E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

ZEKİ SOYAK

BAŞYAZI;


 

MANEVİ KRİZ

İnsanlık serüveni grafikler çizerek zamanımıza kadar devam edip geldi. Bundan sonra da Allah Teala’nın takdir ettiği vakte kadar devam edecektir. İnsanlık zaman zaman büyük badireler atlattı. Zaman zaman zulüm, şiddet, anarşi büyük boyutlara ulaştı. Her cinsten, her yaştan kişiler tahammülü güç sıkıntılar yaşadılar. Bunlardan bir kısmı bir hiç uğruna nice işkencelere maruz kaldılar. Bir kısmı da dinleri, imanları uğruna zulüm ve şiddetin her çeşidine tabi tutuldular. Fakat onlar sabır ve sebat gösterdiler. İmanlarının gereği ne yapmayı gerektiriyorsa onu yaptılar. Asla yılmadılar. Dönmediler. Değişmediler. Fakat asırların birikimi katılıkları, sapıklıkları değiştirdiler. İyiye, güzele, doğruya dönük bir değişim gerçekleştirdiler. Her türlü karşı koymaya, her türlü baskıya ve direnişe rağmen bunu başardılar.  Bu değişimin, bu haktan batıla, kötüden iyiye değişimin önderleri elbette Peygamberlerdir. Onlar her manevi, ahlakî krizin sonunda hak dine davet vazifesiyle gönderildiler. Yılmadan, yorulmadan, bıkmadan, usanmadan dinin esaslarını anlattılar. Allah’a, Allah’a kulluğa davet ettiler. İnsanlara manevi krizden, ahlakî çöküşten kurtuluşun yollarını gösterdiler. İnsanca, özgürce yaşamanın, İslam’a teslim olmakla mümkün olabileceğini izah ettiler. Bu davete icabet edildiği ve gereğince yaşanıldığı devirlerde insanlar ne zulmettiler, ne de zulme uğradılar. Ne yönetim krizi, ne de ekonomik kriz yaşadılar. Çünkü onlar hiçbir zaman dünyaya rağbet etmediler. Mala-mülke, makam-mevkiye, şöhrete iltifat etmediler. Çalıştılar, çabaladılar, elde ettiklerine, sahip olduklarına kanaat ettiler. İhtiyaç fazlasını, israf etmediler, lükse harcamadılar. Hep Allah yolunda infak ettiler. Helal-haram hudutlarına azami derecede dikkat ettiler. Şüphelilerden sakındılar. Kul hakkı yemediler, yedirmemeye çalıştılar. Dolayısıyla böyle toplumlarda yönetim krizi, ekonomik kriz de yaşanmadı.

Asrımız insanı ise, bir badireden kurtulmaya çalışırken, başka badirelere sürükleniyor. Krizler birbirini kovalıyor. Beklenmedik zamanda, beklenmedik hadiseler oluyor. Toplumsal, ekonomik, politik büyük sarsıntılar yaşanıyor. 11 Eylül 2001 tarihinde Amerika’da olanlar, bunun son örneği. Hadise cidden büyük. New York’ta Dünya Ticaret Merkezi ve Washington’da Pentagon, kimler tarafından yapıldığı kesin olarak bilinmeyen bir saldırıya uğradı. New York’taki iki dev kule çöktü. Pentagon büyük ölçüde tahrip oldu. Binlerce insan hayatını kaybetti. Acı çekenler, haksızlığa uğrayanlar, sürekli sömürülen, horlanan insanlar, toplumlar, meşru yollarla haklarını alamayınca hor ve hakir durumdan kurtulamayınca, baskılar altında bunalınca bir nevi kendi çektikleri acıları, acımasız ve sömürgeci gördükleri, haksız ve zalim kabul ettikleri güçlere de çektirmek için normal olmayan yollara başvuruyorlar. Dolayısıyla bir kısım çocuk, kadın, yaşlı, sivil insanlar da zarar görüyor. Elbette bu tasvip edilecek bir yol değil. Konuyu kişisel veya örgütsel terör açısından değerlendirip terörün tahribatı, enine boyuna incelenip kanaatler serdedilirken, diğer bir yönü pek irdelenmiyor, araştırılmıyor. Bir yerlere toslamaktan korkuluyor veya talimatlara göre yazılıp, konuşuluyor. Asıl meselenin üzerine kalın bir örtü çekiliyor. Bu konuda konuşup, yazanlar da çeşitli yollarla susturuluyor. Susturulmazsa, etkisiz hale getirilmeye çalışılıyor.

Terör olayları değerlendirilirken, üzerinde durulması gereken esas konu, terörü besleyen, destekleyen, yetiştirip güçlendiren arka plandaki güçleri çok iyi tesbit etmek, teşhir etmektir. Bir kısım halkı müslüman ülkeleri, teröre destek veren ülkeler listesine alıp, bir takım yaptırımlar uygulamak, bazı insanları, toplumları aldatmaya yetiyorsa da işin farkında olanları asla ikna edemiyor. Bugün teröre karşı mücadelede bütün ülkeleri beraber hareket etmeye çağıran, terör zanlısı olarak ilan ettiği Üsame bin Ladin’i ele  geçirmek için bölgeye, körfez savaşındaki güçlerin üç misli yığınak yapan Amerika ve ona şartsız destek veren İngiltere’nin, mevcut durumdan yararlanarak Çeçen halkını terörist ilan edip 3 gün mühlet veren, akabinden bütün Çeçenistan’ı baştan  sona bombalama tehdidinde bulunan Rusya ve diğer batılı ülkelerin terör konusundaki sicilleri hiç mi hiç temiz değil. Bu ülkeler Balkanlar’da ve diğer Osmanlı topraklarında Yunan, Sırp, Hırvat, Bulgar, Ermenileri nasıl kışkırttıkları, silahlandırıp masum müslüman sivil halkın üzerine saldırdıkları, onbinlerce insanın öldürülmesine, vatancüda olmasına nasıl katkıda bulundukları tarihî vesikalarla sabittir. Keza bir varil petrol uğruna İran, Irak ve diğer petrol ülkelerinde ajanları vasıtasıyla ihtilaller yaptırdıkları anarşiyi, terörü destekledikleri kardeş kavgaları çıkartıp binlerce insanın ölümüne sebep oldukları dünyaca malum. Yapılan hükümet darbelerinin, terör hareketlerinin arkasında hep Amerika ve diğer batılı ülkelerin gizli istihbarat örgütlerinin bulunduğu ehlince bilinen bir gerçek.

Türkiye’yi 15 yıl meşgul eden, binlerce masum insanın ölümüne sebep olan PKK terör örgütünün arkasında yine bu devletler bulunmuyor mu? Eğitimlerine, silahlanmalarına ülkelerinde merkezler açıp faaliyet göstermelerine yardımcı olan bu ülkeler değil mi? Terörü başka yerlerde aramayalım. Gerçek teröristler, dünyanın çeşitli bölgelerinde kargaşalar çıkararak, sonra da güya bu kargaşaları önlemek için müdahaleler yaparak bütün ülkeleri hegomanyaları altında tutmak, sömürü düzenlerini devam ettirmek isteyen adı geçen ülkelerdir. Bu ülkelerin yapması gereken, bugüne kadar yaptıkları zulümleri, teröristlere verdikleri destekleri ve bunun neticesinde insanlığa çektirdikleri tahammülü zor sıkıntıları sağlıklı bir şekilde düşünüp, kendi kendilerini sorgulayarak ona göre yeni, dürüst bir strateji belirlemeli ve bugüne kadar yaptıkları için dünya milletlerinden özür dilemelidirler. Amerika, Üsame bin Ladin’i bahane ederek Orta Asya’nın merkezi olan Afganistan’a yerleşme planları yapıyor. Afgan halkı mağdur olacakmış, aç kalacakmış, çoluk-çocuk, kadın-ihtiyar demeden sivil halk ölecekmiş umurunda bile değil. Başkan Bush’un Haçlı Seferi’nden bahsetmesi bir sürçülisan değil, hâlâ batıda İslâm’a ve müslümanlara karşı varolan kin ve düşmanlığın dışa yansımasıdır.

Her ava giden avlanmaz. Bazen de kendisi av olur. Amerika, Afganistan’ı baştan sona istila edebilir. Taliban yönetimini devirebilir. Silah gücü ve teknoloji bakımından çok dengesiz olan iki güç savaşacak. Fakat bütün dengeleri bozacak olan Afgan halkının çok güçlü imanı, vatanlarını savunmadaki güçlü iradeleridir. Afganistan’ın coğrafi konumu da dikkate alınınca Amerika’nın işi çok güç. Şartlar farklı olsa da Amerika, Rusya’nın yıkılışına sebep olan bataklığa düşebilir.

Görüldüğü gibi ekonomik, siyasî, sosyal bütün krizlerin temelinde manevî kriz yatmaktadır. Bir toplum imanî, ahlakî, insanî yönden çöküntüye uğradığı, çürüdüğü zaman diğer krizlerin yaşanmaması mümkün değil. Müslim, gayri müslim bütün toplumlar kendi manevî değerlerine dönmeden, maddeci, dünyacı materyalist, çıkarcı tutumlarını terketmeden, huzura kavuşamaz. Bunalımlar, kargaşalar, terörler, krizler bitmez. Birisi bitiyor gibi olurken onlarcası yeniden başlar.


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.