E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

ZEKİ SOYAK

ÖLÇÜLER VE DENGELER;


  HİZMET REHBERİ - 2

Hayatı değerli kılan, yapılan faideli hizmetlerdir. Müslümana yakışır bir şekilde Allah’a kulluktur. Bu suretle kişi ahiret hayatını da kazanmış olur. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: “İnsanların hayırlısı, insanlara faideli olandır.” buyurarak, insana hizmet etmenin, insanlığa faideli çalışmalar yapmanın ehemmiyetine dikkat çekmiştir. Herkesçe malumdur ki, insanın hem ruhî, hem bedenî ihtiyaçları vardır. Her iki ihtiyacını da gidermek, tatmin etmek gerekir. Beden ihmal edilirse, kulluğun gereği olan bir kısım hizmetler aksar. Ruh ihmal edilirse insan vahşileşir. Sadece kendisine değil, bütün bir topluma zarar verir. İnsanlığın tarih boyunca yaşadığı ve hâlen yaşamakta olduğu felaketler, ruhî ihtiyaçları giderilmemiş, ruhî eğitim almamış, dolayısıyla ruh sağlığı bozulmuş idareciler, fert ve toplumlar sebebiyle yaşanmış ve yaşanmaktadır.

Materyalist, faşist, ateist, egoist hegemonya, bedenin ihtiyaçlarını karşılamayı, onu tatmin etmeyi esas aldığı, eğitim ve öğretimi ona göre yaptığı için insan ruhu aç bırakılmış, neticede hak-hukuk tanımayan, maddeye, paraya sahip olmak için her yolu meşru sayan, güçlünün zayıfı ezdiği ve sömürdüğü vahşi batı toplumu vücut bulmuştur. Bu anlayışın süper güç olduğundan beridir, insanlık huzura, adalete ve insanca yaşamaya hasret kalmıştır. İnsanlığa değil, nefis ve şehvetine hizmet eden batılı, çıkarlarına mani gördüğü her kişi ve toplumu düşman ve terörist ilan etmiş ve çok acımasızca üzerine çullanmıştır.

Şeyh Sâdi şöyle bir hikaye anlatır: “Çocukluğumda yumruğum kuvvetliydi. Uşakları, kendimden küçükleri, güçsüzleri incitirdim. Bir gün benden kuvvetli birisinin yumruğunu yedim. Bir daha zayıflara eziyet etmedim.”  Unutulmamalıdır ki, her kemalin bir zevali, her zirvenin bir düşüşü vardır. Bunu anlamak ve kavramak için aklı imanın aydınlığında kullanmak lâzımdır. Nefisten Rab Teala’ya, maddeden manaya, dünyadan ukbaya yönelmedikçe, nefislerimize, şehvetlerimize, tağutlara değil, yalnız ve yalnız Allah’a kul olmak şuuruna ermedikçe felâketlerden kurtulmak, insanca yaşamak mümkün değildir.

Şeyh Sâdi ne güzel söyler:

“Her taht, her saltanat zeval bulur. Zeval bulmayan tek saltanat Allah Teala’nın saltanatıdır. İşittim ki ömrünün sona ermekte olduğunu gören bir bey kesik kesik ve titrek bir sesle şöyle demiş: “Mısır’da benim gibi aziz birisi yoktu. Fakat netice bu olunca, anladım ki ortada bir şey yokmuş. Cihanı yığdım meyvesini yiyemedim. Şimdi hepsini bıraktım. Âciz fakirler gibi gidiyorum.” Bir işe çalış ki öldükten sonra seninle beraber kala. Çünkü senden geriye kalan senin değildir.  Sen yalnız onun hasretini ve zayi olma korkusunu çekersin. Zengin adam ölüm döşeğinde bir elini uzatır, bir elini çeker. Söylemeye kudreti olmadığından sana fikrini eliyle anlatmaya çalışır. Yani: “Bir elini lütuf ve ihsan ile uzat. Öteki elini de zulümden, hırstan ve tamahtan çek.” demek ister.”

Şeytan hep kötülük düşündü, kötülük yaptı ve hâlen yapmakta. Bir Müslümana şeytan meşrep olmak yakışmaz. O her zaman iyilik düşünüp, iyilik yapmalıdır. Şeytan ve şeytanın yandaşları hep kötü tohum ektiler ve halen ekmeye devam ediyorlar. Müslüman ise iyi tohum ekmelidir. İyi tohum eken iyi meyve alır. Kötü tohumdan iyi meyve almak mümkün değildir.

Müslüman hizmet insanıdır. İhtiyaç sahibi herkese gücü yettiğince yardımcı olur. Aç olanı doyurmayı, çıplağı giydirmeyi, bilmeyene öğretmeyi, mazlumu korumayı, zalimin zulmüne mani olmayı, herkese hayır öğütte bulunmayı bir Müslümanlık görevi bilir ve gereğince hareket eder, hizmet eder.

Müslüman sadece kendi rahatını düşünmez, kendi nefsi için çalışmaz. Tüm Müslümanların ve hatta gayri Müslimlerin bile iyiliği için uğraşır. Aç, bîilaç, türlü türlü sıkıntılar içinde kıvranan, zalimlerin zulmü altında inleyen insanların yardımına koşar, hiçbir şeye gücü yetmiyorsa, onların kurtuluşu için Rabbına dua eder.

“İnsanların hayırlısı, insanlara faideli olandır.” Peygamber buyruğuna kulak vererek, bu veciz ifadedeki mesajı idrak ederek gayret kuşağını kuşanır. Bir hizmetten başka bir hizmete koşar. Geçici dünya hayatını ebedîleştirecek, yani ahiret hayatını kazandıracak faideli hizmetlerle değerlendirir.

Şu fâni dünyadan niceleri gelip geçti. İyiler, kötüler, mazlumlar, zalimler... Hepsi bıraktıkları namla anılmaktadır. Ya dualarla, hayırlarla ya da beddualarla, nefretlerle...

Zamanın vezirlerinden birisi Zünnûni Mısrî hazretlerine gelerek: “Bana himmet buyur, gece gündüz Padişahın işleriyle meşgulüm. İyiliğini umuyorum. Fakat darılıp cezalandırmasından da korkuyorum.” dedi. Zünnûn ağladı ve “Eğer ben senin Padişah’dan korktuğun gibi Allah’tan korksaydım, Sıddîklerden olurdum.” dedi. Allah Teâla’dan korkanlar, kalpleri Allah aşkıyla, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem muhabbetiyle dolup taşanlar hep yüceldiler. Kınayanın kınamasından korkmadan, Allah yolunda ihlâsla kulluğa, hizmete devam ettiler. Allah’tan değil, başkasından korkanlar ise, her zaman zillete düçar oldular. Ellerinde bulunan geçici nimetleri kaybetme korkusuyla yaşadılar. Bir ölüp bir dirildiler. Ne huzur buldular, ne de huzur verdiler.

“Ey iman edenler Allah’tan korkun ve sadıklarla beraber olun.” emri ilâhîsine ittiba edenler ise huzura kavuştular. Dini mübini İslâm’a hâdim oldular. Kulluğun, hizmetin sırrına erdiler. Onlar için en büyük haz, Allah’a kulluk, Allah’ın kullarına hizmet oldu. Bu bahtiyarların izini takip eden, onları örnek alarak hizmete talip olanlar evveliyetle:

1- Hizmet ederken karşılaştıkları kötü davranışlara, meşakkat, sıkıntı ve eziyetlere karşı sabırlı olmalıdırlar. “Allah sabredenlerle beraberdir.” “Allah sabredenleri sever.” Allah Teala’nın verdiği nimetler zahirde az veya çok olabilir. Aza, çoğa bakmadan her durumda Allah Teala’ya şükretmelidirler. Aza şükretmeyen çoğu bulamaz. Arifler: “Az nimeti az sanma, kimden geldi ona bak.” uyarısında bulunmuşlardır. Allah’ın verdiğini az görmek, haşâ küçümsemek yaratıcıya karşı bir nankörlüktür.

SABIR ve ŞÜKÜR, imandan, imanın tezahürlerindendir.

2- Hizmet ehli sebatkâr olmalıdır. “Amelin hayırlısı, efdali az da olsa devamlı olanıdır.” Peygamber buyruğundaki mesajı iyi kavramak, idrak etmek gerekir. Kararsız, istikrarsız, sebatsız insanlara iş tevdi etmek, hizmet emanet etmek, göle yoğurt çalmak gibidir.

3- Birlikte hareket etmek, fitneye, kargaşaya meydan vermemek gerekir. Kendi başına hareket eden, uyumsuz insanlar İslamî hizmetlerin güvesidirler. Hizmeti içten içe kemirirler. Hizmetler uyum içinde, beraber hareket etme özelliği olan vasıflı, kişilikli insanlarla yürütülebilir. Allah Teâla, “Toptan, Allah’ın ipine sarılınız.” buyurarak birlikte hareket etmenin ehemmiyetine dikkat çekmiştir.

4- Hizmetlerin sağlıklı yürütülebilmesi itaati gerektirir. İtaati zayıf, sürekli mızıkçılık yapan, serkeşliği şahsiyetlilik zanneden kişilerle bir yere varılamaz. Sağlıklı hizmetler yapılamaz. Allah’a, Rasulullah’a ve emir sahiplerine itaat, hem dünya hayatının ve hem de ahiret hayatının kıvamıdır.

HİZMETLERİN EN İYİ BİR ŞEKİLDE YÜRÜTÜLEBİLMESİ İÇİN SABIR, ŞÜKÜR, SEBAT, BİRLİKTE HAREKET ve İTAAT gerekir.

5- İslâmî hareketlerde sorumluluk alan kişiler, hizmetin ciddiyetini kavramalı, aldığı sorumluluğu küçük büyük demeden içtenlikle benimsemeli, bütün samimiyeti ile yerine getirmeye çalışmalıdırlar. Bu hizmetleri yaparken asla ve asla dünyaya dönük hesaplar yapmamalı, aklından bile geçirmemelidirler. Hizmeti Allah rızası için yapmalı, karşılığını Allah Teâla’dan beklemelidirler. Tecrübeler göstermiştir ki, İslâmî hizmetlerde, ileriye dönük dünyevî hesapları olanlar, yapılan hizmetlere zarar vermişler, kendileri de kaybolup gitmişlerdir.

6- Sorumluluk yüklenen kişiler, diğer çalışma arkadaşları ile yakından ilgilenmelidirler. Karnı aç insana bin bir hikmet incileri anlatsanız ona davulun kasnağına vurmak gibi gelir. Kalbi aç, ruhu aç insanı boğalar gibi besleyip, haydi hizmete deseniz, sokaktaki adamın öksürük sesi, ona top gürlemesi gibi gelir. Dışarı bir adım atamaz. Yani kişilerin hem manevî ihtiyaçları ve hem de maddî ihtiyaçları ile ilgilenmeli, imkan dahilinde telafi edilmelidir. Varsa aile sorunları ve diğer sorunları ile meşgul olup, yardımcı olunmalıdır.

7- Çalışanlar arasında zaman zaman sorunlar yaşanabilir. Bunlar ya yanlış anlaşılmadan, ya da o andaki geçici bir ruh halinden kaynaklanabilir. Bu gibi anlaşmazlıklar kısa sürede giderilebilir iken üzerine gidilmezse zaman içinde büyütülüp halk tabiri ile ceviz kabuğunu doldurmayan küçük meseleler, halledilmesi güç, büyük meseleler haline gelebilir. O bakımdan sorumlu kişi,  küçük anlaşmazlıkları gidermek için hemen müdahale etmelidir. Anlaşmazlık geniş boyutlarda ise, işi iyice anlayıp sebeplerine inmeli, her iki tarafa haklı ve haksız oldukları yönler izah edilmeli, sonra da aralarında hakem olup birbirlerine kardeşçe davranmaları sağlanmalıdır. Bir kısım insanlar özellikle fitne çıkarmak isterler, bunun sebebi çok değişik olabilir. Çalışmalarda dünyevî hesaplar yapmış ve bunu elde edememiş, neticede huzursuzluk ve fitne odağı olmuş olabilir. Bu gibi kişilere asla fırsat verilmemelidir.

8- Hizmet birimlerinde çalışanlar, sorumlu kişinin zaman zaman yaptığı tavsiyeleri emir telakki etmeli. Bu tavsiyeleri yerine getirmek için ihlâsla, içtenlikle gayret etmeli, asla gevşeklik göstermemelidirler. Bu tavsiyelerin en iyi bir şekilde yapılması için karşılıklı yardımlaşmalı, tekasül gösterenler uyarılmalıdır.

9- Hizmetlerin sağlıklı bir şekilde yürütülmesi, istenilen neticelerin alınabilmesi için kontrol mekanizması etkin olarak işletilmelidir. Kontroller yol gösterici, şevk verici, hataları düzeltici, gerektiğinde ikaz edici olmalıdır. Başarılı olanlar ödüllendirilmeli, vazifesini ihmal edenler tazir edilmelidir. Sorumlu kişiler güler yüzlü, tatlı dilli ve mütevazı olmalıdırlar.

10- İşlerinde başarısız olanların iş alanları değiştirilmeli, gerektiğinde kendisi ile istişare edilmeli, hangi konuda faydalı olabileceği, hangi tür bir işe istekli ve kabiliyetli olduğu öğrenilmeli ve o alanda görevlendirilmelidir.

11- Elbette her insan, hele her Müslüman, mutlaka dürüst olmalıdır. Verdiği sözde durmalı, ahde vefa göstermeli, cömert, cesur, doğru sözlü, güvenilir, şahsiyetli olmalıdır. Gerektiğinde affedici, gerektiğinde yalnız Allah için gadablanan Peygamber ahlâkıyla aklâklanmalıdır. İslâmî hizmetlerde görev alan bir kişide ise bu güzellikler muhakkak bulunmalıdır. Şahsiyeti gelişmemiş, çok küçük çıkarlar için dostlukları hiçe sayan kişiler hizmet kervanına katar olamazlar.

12- İslâmî hizmetler dedikodu, gıybet, yalan-yanlış malâyâni lafazanlıkları, iftiraya varan suizanları asla kaldırmaz. Bu kötü ahlâklar hiç bir Müslümana yakışmadığı gibi, hizmet iddiasında bulunan kişilere asla münasip düşmez. Haset, dünya, mal-makam hırsı çalışmaları akamete uğratır. Bu gibi kötü ahlâk sahipleri düşmanın ekmeğine yağ sürmüş, onların kılıçlarını bilemiş, bilerek veya bilmeyerek kendi arkadaşlarını arkasından hançerlemiş olurlar. Yaptıkları dedikodu, gıybet ve suizanlarla kendi müesseselerini kendi çalışma arkadaşlarını yıpratmış, çalışmaların bereketini izale etmiş, istenilen verimin alınmasına mani olmuş olurlar. Bu gibi kişiler manen hastadırlar. Tedaviye muhtaçtırlar. Islah olmazlarsa zararlarını önleyici tedbirler alınmalıdır.

13- Bir kısım insanlar yerli-yersiz eleştiriler yaparlar. Yalan-yanlış duyumları ile hareket ederler. Müesseseleri, çalışanları yıpratıcı ve hatta yıkıcı, çoğu kez delilsiz, mesnetsiz tenkitlerde bulunurlar. Bu gibi kişiler vakit geçirmeden uyarılmalı, zararlı davranışları önlenmelidir. Kişiler çalışmalar hakkındaki düşüncelerini, görüşlerini elbette dile getirecek, hizmetlerin en iyi bir şekilde yürütülmesine katkıda bulunacaktır. Bu görevini, görüşlerini, tenkitlerini sorumlu kişilere ulaştırarak yapmalıdır. Dedikodu, gıybet ve suizanla değil.

14- Yapılan hizmetler sadece zâhiri tedbirlerle yürütülemez. Zâhirî tedbirler alınıp hizmetler yapılırken, Allah Teâlâ’dan yardım dilenmelidir. Onun yardımı olmadan hiç bir iş hayırla yürütülemez, hayırla neticelenemez.

Hizmet ehli elindeki imkanlara, aklına, tecrübesine, ele geçirdiği fırsatlara bakarak Allah Teâla’ya dua etmekten, O’ndan yardım dilemekten asla müstağni olmamalıdır.

Müslümanlar için hayır duada bulunan, duası müstecâb, EHLİ DUA olan salihlere yakın olmalıyız. Dualarını almalıyız.

Meşhur Büyük Selçuklu Baş Veziri Nizamül Mülk; Sultan Melikşah’a şöyle demiştir: “Ey alemin sultanı! Ben sana öyle bir manevî ordu meydana getirdim ki, duaları Allah’a kadar yükselir. Halbuki askerlerinin okları bir milden öteye geçmez.”

15- İslâmî hizmetlerde görev alanlar arasında en kâmil manada UHUVVET tesis edilmelidir. Karşılıklı muhabbet ve hoşgörüye, itimat ve yardımlaşmaya dayalı bir UHUVVET. Ashabcasına bir muhabbet, ashabcasına bir UHUVVET... Bunu gerçekleştiren toplumlar bütün zorlukları yener, varmak istedikleri menzile ulaşırlar. Biiznillâhi ve bi avnillâhi teâlâ.


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.