E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

M. AKİF DENİZ

KAPAK;


  MÜSLÜMANLAR, BİLGİ VE TEKNOLOJİ

İslam kendisini bilgiyle özdeşleştirir. Bilgiyi hedefi olduğu kadar gerekli de kılar. Bilginin elde edilmesini ibadetle eş görür ve över. İlim sahiplerini Allah’ın dostları ilan eder; onların mürekkeplerini şehit kanlarının değerinin de üstüne çıkarır.(1) Peygamber (a.s.)’e inen daha ilk ayet okumayı, dolayısıyla bilgiyi ve bilmeyi emretmektedir. "Rabbinin ismiyle oku.." (Alak-1) Dikkat edilirse, bu ayette okuma ve öğrenme emredilirken, neyin okunacağı belirlenmemiştir. Bu, her şeyin okuma, öğrenme ve bilimin konusu olduğunu göstermek içindir.(2)

İslam’ın ilk yıllarından itibaren öğrenmek için bütün Müslümanlar imkanlarını seferber ediyorlardı. Başlangıçta bu imkanlar, daha ziyade dinî alanda kullanılıyordu. Zira bu bilgilerin bir kısmı günlük, bir kısmı haftalık, bir kısmı da senelik ibadetleri için gerekliydi. Bununla beraber ibadetler için gerekli olan bilgilerin sadece dini bilgiler olmadığını da belirlemek gerekir. Zira oruç tutmak veya namaz kılmak isteyen bir Müslüman başını yerden kaldırıp gökleri araştırmak zorundadır. Böylece basit de olsa astronomi bilgisine, Hacca gitmek isteyen bir başkası en azından coğrafya bilgisine, zekat vermek veya miras taksim etmek isteyen de matematik bilgisine sahip olma zaruretini duyar. Bütün bunlar zamanla Müslümanların değişik  branşlardaki ilimlerle uğraşmalarına sebep oldu. Nihayet bazı hadislerin genel anlamda ilmi teşvik etmeleri, Müslümanların asırlar boyu her türlü ilmî faaliyette bulunmalarına vesile oldu.(3)

Konu ile ilgili bazı ayet ve hadisler:

"... De ki, hiç bilenlerle bilmeyenler bir olur mu? Doğrusu ancak akıl sahipleri bunları hakkıyla düşünür." (Zümer/9)

"Oku ve öğren! İnsana bilmediklerini öğreten ve kalemle yazdıran Rabbın ekremdir." (Alak/4)

“Kim mescide bir şeyi öğrenmek veya öğretmeye giderse onun, haccı kabul edilmiş bir hacının aldığı sevap kadar sevabı olur."(4)

İlmin fazileti, ibadetin faziletinden daha hayırlıdır. Dininizin en hayırlısı ise veradır.(5)

İslam, Allah (c.c.)’ın emrinin iki kitapta yazılı olduğunu söyler. Bunlardan biri Kur’an’dır. İkincisi ise tabiattır ki, o da herkesin gözlem, ölçüm, nazar veya idrak, değerlendirme ve tecrübelerle test ederek "okuması" için var olan bir kitaptır. Tabiat, kendisini bu işe ciddi olarak verip, onun tecrübeler yoluyla kendi adına konuşmasına izin verecek, kişilere sırlarını  -ilahî yapıları- açıklamazlık etmeyecektir. İnsanın tabiatı araştırması kendisine yüklenilen halifelik görevi ile doğrudan ilişkilidir. Gerçekte bir kişi ne kadar çok bilirse, Allah’ı zatı ve sıfatlarıyla tanımaya da o kadar çok yakındır. Netice olarak bilenlerin işleri bilmeyenlerinkini hem kemiyet, hem de keyfiyetçe geçmelidir, mükafatları da buna göre olacaktır.(6) İslam herkesi tabiatın her alanını ve özelliğini araştıran bir ilim adamı, yüzyıllar boyunca insan ve grup davranışlarının her safhasını inceleyen bir tarihçi olarak adlandırır. Allah’ın tabiattaki yapılarının ayırt edilmesini bir inanç noktası, bu yapıları doğru ve yeterli olarak beyan etmeyi bir takva ve bunu başkalarına öğretmeyi de yardımseverlik olarak görmüştür.(7)

İslam’ın sağladığı motivasyonla tabiat ilmi kitlelerin tutkusu haline geldi. Fakirlerle sultanlar bilgi edinmekte yarışa giriştiler. İnsanlık tarihi böylesine hızlı bir ilmî araştırma ve bilgi birikimi büyümesine daha önce şahit olmamıştır.(8)

Bu başarı, Müslümanların dinî ilimler ile tecrübî ilimlere eşit değer verdiği yüzyıllarda devam etmiştir. Yani cami yapılırken etrafına medreselerin inşa edildiği yüzyıllarda Müslüman ilim adamlarının başarıları devam etmiştir. Bu yüzyıllarda (XII, XIII) Avrupa’da kilisenin -dinin değil papazların- hem devlet, hem sosyal hayat, hem de ilmî düşünceler üzerinde mutlak bir hakimiyeti vardır. Kilisenin onaylamadığı hiç bir gelişmenin uygulama alanı mümkün değildir.

1453’te Fatih’in İstanbul’u fethinden sonra, Avrupa’ya kaçan bilginler, Avrupa’da Rönesans hareketlerinin temellerini oluştururlar. Bilginler, Eski Yunan ve Latince önemli kitaplarla el yazmaları ile Eski Yunan ve Roma kültürüne duyulan ilginin canlanmasına sebep oldular. XII ve XIV y.y.larda artık kilisenin mutlak hakimiyeti kırılmış, Avrupa’da zengin tüccarların ilim ve sanat adamlarını desteklemeleriyle bir yenileşme (yeniden doğuş) hareketleri başlamıştı. (9) Bu hareketin devamlılığı bugün, insanın gen haritasının çıkarılması, bir çok ağır işin robotlara yaptırılması, çok karmaşık işlemlerin çok kısa sürede hesaplayabilen bilgisayar teknolojisinin oluşturulması, telekomünikasyonun uzaydaki yapay uydular aracılığı ile yapılmasının sağlanması, birkaç bin kilometre yol katederek hedefini bulan roket yapılması, sesten iki kat daha hızlı uçabilen uçakların imal edilmesi... sonucunu doğurmuştur.

1453’te Fatih’in İstanbul’u fethetmesiyle birlikte İstanbul tam bir ilim ve kültür merkezi haline getirilmiştir. Fetihten hemen sonraki günlerde, ilk medrese eğitimi Ayasofya’da başlamış ve camiin yanındaki papaz odaları boşaltılarak talebeye tahsis edilmiştir.(10) Bu anlayış Osmanlı’nın yüzyıllar boyunca cihan devleti olmasını sağlamıştır. Ne zaman ki ilmi sadece dinî sahaya indirmeye başladık, o zaman geri kalmaya da başladık.

Bugün Avrupa ile aramızdaki farkın kapatılabilmesi için fikir dünyamızda Rönesans hareketinin (yeniden doğuş) başlatılabilmesine bağlıdır.

Bizlere yol gösteren kaynak kitap Kur’an var. O kitapta bütün bilgilerin genel esaslarının ve manalarının hülasası kaydedilmiştir.(11) Yeter ki Kur’an’a bakmasını bilelim.

Özden ayrılmadan;

Fil olayındaki Ebabil (Kuşlara), “Çok güçlü bir kara ordusunun havadan atılacak bombalarla yenilebileceği, dolayısıyla uçak yapımı teşvik edilemez miydi?

Lut (a.s.) kavminin yok edilişindeki güçlü patlamanın bir benzerini oluşturacak bomba teknolojisi tavsiye edilemez miydi?...

Ya da yine özden ayrılmadan, Peygamberlerin mucizelerinin insana ilmî ufuklar tayin ettiği söylenemez mi? Süleyman (a.s.)'ın Sebe Melikesinin tahtını bir anda huzuruna getirtmesi, madde naklinin olacağına dair işarettir, denilemez mi? Ya da Muhammed (a.s.v.)’in miraca çıkması, insanların gezegenler arasında yolculuk yapabileceğinin göstergesi değil midir?

İsa (a.s.)’ın anadan doğma âmâları iyi etmesi, tıbbın bir gün âmâ’lık problemine mutlak çözeceğinin işareti değil midir?

Sonuç: Bilgi sonsuzdur. Çünkü Hak sonsuzdur. Ona giden kestirme bir yol yoktur.(12) Bilginin sonu gelmediğine göre; rahle eğitimi ile laboratuvar eğitimini eşdeğerde gören idarî anlayış, teknolojik eğitimi destekleyen zenginlerimiz ve kendisini ilme adayan gençlerimiz ile yeniden ilim tarihindeki yerimizi alabiliriz.

Kaynaklar

1) İslam Kültür Atlası, s. 257

2) İslam’da Bilim ve Teknoloji Tarihi, s. 9

3) Doğuştan Günümüze Büyük İslam Tarihi, c.14, s. 69

4) Büyük Hadis Külliyatı, c. 1, s. 54

5) a.g.e., sc. 1, s. 52

6) İslam Kültür Atlası, s. 349

7) a.g.e., s. 351

8) a.g.e., s. 351

9) Temel Britannica, c. 14 s. 287

10) Osmanlı Ansiklopedisi, c. 7, s. 67

11) İslam Kültür Atlası, s. 258

12) a.g.e., s. 258


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.