E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

A. HAMİD ÖZYAYLA

DÜŞÜNCE;


 

“UN ELERKEN DEVE DE GEÇTİ ELEKTEN”

Üsâme, Arapça bir isimdir. Esâme kelimesinin bir türevidir. Esâme varlık anlamındadır. Türkçede varlığını hissetiremeyen kişi için “Onun esâmesi bile okunmadı” deyimi kullanılır.

Üsâme b. Zeyd (r.a.) Ashab-ı Kiram’dan Zeyd b. Harise (r.a.)’in oğludur. Rasulullah (s.a.v.)’in hastalığından bir gün evvel Suriye hududunda zamanın süper güçlerinden birisi olan Bizans’a karşı hazırlamış olduğu büyük bir ordunun başına getirdiği başkomutandır. Henüz 20 veya 27 yaşında bulunan bu genç komutana İslam Sancağı’nı teslim ederken, Peygamber Efendimiz şöyle talimat vermiştir: “Babanın şehit olduğu yere git, (Hz. Zeyd r.a. Mûte savaşında şehit düşmüştü.) düşmanları atlara çiğnet, hareketinde acele et! Zaferden sonra oralarda çok bekleme, yolda delilsiz gitme!”. “Cürûf” mevkiinde düşmanın cürufunu çıkarmak için  ordugahını kurdu. Muhacir ve ensardan bir çok güzide sahabe Üsâme (r.a.)’in emrine verilmişti. Bu hareketiyle Peygamberimiz müslümanlıktaki hakiki eşitliğin temellerini bir kat daha kuvvetlendirmek istemiş, aynı zamanda gençleri, büyük işlere karıştırmayı, onları büyük mesuliyetlere alıştırmayı düşünmüştü. Şu kadar var ki, hastalığı ağırlaşınca Üsâme ordusu hareketini geciktirdi. Peygamberimizin hastalığı esnasında O’nu kaldırmak icap ettikçe bir koluna Hz. Fazl b. Abbas (r.a.), diğer koluna da kâh Hz. Ali (r.a.), kâh Hz. Üsâme (r.a.) girerdi.

Hz. Üsâme (r.a.) gibi genç bir sahabenin ordunun başına getirilmesini eleştiren münafıklara cevap olarak vefatından bir gün önce 26 Mayıs 632 Pazar günü şöyle hitap etmiştir: “Ey Nâs! Üsâme ordusunu yola çıkarınız. Üsâme’nin kumandası için bir şeyler söylediğinizi duydum. Evvelce babası Zeyd hakkında da (köle azatlısı olduğunu bahane ederek) aynı şeyleri söylemiştiniz. Allah’a yemin ederim ki; Üsâme’nin babası kumandanlığa layıktı. Kendisini çok severdim. O’ndan sonra oğlu Üsâme de o makama lâyıktır. Onu da çok sevdim. Ona itaat ediniz.” Peygamberimizin vefatından sonra hilafet makamına getirilen Hz. Ebu Bekir (r.a.), onun komutanlığına itiraz edenlere karşılık: “Üzerime bütün kurtlar(!) saldırsalar, yine Üsâme’yi gönderirim. Yalnız başıma da kalsam yine O’nu gönderirim. Çünkü, Peygamberin emri böyledir” dedi. Hatta Ensar’ın isteğine tercüman olmaya çalışan Hz. Ömer’e: “Ya Ömer! Benden Peygamberin tayin ettiği bir kumandanın azlini mi istiyorsun?” diye haykırdı ve Üsâme’nin şahsında ordusuna talimat verirken şu dikkate değer sözleri söyledi: “Sizler yabancı ülkede savaşacaksınız! Sakın, zulmetmeyiniz. Haksızlık yapmayınız. Şeriatin gösterdiği haddi aşmayınız. Çocukları, hastaları öldürmeyiniz. Ancak silahla size karşı duranlarla savaşınız... Ey Üsâme, sen de Rasul-i Ekrem’den aldığı emirleri tamamıyla yerine getirmelisin.” Bu sırada Üsame at üzerinde idi.Halifeye hitaben “Ya siz de ata binin veya ben de ineyim” deyince Hz. Ebu Bekir (r.a.): “Allah’a yemin ederim ki, ne sizi indiririm, ne de ben binerim! Allah yolunda ayağım bu kadarcık olsun tozlansın” dedi.

 Üsame ordusunun görevi 2.5 ay sürdü. Halifenin Üsâme ordusunu göndermesi ve Üsame’nin parlak bir zaferle Suriye’den dönmesi müslümanlar üzerinde büyük tesirler bıraktı. Herkesin maneviyatı yükseldi. Hilal’in Haç’a galip gelmesi müslümanlara geniş bir nefes aldırmıştı. Geriye bir Sasâni Devleti kalmıştı.

O’nun da haddini Hz. Ömer (r.a.) bildirmiştir. Kıbrıs’ı ilk defa fetheden Hz. Osman’la genişleyen İslam Devletinin haritası Emeviler döneminde Endülüs’e, Abbasiler döneminde Cezire-i Arab’ın tamamına, Selçuklular döneminde Diyar-ı Rum’a, Osmanlılar döneminde Kızıl Elma’ya kadar genişlemiş i’lay-ı kelimetullah uğruna çalışan kâşifler sonucu tebliğ ABD’ye kadar ulaşmıştır. İslam, bir dünya düzeni olarak “Yeni bir dünya düzeni” oluşturmaya çalışan ehl-i salib ve küfür ehlinin korkulu rüyası haline gelmiştir. Halkı müslüman olan ülkelerde yaşayan masum millete İslam dini, katrana batırılmış bir tavuk cilası ile terör dini, irtica damgası ile de potansiyel bir tehlike olarak takdim edilmiştir. Siyonizmin “hürriyet, eşitlik ve adalet” teraneleriyle yerli halk kendi dinine, devletine, milletine düşman edilmiştir. Çeşitli dalga ve dubaralar ile körtopal işleyen demokratik oyunlarla, iki de bir çaldıkları düdüklerle yönetime getirdikleri piyonlarını dipçik zoruyla al aşağı etmişlerdir. Halkı müslüman ülkelerin onuruyla ve kaderiyle oynamışlar, paralarını pul, kızlarını dul ve nesillerini kendilerine kul yapmışlardır. Adına dünya denilen gezegeni müslümanların başına dar getirmişlerdir. Zulümleri ilelebed payidar olacak zannederek “Zalimin zulmü varsa, mazlumun da Allah’ı vardır” gerçeğini unutmuşlardır. Karabatak kuşları, penguenler ve ninja kablumbağalarının geleceğini düşünen maskeli yüzler, Üsâme’nin neslini unutmuşlardır. Lâ-din kelimesinin Türkçe karşılığı laik’tir. İlk laik olan varlık ise şeytan aleyhillâne’dir.

Devletler laik olabilir, ama insanlar dinsiz olamaz. Çünkü din, insanın fıtratında var olan manevi bir duygudur. Üsâme b. Lâdin bu manada dinsiz bir insan değildir. Lâden kelimesi de densiz anlamında olabilir. Üsâme b. Laden diyenler de vardır. Eğer Üsâme b. Ledün ise Hızır (a.s.)’ın askeri olabilir. Çünkü ledün ilmi Hz. Hızır (a.s.)’a mahsus bir ilimdir. Ledün ilmini Hz. Musa (a.s.)’ya öğreten Hz. Hızır (a.s.)’dır. Yapılan işin akibetini önceden bilmek Hz. Hızır (a.s.)a verilmiş bir imtiyazdır. Belki de Filistin’de, Çeçenistan’da, Afganistan’da, Güneydoğu’da, Bosna-Hersek’te, Keşmir’de v.s. kanları oluk oluk akan müslümanların imdadına Hızır (a.s.) gibi yetişmiştir. İktidar değneği iki başlı olduğuna göre, belki de ağacı kemiren içindeki kendi kurdudur. Avanos testisini, küpünü çatlatan belki de içindeki sirke anasının kendisidir. Belki de peynirin kurdu kendinden hasıl olmuştur. Çünkü İslam’ın dışındaki tüm beşerî sistemler kendi mikrobunu kendisi üretmekte, koruma aşısını da (güya) kendi icat etmektedir.

Her ülkeye, her millete bir peygamber gönderilmiştir. Ahir zaman ümmetinin nebisi Hz. Muhammed (s.a.v.): “Mazlum fasık da olsa onun duasından sakınınız. Zirâ O’nun duası sür’ati seyirde/dergah-ı ilahiye’ye ulaşmada Şerâre/ok veya füze gibidir.” buyurmuşlardır. Ayrıca: “Kur’an ile Hacer-ül esved yeryüzünden kalkmadıkça kıyamet kaim olmaz” buyurmuşlardır.

Tahminim odur ki, ehl-i küfür, mü’minlerin ellerinden, dillerinden ve gönüllerinden Kur’an’ı söküp alamamışlardır. Belki de ABD, intihar komandolarının hareketini bahane ederek hem yıllık 450 milyar dolarlık bütçe açığını silah tüccarlarının eliyle halkı müslüman ülkelerden savaş yoluyla tahsil edecek, hem de scud füze rampalarını Kabe’ye yönelterek uyuyan Dev’i uyandıracaktır. Ama nafile. Ebrehe gebermiştir, velâkin ebabil kuşları ölmemiştir. Nemrud zıbarmıştır, velâkin sivrisinekler(!) yaşamaktadır. İki cihan serveri Hz. Muhammed’i Sevr’de saklayan güvercin ve örümceğe ne demeli? Daha çok örnek var Kur’an’da. Göklerde ve yerde ne varsa hepsi O’nundur. (O’nun askeridir, ordusudur) Evet... Müslümanların evlerine/ülkelerine girip çocuklarını/halkını sokan karayılan’ı akrep sokmuştur. Kıpırdadıkça da sokacağı benziyor. Çünkü O’nda daha çok zehir var. Akrep de onun askeridir, Alev Babasının oğlunu parçalayan Aslan da. Yaptığı gemiye pisleyen Nuh’un kavmini uyuz ve kaşıntı ile kendi pisliklerini kendi dertlerine deva kılan da O’dur. Bir mucize olarak kayanın yarığından çıkan Salih (a.s.)’ın devesi de O’nun askeri, Sebe Hükümdarı Belkıs’ın ülkesinden haberler getiren Süleyman (a.s.)’ın çavuşkuşu/hüdhüd de O’nun askeridir. İbrahim (a.s.)’ın ateşini söndürmeye çalışan arıya da vahyeden O’dur. Musa (a.s.)’ın asasını ejderha kılan da O’dur. Musa (a.s.)’ı Firavun’un sarayında Asiye’ye büyüttüren de O’dur. Kardeşleri tarafından kuyuya ölmesi için atılan Yusuf (a.s.)’ı Mısır’a sultan kılan da O’dur.

Yeter ki müslümanlar, kime el açacağını bilsinler. Yeter ki mü’minler, zalimlere meyletmesinler. Yeter ki dünya müslümanları, mazlum olsunlar. Yeter ki mü’minler; kafirleri, zalimleri, münafıkları, yahudileri ve hristiyanları gerçek manada dost edinmesinler. Onların girdiği kiler deliğine girmesinler. Yeter ki mü’minler, birbiriyle kardeş ve dost olsunlar. Zirâ, kâfirlere Cenab-ı Hak; mü’min kulları üzerine velayet hakkı vermemiştir. Görünen ve görünmeyen askerlerin sahibi O’dur. İlâhi adaleti gereği iktidar değneği azıcık onlara verildi diye, mü’minlere reva görülen her türlü idarî, siyasî, ticarî, askerî ve dinî baskılarına, zulümlerine Cenab-ı Allah seyirci mi kalacak zannediliyor? Bir zalimin zulmünü gerekirse başka bir zalimin eliyle defeden O değil de kimdir?

Hani nerde Ad kavmi? Ashab-ı Hicir’den, Medyen Halkı’ndan ne haber? Hani İrem bağlarının sahipleri, nerde o Tubba kavmi ve Ashab-ı Ress? Hani Karun, hani Haman, nerde kaldı Eyke halkı?

“Neler geldi neler geçti felekten

Un elerken deve de geçti elekten.”

Benî İsrail Yahudisi Kudüs’te Peygamberimizin müjdelediği günlere tedbir olarak Ğarkad ağacından ormanlık/koruluk kuruyor. Ama nafile. Lut kavmine karşı Hacer/taş konuşturan Allah (c.c.), İsrailoğullarına karşı da Şeceri/ağacı konuşturacaktır. Eğer dinler arası diyalog oyalaması, dinler arası kavgaya dönüşürse, bunun sesi Kudüs’teki ağlama duvarından gelecektir.

“Zirâ; Allah, zayıfların yardımcısıdır.” (Kasas/5)

“Allah’ın mü’min mücahitlere yardımı haktır.” (Rum/47)

“Allah, mü’minlerin dostudur.” (Hacc/78)

“Zafer, Allah’ın yardım ettiği kimseleredir.” (Tevbe/15)

“Zafer, Allah’tandır.” (Al-i İmran/125) ve “Zafer mü’minlerindir.” (Rad/41)

“Zafer İslam’ındır.” (Fetih/28)

“Hüküm Allah’a aittir.” (Yusuf/40)

“Gerçek hükümran Allah’tır.” (Taha/14)

“Allah, hakimler hakimidir.” (Tin/8)

11 Eylül 2001 günü Dünya Ticaret Merkezi sayılan ABD’nin midesi ve Pentagon denilen ABD’nin beyni vurulmuştur. Olayın faili hâlâ meçhuldür. Olayda, kendisine fatura edilmeye çalışılan Üsame b. Ledün: “Ben yapmadım, ama yapanı kutluyorum” diyor. Japonların Kızıl Ordusu suçlamayı itiraf etmiyor. Almanya, her kim yapmışsa 1945’in acısından dolayı içinden derin bir oh(!) çekiyor. FBI ve CIA’den şüpheleniliyor, ama açık verilmiyor. MOSSAD işidir, deniliyor kabul edilmiyor. Öyleyse, bu intihar saldırısı kimin işi? Kanaatim o dur ki; dünyayı parmağıyla oynatanlardan uzaylılar(!)da rahatsız olmuşlardır. Amerikan Uzay Üssünde çalışanlar uzaydan sıcak görüntülerle ve haberlerle dönen astronotlar ve uzay mekiği Discovery elemanları da dinlenilmelidir. Karanlık odalarda ve bilgisayar ortamında gerçekleştirilen Uzay-99 filmleri gerçek olmasın? Her türlü gök cisminin takip edildiği bilgisiyar ortamında havalanan yedi uçak nasıl olur da gözden ırak olur. Oysa Irak, çöl harekatı ile yakın olmuştu.

1912’de İtalyanları Trablusgarb’da (bugünkü Kaddafi’nin memleketinde) Ömer Muhtar dize getirmişti. Bu filmi hiç seyrettiniz mi bilmem ama 2001 yılında Üsâme b. Laden’in dünürü ve emiri Molla Ömer, Taliban güçlerinin lideri olarak Afganistan’da da ABD’yi dize getirecektir. Bir zamanlar “Kartal Pendik, Fener’i yendik” diye bağıran tiryaki futbolseverlerimiz vardı. Afganistan, Rus harbinden sonra pek küçük ayılarla yatağa girmiyor. Biliyorum Dolar’ın üstündeki resmi bulunan zat, rahip mi ne? Bu söylediklerime kızacaktır, yatırımlarını ve geleceğini USD’ye bağlayanlar da... Ne var ki Dolar boşalacaktır. D-8’lerin havuz sistemlerini boşalttıkları gibi. Artık, “Tanrı USA’yı/bizi korusun” temennileri de boşa çıkacaktır. Çünkü Tanrı(!) kendisine gerçekten inananlar ile sahte dindarları ayırt etmektedir. Artık rüzgar esmiş ve yaba kalkmıştır. Çec (Çet değil ha) başlamıştır. Saman bir yana, dene bir yana olacaktır. Dilipak’ın diliyle Azrail (a.s.) Hindikuş dağlarında ABD askerlerini beklemektedir. Miskin Ademoğullarını benzetmişler ekinciye/kimi biter kimi yiter yere tohum saçmış gibi. Süleyman (a.s.)’ın Kudüs’teki Mescid-i Aksa’nın inşasında cinleri amele olarak çalıştırdığı bilinmektedir. Acaba diyorum ABD’deki ikiz kuleleri ve Pentagon’u vuranlar kim? Sorumun cevabını hâlâ bulmuş değilim. Çin işi, Japon işi olmadığına göre, galiba bu işi cinler(!) yapmıştır. Alaaddin’in cin’i olacağına H. Kesinger’in cin’i olamaz mı? Mahir Kaynak’lar öyle diyor Kanal 7 ekranlarında. Veyahut 1974 Kıbrıs harekatında düşman hedeflerini bombalamada pilotlarımıza havada yardım eden ak saçlı dedeler olmasın. Şehitler ölmediğine göre bu da bir ihtimal. Zenginin ağlamayanı çok olursa da ölçü ve tartıda hile yapanların canı cehennemdeki Veyl deresindedir. Bırakın ölsünler...

Bu saatten sonra kimse Erciyes’teki kara güvenip hesap yapmasın. Çek-senet imzalamasın. Çünkü; geçen gün Ürgüp’ten baktım kar erimiş. Kimse “Göl yatağında balık eksik olmaz.” demesin. Kimse göle yoğurt çalmaya kalkmasın. Çünkü, artık ne öyle insanları güldürüp eğiten Nasrettin Hoca, ne de Akşehir gölü kalmıştır. Evet... Akşehir Gölü kurumuştur. Bakarsınız kudretiyle Cenab-ı Hak, Arabistan çölünü göle çevirir. Rükn-ü Yemâni’ye çevrilen namlularla dünyanın fizikî ve siyasî haritasını silebilir. Yemen’den çıkacağı söylenen ateşin bütün bir dünyayı saracağı kıyamet alametidir. Davud (a.s.)’dan sonra yeryüzündeki hilafete ümmet-i muhammed’i mirasçı kılan Allah (c.c.)’tır.

Zamanın behrinde Osmanlı Padişahlarından birisi şehzadelere sarayda bir sofra kurdurur. Sarayın baş aşçısı kurduğu çilingir sofrasında kuş sütü(!) dahil herşeyi hazır eder. Şehzadeler sofraya otururlar. Padişah ve başveziri Sedir’e çekilirler ve acı kahvelerini hüpletirlerken aralarında şöyle bir konuşma geçer:

Padişah (sofranın başındaki çocuklarını kasdederek): “Vezirim! Bunlar adam olmaz... Bunlar devleti yönetemezler.”

Vezir-i Azam: “Aman Efendim!.. Hünkarım!.. Nasıl olur? Eğer Enderunlarda(!) dünyanın en meşhur alimlerinden ders alan çocuklarınız adam olmazsa, ya bizimkilerin hali nicedir? Bu sözlerinizin altında yatan gerçek nedir?

Padişah: “Ben zannettim ki, bunlar yemeğe oturduktan sonra kendi aralarında çatal-bıçak-kaşık ile şöyle hafiften bir kavga/arbade çıkarırlar. Oysa ki, bunlar yumulmuşlar sadece midelerini düşünmektedirler.  Kavga etmesini bilmeyenler, değil devleti yönetmek, elindeki ekmeğe bile sahip olmazlar. Derhal bunların öğünleri azaltılıp, tayınları kısıla...”

Umarım, kapitalizmin ekonomik kıskacında açlık ve ölümle pençeleşen, ekonomik krizlerin yaşandığı müslüman ülkelerin halkları dövüşü-kavgayı-savaşı öğrenmişlerdir. Tahminim, kardeşi ile yaptığı kavgalardan, iç çatışmalardan elde ettikleri tecrübeleri asıl ve ebedi düşmanlarının üzerlerinde konuşturacaklardır. Dünya 3. ağır siklet halter, judo, karete ve boks şampiyonasının ilk raundu başlıyor. Korkunun ecele faydası yoktur. Peeeh..

 

Kaynaklar:

- Siyer-i Nebi, Zekai Konrapa

- Kur’an-ı Kerim, T.D.V. Yay.

-         Kenzül İrfan, M. Es’ad Erbilî, 1327


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.