E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

SÜMEYYE ÇİFTÇİ

DÜŞÜNCE


 

YAŞANMAYA DEĞER

Bu insanlar hergün nereye gidiyor böyle? Çatmışlar kaşlarını, asmışlar suratlarını; ihtiyar yüreklerini ve bezgin bedenlerini nereye sürüklüyorlar? Ya o; ışıl ışıl gözlü, aydınlık yüzlü insanlar. Nerede duruyorlar, ya da acaba var mı öyle insanlar bu şehirde, dolaşmışlar mı sokaklarında bu şehrin? Yoksa tebessüm ve muhabbet ile birlikte terk-i diyar mı eylediler?

Nereye böyle?

Hey!

Duvarda asılı bir tablo gibisiniz işte... Siyah rengin ağırlıkta olduğu... Sanki hep siyah çalışmış, kara katran ruhlu bir ressamın eseri. Yüreğinizi tecrit etmişisiniz bedeninizden. Umutlarınızı bile prangaya vurmuşsunuz. Küçücük tarihinizde hep fetret dönemi yaşıyorsunuz.

Palyaçolar kadar soğuksunuz işte... Yüreğini metropol sokaklarında kaybetmişsiniz. Düzeniniz bile karmakarışık. Servetinizden birkaç kuruş eksildiğinde neredeyse geçen yüzyılın İstanbul katipleri gibi ince hastalığa tutulacaksınız.

Yanlış yapma korkusuyla kendini yaşamaktan alıkoymuşunuz. Yaşadığınız zannettiğiniz hayatın, asıl yaşanılacak olan asil kısımlarını paranteze almışsınız. Siz hayatı yaşamıyorsunuz, hayat tarafından yaşanıyorsunuz. Hem de seve seve... 

Ben sadece sizi anla(ya)mıyorum!

Biliyor musunuz? Yapacağınız çok şey var... Çünkü bugün mevsimlerden ilkbahar... Haydi! Gidin şimdi gideceğiniz yere... Ama gülümseyin, gülün güle bildiğinizce... Artık girdiğiniz her savaşı kazanırsınız sevginizle...

Bahar geldi kudret artık avuçlarınızda... Beyaz bir sayfa olsun bahar hafızalarınızda... Kötülüğe sevgiyi öğretmeyenin ismi kalmasın bu topraklarda. Sahi var mı kara bulutları, kara zambakları ve kara yürekleri; pembe güllere, ıtır dallarına ve beyaz yüreklere tercih eden kara yüzlü, kara vicdanlı, kara insanlar aranızda? Üstelik bahara rağmen yaşıyorlar mı hâlâ!

Ey kapkara insan!

Bu bahar başlangıcında da umutlar, hayaller ve sevinç ekmelisin kalbinin serasına. Ne gerek var herşeye bürokrat gözüyle bakmaya? Dostoyevski’nin, çilekeş tipini örnek almaya? Bir yerlere geç kalmış gibi sık sık saate bakmaya ve pazar günleri kravat takmaya? Bu kadar şekilperestlik gerekli mi acaba?

Ölüm bu şehrin evlerinde, caddelerinde dolaşıyor, dolaşacak... Takdire tedbir fayda sağlamayacak. İpten düşmeye mahkum cambazın beyhude gayretleri, onu kurtarmayacak, belki de düşüşünü hızlandıracak. Üzülsen de, sevinsen de hayat muhteşem seyriyle akıp gidecek, mevcut durum değişmeyecek. Peki ya bakan gözler... Pozitif olmalısınız, gecenin zifiri karanlığında kaybolsanız da: “Güneş yeniden doğacak/Herşey çok güzel olacak” şarkısını söylemelisiniz. Karanlığa gülücüklerinizi göndermelisiniz.

Şimdi oluruna bırakın hayatı. Tabi gülümseyerek. İnanın gülümsemek hiç kimseyi yakışamaz bu kadar. Gülümsemek için sebep aramalısınız. Tatilini uyuyarak tüketene kızmalı, arabesk dinleyenin kulaklarına pamuk tıkamalısınız, Güneş’i görür görmez kapkara gözlüklerini takan ve tabiki kötü bakan, kem gözleri bandajlamalı, bedduaların, sitemlerin çıkış yaptığı tüm ağızlara kırmızı biber sürmelisiniz. Hayatı tam orta yerinden ıskalayanlara, hayatı zehir etmelisiniz.

Yıldızlı gece, bak Çoban Yıldızı, toprak kokusu... Haydi! Gülümse. Kumruların dilinde bitmeyen sevda şarkıları yine. Martılara bak ve hayran kal sonra da gülümse. Nasıl da titreyerek açıyor sabahları çiçekler... Ya pencereden bizi gözetleyen rengarenk süslenmiş ağaçlar... Tepeden tırnağa çiçek açmış akasyalar... Birbirleriyle yarışırcasına güzel kokan salkımlar, leylaklar. Gülümseyen tomurcuklar... Elmas pırıltısını andıran çiy damlalarıyla gözlerini okşayan yapraklar, çakır dikenlerinin yerinde ahududular... Sizi gülümsetecek ne çok şey var. O halde gülümse sonsuza kadar.

Dünyanın en güzel bahçelerinden derilmiş en güzel gülleri, sunamazsınız belki anneler gününde annenize. Dünyanın en güzel şiirlerini yazamıyorsunuz belki öğretmenler gününde öğretmeninize. O halde dünyanın en güzel gülüşünü armağan edin -hem vergisiz, hem de bedava- hem de hergün sevdiklerinize.

Yani gülümse, sadece...

Hey! Sen...

Hayatında hiç kimseye “Sen” diye seslenmemiş olan Centilmen.

Bahar, kalbinizin tam orta yerine düşen, kocaman bir umudun sesi olmalı. Hayallerinizi kurtarmalısınız prangalardan. Sevdiğiniz uğruna dağları delen siz. Devirin yüreğinizdeki kuruntudan yapılmış duvarları. Şimdi içinizi kanatan bu üzüntülere, bir gün bir rüyaymış gibi, içiniz hafifçe burkularak gülümsersiniz. Arada sırada karardığı için kim güneşten umudunu kesiyor? Var mı öyle bahtsızlar?

Bahar, ılık güneşiyle, kelebek kanadında rengarenk ürpertileriyle, yüreğimize her yıl açılan pencere. Haydi siz de bir pencere açın bahara yüreğinizde. Pencerenizden içeriye; kumrular ve umut güvercinleri girsin böylece. Pencerenizden sızan ışıkla sardunyalar, papatyalar yetişsin. Çıkın demir dikenler, siyah laleler ve bilumum zehirli otlar, yüreklerden...

Ve sen şehir insanı! Vazgeç mutluluğu uzaklarda ki kelebeğin kanat çırpınışlarında aramaktan... Ufuklara dalan gözlerin, yanında duran çocuğu ve yüreğindeki kelebeği farketsin artık.

Haydi!

Yüreğimizdeki nefret saltanatına son verelim. İndirelim tahtından umutsuzluğu. Sonra zalim kral karamsarlığın ellerini ve kollarını çarpraz keselim. Ve baharı yaşamaktan korkan yürekleri baharda açan çiçeklerle ipe çekelim. Yani gönlümüzü gülistan edelim.

Tercihini yap somurtkan insan. Hayatının resmini bir tek tercihinle çiz. Ya yaşarken öl, ya ölene dek yaşa. Lütfen “yaşamak istiyorum” de. Yani “sevinci”, yani “umudu” seçiyorum de.

Kara bulutların göğsünden damlayan iki damla simsiyah hüzün bile senin göğüs kafesinin altında pır pır eden yüreğinde bembeyaz mutluluğa dönüşsün böylece...

Vazgeçme yaşamaktan... Hep yalnız yaşadığın yanlışlarına bile gülümse. Yalnızlığın hayatın ta kendisiyse, hayatın ta kendisine gülümse. “Herşeye rağmen hayat devam ediyor” ilkesini benimse. Küçük dertler, bir yerlere ödenmesi gereken paralar, bazı şeylerin tamir masrafları hiç eksik olmayacak hayatından, biliyorsun... O halde bu ne panik, bu ne acele? Dur, bir sakinleş, bir düşün, bir bak gökyüzüne. Kendine bu koşuşturmanın ortasında böyle bir izin ver. Sonunda ne güzel bir insan olduğunu anlayacaksın ve hayatta rövanşın olmadığını.

Kaç mevsim bekledin mutluluğun kapısında, düştü yapraklar, geçti yıllar. Sen yeşermek için baharı gülümseyerek bekle. Bir kuru yaprak gibi yokuysan rüzgarın önünde. Gülümseyerek “hoşcakal” de herkese. “Görüşmek üzere... Kimbilir belki de...” Gülümse rüzgarına gülümse... Gittiğin dümdüz yolda, eğri oturanlara, seni gök mavisine hasret bırakanlara, bulutlara, sislere gülümse. Bak geçmişine, geçmişine mazi derler gülümse. Sen gülümseyerek uğurla mazini, güleryüzle merhaba de atine...

Hergün bir yerden göçmek ne iyi

Her gün bir yere konmak ne güzel

Bulanmadan, donmadan akmak ne hoş

Dünle beraber gitti cancağızım

Şimdi yeni şeyler söylemek lazım.

Sevgi dolu olmalısın, çoşku dolu olmalısın, kabına sığmamalısın.  Karanlıkta ışıldayan bir sen kalmalısın. Gülücüklerin polenlerle birlikte uçuşmalı gökyüzünde ve bazılarına alerji yapmalı. Para kültürüne, hıza, aceleye, kine, kibire adanıp oburca tüketilen hayatlar, tebessümle protesto edilmeli. -Arabeske inat- Ve şu hayat, hayat gibi yaşamalı.

Biliyorum sonbahar gelecek, kırlangıçlar göçecek, ağaçların benzi sararacak, doğa renksiz bir sükuta bürünecek. Ama hiç kimse zamana ya da kadere kızmayacak. Herkes baharını yanında taşıyacak. İnsanlar yüreğinde her mevsimi değil sadece baharı yaşayacak.

Günlerini renklendirecek parlaklıkta, yüzünü gülümsetecek güzellikle bir fikrin yoksa! Ey soluk benizli insan! Biliyor musun? Tüm çiçeklerin kokusu başka, rengi başka. Var mısın! Onları bir kaşif edasıyla keşfe çıkmaya, pencerenin önündeki begonyayı okşamaya, bir ressam olup mutluluğun resmini çizmeye, pandomima olup tebessümü anlatmaya...

Haydi ey güzel insan. Yaşanacak çok şey var -ama süre sadece bir ömür, ne bir penaltı, ne uzatma, araki bulasın- Kum gibi yaşamalısın. “Çimlere basmayınız” yazan tüm tabeları kaldırmalı ve o çocuk o çiçeğe dokunmalı. Dil çıkaranı bağışmalı, kel kalanı suçlamalı, bahar gelmiş neyleyim” diyene kızmalısın.  Ve baharını yüreğinde yaşamalısın. Çünkü yaşanmaya değer.

Güneş bahar öğretisidir insana

Ve sen, güzel insan!

Haydi! gökyüzüne işaret bırak

Gülüşlerini...

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.