E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

AHMET BELADA

KAPAK;


 

RUHİ ÇÖKÜNTÜNÜN SEBEPLERİ: BUHRANLARIMIZ

İnsan; “Duyan, düşünen, dileyen, inanan bir varlıktır.” Bu tariften hareketle, insanoğlunun benliğine, doğuştan sahip olduğu birtakım meyiller hakimdir. Bu meyiller tatmin edilmek ister. Tatmin edilmediklerinde, karşı konulması imkânsız hamleler halinde şaha kalkar. Aynen tabiattaki buharın kazanı patlatması, köpüren sellerin barajlardan aşması ve kabaran dalgaların sahilleri yıkması gibi...

İnsanoğlu bu meyillerin o kadar tesiri altında yaşar ki, duymamak, düşünmemek, inanmamak elinden gelmez. Çünkü bunlar tatmin edilmeleri gereken ihtiyaçlardır. Tatmin edilmedikleri takdirde, yukarda zikrettiğim vechile, köpüren sellere, taşan denizlere benzerler ki, önlerinde durulmaz.

İnanma ihtiyacı da, işte bu hakim meyillerden birisidir. İnanma ihtiyacı giderilmezse insanda ciddi boşluklar oluşur. Tabiat da boşluğu kabul etmeyeceğine göre bu sefer o boşluk batılla dolacaktır. Nitekim: “Gerçeklerin gerçeği olan imandan mahrum bırakılan gönüller, mutlaka, batıl inançların istilasına uğramak zorundadırlar.”

Cemil Meriç, “Mağradakiler” isimli eserinde şöyle diyor: “Ezelî hakikatin ilâhî kaynağı olan vahiy, İslâm’ın bütün hayatını kucaklar, imanı kaybeden bir müslüman, aklını da vicdanını da, insanlığını da kaybetmiş olur..” Görüldüğü/görüleceği gibi içine düşülen fikrî, ruhî buhran, hep bu iman kaybından/zayıflığından doğan facialardır. Yaklaşık bir asırdır kimliğini, kişiliğini kaybeden insanımız maneviyat boşluğu içinde bocalamakta.

Milleti millet yapan en önemli değerlerin başında DİN vardır. Topyekün manevî değerlerin mihrak noktası olan Din’in elden çıkmasıyla/zayıflamasıyla, dil, tarih, sanat, hukuk, anane gibi değerler kendiliğinden toplumumuza veda etmiştir.

Evet, şahsiyetini kaybetmiş bir kimse/toplum için, hayranı olduğu her değere gönül vermek ve üstün gördüğü herşeyin önünde yerlere kapanmak gayet tabii hale gelmiştir. Çünkü pespaye ruhlar, ancak bu gibi zilletlerle tatmin edilmiş olurlar. Zira onlar üretmekten ziyade taklidi benimseyen, imkandan mada mümkünlerin peşinde koşmaya çalışan anlayışı benimsemişlerdir.

Batı sevdasının doğurduğu aşağılık duygusu, insanlarımızı öylesine sarhoş etmiş ki, kimisi “Milletim nev-i beşerdir, vatanım ruy-i zemin.” derken, diğeri: “Soysuzlaşan Türk neslinin ıslahı için, Avrupa’dan damızlık erkek getirmeyi” teklif ediyordu. Diğer birisi de: “Batı’dan alınması gereken şeyleri önceden tesbit edelim de sonradan pişman olmayalım.” diyenlere karşı: “Efendi bu ne saşma tekliftir? Biz elimizden gelse Batılıların bağırsaklarındaki posaları alıp getireceğiz...” diyordu. Bu anlayıştır insanı özden koparan. Bugün insan topluluklarında görülen huzursuzluklar, hep bu tatmin gıdasından mahrum kalan ruhların, şaha kalkan isyanlarıdır...

Evet, bugün dünyanın her tarafında görülen bu isyanlar, fikrî istikrarsızlığın ve ruhî boşluğun doğurduğu tatminsizliklerdir. Zira bu isyanların ana kaynağı, sadece mide değil ki, bir lokma ekmekle açlığı giderebilsin... Evet, aç kalan ruhtur. Bedenî ihtiyaçlar maddî ve fanî, ruhî ihtiyaçlar ise manevî ve ebedîdir.

Gerek fert ve gerek cemiyet hayatında, insanı insan eden manevî değerler olduğu gibi, milleti yaşatan hayat unsurları da aynı değerlerdir.

Zirâ herşeyin bir özü vardır. Manevî değerlerin özü de “inanç”tır. İnancı olan fert ve cemiyet, benliğine sahip olduğu gibi, asliyetiyle birlikte şahsiyetini korumak şuur ve idrakini de kazanır. Lâkin inancını kaybedince; asliyetiyle birlikte şahsiyetini de kaybetmiş olur.

Buhrana düşmüş, ruh dünyası iyice kararmış olan insanlık alemine yapılacak en büyük iyilik, nur için yol arayan ruhlara yol gösterme alicenaplığıdır.

Yok mu, alemdeki soysuzlara bir dur diyecek?

Bu ilahî zaferlerin tacını kimler giyecek?..

Düşünenler!... Bu feci salgına bir çare bulun!

Sonu; korkunç uçurumdur bu felaketli yolun...

Hak Teala, bunu anlatmak için kitlelere,

Gökyüzünden, Yüce Fermanını indirdi yere...

Bunu anlatmak için geldi ilahî dinler,

Bunu andıkça coşar, vecde gelir mü’minler...

Bütün eşyanın içinden ve dışından duyulan

Bu karanlık gecelerden doğacaktır iman...

                                    Ali Ulvi KURUCU

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.