ruhen, bedenen, ahlâken sağlıklı nesiller yetiştirmek için eğitim seferberliği başlatmalı, her yaştan, her cinsten insanımıza, özellikle aile efradımıza faydalı, doğru bilgiler ulaştırmalı, inancımızın, medeniyetimizin esasları, güzellikle anlatılmalıdır. Ailemiz içinde zararlı kanallar izlenmemeli, televizyon karşısında uzun müddet oturup kalınmamalı, asgariye indirmeli ve hatta becerebilenler ekranları karartmalıdır. Zararlı basınlar da asla evlerimize, işyerlerimize sokulmamalıdır.

 

20- CEMAATİN, BİRLİKTE HAREKETİN ÖNEMİ

Allah Teala: "Sizden hayra çağıran, iyiliği emredip, kötülüğü men eden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir." (Al-i İmran-104) buyurmaktadır.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem de şöyle buyuruyor: "Ümmetimden daima Allah’ın emrini yerine getirmekte sabit, kendilerini yalanlayanların ve muhaliflerin zarar veremeyeceği bir ümmet var olmakta devam edecektir. Ta Allah’ın emri gelinceye (kıyamet kopuncaya) kadar, onlar hep bu doğru yol üzerinde sabit kalacaklardır." (Buhari)

Toplu halde, birlikte hareket etmek, muvaffakiyetin ilk şartıdır. Çünkü birlikten kuvvet doğar, az da olsalar. Tefrika ve ayrılık büyük bir zaaftır. Sayıca çok da olsalar. Nitekim Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: "Allah’ın kudret eli cemaat üzerinedir. Kim cemaatten ayrılırsa cehenneme gitmek üzere ayrılmış olur." "Cemaat rahmet, ayrılık, tefrika, azaptır." buyurmuşlardır.

Al-i imran suresi ayet 105’de şöyle buyuruluyor:

"Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte bunlar için pek büyük bir azap vardır."

Enfal suresi ayet 46’da da şöyle buyuruluyor:

“Allah ve Rasulüne itaat edin. Birbirinizle çekişmeyin. Sonra korkuya kapılırsınız da devletiniz (gücünüz) gider. Bir de sabredin. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir."

Ayet ve hadislerin yüce meallerinden de anlaşılacağı üzere Müslümanlar toplu olarak birlikte hareket ederler, tefrika ve fitneye düşmezlerse netice kurtuluştur. Fitne ve ayrılığa düşmek, parçalanmak ise azaptır, esarettir, rüsvaylıktır.

Birlik ve beraberliğin sağlanması için her Müslüman Kur’an ve sünnetin değişmez ölçülerine, esaslarına tereddütsüz tabi olmalı, nefsine, şeytana, kötü çevreye asla boyun eğmemelidir.

Sağlıklı bir toplumun oluşması için, fertlerin; sabır, sebat, şükür, muhabbet, muavenet, itimat, sadakat, ahde vefa, itaat ve uhuvvet gibi yüce ahlaki değerlere sahip olması gerekir.

Allah Teala şöyle buyurmaktadır.: "Ey iman edenler! Sabredin, (düşman karşısında, imani değerleriniz üzerinde) sebat gösterin (Cihad için) hazırlıklı ve uyanık bulunun ve Allah’tan korkun ki başarıya ulaşabilesiniz." (Al-i İmran-200)


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.