E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

Yunus Hüdayi

Kapak;


 

Şahsiyetin mihengi ticarî muamelelerimiz

Adem (a.s.) atamız cennette iken Allahu Teala ağaca yaklaşmamasını uyarırken, “Seni cenetten (melun şeytan) çıkarmasın yoksa şeka’ya düşersin buyurdu.” (Taha Suresi)

Yani rahat içerisindeyken, ömürboyu mücadeleyle sürecek ve çeşitli mihnet ve sıkıntılarla dolu bir hayata düçar olursun. Rızk peşinde koşmak da bu cümledendir. Ancak burada yolların ayrıldığı bir noktaya geliyoruz. Nasıl bir didinme, rızk, geçim derdine düşme olacak. İşte ilahi buyruklar bu noktada haram ve helal hududlarını çiziyor. Hudud tanımayanlar ise, heva ve heveslerinin güzergahında aynı şekaya, mihnete katlanmak durumunda.

Esasen dinde, muamelata geniş bir serbestlik alanı bırakılmıştır. İbadette aslolan şer’i bir kural ile tesbiti iken, muamelatta aslolan serbestliktir. Değişen şartlar ve her çağın karakteristik özellikleriyle gelen toplum düzeninin çeşitliliği bu alanın çok geniş olmasını gerektirmiş bulunuyor. Ancak İslam bu serbestliğin geniş hududlarında  faiz, ihtikar, rüşvet, israf gibi insanlığı kemiren belalara açılan yolları tıkıyor; infak, ticaret, üretim, ihsan gibi insanlığın dünyevî ve uhrevî saadetinde en mutena rol oynayan güzel muamelat ve ahlakı teşvik ediyor.

Bütün bu çizilen hudutlar menfaati (faydalı olanı) celb, mazarratı (zararlı olanı) def hikmetini temin için konuyor.

Ticari Hayat

İslam ekonomisi ahlakîdir. Üretim, tüketim, dolaşım ve bölüşümde ahlakî esaslara riayet edilir. İnsanlığa zarar veren mallar üretilmez. Topluma zarar verici davranışlar yasaklanır (karaborsa, içki), üretimi durduran yoksulu ezen, belli bir kesimi bigayri hakkın semirten faiz gibi hastalıklara imkan vermez.

Zekat toplumun garantisidir. Hem fakirin hem borçlunun hem felaketzedelerin sigortasıdır. Akrabalar arasında tekeffül müessesesi vardır. Avrupa’da bile bugün akrabalık tekeffülü hukuken yoktur. (1)

İslam düşüncesinde Allah, tabiatı bütün yaratıklara yetip artacak şekilde bol nimetlerde donatmış (İbrahim 32-34; Hicr, 19) fakat insanoğlu bu fırsattan zulmü ve nankörlüğü sebebiyle kendini mahrum ederek, dünyayı kendi eliyle cehenneme çevirir duruma düşmüştür. (Rum, 41-42; Yunus, 23)

Son yapılan araştırmalarda dünyanın sayılı zenginlerinin malvarlıklarının Afrikanın gayr-i safi milli hasılasına denk olduğu, sırf makyaja harcanan bir yıllık parayla tüm açların doyurabileceği, köpek mamaları için harcanan paraların bir çok ülkenin milli gelirinden yüksek olduğu düşünülürse bu ayetlerin anlamları zihnimizde daha muhkem izler bırakır sanırım.

Bir ayette; “Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz paylaştırdık. Birbirlerine iş gördürmeleri için kimini ötekine derecelerle üstün kıldık.” (Zuhruf, 32) buyuruluyor.

Zengin, fakir, memur, amir, işçi, işveren, çırak, usta vs. gibi farklılıklar bu geçimlik dünyada ilahi planın birer cilvesidir. Kader-i ilahinin taalluku ve hikmet-i ilahiyenin tezahürüdür. Bu ayetin penceresinden dünya hayatına baktığımız zaman dünyevî hırs ve ihtirasların, haset ve düşmanlıkların ne kadar bu tayin-i ilahiye muhalif ve muhasım davranışlar olduğunu görüyoruz.

İslamî değerlerin yıpratıldığı, davranışların yozlaştığı, düşüncelerin müşevveşleştiği günümüz sosyal hayatında, müslümanın ticarî hayatı herşeyden fazla kendi değerlerine yabancılaşmış, maalesef ilahi hududları taşıp fersahlarca İslamî vasfından uzaklaşmış bulunuyor. Siyaset ve ekonomideki yozlaşma, ahlakı doğrudan  doğruya etkileyeceği için ahlaki sefalet, toplumun ruhi ızdırabı ve mutsuzluğu daima gündemdedir..

İslamî toplumun yeniden yapılanması için ekonomi  ve siyasetin İslamîleşmesinden başka bir çözüm yolu yoktur. Zira bu umumi bela her nefse her kesime ağır darbeler vurmakta, İslamî gayret ve himmete çelme atmaktadır.

İslam’ın toplumu kuşatan bir rahmet olması müslümanların muamelelerinde ticaret ahlakının hakim olmasıyla mümkündür.

Ticarî Ahlak

Efendimiz buyuruyor: “Sizin hayırlınız borcunu en güzel şekilde vereninizdir.” (Buhari)

Ayet-i kerimede: “Eğer borçlu darda ise, ona genişliğe çıkıncaya kadar süre verin, bağışlamanız sizin için daha hayırlıdır.” (Bakara, 280)

Peygamber  Efendimiz bir a’rabiye olan deve borcunu aynı cins deve bulamadığı için daha iyisiyle ödemiş a’rabi çok şaşırıp sevinmiş, bunun üzerine Efendimiz: “Sizin hayırlınız borcunu en güzel şekilde vereninizdir.” (Buhari) buyurmuşlar.

Borç ödemede esas misliyattır. Yani hangi cinsten borçlanmışsa onunla öder. İslami akitlerde açıklık ve belirginlik tartışmaya yol açmayacak şekilde net olmalı. Ödünç alan ne ödeyeceğini bilmezse, veresiye alan vadesi gelip ne ödeyeceğini bilmezse akit fesada uğrar. Enflasyon oranı zan ve tahmine dayandığı için borçluya kolaylık yerine daha da külfet eklemek uygun olmaz. Ancak borcunu kötü niyetle ödemeyen, alacaklısını icra kapılarında büyük sıkıntılara düşüren borçluları da bu kategoriye sokmak, alacaklıya haksızlık olur.(2)

İbn-i Abidin insanların borçlarını ödemede gevşek davranmaları ve teminatların bozulması sebebiyle, borçlunun elindeki malın hak cinsinden olup olmamasına bakılmaksızın, alacaklı tarafından doğrudan alınabileceğini, Şafilerin görüşünün de böyle olduğunu söyler.

“Kötülüğün cezası benzeri bir kötülükle mukabeledir.” (Şura, 40)

Faiz ve rant ekonomisinin muameleleri kirlettiği bu dönemde(3) borç ilişkileri karz-ı hasen gibi güzel bir ahlakı yok edici hale gelmiş bulunuyor. Günümüzde döviz cinsinden borç bulmak bile çoğu zaman zor oluyor. İnsanları kıskacına alan bu sıkıntılar ‘maişeti dank’ (zor bir geçim) belasının tasallutu olsa gerek.

Faiz ekonomisi yüzünden araplar arasında ardı arkası kesilmeyen uzun savaşlar olurdu. Faizli borç alanlar umumen iflas ediyorlar. Tüketim çılgınlığına götüren aşırı lüks tüketimden Allah (c.c.) hoşlanmıyor. Bu faizle borçlanmayı kamçılıyor. Faiz yolu açıldıktan sonra da üretim yolu tıkanıyor.(4)

Günümüzde ekonomisi geri kalmış ülkelere baktığımızda faizlerin tavanlarda gezdiğini görürüz. Oysa mesela Amerika bu yıl faizleri uzun yılların en düşük seviyesi olan % 3 seviyesine indirmiş durumda. Kimin milletinin menfaatini düşündüğü bu tablodan daha iyi anlaşılır herhalde.

Efendimiz buyurur: “Allah satarken, alırken, hakkını tahsil ederken müsahamalı davranan kuluna rahmetiyle muamele etsin.” (Buhari Buyu; İbni Mace Ticaret)

Görülüyor ki muameletta tesamuh ve anlayış muhabbete götürüyor. Hayır amellerinin önündeki engellere mani oluyor. Belki de bu Allah sevgisine götürüyor ki saadeti ebediyyenin kendisidir.(5)

Tabi ki bu tesamuh bir takım şekil şartlarının, hukukî boşlukları kapatma işlemlerinin yerine getirilmesine mani olmamalıdır. Kur’an’da  Allah (c.c.) borç ilişkilerinin yazılması ve üzerine şahit tutulması konusunda emir siygası kullanıyor. Teminat müessesesi (rehin-kefalet) meşru kılınıyor, şehadeti saklamanın vebali açıklanıyor, kitabet (noterlik, çek, senet v.s.) ve şahit görevini, sosyal içerikli yükümlülüklere dahil ediyor.

Efendimiz: “Varlıklı birinin borcunu sürüncemede bırakması zulümdür. Biriniz alacağı için bir zengine havale olunursa kabul etsin.” (Buhari, Havalet; Müslim, Musakât) buyuruyor.

Yine buyurur: “Varlıklı kimsenin temerrüdü (borcunu sallaması) şerefine dokunulmasını ve cezalandırılmasını helal kılar.” (Buhari, İstikraz; Ebu Davut, Ukdiye)

Şerefine dokunma, ona ağır söz söyleme, hapsetme, şayet başka malı yoksa elindekini satmaya icbar etme türü davranışlarla oluyor.

Yine şehir ve pazar düzenini bozacak tutumlar, pazara gelmeden fiyatı yükseltecek şekilde malı ucuza kapatma, yahut pahalanması için ihtiyaç varken bekletme, aldatmaya yönelik tutumlar hep topluma zarar veren(6) şahsi menfaatlerini toplumun zararı üzerine inşa etmeye çalışan muhterislerin kötü muameleleridir.

Müşteriye müsamaha edeyim, borçluya genişlik göstereyim diye, hem kendini hem diğer bir çok taahhütte bulunduğu müşterilerini mağdur durumda bırakmak da, kimsenin hakkı olmasa gerek. Hele şu kriz döneminde gördük ki, hukukî boşlukları olabildiğince  açık bırakan müşteriler ve müteşebbisler, sağlam ekonomilerde bile ihmal edilmemesi gereken istismarın önüne geçmek için gerekli argümanları ihmal ettiklerinden çok zor duruma düştüler, bir çok insan mağdur oldu. Alacağını alamaz, satacağını satamaz hale geldi. Sonra da ardı arkası bitmeyen tutulmuayacak sözler, iş görmeyecek yeminler birbirini kovaladı. Hele imkanı olduğu halde krizi fırsat bilip insanları mağdur edenler zulmü daha da artırdı. Zulüm ve fitne ruhlara hançer gibi yapıştı. İnsanları bunalıma itti. Niçin bunlar oldu? Yukarda zikredegeldiğimiz ilahî ve nebevî düsturlara kulak asmamaktan başka bir izahı var mı? Oysa görüyoruz ki kendi insanına kıymet veren devletlerde faizler düşüyor, hukukî açıklar teminat altına alınıyor, üreten ödüllendiriliyor, aldatanlar cezalandırılıyor. Bu beynelmilel ahlakî esasların işleri sağlama aldığını görüyorlar, bu esaslara bağlılıkta kendileri için hayır buluyorlar.

Efendimiz buyurur: “Yemin malı bitirir (sattırır), bereketi götürür.” (Buhari, Buyu; Müslim, Musakat)

Zira yemin karşıdaki insanın aldatılmasına sebep olduğu gibi, kalpte Allah’ın ismine karşı saygıya halel getiriyor. Meleklerin hayır dualarına merbut olan bereketi götürüyor.(7)

Bu yüzden çok lüzumlu olmadıkça yemin mekruh görülmüştür.(8)

Bereketi nasıl giderir, ya bir bela arız olur telef olur, yahut gereksiz yere harcar, hemen gerekmeyen işlerde tüketir. Yahut  netice itibarıyla boşa gidecek yere harcar. Veya elinde olsa da faydalanamaz, yahut da hoşlanmadığı bir mirasçısına kalır.(9)

Efendimiz buyurur: “Bizi aldatan bizden değildir.” Efendimiz’e sordular “Bizden değil”den maksat nedir? “Bizim gibi değildir.” buyurdu.(10)

Yani bizim yolumuz, gidişatımız ve sünnetimiz üzre değildir. Süfyan-ı b. Uyeyne bu hadisin nefislerde daha derin tesir yapması için bu şekil yorumlanmadan bırakılmasını ister.(11)

Hadis-i şerifte, “Şüphesiz ticaret erbabı kıyamet günü facirler olarak haşrolunur. Ancak Allah’tan  korkan (aldatmayan) sadaka veren (infak eden) ve iyilik yapan (müsamaha gösteren, ikram eden) tacirler hariç.” buyuruluyor. (Ebu Hakim Nisaburi, el-Müstedrek alessahihayn, c. 2, s. 8, Beyrut, 1990)

Yine bir diğer  hadis-i şerifte buyrulur: “Ey tüccar topluluğu, şüphesiz alış veriş esnasında yersiz sözler, yalan eksik olmaz. Bu itibarla ona sadaka karıştırın.” (Ebu Davut, Buyu; İbni Mace, Ticaret)

Sadaka işlenen günahlara keffaret olacak, nefsin taşkınlığı ile kaçırılan şeyleri telafi edecektir.(13)

Hz. Ömer der ki: “Dini hükümleri bilen, alınıp satılmalarının dinen caiz olup olmadığına vâkıf bulunanlardan başkası, bizim çarşı pazarımızda satıcılık yapmasın.”

“Aranızda fazl-u ihsanı unutmayın” ayeti manasınca bazen alanın bazen satanın bu fazl-u ihsan ve müsamaha umdesine riayet etmesi gerekir. Hatta Zahiriye ulemasınca alışveriş esnasında tüccarın gönüllerinden kopan bir miktar sadaka vermeleri farz görülmüş.

Bütün bunlar İslam cemiyeti arasında sadakatin, uhuvvet ve mürüvvete riayetin lüzumuna birer nişanedir.(14)

İslam toplumunda ekonomi ve neslin yeniden inşası, fesadın ortadan kalkması için ticaret ahlakının muamelelerimize hakim olması şarttır. Nebevî bir buyruğun işaret ettiği gibi, hele günümüzde kişilerin ayarının belirlenmesinde namazına, orucuna, hacı oluşuna vs. değil, muamelelerinin temiz olup olmayışına bakmak şaşmaz isabet kaydettirecektir. Gerçekten muamelesi temiz olan insanların insanları çok çabuk etkiledikleri görülmektedir. Muamelesi temiz olmayanların şekli yapısının İslami motiflerle bezenmiş olması hiçbir şeyi değiştirmemektedir. İnsanların gönül dünyalarını etkileyen muhlis ve sadık topluluğu, Afrika’dan Sumatra’ya, Endonezya’dan Tobako ortalarına kadar İslam’ın yayılışında büyük rol oynamışlardır.

 

Kaynaklar:

1- Kardavi, el-Makalat vel-Likaat, Şeriat ve Hayat, et-te’minetticari

2- Tartışmalı İlmi Toplantılar Dizisi, Para-İslam-Faiz, sh. 208 İSAV

3- Hamdi Döndüren, Ticaret ve İktisad İlmihali, sh. 35, Altınoluk

4- Şah Veliyyullah Dehlevi, Huccetullahilbaliğa, c. 2, s. 327, İz yay. 1994, İst.

5- Zerkani, Şerhu’z Zerkani, c. 3, s. 434, Beyryut, 1411 h.

6- Şah Veliyyullah, a.g.e., s. 345

7- Şah Veliyyullah, a.g.e., s. 345

8- İmam Nevevi, Şerh-i S. Müslim, c. 11, s. 44, Beyrut, 1392 h.

9- Azimabadi, Avnu’l-Ma’bud, c. 9, s. 132, Beyrut, 1415 h.

10- Menavi, Fezu’l-kadir, c. 5, s. 387, Mısır, 1356 h.

11- Azimabadi, a.g.e.,s. c. 9, s 231

12- Ebu Hatim el-Bedesti, Sahih-i İbn-i Hibban, c. 1, s. 277, Beyrut, 1993

13- Huccetullahilbaliğa, c. 2, s. 345

14- Ömer Nasuhi Bilmen, Hukuk-i İslamiyye ve Istılahatı Fıkhiye Kamusu, c. 6, s. 18.

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.