E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

ZEKİ SOYAK

ÖLÇÜLER DENGELER


 

İHTİLAFLAR; TEFRİKA VE FİTNEYE DÖNÜŞTÜRÜLMEMELİ-5

İslam düşmanlarının en büyük arzusu, müslümanların birbiri ile çekişip didişmeleri, parçalanıp dağılmalarıdır. Bilmektedirler ki müslümanlar birlik ve beraberliklerini muhafaza ettikleri, yek vücut oldukları müddetçe sinsi emellerini gerçekleştiremiyecekler, yaptıkları hesapları tutturamayacaklardır. Yine bilmektedirler ki durmadan birbirleri ile çekişen, didişen, birlik ve beraberlikleri bozulan toplumlar, zaafa düşer, ümitsizliğe kapılır, yılgınlık gösterir ve bozguna uğrarlar. Tarih bu duruma düşen kavim ve milletlerin çok acı hatıraları ile doludur.

Allah Teala bu hususta müslümanları şöyle uyarmaktadır: “Allah ve Rasulüne itaat edin. Birbirinizle çekişmeyin. Sonra korkuya kapılırsınız da devletiniz (gücünüz) gider, sabredin. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” (Enfal-46)

Müslümanlar kardeştir. Kardeşlik binasının malzemesi de muhabbet, muavenet, merhamet ve itimaddır. Bu unsurlar olmadan uhuvvet sarayı tesis edilemez. Kin ve düşmanlık ise din kardeşliğini tahrip eden unsurlardır. En ufak meseleleri kin ve düşmanlık vesilesi edinen kişiler toplumun güveleri uhuvvet sarayının temeline konulan tahrip kalıplarıdır. Bu gibi kişilere sıfatları ne olursa olsun asla fırsat verilmemeli ve hele herhangi bir İslamî hizmet ve hareket adına öne çıkarılmamalıdırlar.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: “Cennet kapıları pazartesi ve perşembe günleri açılır. Allah celle celaluhu (din) kardeşi ile arasında kin ve düşmanlık bulunan kimse hariç kendisine şirk koşmamış herkesi bağışlar. Sonra (üç defa) aralarında çekişmeyi giderip barışıncaya kadar her ikisini bekletin.”  (Müslim)

Geçmiş milletlerden, yahudi ve hıristiyanlar, dünya sevgisi, makam mevki, mal mülk hırsı, hased, aşırılık, kin ve düşmanlık sebebiyle fitne ve tefrikalara düştüler, sonu gelmez tartışmalarla bölük pörçük oldular.

Onların bu kötü hallerinden Kur’an’da şöyle haber veriliyor ve müslümanlar ikaz ediliyor. “Gönülden bağlılar olarak O’na (Allah’a) yönelin ve O’ndan korkup sakının. Namazı dosdoğru kılın. Müşriklerden de olmayın. (O müşrikler ki) dinlerini (bir kısmına inanıp bir kısmını inkar etmek suretiyle) parça parça edip kendileri de fırka fırka olmuşlardır. Her fırka kendi yanındakiyle övünüp sevinmektedirler.” (Rum 30-32)

İhtilafları kendi sınırları içinde bırakmalı, geçmişte yaşanmış ve unutulmuş ihtilafları asla gündeme taşımamalıdır. Bu hususta ilim adamlarına çok büyük vazifeler düşmektedir. Onlar İslam düşmanlarının sık sık gündeme taşıdığı ihtilaflarla uğraşmak yerine, ümmetin ittifak ettiği meseleler üzerinde çalışmalı, İslam’ın hayata geçirilmesi için uğraş vermeli, müslümanların birlik ve beraberliğini perçinlemek için gayret etmelidirler. Aslî meseleler dururken tâli ve hatta tâlinin tâlisi meselelerle uğraşmak, toplumun kafasını karıştırmak, İslam düşmanlarına fırsat vermek ve yardımcı olmaktır ki bu çok büyük bir vebaldir.

Bütün müslümanların, İslamî hassasiyeti olan TV, radyo ve basın organlarının özellikle ilim adamlarının ve öncü kişilerin ihtilafların fitneye, tefrikaya dönüşmemesi, müslümanlar arasında kin ve düşmanlıklar oluşmaması için şu hususlarda çok dikkatli olmaları gerekir.

1- Aşırılıktan sakınmak. ORTA YOL izlemek.

Müslüman her türlü aşırılıktan uzak duran itidal üzere bulunan, orta bir yol izleyen kişidir. Onun hayatında ifratın da, tefritin de yeri yoktur. Çünkü biz mutedil bir ümmet kılındık. Nitekim Allah Teala şöyle buyurmaktadır: “İşte böylece sizin insanlığa şahit olmanız Rasulün de size şahit olması için sizi mutedil bir ümmet kıldık.” (Bakara 143)

İmam Ali kerremallahu vechehu’da şöyle der: “Orta yol izleyin. Geri kalan onu yetişecek, sınırı  aşan ona geri dönecektir. Orta yol takip etmeyen, itidal üzere olmayan kişi ve toplumlar asla istikrara kavuşamazlar. Bir aşırılıktan başka bir aşırılığa, bir taşkınlıktan başka bir taşkınlığa düçar olurlar.”

Allah Teala aşırılığı men’etmiştir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem aşırılığı men’etmiştir.  Onun hayatı her hususta tam bir itidal üzere geçmiştir. Bu hususta Allah Teala şöyle buyurur: “O halde seninle beraber tevbe edenlerle birlikte emrolunduğun gibi dosdoğru ol. AŞIRI DA GİTMEYİN. Çünkü O sizin yaptıklarınızı çok iyi görendir.” (Hûd 112)

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem de şöyle buyurmaktadır: “Dinde aşırılıktan sakının. Sizden öncekiler dindeki aşırılıkları sebebiyle helak oldular.” (İbn-i Mace) Diğer bir hadis-i şerifte de “(Üç kere) Aşırılar helak oldu.” (Müslim) buyurulmuştur. Aşırılık sözde olur, amelde olur veya bazı meseleleri gereğinden fazla irdelemekle olur. Gereksiz yere çok soru sormakla olur. Her ne suretle olursa olsun aşırılığın her çeşidi menedilmiş, orta yol emredilmiştir. Yüce dinimiz, zorlaştırmamayı, nefret ettirmemeyi, kolaylaştırıp müjdelemeyi esas almıştır. Allah Teala: “Biz Kur’an’ı sana zahmet çekesin diye indirmedik.” (Taha 2) buyurarak İslam’ın bir zahmet değil bir rahmet olduğuna işaret etmekte, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem de: “Kolaylaştırınız, zorlaştırmayınız. Müjdeleyiniz, nefret ettirmeyiniz.” buyurarak, İslam’ı tebliğde ve yaşamada takip edilecek yolu göstermektedir. Her aşırılık ve taşkınlıkta, zorlayıcılık ve ürkütücülük vardır. Yersiz ve gereksiz soru sormak, meseleleri aşırı derecede irdelemek, gereksiz teferruatlara dalmak da yanlış ve bir nevi taşkınlık ve haddi aşmaktır. Buna işaretle Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır:

“Sizi, hakkında bir açıklama yapmayarak terkettiğim şeylerde beni bırakın. (Onlar hakkında bana soru sormayın.) Sizden öncekiler çok soru sormaları ve peygamberlerine muhalefet etmelerinden dolayı helak oldular. Sizi bir şeyden men’ettiğim zaman derhal onu terkedip ondan uzak durun. Size bir şeyi emrettiğim zaman da gücünüz yettiğince onu yerine getirin.” (Buhari)

2- İttifak edilen hususlarda yardımlaşmak.

İslamî konularda, müslümanların ihtilaf ettikleri konular hem çok az ve hem de esasda değil tali meselelerdedir. O bakımdan müslümanların birbirleri ile çekişip, didişmesini gerektiren ciddi sebepler yok. Bilakis birlik, beraberlik içerisinde yardımlaşmaları gerekir ve bu hususta kesin hükümler var. Bugün müslümanların paramparça olmaları, birbirleri ile kavgalı olmaları, bilgisizlik, nefsanilik ve basit dünya menfaatleri sebebiyledir. Didişip çekişmenin önlenmesinin en mühim amillerinden biri de bütün müslüman milletlerin, cemaatlerin, İslamî hizmet yapan grupların ittifak edilen hususlarda yardımlaşmasıdır. Bu hem müslümanların birlik ve beraberliğini sağlar, ihtilafları azaltır ve hem de meselelerin çözülmesinde, hakların alınmasında çok etkin bir güç olur.

3- İhtilaf edilen konularda hoşgörülü olmak.

İnsanlar çok çeşitli kabiliyetlerde, özelliklerde yaratılmıştır. Aynı ana ve babadan doğan, aynı eğitimi alan, aynı ortamlarda yetişen kişiler arasında bile çeşitli düşünce farklılıkları, meselelere bakış açıları bulunmaktadır. Zeka, akıl, muhakeme, bilgi, kültür v.b. farklılıkları da göz önünde bulundurunca, fertler, cemaatler ve toplumlar arasında ihtilafların olmaması düşünülemez. Bu çok tabii farklılıkları, tahrip edici olmamak, toplumu ifsat etmemek dinin özüne zarar vermemek şartıyla hoş karşılamalı, karşılıklı anlayış ve saygı içinde yanlışların düzeltilmesine ortak zeminler arayıp bulunmasına çaba gösterilmelidir.

4- Ölçüsüz tartışmalardan sakınmak.

Elbette bazı konular tartışılacak, en doğruya, en güzele ulaşmak için fikir teatisinde bulunulacaktır. Ancak bunu yaparken, deliller ortaya koymak, doğrunun ortaya çıkmasını sağlamak yerine, körü körüne iddia etmek ille de kendi görüşünün kabul edilmesini zorlamak, muhatabını tahkir etmek, kaba ve haşin davranmak asla caiz değildir.

Bu hususta Allah Teala şöyle buyurmaktadır: “(Rasülüm) Sen Rabbının yoluna hikmet ve güzel öğütle davet et ve onlarla en güzel bir şekilde mücadele et. Rabbin kendi yolundan sapanları en iyi bilendir ve o, hidayete erenleri de çok iyi bilir.”

5- Mezhep, meşrep ve parti taassubundan sakınmak. Taassubun her çeşidi kınanmıştır. Çünkü taassub sağlıklı düşünmeyi, doğruya ulaşmayı, hoşgörüyü tahrip eder. Karşı düşünce ve fikirlere saygıyı, onların da doğru olabileceği yaklaşımını ortadan kaldırır. Dolayısıyla İslam düşüncesinin, İslam medeniyetinin bizlere kazandırdığı ‘Bin biliyorsan bile, bir bilene danış.’ ölçüsünü yok eder. Kişilerin bencilleşmesine, kendi düşünce ve fikirlerinin dışında hiçbir fikre itibar etmemesine, ucub ve kibre vesile olur. Zamanımızda taassub, hoşgörü sınırlarını tahrip etmekle kalmamış, İslam’ın dışında kalan birçok düşünce ve fikir akımlarında meydana gelen taassup müslüman fert ve toplumların imanına zarar verecek boyutlara ulaşmıştır. Laiklik, demokrasi, parti taassubu, mezhep ve meşrep taassubunu çok gerilerde bırakmıştır. Kişiler parti, laiklik, demokrasiye olan taassubundan dolayı dini değerlerinden taviz verir hale gelmiş ve hatta nerdeyse laiklik, demokrasi ve parti din gibi telakki edilir olmuştur. Bu bir toplum için çok dehşetengiz bir manzaradır. Bir diğer hususta taassubsuzluk taassubudur. Bir kısım kişiler de taassub göstermeyeceğiz diye inancı gereği, müslümanlığı icabı veya içinde bulunduğu İslamî hizmet hareketi icabı yapması gerekenleri tavizsiz bir şekilde yapmayı, savunması gereken gerçekleri tavizsiz bir şekilde savunmayı taassub zannetme gafletiyle gevşek, kimliksiz bir davranış sergilemektedir ki bu da ayrı bir hastalıktır.

6- Geçmişte yaşanılan ihtilafları gündeme getirmemek.

Geçmişte gerek ulema arasında ve gerekse çeşitli toplumlar arasında bir kısım ihtilaflar meydana gelmiştir. Bu ihtilaflardan bir kısmı zamanımıza kadar gelmişse de büyük bir kısmı unutulmuş ve kitaplar arasında kalmıştır. Bu konuları yeniden mesele etmek, ilmi araştırmalar adı altında yeniden gündeme taşımak ilim adına da, toplum adına da yararı olmayan, bilakis bir çok zarar tevlid eden çabalardır. Bu hususta İslam düşmanlarının gayretlerini de düşünecek olursak bir nevi onların düşmanca çalışmalarına katkıda bulunmaktır.

Bir kısım âlimlerce,bazı konularda ileri sürülen ve fakat ulema ve müslümanlarca kabul görmemiş zayıf görüşleri sanki çok yeni görüşlermiş ve mutlak doğruymuş gibi gündeme taşımaktan sakınmalı ve böyle davrananlara fırsat verilmemelidir. Bu hususta dikkat edilmesi gereken diğer bir hususta ittifak edilen konuları sürekli gündemde tutmak ihtilaf edilen konuları ise mecbur kalmadıkça mesele etmemektir.

7- İslam düşmanları çeşitli İslami konuları ve hatta kesin nasla sabit meseleleri, t.v. ekranlarında, gazete köşelerinde, çeşitli oturumlarda sürekli olarak tartışma konusu yapıyor. Bir kısım zayıf, bilgisiz, bir kısmı şöhret düşkünü, dünyacı, bir kısmı kasıtlı kişileri de bu ortamlarda çok seviyesiz ve ölçüsüz bir şekilde tartıştırarak toplumun kafasını karıştırmaya çalışıyorlar. Bu konuda bütün müslümanlar ve özellikle ilim adamları çok dikkatli olmalı, bu çirkin oyuna gelmemelidir. Müslüman ilim adamlarının yapması gereken ise mümkün olduğunca toplu olarak ve gruplar halinde müşterek beyan ve açıklamalarda bulunarak toplumun yanlış bilgilendirilmesi ve yönlendirilmesini önlemeye ve aydınlatmaya çalışmalıdırlar. Kendi aralarında ise dinin özüne zarar vermeyen, müslümanlar arasında derin ayrılıklara sebep olmayan tali meselelerdeki farklı görüşleri büyüterek tartışma konusu yapmamalıdırlar.

8- Çeşitli televizyon programlarında, çeşitli toplantılarda aykırı düşüncelerde kişiler bir araya getirilip çok hassas konularda tartışmalar yaptırılıyor. Alim-cahil, kadın-erkek, genç-ihtiyar toplumun her kesiminden insanların izledikleri böyle programlar aşırı derecede tahripkâr olmaktadır. Bu programları izleyen kişiler de yapılan tartışmaları her önüne gelene anlatarak farkında olarak veya olmayarak bir nevi propaganda yapmakta, yanlış fikirlerin daha çok kişilere ulaşmasında yardımcı olmaktadır.

İslamî hassasiyeti bulunan t.v.ler, radyolar, basın-yayın kuruluşları, sivil toplum örgütleri de maalesef aynı hatayı yapıyor. Bu gibi programlar yapmakta birbirleri ile yarışıyorlar. Halbuki bunun yerine yapılması gereken aynı düşünceleri paylaşan sağlam bilgili, sağlam düşünceli dürüst kişileri bir araya getirerek, toplum sağlıklı bir şekilde bilgilenmesini, aydınlanmasını, yanlış ve sapık düşünce ve fikir akımlarına karşı tahkim edilmesini sağlayacak programlar, oturumlar yapmaktır. Bu kurum ve kuruluşlar Allah Teala’nın kendilerine verdiği bu imkanı toplumun hizmetinde, birlik ve beraberliğin tesisinde, İslam’a karşı yapılan açık gizli düşmanlıkların, sinsi planların bertaraf edilmesinde kullanmaları gerekir. Aksi taktirde Allah Teala’ya bunun hesabını veremezler.

9- Müslümanların dertleri ile meşgul olmak.

Asrımız müslümanları çok büyük tehlikelerle karşı karşıya. Müslümanların inançları tahrip edilmek isteniyor. İslamî hakikatları tahrif etmek için çok büyük  planlar ve çalışmalar yapılıyor. Gençliğin ahlakı bozuluyor. Dinine ve geçmişine düşman olarak yetiştirilmek isteniyor. Müslümanların dinini öğrenmesi ve dini vecibelerini yerine getirmesi hususunda önlerine akıl almaz engeller konuluyor. Bir kısım densizler, inancı ve ahlakı tefessüh etmiş kişi ve kişiler İslam’ı ve müslümanları tahkir etmek, horlamak cüretinde ve küstahlığında bulunuyor. Bir çok İslam beldesi müstevlilerin veya kendi içlerinden zalim ve gafillerin zulmü altında inim inim inliyor. Bir kısım İslam beldelerinde soykırımlar yapılıyor. Böyle hazin bir manzara karşısında basit ve talî ihtilaflarla meşgul olmak, birbirimizle sataşıp didişmek, ihtilafları tefrika ve fitneye dönüştürmek ve böylece İslam düşmanlarına yardımcı olmak ne büyük bir gaflettir. Müslüman gece gündüz müslümanların dertleriyle meşgul olur. Projeler üretir, bunları uygulamaya koymaya çalışır ve bütün uğraşı bu olursa böylesi bir kişinin basit ihtilaflarla, basit meselelerle meşgul olmaya vakti kalır mı? Elbette hayır.

10- Aşırı ve fanatik kişilere fırsat verilmemeli.

Toplumda bir kısım kişiler vardır ki dedikodu yapmaktan, gıybet etmekten, haklı haksız herşeyi ve herkesi tenkid etmekten, haklı haksız herşeye itiraz etmekten adeta zevk alırlar.

Bir kısım insanlar da vardır ki düşünce ve fikirlerinde aşırı derecede taassub gösterir, benimsediği düşüncelerde de, karşı olduğu fikirlerde de ölçüyü kaçırır, haddi aşar, kırıcı, nefret ettirici olurlar.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in yukarıda da zikredilen “Kolaylaştırın, zorlaştırmayın, müjdeleyin, nefret ettirmeyin.” buyruğuyla koymuş olduğu ölçüyü tahrip ederler. İşte böylesi kişileri her türlü İslamî hizmet alanlarında, toplum ilişkilerinde, İslamî hizmet müesseselerinde, kuruluşlarında öne çıkarmamalı, sözcü konumuna getirmemelidir.

Ya Rabbi bizleri her türlü tefrika ve fitneden muhafaza buyur. Birlik, dirlik ver. Gönüllerimizi İslam’ın halaveti ile itminana ulaştır. Âlem-i İslam’ı içinde bulunduğu felaketlerden, musibetlerden kurtar. Bütün müslüman milletlerin, müslüman cemaatlerin, tüm müslümanların kalblerini ülfet ettir. Sev, sevdir. Bizleri gafletten koru. Hayatımızın sonuna kadar Kur’an’ın, sünneti seniyyenin, İslam’ın ve müslümanların hizmetkârı kıl. Bizleri hizmet insanı, vakıf insan şuuruna ulaştır. Her işimizde, sözümüzde ve hareketimizde Sen’in rızanı gözettir. O kemalata erdir. O kemâlâtla yaşat. O kemâlâtla katına çağır. AMİN.


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.