E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

FATİH TURAN

HİKAYE;


  BURUK BİR BAYRAM

Üniversiteyi bu yıl kazanmıştı. Okuyacak, öğretmen olacaktı. Anadolu’nun bağrından kopup, okumak için İstanbul’a gelmişti. İstanbul, büyük şehir. İnsan nokta gibi kalıyordu burada.

Yalnız gelmişti bu koca şehre. Babası: "Sen okumuş kızsın, işlerini halledersin. Ben cahil adamım, sana yük olmak istemem." demişti. Annesi ise yolda acıkırsın diye, ekmek, peynir, haşlanmış yumurta, domates ve salatalık koymuştu çantasına. Nasıl da özlemişti annesini. O sıcacık yemeklerini, baldan tatlı sözlerini, bazen aşırıya kaçan ilgisini...

İsmi Ayşe idi. Babası ismini koyarken; Hz. Ayşe annemiz gibi dini bütün olsun, imanlı olsun, ihlaslı olsun diye koymuştu. Ve o hal üzerine de yetiştirmeye gayret etmişti.

Yıllarca çalışmıştı üniversiteyi kazanabilmek için. Bir gün postacı kapıyı çaldı ve bir zarf uzattı. Zarfın üzerine bakınca sınav sonuç bildirisi olduğunu anladı. Kalbi bir anda yerinden fırlayacakmış gibi olmuştu. Titrek ellerle zarfı açtı. Ve işte dünyalar onun olmuştu. En çok sevdiği şehirde, İstanbul’da, en çok istediği bölümde okuyacak, öğretmen olacaktı.

"Sana şükürler olsun Allah’ım." dedi, sanki dünyalar onun olmuştu.

Uzun bir yolculuk sonucu İstanbul’a gelmişti.

Bir yurda kayıt yaptırdı. Okulun ilk günleri çok güzeldi. Büyük bir aşkla okula gidiyor, derslere giriyordu.

İster istemez yeni yeni arkadaşlar edinmişti. Arkadaşlarının bir kısmı onun gibi düşünmüyordu. Ayşe’nin amacı; okulunu uzatmadan bitirmek, ailesine vefa borcunu ödemek, bir işe girerek hem ailesine hem de devletine hizmet etmek ve evlenmekti.

Kimi arkadaşları okula ortam değiştirmek, vakit geçirmek, gönül eğlendirmek amacıyla geliyorlardı. İşte bu sebepten arkadaşı çoktu ve ama dostu azdı.

Günler sonra okula alınmamaya, derslere sokulmamaya başlamıştı. Sebebini anlayamadığı bir zihniyet, sanki yapılan ilmî ilerlemelere ya da yeni icatlara onun başörtüsü engel oluyormuş gibi okula almamaya başlamışlardı, Ayşe’yi ve onun gibileri.

Önceden başını örten kimi arkadaşları başını açarak, kimileri de peruk takarak derse girmeye başlamışlardı. Demek ki diye düşündü, onlar inandığı değerlere samimiyetle bağlı değillermiş. Eğer öyle olsalardı, bırak başlarını açmayı, saçlarının bir telini bile kimseye göstermezlerdi.

Ama onlar başlarını açarak kendilerine ihanet etmişlerdi.

Sanki ahirette Allah Teala: "Benim emrettiklerimi yapmayan ancak kalbi temiz olanlar cennete girsinler." diyecekmiş gibi "Bizim başımız açık ama kalbimiz temiz" palavralarıyla kendilerini avutmaya çalışıyorlardı.

Ailesi geldi birden aklına. Yarıyıl tatiline kadar görüşemeyeceğiz diye iç geçirdi. Üstelik bu bayram, ailesinden uzakta geçirdiği ilk bayram olacaktı.

"Aileden uzakta bayramların tadı da olmuyor." dedi.

Ama varsın olsundu. Yeter ki şu başörtüsü sorununu halletsinlerdi de bir sene daha eve gitmemeye razıydı.

Bir buçuk aydır ailesine yazdığı tüm mektuplarda derslerinin gayet iyi olduğu yalanlarını söylemekten bıkmıştı.

Babasıyla telefondaki en son konuşmasından sonra saatlerce ağlamıştı.

Babası: "Kızım, gözümün nuru. Derslerin iyi değil mi? Kötü arkadaşlara takılıp derslerini ihmal etmiyorsun değil mi?" demişti.

İşte o zaman boğazına bir şeylerin tıkandığını hissetmişti. Ama babasına: "Kötü arkadaşının olmadığını, ancak ortalarda kötü insanların olduğunu” söyleyemedi. “Bağnaz insanlar olduğunu” söyleyemedi. “Basiretsiz insanlar olduğunu” söyleyemedi.

Hem, babasına başörtüsünden dolayı okula alınmadığını, kendisini ve arkadaşlarını okula almayan zihniyeti nasıl anlatabilirdi ki?

Geceleri uyuyamıyor, uyuduğu zamanlar ise, rüyasında öğretmen olduğunu, gül yüzlü çocuklara ders anlattığını görüyordu.

Bir türlü anlayamıyordu. Başındaki örtü nasıl olurdu da, okula alınmasına mani olurdu. Üstelik hangi siyasetçi ya da bürokrat konuşma yapsa; "Bizler demokratik bir ülkede yaşıyoruz. Bu ülkede inanç ve ifade özgürlüğü var." diyordu. Şimdi bu lafların tamamıyla inandırıcı olmadığını daha iyi anlıyordu.

Saatine baktı, "Az daha oturursam ikindi namazını kaçıracağım." dedi. Kalktı, abdest aldı. Namazını kıldı. Namazdan sonra uzun uzun dua etti. Zira, Ramazan ayındaydı. Duaların çokça edildiği, duaların çokça kabul edildiği bir aydaydı.

Yurtta kendisi hariç dört kişiydiler. Onlar da mağdurdu. Tıpkı kendisi gibi. Bayrama iki gün kalmıştı ve tüm öğrenciler bayram tatiline gitmişlerdi. Yurtta kimse olmadığı için yemek de çıkmıyordu. İftarlık olarak aldığı zeytin ve peyniri masasına koydu. Ezanı beklemeye başladı.

Bayram tatilinde memleketlerine gitmeyen arkadaşlarıyla beraber kimi siyasileri ziyaret edecekler, mücadelelerine destek arayacaklardı. Onlar da her zaman ki gibi; "Sizin arkanızdayız." diyecekler ve asla tam manasıyla destek vermeyeceklerdi. Bunu biliyorlardı, ama kurbanlık gibi akıbetlerini beklemek de istemiyorlardı.

Bayrama iki gün kalmıştı.

Ramazan ayındaydı.

Allah (c.c.)’ın kabul ettiği dualardan birisi de oruçlunun duasıydı.

Sofradaydı. Ellerini açmış, gözyaşları içinde dua ediyordu. "Allah’ım" diyordu, "Beni biliyorsun, başımı açmaktansa ölürüm..."


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.