E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

A. Yüksel Özden

Kapak;


 

Akraba ve komşuluk münasebetleri

İslami literatürde insan, Hz. Peygamberin (s.a.v.) hayatından da ilham alarak ifade edilmek istenirse kendini toplumdan izale etmiş, dünyaya ve hayata sırtını çevirmiş münzevi insan değil; bir toplum içinde yaşayan, dünya hayatının olumlu ve olumsuz şartlarıyla yeryüzüne gelen, hayat ve dünya ile hesaplaşan, hayatı dünyayı ve devleti Allah’ın iradesine ve insanlığın en yüksek mutluluğuna uygun kılma çabalarına katkıda bulunan, nihayet başkaları içinde yaşayabilen ve onlardan gelecek sıkıntılara katlanabilen insandır. Bu ifadeden de anlaşılacağı gibi İslam yalnız bireysel hayatla değil, toplum ve devlet düzeniyle ilgili olarak da önemli ilkeler koymuştur.

Bu yelpazenin içinde akraba ve komşuluk ilişkilerinde önemli yer tutar.

Ortak bir atayı paylaşan ya da biri diğerinden türeyen insanlar akraba kabul edilir. Komşuluk ise insanların yaşadığı küçük bölgede,  yaşayanlar arasında varolan yakınlıklar ve o bölgenin sakinleri arasındaki ilişkiler diye ifade edilir. Gerek akrabalık, gerek komşuluk yüce dinimizin, kaynaştırıcı mübarek bir müessese olarak takdim ettiği, fazilet ve fedakarlık ölçüleri içerisinde yaşatılmasını emir buyurduğu mukaddes kurumlardır.

Dede, baba, anne, torun, amca, hala, ağabey, abla, dayı, teyze ve kardeşten meydana gelen yakın akrabalarımızın ve bunların dışındaki hısımlarımızdan teşekkül eden uzak akrabalarımızın her bir ferdine kalbî bir sevgi beslemek, münasebet kurmak, alakayı devam ettirmek mukaddes görevimizdir. Onları Hak’ka çağırıp batıldan sakındırmak, gerekli maddî ve manevi yardımları yapmak da vazifelerimizdendir.

Halid b. Zeyd hazretlerinden rivayet edildiğine göre bir adam Hz. Peygamber’e gelerek: “Ya Rasulullah beni cennete sokacak bir ibadetten haber verir misin.” diye sorar. Rasulullah  (s.a.v.) şu cevabı verir: “Allah’a ibadet eder ve O’nu hiçbir şeyi ortak koşmazsın, namaz kılar, zekat verir ve sıla-i rahm edersin...”

Peygamber Efendimizin bu kadar önemle üzerinde durduğu ve yapıldığı zaman müslümanların cennete girmelerine sebep olacağını haber verdiği sıla-i rahm; her türlü hayır işlerinde akraba ve yakınların görüp gözetilmesidir. Gerek ayetlerde, gerek hadislerde bunun namaz, zekat gibi farz ibadetlerden hemen sonra zikredilmesi, dinimizdeki önemini göstermektedir. Alimler sıla-i rahmde bulunmanın vacip olduğu görüşündedirler. Bunun terkedilmesi, yani akraba ve yakınlarla olan ilginin kesilmesi, büyük günah sayılmıştır. Cenab-ı Hak şöyle buyurur:

“Allah’tan korkun ve akrabalık bağlarını kesmekten sakının.”

“Şüphesiz Allah adaletle, iyilikle, akrabaya (öğüt vermekle, onları ziyaret etmekle ve) yardımda bulunmakla emreder. Açık ve gizli kötülüklerden (fert ve toplum haklarına) tecavüzden sakındırır. Böylece Allah size öğüt veriyor. Umulur ki kendinize gelirsiniz.”

Allah (c.c.) ve Peygamberi (s.a.v.) akrabanın görülüp gözetilmesini emrettiklerine göre, bunun nasıl yapılacağını iyi bilmek gerekir.

En aşağı dereceleri akrabalarımıza karşı tatlı sözlü, güler yüzlü olmak, karşılaştığımızda selamlaşmayı, hal hatır sormayı ihmal etmemek, daima kendileri hakkında iyi şeyler düşünmek ve hayır dilemektir. Ayrıca ziyaretlerine gitmek ve çeşitli konularda yardımına koşmaktır. Bunlar bedenî hizmetlerdir. Özellikle yaşlıları zaman zaman yoklayarak yapılacak işleri varsa onları takip etmek onları mutlaka sevindirecektir. Diğer bir hizmet de akrabalara malî yönden yardım edip onlara destek sağlamaktır.

Yukarıda bahsettiğimiz yardımlar herkesten beklenemez. Hasta ve yatalak bir kişiye “Git akrabanı ziyaret et.” denmeyeceği gibi malî durumu zayıf olana da “Git akrabana para yardımı yap.” denemez. Şu halde yakınları görüp gözetme deyince hangisine güç yetiriliyorsa o görev yerine getirilmelidir. Yapabileceği görevi yapmamak müslümanı bu konuda sorumlu kılar. Allah Teala’nın bu görevi yerine getirmeyenlere yönelttiği lanet unutulmamalıdır. Bu konuda Cenab-ı Hak’kın:

“Fakat Allah’ın tevhid akidesini kabullendikten sonra onu bozanlar ve Allah’ın bağlanmasını emrettiği bağları koparanlar (akrabalık bağlarını kesenler) ve yeryüzünü fesada verenler var ya, işte bunlar, LANET onlara ve yurdun kötüsü cehennem de onlara.” (Rad/21-25) ayeti hiçbir zaman unutulmamalıdır.

Cenab-ı Hakk’ın ayetleri, Rasulullah’ın (s.a.v.) hadisleri gün ışığı gibi  ortada ve çeşitli vesilelerle müslümanlar bunları duyup okumalarına rağmen (istisnaları tenzih ederim) hala kokuşmuş sistemin girdabına uyarak akraba birlikteliğini menfaat birlikteliğine tercih edenler maalesef çoğunlukta... Varsa para yoksa para ve menfaat, şimdiki adıyla rant... Seciyesi nasıl olursa olsun bir kişi varlıklı ve makam sahibiyse o kişi veya kişiler itibar görüyor, sevilip sayılıyor. Beri tarafta ahlaken mazbut, doğru, dürüst, terbiyeli ama fakir ve mevki sahibi değilse (kardeş ve akraba olsa bile) itibar görmüyor, İslam’ın öngördüğü gibi sevilip sayılmıyor. Yuh olsun bu anlayışa, yuh olsun bu anlayışsızlığın hayata hakim kılınması için çalışıp onlara çanak tutan tüm sistemlere...

Gelelim bu bozuk düzenin komşuluk ilişkilerine yaptığı tahribata... Ama önce bir bakalım gerçek hayat nizamı olan İslam ne diyor komşuluk ilişkileri hakkında...

Herkes tarafından biliniyor ki ailemizden sonra en yakın sosyal çevremizi komşularımızı meydana getirir. Onlarla bütün hayatımız boyunca yan yana yaşarız.

Hayatımızın en tatlı hatıraları, çocukluğumuzda komşu çocukları ile güle oynaya geçirdiğimiz günlerde saklıdır. Büyür, yine onlardan vazgeçemeyiz. En yakın, en samimi dostlarımızı çocukluk arkadaşlarımızdan seçeriz. Büyük küçük pek çok ihtiyacımız için komşularımıza koşarız. Üzüntü ve mutluluklarımızı onlarla paylaşırız.

Fert ve toplum hayatımızdaki büyük öneminden dolayı komşuluk İslam ictimai nizamında en mukaddes kurum olarak kabul edilir. Komşuluk, Kur’an’ımızın Nisa Suresi’nin 36. ayet ve Aziz Peygamberimizin (s.a.v.) altın sözleri ve üstün tatbikatı ile ihtişamını ve dokunulmazlığını kazanmıştır.

Yüce Rabbimiz: “Allah’a ibadet edin. Ona hiçbir şeyi eş tutmayın. Anaya, babaya, yetimlere, yoksullara, yakın komşuya, uzak komşuya... iyilik edin...” ayeti ile.

Rasulullah (s.a.v.): “Her kim, Allah’ın ve Peygamberinin kendisini sevmesinden mutlu olursa, komşularına ikram etsin. Onlarla iyi geçinsin.”

“Allah’a ve ahiret gününe inanan kimse komşularıyla olan ilişkisini en güzel biçimde düzenlesin. Onlara yardımcı ve ikram edici olsun.”

“Hiçbiriniz kendisi için istediğini komşuları için de arzu etmedikçe iman etmiş olamaz.”

“Komşusunun aç olduğunu bildiği halde komşusu aç kendisi tok olarak geceleyen kimse iman etmiş olamaz.”

Ve çok önemli bir hadis daha: “Komşusu, kötülüğünden emin olmayan kişi, Allah’a yemin ederim ki iman etmemiştir.” Bu müthiş hadisten sonra “iman” etme şerefi ile şereflenen mümin Rasulullah’ın söylediğine göre bakın komşusuna neler yapmalıdır:

“Borç istediği zaman borç verirsin. Yardım talep ettiği zaman yardım edersin. Muhtaç olduğu zaman infak edersin. Hastalandığında ziyaret edersin. Ölümünde cenaze namazına iştirak edersin. Sevinçli anlarında mesrur olur tebrik edersin. Kederli anlarında üzülür teselli edersin. Yemek pişirdiğinde kokusu ile onu imrendirmez, yada bir miktar hediye edersin. İzni olmaksızın güzel havanın ve ışığın evine gelmesine engel olacak şekilde binanı yükseltmezsin. Meyve aldığında, ya ona da ikram eder ya da gizlice evine getirirsin. Çocuklarını çocuklarına musallat etmezsin.”

Ayrıca, komşuların ticari hayatını baltalayacak rekabet yapılmamalı.

Ailevi sırları araştırılmamalı, ayıpları örtmeli, hatalarını affetmeli, canları, malları ve ırzlarını korumak gibi vazifelerin olduğu unutulmamalı...

Görülüyor ki Peygamberimiz’in (s.a.v.) dediği gibi neredeyse komşu komşusunun mirasçısı gibidir. Üstelik İslam nizamında komşuluk dil, din, soy, sop, alevî, sünnî, hrıstiyan, yahudi farkı gözetmeden yapılan komşuluktur. Nitekim âlemlere rahmet olarak gönderilen Peygamberimizin yahudi komşularına dahi hayırhah olduğunu, onlara karşı da komşuluk görevini yaptığı çeşitli kaynaklardan anlıyoruz.

Günümüzdeki komşuluk da beşeri sistemler sayesinde maalesef çok yönleriyle menfi şeklinde etkilenmiştir.

Duyuyoruz, görüyoruz zaman zaman da yaşayanların anlattıklarına şahit oluyoruz.

Özellikle kentlerimizde apartmanda oturanların birbirinden haberi olmuyor. İnsanlar evlerine robat gibi sabah çıkıp akşam giriyorlar. Apartmanın bir dairesinde cenaze kalkarken, bir diğer dairede maalesef düğün tüm ihtişamıyla yapılıyor.

Sadece ve sadece dünyevî menfaatlari ön plana alıp ona göre insanları değerlendiren bir toplum olduk. Nerede o eski komşuluk ve akrabalık anlayışları. Nerede o samimi yaklaşımlar ve dayanışmalar. Evet teknik, teknoloji zirveye doğru tırmanırken her ne hikmetse maddi yönden olsun manevi yönden olsun varlık içinde yokluk yaşayan bir toplum olduk. Aynı zamanda tüm insanî ve İslamî değerlere sırt çevirerek o güzelim manevi duyguların verdiği güzellikten mahrum bir hayat sürmeye başladık.

Cenab-ı Hak’tan diliyor ve bekliyoruz ki fıtratımıza uygun bir hayatı bizlere tekrar nasip etsin. Nasip ederken de bizleri taklitçi zihniyetin, dünyevileştiren ve aynı zamanda şeytanlaşan insanların şerrinden emin eylesin.

Yalansız, ziyansız, rüşvetsiz, hortumsuz, taklitsiz sırf İslam için, İslam’ın emrettiği güzelliklerin yaşandığı ve yaşanacağı akrabalık ve komşuluk ilişkilerinin tekrar yeşereceği bir dünyayı Cenab-ı Hak’tan bizlere nasib etmesini diliyorum.

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.