E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

Fikret Şanlı

Kültürümüzün Temelleri


 

Akaid Risaleleri-1

“Ey iman edenler, iman ediniz.”  İnandığınız değerler neler ise nasıl inanmanız ve nasıl savunmanız gerekiyorsa o şekilde tam bir teslimiyetle inanınız veya amiyane bir tefsirle; ey iman edenler iman edeceksiniz adam gibi iman ediniz denilmektedir.

1400 yıl boyunca imanî noktalar açısından bir çok fikrî akım geldi ve geçti.  Halkımız kimi zaman hak olmayan görüşlerin avukatlığını yaptı. Ben ehli sünnetim dediği halde savunduğu görüşlerin mahzurlu olduğunu bile idrak edemedi. Lâkin bu 1400 sene içinde iki görüş vardı ki bunlar ehli sünnet yolundan hiç ayrılmadılar. Bunlara alternatif olarak çıkan görüşler ise Haziran’da yağan kar gibi sabit kaldılar. Bu yazı dizimizde akide de ehli sünnet olan ve olmayanlar ve bunların temel görüşleri üzerinde duracağız ki, kim hangi yoldan gittiğini tesbit etsin.

Ehli Sünnet ve’l-Cemaat olanlar (Maturidi ve Eşariye)

1- Eşariler: Ebu Hasan Eşari’nin görüşünü benimseyenlerdir. İmamı Eşari’nin soyu Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem’in arkadaşlarından Ebu Musa el Eşari’ye dayanır.

H. 260 yılında Basra’da doğmuş H. 324 yılında da vefat etmiştir. Fıkıhta ise Şafii mezhebindendir. Hadis ilmini Bağdat’ta İmamı Saci’den öğrenmiş, akideyi de Ali Cebbai’den öğrenmiştir. (Ali Cebbai mutezilenin sapık imamlarındandır) Onunla bazı meselelerde anlaşamayıp bir cuma günü minbere çıkar ve en gür sesiyle: “Beni bilenler iyi bilir, bilmeyenler ise ben falancanın oğlu falanım... Önceden Allahu Teala’nın kelamı olan Kur’an mahluktur diyordum ve Allah’u Teala ahiretten gözle görülmez diyordum ve kullar kendi fiillerini kendileri yaratır diyordum ve haberiniz olsun işte ben tevbe ediyorum. Bu görüşlerden uzağım...”

Bu kat’i dönüşten sonra ehli sünnet ile mutezilenin farklarını anlatan Mucez, Kitabul i’bane, Makalatül islamiyyin gibi eserler telif etti ve ömrünün sonuna kadar İslam akaidinin yayılması için uğraştı. (Allah ondan razı olsun.)

2. Maturidiler: İmamı Mansur Muhammed bin Muhammed bin Mahmut el Maturidi’nin görüşüne uyanlardır. H. 333 yılında İmamı Eşari’den birkaç sene sonra vefat etmiştir. Fıkıhta hanefi mezhebindendir.

Alim ve takva sahibi bir insandır. Kitabüt Tevhid, Makalat, Reddü Evailil Edille ve Tevilatül Kur’an gibi eserler yazmıştır. (Allah ondan razı olsun)

Genel olarak fıkıhta Hanefi ve Maliki mezhebini benimseyenler akidede İmamı Maturidi’nin görüşlerini Şafi ve Hanbeli olanlar da İmamı Eşari’nin görüşlerini benimsemişlerdir.

Ehli Sünnet’e ters düşen mezhepler

Mutezile: Başkanları Vasıl bin Ata’dır. 80’de doğmuş, H. 131’de vefat etmiştir. Hasanül Basri’nin yanında ders görürken büyük günah işleyen ne mü’mindir ne de kafir görüşünü ileri sürmüş, bunun üzerine Hasanül Basri (Gad İ’tezelna Vâsıl) “vasıl bize ayrı” düştü, demiş ve o zamandan beri ayrılıkçılar manasına gelen Mutezile denilmiştir. Bunlar kendilerine “Adalet ve tevhid gurubu” diye isim de takdılar ama Mutezile denmekten kurtulamadılar. Ehli sünnete ters düşen mezheplerin başında gelir.

Kaderiye: Mabed  el Cüheni kader hakkında ileri geri konuşanlardandır. Bu grup Mutezileye yakın bir gruptur. Zirâ ikisinin hocaları da aynıdır. İbrahim Ennazzam adlı şahısta buluşurlar. Ve Irak’ta ilk kader hakkında konuşan Susen’dir. Susen bir hıristiyandır. Bir ara müslüman olmuş, sonra da tekrar dönmüştür. Cüheni ise onun ders halkasında yetişmiştir. İnsanın yaptığı işlerde ilahi kudrete ihtiyacı olmadığını kaderin tamamen kendi elimizde olduğunu savunurlar. Abdullah bin Mervan’ın emri üzerine Haccac, Mabed’i astırmıştır.

Cebriye: Bunlar da kaderiyenin tam tersi görüştedirler. İnsanın cüzi iradesini de iptal etmişler, insanın yaptıklarında hiçbir iradesi olmadığını iddia etmişlerdir. İnsanın elinde bir şey yoktur. Rüzgarda bir tüyün hareketleri gibiyiz, herşey Allah’ın kudretiyledir derler sonra da bu görüşlerin altında içki içip zina etmişler ve bu Allah’ın kudretidir. Bizim suçumuz yok demişlerdir. Cehm bin Saffa’nın yolundan gitmişlerdir. Cehm ise 131 yılında öldürülmüştür.

Kerramiye: Muhammed bin Kerram kurmuştur. Haşa Allah’ın cismi vardır. Başı ve sonu vardır. O hissedilebilir. Onun bir yeri vardır gibi görüşlerle ehli sünnetten ayrılmışlardır ve diğer bir çok sapık mezhepler ortaya çıkmışlardır. (Geniş bilgi için Ebuz Zehra’nın Mezhepler Tarihi’ne bakınız.)

Eğer ki müslüman bunlardan birinin imanlarını savunursa yaptığı ibadetlerin bir faydası olmaz, zirâ dinden çıkmış olur.

Kalbinden bu fikirleri atmadıkça diliyle kelimeyi şehadet getirmesi de farketmez. Bu mezheplerin bazı akaid konularına bakış açılarını inceleyelim.

İman ve İslam: Malumunuz üzere İslam’ın beş adet rüknü vardır ki bir müslüman için bunu inkar etmek imkansızdır. Bir kişinin müslüman olabilmesi için hem kalben inanması hem de bunu ağzıyla ifade etmesi gerekir.

Eşari ve Maturidi’lerin çoğunluğu asıl olan kişinin kalben inancıdır derler, ama diliyle de söylemeli ki dünyadaki İslamî hükümler ona göre işlesin. (Nikahlanması, mirası, guslü ve müslüman mezarlığına defnedilmesi gibi)

Kişinin kalben inanıp inanmadığını Allah’tan başka kimse bilemez. Kişi Allah katında müslüman dahi olsa muhakkak ki onun müslüman olduğunu bildiren dış bir alamete ihtiyaç vardır. O ise kelimeyi şehadettir.

Bunun yanında Eşari ve Maturidilerin bazısı ki Ebu Hanife de bu görüştedir kalben iman yeterli değildir, kişi mutlaka ağzıyla da söylemek zorundadır. Eğer ağzıyla da ifade etmezse insanlar yanında mü’min olamayacağı gibi Allah katında da mü’min olamaz derler.

Sonuç: Şu anda ittifak edilmiştir ki, İslam’a davet edilen kişi özür olmadığı halde kelimeyi şehadet getirmezse o kafirdir. Kalbi ile inanan kişi ağzıyla da ifade ederse mü’min (müslüman)* olur.

Ehli sünnet dışındaki mezhepler ise şu görüştedirler:

Mutezile ve Hariciler ise: Kişinin mü’min olabilmesi için, kalp ile inanmalı, dil ile tasdik etmeli, aza ile de amel etmelidirler.

Hatta Hariciler daha da ileri giderek kişi nafile ibadetleri bile yapmazsa kafir olur dediler.

Kerramiler ise iman sadece dil ile ikrardır dediler. Yani imanın rüknü tekdir, o da dil ile ikrardır demişlerdir.

Mutezile, Hariciler ve Kerramilerin bu yanlış görüşleri bunların İslam’a karşı değerlendirilmeleri ve bu yanlış görüşlerin toplumumuzdaki yeri hakkında devam edeceğiz Allah’ın avni ile...

(*) Akidecilerin çoğunluğu müslüman ile mü’min kelimesinin aynı olduğunu söylerler.

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.