E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

 Fikret Şanlı

Kültürümüzün temelleri;


 

Akaid risaleleri-3

Allah celle Peygamberler vasıtasıyla insanlara bir kitap göndermişse bunun sebebi cemiyetin yaşam tarzını en insancıl  bir eksene sokabilmek içindir. Zira işlediğimiz günahların veya kazandığımız sevapların Allah’a bir zararı olmadığı gibi bir faydası da yoktur.

“Ey insanlar! Allah’a muhtaç olan sizsiniz. Hiçbirşeye ihtiyacı olmayan ve öğülmeye layık olan ancak O’dur.” (Fatır/15)

İnsanoğlu fıtratı itibariyle hırsa, tamaha ve şehvete meyyaldir. Kendi haline bırakılsa duyguları onu taşkınlığa sevkeder. İnsanlar taşkınlık yapmasın diye Cenab-ı Allah onlara resuller göndermiştir. Kur’an’da yirmibeş tanesinin ismi mevcuttur.

Adem, İdris, Nuh, Hud, Salih, Lut, İbrahim, İsmail, İshak, Yakub, Yusuf, Şuayb, Musa, Harun, Davut, Süleyman, Eyyüb, Zülkifl, Yunus, İlyas, Elyasa, Zekeriya Yahya ve İsa selam üzerlerine olsun. Ve yine Kur’an’da geçen 4 kişinin de Peygamber mi, yoksa veli mi olduğu hususunda ihtilaf vardır ki bunlar: Üzeyr, Lokman, Hızır ve Zülkarneyn. Bunların haricinde sayılarını bilemediğimiz resuller vardır.

“Bir kısım peygamberleri sana daha önce anlattık ve bir kısmını ise sana anlatmadık...” (Nisa/164)

Bazı insanların sayı belirtmeleri bir yanlışlıktır. 124 bin diyorlar. 200 bin peygamber gelmişse 76 binini inkar olur veya 100 bin gelmişse 24 bin kişiyi fazladan peygamber yapmış oluruz. Bu şekilde sayı ifade etmeye gerek yoktur. En iyisini Allah bilir. Sayılarını bilmesek de hepsine iman ederiz.

İlk peygamberin ve insanın Adem olduğunu son peygamberin de Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellem olduğunu inkar küfürdür. Zira bu noktadaki deliller çok açıktır.

Peygamberlik Allah’ın kulları içinde istediği bu konuda bir lütuf olarak tayin etmesidir ki kul bunu daha önce bilemez. Hatta Efendimiz bile Hira mağarasında Cebrail ile ilk karşılaşmasından sonra başından geçen olayı Hatice annemize anlatması ve beraberce Varaka bin Nevfel’e gitmeleriyle ortaya çıkan bir nübüvvet hadisesidir.

Daha önceden Peygamber olacaklarını bilmiyorlardı ve bu kutlu insanlar halktan seçilen birer fert idiler.

“De ki! Ben size Allah’ın hazineleri benim yanımdadır demiyorum. Ben gaybı da bilmem. Size, ben bir meleğim de demiyorum. Ben sadece daha vahyolunana uyarım. De ki! Küfr ile gören hiç bir olur mu? Hiç düşünmez misiniz.” (En’am/50)

“Biz sizin gibi bir insandan başkası değiliz.” (İbrahim/11)

“Resulum!.. Senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberler de hiç şüphesiz yemek yerler, çarşıda dolaşırlardı. (Ey insanlar) Sizin bir kısmınızı diğer bir kısmınıza imtihan (vesilesi) kıldık. (Bakalım) Sabredecek misiniz? Rabbin herşeyi hakkıyla görmektedir.” (Furkan/20)

Reasuller ve nebiler ancak erkekten olabilirler. Bayanlardan resul ve nebi gelmemiştir. Genel kanaat budur. (İmam-ı Kurtubi bu kanaate ters bir görüş olaraktan Hz. Meryem’in nebi olduğunu söyler. (Al-i İmran 42. ayet tefsiri)

Nebiler velilerden üstündürler. Hiçbir veli hiçbir nebiden üstün değildir. Nebiler masumdurlar, veliler masum değildirler.

Bu ümmetin velileri diğer ümmetlerin velilerinden daha faziletlidirler. Zira; “Siz insanların iyiliği için ortaya çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz.” (Ali İmran/110)

“Ümmetimin âlimleri beni İsrail’in nebileri gibidir.” sözünün uydurma olduğuna ise ulema ittifak etmiştir. (Demirî, Zerkeşî, Askalanî...)

İnsanlara resuller inmeseydi yürüyen bir Kur’an prototipine nasıl ulaşılacaktır? Yürüyen Kur’an nasıl olurdu? Kur’an ahlakı ne demekti? Bunları nasıl bilecektik? Evlet bizim böyle insanlara veya bu yolda giden insanlara ihtiyacımız var. Çünkü nefisler birbirinden etkileşirler. “Sadıklarla beraber olunuz” emri de bu etkileşim içindir.

İnsanlar duygu ve maneviyatta birbirinden etkilenirler. Zira Efendimiz: “Kişi dostunun dini üzerinedir. O halde sizden biri kimle dostluk yaptığına baksın.” (Ebu Davut, Tirmizi)

“Ancak mü’minle dostluk yap ve ancak muttaki insanlarla yemek ye.” (Ahmet, Ebu Davud, Tirmizi)

Madem ki toplumsal yaşamın insan bünyesinde ve  ahlakında bir tesiri var, o halde hep sadıklarla samimilerle haşır neşir olmak lazım.

İçimizden çıkan, melek olmayan, yemek yiyen, çarşıda dolaşan bir insana Allah celle risalet görevini yüklüyor ve ona da bu yükü omuzlayabilecek vasıflar ihsan ediyor. Bu vasıflar:

1- Sıdk (doğru olmak)

2- Emanet (güvenilir olmak)

3- İsmet (günah işlememek)

4- Fetanet (zeki olmak)

5- Tebliğ (indirilen vahyi açıklamak)

“(Resulüm!) De ki! Eğer Allah’ı seviyorsanız bana uyunuz ki Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasın. Allah son derece bağışlayıcı ve esirgeyicidir.”

“De ki Allah ve Resulüne itaat edin. Eğer yüz çevirirlerse bilsinler ki Allah kafirleri sevmez.” (Al-i İmran/31-32)

İnsanların kendisine uymaları emredilen kişi bir yalancı veya emanete hıyanet eden veya günahkar veya karşısına çıkacak problemlere karşı ebleh davranan veya gelen vahyi saklayan, anlatmayan birisi olabilir mi?

O kutlu insanlar bu sıfatlardan münezzehtirler. Ahlaken noksansızlaştırılan bu şahsiyetler bedenen noksan olabilir mi?

Deli bir peygamber nasıl tasavvur edilemezse sağır, dilsiz, topal, kör bir peygamber de olamaz. Özellikle insanları kendisinden uzaklaştıracak bir hastalığa veya peygamberlik davasında eksikliğe yol açabilecek bir rahatsızlık sözkonusu olamaz. Allah’ın onları Sıdk, Emanet, Fetanet, İsmet ve Tebliğ sıfatlarıyla donatması onların peygamberlik görevlerini aksatacak bir olaya sebebiyet vermemesi için değil midir?

Yakub aleyhisselam kör değildi ve kör olmadı da. Sadece belli bir müddet için gözüne bir perde (katarakt) indi ve bu ileriki bir zamanda izale oldu.

Özellikle Eyyüp aleyhisselamın o kurtlardan bahsedilen kıssayla yakından ve uzaktan hiçbir alakası yoktur. Mesnetsiz şeyleri peygamberlere isnat etmekten daha kötü ne olabilir ki? Ki bir çok akideci bu bir akide meselesi olarak görüp kitaplarında bu hikayenin uydurma olduğundan bahsetmişlerdir.

Peygamberler insan olmaları hasebiyle hastalanmışlardır. Ama bu hastalıklar normal insan hastalıklarının ötesine geçmemiştir. Efendimizin baş ağrısı çekmesi gibi.

Sahabeye Tavır

“Ashabıma kötü söz söylemeyiniz. Sizden biriniz Uhud Dağı kadar altını sadaka olarak verse gene de ashabımdan birinin (ulaştığı derecenin) boyuna hatta yarısına ulaşamaz.” (Buhari)

“Allah!... Allah!.. Ashabım hakkında (fena konuşmayınız) Allah’tan korkunuz. Benden sonra onlara garazla haklarında kötü laf etmeyiniz. Kim onları severse beni sevdiğinden dolayı sevmiştir. Kim onlara eziyet ederse bana eziyet etmiş olur. Bana eziyet edene ise Allah’ın azap etmesi yakındır.” (Tirmizi, Nesefi Akaidi)


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.