E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

AKİF DURSUN

KISSALAR;


  BİR KİŞİ, BİR ÜLKEYİ FETHEDER

Buruc Suresinde Ashab-ı Uhdud kıssası anlatılmıştır. Ashab-ı Uhdud, hendek sahipleri demektir ki, bu zalim insanlar hendekler kazmışlar, içlerini ateşle doldurarak iman eden insanları bu hendeklere atmışlardır. Hendeğe attıkları insanların, iman etmekten başka hiçbir suçu(!) bulunmamaktadır. Bu sûre, Mekke müşriklerinin Müslümanlara işkence yapması üzerine nazil olmuş, hem Müslümanlara bu başlarına gelenlerin sadece kendilerine gelmediğini daha ağırlarının başka ümmetlere de geldiği ifade edilerek teselli verilmiş, hem de kâfirlerin yaptıkları işkencelerin yanlarına kalmayacakları ifade edilerek tehdit edilmiştir.

İbretler:

1- Kâfirler için sadece iman bile büyük bir suçtur. Bir müslümanın kâfirler gözünde mahkûm edilmesi için sadece Müslüman olması yeterlidir.

2- Kafir ve zalimlerin insafı yoktur. İdama mahkum ettikleri insanları bile işkencesiz, eziyetsiz öldürmemişlerdir.

3- İman bedel ister, fedakârlık ister, samimiyet ister. Kâmil iman sahipleri muhakkak imtihana tabi tutulurlar. Bununla Allahu Teala o kulun günahlarını siler, derecesini artırır.

4- Hiç bir dava, kurbansız başarıya ulaşamaz. Hak davaların muhakkak mazlumu vardır.

5- Mü’minlere zulmedenler, muhakkak iki dünyada da rezil, rüsvay olacaklardır. Allahu Teala, imhal eder, ihmal etmez. Mühlet verir, fakat unutup, terk etmez.

 

Hz. Yusuf (as) kıssası

Kur’an’da “Ahsenül Kasas (en güzel kıssa)” olarak tasnif edilen Yusuf aleyhisselâm’ın kıssası Yusuf Suresi’nin başından 102. ayete kadar olan bölümde anlatılır.

Kıssa, Hz. Yusuf’un rüyasıyla başlamış ve İsrailoğullarının Mısır’a yerleşmesiyle son bulmuştur. “Yahudilerin Kureyşliler’e: ‘İsrailoğulları hangi sebepten dolayı Mısır’a geçmişlerdi. ‘Muhammed’e sorun bakalım ne diyecek?’ diye telkin etmeleri ve onlarında bu soruyu sormaları üzerine bu surenin indiği” rivayet edilmiştir.

Ayrıca Rasulullah’a bu kıssa ile teselli, Kureyşliler’e de gözdağı verildiği, bu sebeple surenin nazil olduğu da rivayet edilmiştir.

Hz. Yusuf, rüyasında 11 yıldız, güneş ve ayın kendisine secde ettiklerini görür. Bunu babası Hz. Yakub’a anlatır. O, bu rüyasının açık anlamını görünce rüyayı kimseye anlatmaması için Hz. Yusuf’u tembihler.

Hz. Yusuf’un, biriyle ana-baba bir, 10’uyla baba bir olmak üzere 11 erkek kardeşi vardır. 10 kardeş, Hz. Yusuf ve kardeşi Bünyamin’i çekememektedirler. Hz. Yakub’un özellikle Hz. Yusuf’a fazlaca ilgi göstermesini hazmedemeyerek onu öldürmeye karar verirler. Fakat sonra, içlerinden birinin teklifiyle onu bir su kuyusuna atarlar. Buradan geçen bir ticaret kafilesi, onu bulur ve köle olarak satmaya karar verirler.

Bu aralar 15-17 yaşlarında bir genç çocuk olan Hz. Yusuf’u Mısır’da değerini bilmeyerek ucuz bir fiyata Mısır azizine (üst düzey bir yönetici) satarlar.

Azizin karısı, bu isteğini Mısır sosyetesinin kadınlarını evine çağırıp onlara Yusuf aleyhisselâmı göstererek, açıklamada da bir beis görmediği gibi, eğer isteğini kabul etmezse Hz. Yusuf’un zindana gireceğini de ifade eder. Hz. Yusuf da bu isteğe uymaktansa zindana girmenin daha hayırlı olacağını ifade eder ve hakikaten de suçsuzluğu bilinmesine rağmen, halk arasındaki dedikoduyu önleme ve intikam maksadıyla Hz. Yusuf’un hapse atılmasına karar verilir.

On yıla yakın bir zaman zindanda kalan Hz. Yusuf’a nübüvvet verilir ve hak dine ilk davetlerini zindanda yapar.

Bu arada Mısır Meliki’nin gördüğü ilginç bir rüyanın yorumunu kimse yapamayınca Melik’in sakisinin aklına zindan arkadaşı Hz. Yusuf gelir ve ondan rüyanın tabirini ister. Rüyanın tam yerinde tabirini yapan ve fazlasını da söyleyen Hz. Yusuf’un bu tabirini duyan Melik, bizzat görüşmek ister. Fakat Hz. Yusuf önce suçsuzluğunun tam olarak açığa çıkması için kadınların sorguya çekilmesini ister. Kadınlar ve Aziz’in karısı, Hz. Yusuf’un tam bir iffet timsali olarak suçsuz olduğunu anlatmaları üzerine Hz. Yusuf, zindandan çıkar ve Melik’in huzuruna gelir. Hz. Yusuf’la görüşen ve ona hayran kalan Melik, ülkesinin tüm idaresini Hz. Yusuf’a bırakır.

Kıtlık yılları gelir ve kıtlık yıllarında çevre ülkelerden kafile kafile gelip Mısır’dan erzak satın alırlar. Gelenler içinde Hz. Yusuf’un kardeşleri de vardır. Kardeşleri Hz. Yusuf’u tanımaz ama Yusuf kardeşlerini tanır ve onlardan Bünyamin’i getirmelerini ister. Sonra bir düzenleme ile önce Bünyamin’i yanında alıkoyar, sonra da kimliğini açıklayarak tüm Yakup ailesini Mısır’a davet eder ve bu sayede İsrailoğulları Mısır’a yerleşirler.

Yerimizin darlığından dolayı bazı bölümlerini atlayarak kısaca aktardığımız bu kıssadan, bizim çıkarabildiğimiz ibretler şunlardır:

1- Kur’an Arapçadır. Arapça olarak inmiştir. Başka bir dile tercüme edildiğinde bu ancak “meal” olarak ifade edilebilir. Türkçe Kur’an, İngilizce Kur’an vb. olamaz.

2- Kur’an’ın Arap diliyle nazil olması, onun evrenselliğine mani değildir. Her din bir kavim vasıtasıyla insanlara ulaştırılacaktır. İslâm dininin insanlara ulaştırılması için Araplar görevlendirilmiş, dolayısıyla Kur’an’ın dili olarak da Arapça seçilmiştir.

Bir dinin evrensel olup olmadığına diline bakarak değil, vaz’ettiği hükümlere bakarak karar verilir.

3- En güzel ve en doğru kıssalar Kur’an-ı Kerim’dedir. Kur’an’daki kıssaları anlamak için de uydurma haberlere ve İsrailiyata ihtiyaç yoktur.

4- Haset, insan fıtratında olan bir özelliktir. Bu haslet terbiye edilip gıpta haline dönüştürülmezse çevresini yakar.

Haset, kötü huyların en kötülerindendir. Şeytanı da cennetten haset ve kibir çıkarmıştır.

5- Nefis öyle tehlikeli bir düşmandır ki, en kötü bir fiili bile insana meşru gösterebilir. Ayrıca şeytanla işbirliği halindeki nefis, insana aldatıcı çıkış yolları da gösterir.

Hz. Yusuf’un kardeşleri hem Hz. Yusuf’u öldürmeye karar veriyorlar, hem de “Onu öldürdükten sonra tevbe eder, yeniden Salih insanlar oluruz” diyorlar. Günümüzde de pek çok insan, “Biraz masiyet işleyim de şu yaştan sonra ibadete yönelirim” diyor. Bu, nefsin ve şeytanın büyük bir hilesidir.

6- “Bela dile vehildir” demişler. Hz. Yakup, hem Hz. Yusuf, hem de Bünyamin için korkusunu belirtmiş her ikisinde de dediği başına gelmiştir.

Bir de kabahat işleyeceği tahmin edilen kişilere çıkış yolu göstermek gerekir. Hz. Yakup, oğullarının Yusuf’a karşı bir kötülük yapacaklarını tahmin ediyordu ama istemeden onlara yol gösterdi. “Korkarım, gaflet edersiniz de Yusuf’u kurt yer.” dedi. Oğulları da buldukları bu mazeretle babalarının karşısına geldiler.

7- Allah’ın dediği ve dilediği olur. Hiç bir insanın hiç bir planı bunu değiştiremeyeceği gibi, dahası Allah’ın ilâhî plânına hizmet ederler. Kardeşleri Hz. Yusuf’u kuyuya atarak güya onu Yakub aleyhisselâm’dan uzaklaştırmışlar; Aziz’in karısı da Hz. Yusuf’u zindana koyarak intikam almayı hedeflemişti. Ama kuyuya atılması Hz. Yusuf’a Mısır yolunu açarken, zindana konulması da Mısır hakimiyetinin yolunu açtı.

Sebeplere fazla takılıp da ilâhî takdiri göz ardı edenler bu hususu iyi düşünmeliler.

Hz. Yusuf’a rüya yoluyla ilerideki makamı müjdelenmişti. Bu müjde bela gibi görünen hadiselerle tecelli etti. Bizlere de İslâm’ın hakimiyeti vadediliyor. Bu vaad bizim şer olarak gördüğümüz hadiselerle tecelli edebilir. Bize düşen her hususta Allah’ın takdirine boyun eğmek ve rıza göstermektir.

8- Allahu Teala, seçtiği kullarını çeşitli vasıtalarla vereceği göreve hazırlar. Hz. Yusuf, belalara düçar olarak ruhî olgunluk kazanıyor, Mısır Azizi’nin (rivayetlere göre maliye bakanının) evine yerleşerek devlet işlerini öğreniyor, zindanda ise kemalâtın zirvesine ulaşıyor.

9- Yüksek sosyete arasındaki ahlâksızlık sadece günümüze ait bir olgu olmadığı gibi çağdaşlıkla da alakası yoktur. Zamanımızdan binlerce yıl önceki Mısır’da da yüksek sosyete arasında ahlâksızlık epeyce yaygındı.

Çok üst düzey bir yöneticinin karısı kölesini gayri meşrû bir ilişkiye zorlayabiliyor, daha da vahimi sosyetenin diğer kadınları bu sebeple kadını değil de, kadını reddeden köleyi kınıyorlardı.

Bu ahlâksızlık işine kocalar da alet oluyor, suçsuzluğunu bildikleri halde sırf kadının intikam alması için köleyi zindana koyuyorlardı.

Şimdi de çağdaşlık(!) adına her gün bir başkasıyla görünenler haber yapılıyor, adeta övgü alıyorlar.

10- Ahlâken temiz, kişiliği sağlam, Allah’ı hakkıyla bilen ittika sahibi bir kişiye hiç bir bela zarar veremez. Her imtihandan başarıyla çıkar bu insan.

Tabii Allah’ın muhafazası olmadıkça hiç kimse kendini emniyette hissedemez.

Hz. Yusuf, çok çekici bir teklifi hemen şiddetle reddetmiştir. Burada şunu açıklayalım: “Rabbinin burhanını görmeseydi (Yusuf) onu arzulamıştı.” ifadesini açıklama sadedinde pek çok rivayet gelmiştir. İşte, Yusuf’a cehennem gösterildi, ateş gösterildi, Hz. Yakup gösterildi vb. Bu rivayetlerin çoğu sağlam rivayetler değildir. En uygunu “Hz. Yusuf, Allah’ın emrini hatırladı. Bu çağrıya uymanın ne büyük bir felaket olduğunu gördü.” demektir. (En doğrusunu bilen Allah’tır.)

11- Sıkıntı ve mihnet, Allah’ın haram kıldığı bir şeyi işlemekten daha ehvendir. Hz. Yusuf, kadınların ahlâksız tekliflerinden ve tehlikeli hilelerinden korunmak için zindanı istemiştir.

İslâmî hizmetten çeşitli mazeretlerle kaçınanlar, sistemin ahlâksız tekliflerini, sürgün yeme, memuriyetten atılma, zindana düşme gibi tehditler yüzünden kabul edenler bu hususu iyi düşünmek zorundadırlar.

12- Tebliğ, İslâm’ı anlatmak için hiç bir fırsat kaçırılmadığı gibi özel zamanlara ayrıca dikkat etmek gerekir. Hz. Yusuf, zindan arkadaşlarından ikisinin rüyalarının tabir edilme isteğini cevaplarken hemen rüyanın yorumlanmasına geçmemiş, önce onlara anlayacakları bir lisanla Hak dini tebliğ etmiş, sonra da rüyalarını tabir etmiştir.

13- Rüya tabiri ilmi, vehbî bir ilimdir. Allahu Teala, bunu kullarından dilediğine verir. Rüyaların bir kısmı içinde mesaj veya müjde taşıyan ilâhî rüyalardır. Bu rüyalar Allahu Teala’nın kullarına lütfudur.

14- Hz. Yusuf, Mısır’a hükümdar olmamış ama hükümdar yetkilerine sahip bir konuma gelmiştir.

Allah’ın emirleriyle hükmedilebileceği, adalet tesis edileceği, zulme mani olunabileceği kanaatine varılırsa, kâfirlerden de devlet idaresinde görev istenebilir.

15- Hüküm Allah’ındır. O dilediği hakkında dilediği hükmü verir. Ancak bu hüküm bize gizli olduğu için biz üzerimize düşeni yapmakla yükümlüyüz.

Bir işe kalkıştığımızda o işle alakalı bütün şartları yerine getirip, sebepleri tamamlamamız gerekir.

Hz. Yakub, oğullarını Mısır’a gönderirken tedbir yollarını göstermiş ve gerçek tevekkülün de bu olduğunu ifade etmiştir. Gerçek tevekkül, her tür tedbiri aldıktan sonra takdirin Allah’a ait olduğunu bilmek ve ona göre davranmaktır.

16- Allahu Teala, en üstün ilim sahibidir ve kulları layık olduğunda ve istediğinde çeşitli çıkış yolları ilham eder.

Hz. Yusuf’a, kardeşi Bünyamin’i nasıl yanında alıkoyacağı ilham edilmişti. Bu hadise gösteriyor ki maslahat icabı kinayeli sözler söylenebilir, tevriye yapılabilir. Muhatabın başka anladığı, söyleyenin başka şeyler kastettiği sözler söylenebilir. Ancak bu husus maslahatla  sınırlandırılmıştır.

17- Kötü ahlâk, kolayca kurtulunan  bir şey değildir. Yıllarca eğitimi gerekir. Hz. Yakub’un oğulları Hz. Yusuf’u kuyuya attıktan sonra salih insanlar olmaya söz verdikleri ve yıllarca bir Peygamberin terbiyesi altında bulundukları halde, su kabı Bünyamin’in yükünden çıkınca hemen Hz. Yusuf’a bir iftira daha atarak “Eğer o (Bünyamin) çalmışsa, daha önce onun bir kardeşi de çalmıştı” demişler, böylece Bünyamin’in aslında ana-baba bir kardeşleri olmadığını ve kendilerinde böyle bir şey olamayacağını söylemek istemişlerdi. Ama kendilerinin Hz. Yusuf’u, Hz. Yakub’tan çaldıklarını unutuyorlardı.

18- Koku, elektrikle veya benzeri bir şeyle ışık hızında iletilebilir. Kafile, Mısır’dan hareket  etmeden Hz. Yakub, Hz. Yusuf’un kokusunu almıştı.

19- İnsan teri katarakt tedavisinde kullanılabilir. Hz. Yakub’un gözünü, Hz. Yusuf’un gömleği açmıştır.

Bunların yanında kıssanın genelinden çıkardığımız dersler şunlardır:

a) Allahu Teala, dilediğini yükseltir ve dilediğini alçaltır. Köleyi hükümdar, hükümdarı köle yapar. Hiç kimse bulunduğu makamla ne yerinmeli ne de övünmeli, bulunduğu yerde İslâm’a hizmet etmeye çalışmalıdır.

b) Bir mü’min, gerçek İslâmî niteliklerle bezenir ve hikmetle donanırsa, sırf bu niteliklerin gücüyle tüm bir beldeyi fethedebilir. Hz. Yusuf, saf ve yüksek karakterli bir kimsenin en olumsuz şartlarda bile başarılı olacağını gösteren zirve bir örnektir. Hz. Yusuf, Mısır’a gittiği zaman, sadece 15-16 yaşında bir delikanlıydı, yalnız ve garipti. Ayrıca hiçbir tedariki olmadığı gibi, bir köle olarak satılmıştı. (Bu dönem kölelerin çok ağır şartlar içinde bulunduğunu tarihten öğreniyoruz.) Dahası bir iftiraya uğrayıp süresiz zindana atılmıştı. Fakat bu zorlu dönemi boyunca bir kez olsun, ahlâkî ve imanî özelliklerinden asla vazgeçmedi, vazgeçmeyi düşünmedi.

“Bu kadar sıkıntı çekiyorum ne olacak biraz da onların dediğine uyayım.” demedi. Sonunda Mısır’a en üst düzeyde yönetici oldu.

Bize de düşen makamlarımızı, rahatımızı korumak değil, iman ve ahlâkımızı korumaktır.

c) Hakikat ve adalet adına gayret edenler, Allah’a güvenen ve tüm işlerinde O’nu vekil bilenler, O’ndan yardım ve teselli alırlar. Hiçbir zorluk onları yıldıramaz. Düşmanları karşısında cesaretleri kırılmaz, düşmanın korkunç silahlarına karşı, Allah’ın yardımıyla karşı koyarlar. Asla moralleri bozulmaz. Gereğini yapar ve sonucu Allah’a havale ederler.

Bu kıssayla beraber bu dönemde size aktaracağımız kıssalar ve ibretleri son bulmuştur.

En doğrusunu bilen Allah-u Teala’dır.

Bu kıssaları yazarken istifa ettiğim tefsir sahipleri, özellikle Elmalılı M. Hamdi Yazır ve Mevdûdî için Allah’tan rahmet diliyorum.

Allah’ım! Kur’an’da zikrettiğin kıssalarından ibret almayı, emirlerinle amel etmeyi, yasaklarından kaçınmayı bizlere nasip eyle.

Senin yolundan bizleri bir karış olsun ayırma.

Kâfirler karşısında mü’minlere yardım eyle. Amin.

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.