E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

Zeki Soyak

Başyazı;


 

İçimizdeki yabancı

Hayvanlar koklaşarak, insanlar konuşarak tanışırlar, anlaşırlar. Kişiler önce sağlıklı bir şekilde düşünmeli, sonra da üslubuna uygun bir şekilde konuşmalı, yazmalı ve yapacaklarını ona göre yapmalıdır. Bu tarzda yapılan konuşmalar, münazaralar, hizmetler fayda sağlayabilir. Aksi takdirde bir çok fitnelere sebep olunabilir.

Konuşmadan, yazmadan, bir işe başlamadan önce, neyi konuşmalı, neyi yazmalı, toplumun ihtiyacı olan şeyler nelerdir diye düşünmeliyiz. Yazacağımız, konuşacağımız, yapacağımız konuyu tesbit ettikten sonra da en doğruyu, en güzeli yazmak, konuşmak ve yapmak için önce kalbimize danışmalıyız. Şayet kalbimiz mutmain olmuşsa, bilgilerimize müracaat etmeliyiz. Bilgilerimizi en iyi bir şekilde kullanmamız için de aklımızı harekete geçirmeliyiz. Gerektiğinde ehli ile mutlaka istişare etmeliyiz. Böylece yapılabilecek hataları asgariye indirebilir, sağlanacak faideyi azamiye çıkarabiliriz.

Toplum önünde konuşan, yazan kişiler ve yönetimde bulunanlar bu inceliği farkeder ve ona göre hareket ederlerse, toplumun sağlıklı bir seviyede şekillenmesine, diğer bir ifade ile her çeşit bağnazlıktan, egoizmden kurtulup toplumsal bir şuura ulaşmasına yardımcı olabilirler.

Beşerî münasebetlerimizdeki çıkarcı anlayışı, faidecilik felsefesini safdışı etmenin, iki yüzlülük, çok yüzlülük gibi gayri ahlaki ilişkileri bertaraf etmenin yolu da bu anlayıştan geçer. Yani insanlığın faidesine olan şeyleri düşünmek, tesbit etmek, ehli ile istişare etmek sonra da konuşmak, yazmak, uygulamak.

İnsanî ilişkilerimizi köklü ve kalıcı esaslara istinat ettirmeliyiz. İnancımızdan, medeniyetimizden, örf ve adetlerimizden kaynaklanan değerler üzerine bina etmeliyiz. Hiçbir sınır tanımadan, her istediğini konuşan, yazan ve yapan kişiler bunları bir özgürlük, bir kişilik kazanımı zannediyor veya topluma öyle göstermeye çalışıyorlar. Aldanıyor ve aldatıyorlar. Çünkü bu yaklaşım bizim yaklaşımımız değil, bu anlayış bizim anlayışımız değil. Bu bir yabancı, dışardan ithal edilmiş içimizdeki yabancıdır.

Bu gibi egoist, sınırsız davranışlar toplumsal barışı, insanî ilişkileri bozar. Toplumca kabul görmüş değer ölçülerini tahrip eder. Yüzyılların birikimi olan bu değerler tahrip olunca da, derme çatma, basma kalıp değersiz, zararlı akımlar yeni değerlermiş gibi sunulur. Neticede saygısız, bencil, kaba, çıkarcı, hak hukuk tanımayan bir anlayış hakim olur. Bu sakim anlayış karşısında çok sağlıklı, inançlı, akıllı saflar bağlanmaz, güç birliği yapılmazsa telafisi zor sıkıntılar yaşanılabilir.

Toplumları ayakta tutan değerlerin başında elbette iman birliği gelir. Aynı şeylere inanan, aynı değerlere sahip olan toplumlar inançları gereği birbirlerinin hak ve hukukuna saygılı oldukları gibi başka din ve inançta olan kişi ve toplumların da hak ve hukukuna saygılı olurlar. İslam tarihi bunun çok çarpıcı, destanî örnekleriyle doludur. Bu karşılıklı saygı, kişi ve toplumlar arası güveni sağlar. Birbirine saygılı, birbirine güvenen kişiler ve onların oluşturduğu toplumlar müştereklerini çoğaltarak, ayrılıkları azaltarak sürekli bir şekilde doğruya, iyiye bir değişim, bir gelişim, bir atılım gerçekleştirebilirler.

Müşterek değerlerini yitiren, egoizmin, faşizmin ve ateizmin meydan bulduğu bir toplumda güvensizlik hakim olur. Birbirlerine karşı güvenini kaybeden toplumlarda insanî ilişkiler tamamen zaafa uğrar. Birliktelikler, beraberlikler, kurtlar sofrasını andırır. Kurtlar hep burun buruna yatarlar. Çünkü aç kaldıkları zaman içlerinde gafil bulduklarını hemen parçalar ve midelerine indirirler.

Başka milletlerde, başka toplumlarda asla rastlanmayan inancımızdan, medeniyetimizden kaynaklanan çok üstün beşerî münasebetlerimiz ve bu münasebetlerimizi abideleştiren çok köklü İslamî düsturlarımız, an’anelerimiz var. Bu esaslar üzerine bina edilen İslam toplumları, yüzyıllardan beri, iç ve dış düşmanların sonu gelmez saldırıları, hile ve desiseleri, tahribatları, zulüm ve işkencelerine rağmen ayakta kalabilmişlerdir. İslam’daki aile nizamı, ana-baba, karı-koca, kardeşler, yakın uzak akrabalar, komşular, arkadaşlar arası münasebetlerde uyulması gereken esaslar, karşılıklı sevgi ve saygıya dayalı din kardeşliği, din kardeşini kendi nefsine tercih etmek gibi çok üstün ahlakî faziletlerin emredilmesi, dünya sevgisi, mal-makam sevgisi, ucub, kibir, hased, gıybet, iftira, yalan, cimrilik, ahde vefasızlık gibi toplumu ve insanî ilişkileri tahrip eden kötü ahlakların şiddetle yasaklanması, İslam toplumunun iç ve dış tahriplere karşı mukavemetini sağlayan, beşerî münasebetlerin yok olmasını, dolayısıyla toplumun dağılıp parçalanmasını önleyen çok güçlü etkenlerdir. Bu etkenler toplumun hayat damarları ve bu damarları besleyen kan mesabesindedir.

O bakımdan kardeşlik hukukuna olabildiğince riayet etmek, insanî ilişkilerimizi, İslam’ın yüce ahlak prensipleri, değişmez esasları dahilinde tam bir özveri ve samimiyet içerisinde karşılıklı sevgi ve saygıya dayalı olarak kesintisiz devam ettirmek bir müslümanlık, bir din kardeşliği vazifemizdir.

Bu zaviyeden bakarak son siyasî gelişmeler hakkındaki bir kısım düşüncelerimi ifade etmek istiyorum. Çeşitli zaman ve mekanlarda bu hususta sık sık sorularla karşılaşıyoruz. Fazilet Partisi’nin kapanmasından sonra meydana gelen siyasi oluşumlar yani Saadet ve AK Parti’den söz etmek istiyorum.

Temelde böyle bir ayrılığa asla sıcak bakmadık. Her iki taraf oturup, uzun uzun düşünsünler, karşılıklı fedakârlıklarda bulunsunlar. Anlaşıp  yeni bir heyecan yeni bir gayretle, etkin bir muhalefet yapsınlar. Milyonlarca insanın kendilerine tevdi ettiği emaneti layıkıyla yerine getirsinler diye düşünüyor, böyle olsun istiyorduk. Fakat olmadı. İstenmeyen bu ayrılık zuhur etti. Şimdi bir realite ile karşı karşıyayız. Her iki tarafta da kıymetli kardeşlerimiz var. Bundan sonra, “olanda hayır vardır” diyerek, vaki olanı kabullenmek ve “bundan sonra ne yapılmalıdır? Nasıl hareket edilmelidir?” hususunu düşünmek, konuşmak, kararlaştırıp uygulamaktır.

Bu konudaki düşüncem; meseleye TEK DAVA, İKİ PARTİ zaviyesinden yaklaşmak, her iki tarafın da muvaffak olması için dua etmektir. Aramızdaki aşırılara, fanatiklere, kışkırtıcılara asla fırsat vermemek. Bu gibi kişileri parti yetkilisi, parti sözcüsü yapmamak. Kardeşlik hukukunu zedeleyici, sonradan birbirimizin yüzüne bakamayacağımız söz ve davranışlardan şiddetle sakınmak, diyaloğu asla kesmemek, önemli konularda meşveret etmek.

Herhangi bir partiyi tutar oy kullanabiliriz. Fakat asla partizan olmamalıyız. Partiler tabanda yapılan güzel hizmetlere şemsiye olabilirler, yapılan hizmetlerin önünü açabilirler. Fakat her derdimize deva, her sıkıntımıza çare olamazlar.

Partiler hükümet olabilirler. Lakin iktidar olamayabilirler. Bu hususta Türkiye tarihinde çok canlı ve çok acı misaller vardır. 28 Şubat ve sonrası gelişmeler, hükümet olup iktidar olamamanın en yeni, en çarpıcı örneğidir.

Partileri herşeyin başına oturtup, onlara öncelik tanıyıp  kardeşlik hukukumuzu zedeleyecek bağnazlıklar yapmayalım. Partilere ve şahıslara ümit bağlayıp kolaylığa kaçmayalım, kulluk vazifelerimizi ihmal etmeyelim. İçimize yerleşen inancımıza, değerlerimize, ölçülerimize yabancı her türlü düşünce ve akımları içimizden söküp atalım. Onlara asla rağbet etmeyelim. “(Rabbimiz) Ancak sana kulluk ederiz ve yalnız senden yardım dileriz.” (Fatiha-5) diye günde KIRK defa Rabbımıza verdiğimiz söze sadık kalalım, verilen bu sözün gereğini yerine getirelim.

Asla unutmayalım!

Kurtuluşumuz İslam’a sarılmaktadır. Bir müslüman olarak bütün dinî vecibelerimizi yerine getirmektedir. Hiçbir dünyevî beklentimiz olmadan İslam’ın anlaşılması ve yaşanılması hususunda bütün samimiyetimizle, bütün imkanlarımızı kullanarak hizmet, hizmet, yine hizmet etmektir. Kâlimizle, halimizle canlı bir örnek olmaktır.


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.