E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

ABDÜLHAMİD AĞIR

KAPAK


 

KANAAT VE ŞÜKÜR

Önce bazı ayet meallerini okuyalım: “Allah’ın nimetini saymaya kalksanız onu sayamazsınız.” (Nahl/18)

“Eğer şükrederseniz elbette nimetimi artıracağım...” (İbrahim/7)

Allah Teala’nın artıracağını buyurduğu nimetler elbette aklımızdan bile geçmeyen, istemeyi bilemediğimiz, bizim için son derece lüzumlu olan nimetlerdir ki, neye ihtiyacımız olduğunu en iyi Allah (c.c.) bilir.

“... Ey Davud ailesi şükredin, kullarımdan şükreden azdır.” (Sebe/13)

İşte mesele Allah Teala’nın razı olacağı şekilde şükreden azlardan olabilmek.

“... Şunu bilin ki Nuh çok şükreden bir kul idi.” (İsra/3)

*Hz. Süleyman (a.s.)’ın yanında kendisine kitap bilgisi verilmiş bulunan zat Yemen Kraliçesi Belkıs’ın tahtını, taht uzak bir mesafede olmasına rağmen, tahtı göz yumup açana kadar getirince Hz. Süleyman (a.s.) benlikten uzak, imtihan edildiğini unutmayarak, varlık içinde Allah Teala’ya karşı kullukta kusur edilmeyeceğini göstererek şu sözleri söylediğini Allah Teala haber veriyor:

“Bu, dedi, şükür mü edeceğim, yoksa nankörlük mü edeceğim, diye beni sınamak üzere Rabbimin lütfundandır...” (Neml/40)

“Eğer siz iman eder ve şükredersiniz, Allah size neden azap etsin! Allah şükre karşılık veren ve herşeyi bilendir.” (Nisa/147)

“Öyleyken Rabbinizin hangi nimetini yalanlayabilirsiniz?” diye Allah Teala (şükrün öneminden dolayı) Rahman suresinde defalarca tekrarlamıştır.

Allah Teala’ya şükretmek ne kadar mühim ki namaza her rekatta okuduğumuz Fatiha Suresi’ndeki “Şükürler olsun âlemlerin Rabbi olan Allah’a” diye başlıyoruz.

Buradaki şükür aynı zamanda bana ibadet etme imkanı lütfedip, bu fırsatı değerlendirmeyi bana nasip ettiği için Allah’a şükürler olsun demektir ki, bu nimet herkese de nasip olmuyor.

Sevgili Peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.): “Elhamdulillahi Rabbil alemin dediğin zaman, muhakkak ki Allah’a şükretmiş olursun.” buyurarak bunun da şükür sayılacağına dikkat çekmiştir.

Allah Teala Eyüp (a.s.) için “O ne iyi kuldu! Daima Allah’a yönelirdi.” buyurarak, onun her fırsatta Allah (c.c.)’a yönelmesini övmüştür.

Sevgili Peygamberimiz “Kaybettiğiniz iğneyi ararken bile Allah’tan yardım isteyin.” buyurarak, Allah Teala’yı hiç unutmamamız gerektiğine dikkat çekmiştir.

Hz. Aişe, Peygamberimiz (s.a.v.)’e geçmiş ve gelecek günahları affedildiği halde niçin gece yarılarına kadar ibadet ettiğini sorduğunda, “Allah’a şükreden bir kul olmayayım mı?” buyurarak, şükür ve ibadetin iç içe olduğunu belirtmiştir. (Buhari, Teheccüd/6)

En iyi şükür yollarından biri de namazdır. Çünkü ibadet, zikir, dua hepsi namazda toplanmıştır. Namazını hakkını vererek, kalbini muhafaza ederek; dünya işlerini düşünmekten kaçınarak kılan rızık sıkıntısı çekmez. Bu ayette buna işaret edilmektedir. “Ailene namazı emret; kendin de ona sabırla devam et. Senden rızık istemiyoruz; biz seni rızıklandırırız. Güzel sonuç, takva iledir.” (Taha/132)

Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.): “Allah katında duadan daha değerli bir şey yoktur.” buyuruyor. (Tirmizi, Da’avat, hadis no: 3370)

Kur’an-ı Kerim’i, hadisi şerifleri incelediğimiz zaman görüyoruz ki, Biz mü’minlere örnek olan, peygamberimiz ve diğer peygamberlerin Allah Teala’ya dualar ederek, nimetlere ulaştıklarını görüyoruz ki, demek ki ibadet, dua, zikir Allah (c.c.)’a kulluğun vazgeçilemez cüzleridir.

Rabbimiz buyuruyor ki: “Ey Muhammed! De ki: Sizin duanız olmasa, Rabbim size ne diye değer versin?” (Furkan/77) Demek ki Allah (c.c.) katında değer görmek için dua şarttır.

Dua, Allah’a yönelmek, Allah’ı unutmamak, Allah’tan başkalarından ümit kesmek; Allah’a bağlanmaktır ki, şükrün ve vefanın ta kendisidir.

Sevgili Peygaberimiz (s.a.v.) buyuruyor: “Darlık zamanında Allah’ın kendisine yardım etmesini isteyen kimse, rahat ve genişlik zamanında çok dua etsin. Genişlik zamanında dua etmek kadar Allah’a hoş gelen bir şey yoktur.” (Tirmizi, Dua, Hadis No: 3382)

Bir diğer hadisinde Peygamberimiz buyuruyor ki: “Mü’minin durumu hayret vericidir. Her hali kendisi için hayırlıdır. Mü’minden başkası için böyle bir şey yoktur. Sevindirici bir durumda olduğu zaman, şükreder. Bu, onun için hayırlı olur. Sıkıntılı bir durumda olduğu zaman, sabreder. Bu da onun için hayırlı olur.” (Muhammed b. Allân, Delilu’l-Falihin, Mısır 1971, I, 146)

“Fakirim” diyen bir insana, “Gözlerini kaça satarsın?” “Aklını kaça satarsın?” diye sorulup, Allah (c.c.)’ın ona verdiği nimetler sıralandığında, aslında para ile alınamayacak, paha biçilmez nimetlere sahip olduğunu anlamıştır. YETER Kİ İNSAN ŞÜKÜR FAKİRİ OLMASIN.

Hakikati Sevgili Peyygamberimiz (s.a.v.) ifade etmiştir: “Gerçek zenginlik, malın çokluğu değil, gönül zenginliğidir.”

Gerçekte insanın maddi varlığının hiçbir kıymeti yoktur. “Allah dert verip, derman aratmasın.” derler. Bir karaciğer nakli ameliyatının 400 milyar gibi çok paraya yapıldığı dikkate alınırsa, gerçekte hiçbir insanın zengin olmadığı görülür. Demek ki, 200 milyar serveti olan bir insanın karaciğer nakli yaptırması gerekiyorsa, bütün servetini harcadığı gibi 200 milyar da borçlanması gerekecek.

Dünyada iyi yaşayan bir insana ahirette sorulmuş: “Yaptıklarınla mı hesaba çekilmek istersin, Allah’ın rahmet ile mi?” “İyi bir ömür yaşadım, yaptıklarımla hesaba çekileyim.” demiş. Bütün yaptığı ibadet ve iyilikleri ortaya konmuş, Allah Teala’nın kendisine verdiği nimetler hatırlatılmış. Bütün sevapları sadece göz kapağının kıpırdaması nimetini karşılamıyormuş.

Vefalı insanlar için acı bir kahvenin kırk yıl hatırı oluyor da, Allah Teala’ya vefa borcumuzu nasıl ödeyeceğiz? Anne hakkı bile ödenmiyor da, Allah Teala’nın hakkı için ne kadar şükredebiliyoruz.

Bizi bir günde 24 saat adeta nimetlerine boğan Rabbimize bir saat olsun, ibadet için ayırmıyorsak, bu nankörlük değil de nedir?

Allah Teala’nın verdiği nimeti, O’nun sevdiği yerde harcamak şükür, sevmediği yerde kullanmak ise KÜFRAN-I NİMET’tir.

Allah Teala: “Şükreden ancak kendisi için şükretmiş olur. Nankörlük eden de bilsin ki, Allah müstağnidir. Her türlü övgüye layıktır.” (Lokman/12)

Sevgili Peygamberimiz: “Cennete ilk davet edilecekler her halükârda Allah’a şükredenlerdir.” buyuruyor.

* Gözlerini kaybeden birine niçin şikayet etmediği sorulduğunda, “Allah’ın takdirini gözlerimden daha sevgili bulduğum için.” demiştir. Allah (c.c.)’tan herşeyin hayırlısı istenmelidir. “Allah’ım benim bilmediklerimi Sen bilirsin. Her şeyin hayırlısını ver.” diye dua edilmelidir.

Allah Teala’ya teslim olmuş bir kul şöyle dua etmektedir: “Allah’ım benim istediğimi bana verirsen Sana şükrederim, istediğimin tersi olursa, bunu Senin isteğin kabul eder, kendi isteğimden bin kat daha sevinçle karşılarım.”

İnsan maddî olarak kendisinden durumu daha zayıf olanlara bakmalıdır. Bir insan şöyle diyor:

“Ayakkaabım yok diye üzülürken, ayakları olmayan birini gördüm.”

“Az nimet deme, kimden geliyor ona bak, az günah deme, kime karşı ona bak.”

*Kadının birinin çok ibadet eden bir kocası varmış. Efendisine demiş ki: “Efendi Allah Teala’ya dua et bize daha çok dünyalık versin.” demiş. Adam da: “Hanım, Allah’a şükürler olsun. Kanaatkar olalım. Sahip olduklarımız bize yeter. Allah tadını versin.” demiş. Kadın baskılarını artırınca adam: “Ya Rabbi! Durumu görüyorsun gerekeni yap.” diye dua etmiş.

Adamla kadın evde otururken bir gün odanın ortasına bir altın kerpiç düşmüş. Kadın efendisine: “Gördün mü dua ettiğin ne iyi oldu. Geç bile kaldın.” demiş. Adam sesini çıkarmamış. Kadın gece bir rüya görmüş. Rüyasında kendisini Cennete götürüp, gezdiriyorlar. Son derece göz kamaştırıcı yerler. Kadın mest olmuş. Bir de çok güzel bir ev görmüş. “Bu ev kimin?” diye sormuş. “Bu ev sizin.” demişler. Kadın çok sevinmiş. Yalnız kadının bir şey dikkatini çekmiş. Evin giriş kapısının üzerinde bir kerpiç yokmuş. Kadın: “Buranın kerpiçi nerede?” diye sormuş. “Sizin ısrarlı dualarınız sonucu dünyaya gönderildi.” denilmiş.

Kadın uykudan uyanınca kocasına: “Aman demiş dua et bu kerpiç yerine geri gitsin. Geçici dünya için ebedi hayattaki nasibimizin eksilmesini istemem.” demiş.

İbadet, dua ve zikirden başka, her nimetin şükrü, kendi cinsi ile yapılmalıdır. Çünkü nimetlerin de hesabı var. Ahirette sorulacak sorulardan ikisi de: “Paranı nerelerden kazandın? Paranı nerelere harcadın?”

Allah Teala’nın bizlere verdiği imkanları rızası olacağı şekilde, isabetli yerlerde değerlendirmeliyiz. Allah buyuruyor ki: “Sevdiğiniz şeylerden (Allah yolunda) harcamadıkça “iyi”ye eremezsiniz. Her ne harcarsanız, Allah onu hakkıyla bilir.” (Al-i İmran/92)

* Hz. Süleyman (a.s.) atlara düşkünmüş, bir gün sayıları 1000 kadar olan atını kontrolden geçirirken, ikindi namazını kaçırdığını farkettiğinde o kadar üzülmüş ki, atların hepsini dağıtmış. Allah Teala, bu davranışından razı olarak, atlardan daha hızlı olan rüzgarı emrine vermiştir.

* Davud-u Taî Hazretlerinin hizmetçisi güzel bir et yemeği yapıp getirmiş. Hazret yemeğe bakınca, aklına yetimler gelmiş. Hizmetçisine: “Falanca yetimlerden ne haber demiş?” Hizmetçi: “Efendim, onlar bildiğiniz gibi demiş.” Hazret: “O zaman bu yemeği götür, onlar yesin.” demiş. Hizmetçi: “Fakat uzun zamandır, siz de et yemeği yemiyorsunuz.” dediğinde; Hazret: “Sen bu yemeği götür, bu yemeği onlar yerse; yemek, arş-ı âlâ’ya, ben yersem helaya gider.” demiş.

Demek ki, sevdiklerimizden fedakârlık yapmalıyız.

Sevgili Peygamberimiz buyuruyor ki: “Bir hurma tanesi olsun vererek, kendinizi ateşten koruyun, onu bulamıyorsanız, gönül alıcı bir söz söyleyin.”

“Allah katında farzlardan sonra en kıymetli davranış: Bir müslümanı sevindirmektir.”

“Kim bir müslümanın bir ihtiyacını giderirse Allah da onun bir ihtiyacını giderir.”

“İnsanların en hayırlısı, insanlara en faydalı olandır.”

“Her kim dualarının kabulünü, gam ve üzüntülerinin giderilmesini isterse, sıkıntıda bulunanların imdadına yetişsin.” (Müslim, Müsakat/32)

İşte ölçü: Mesut olmak isteyen, mesut edecek.

Kanaatla ilgili olarak, şunu belirtmeliyiz ki, eskilerin Tûl-u Emel dediği olur olmaz, bitip tükenmeyen dünya heveslerine insan kapılıp da, ahiret hesabını zorlaştırmamalıdır. Hadis-i şerifte buyuruldu ki: “Önümüzde (ahirette) dik bir yokuş var. Onu ancak yükü hafif olanlar aşabilecek.

Peygamberimiz (s.a.v.) doymayan nefisten Allah’a sığınmış, “Allah’ım göz yumup açıncaya kadar bile beni nefsime bırakma.” diye dua etmiştir.

Allah Teala: “Habibim, nefsini ilah edineni gördün mü? Ona Sen mi vekil olacaksın?” buyuruyor. İmam-ı Rabbani şu tesbitte bulunuyor: “Nefis içteki düşmandır, şeytan ise dıştaki düşmandır. İçteki düşman yardım etmeden, dıştaki düşman etkili olamaz.”

Sevgili Peygamberimiz: “İnsana bir dere dolusu altın verilse, ikinci dereyi ister, iki dere dolusu altın verilse, üçüncü dereyi ister. Ademoğlunun karnını mal değil, ancak toprak doyurur.” buyurmuştur.

*Kıymetli bir zat: “Sanki yedim.” deyip, canının her istediğini almayıp, parasını biriktirmiş. Canının istediklerinin parası ile bir mescit yaptırıp, mescidin adını “Sanki Yedim Mescidi” koyarak müslümanlara tasarruf konusunda misal olmuştur.

Atalarımız: “İşten artmaz, dişten artar.” diyerek, her canımızın çektiğini almamamız gerektiğine dikkat çekmişlerdir. “Kanaat eden, fakirlik görmez.” denilmiştir.

Ahireti, dert edinmeyenlerin başına dünya gerçek dert olur.

Hz. Süleyman (a.s.) karıncanın ne dediğini anlayınca, Allah Teala’ya şöyle dua etti: “Ey Rabbim! Beni, gerek bana gerekse ana-babama verdiğin nimete şükretmeye ve hoşnut olacağın iyi işler yapmaya muvaffak kıl.. Rahmetinle beni iyi kullarının arasına kat.” (Neml:19)

Peygamberimiz (s.a.v.): “Dua, mü’minin silahıdır.” buyuruyor.

Duamız kabul edilmese bile karşılığı ahirette sevap olarak veriliyor, ya da dua ettiğimiz için başımıza gelecek bir kaza, belâ bizden uzaklaştırılıyor.

İmam-ı Rabbani’nin güzel bir sözü ve bir hadis-i şerif meali ile yazımızı tamamlayalım inşaallah:

“Dua etmek, kavuşmak demektir. Allah (c.c.) kabul etmeyeceği duayı kuluna nasip etmez.”

“Allah’ım ahlakımı güzelleştir, beni haramlardan koru.” diye inşaallah çok dua etmeliyiz ki, Allah Teala’nın razı olacağı, müslümana yakışır bir hayat tarzına kavuşabilelim.

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.