E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

Mustafa Aydoğdu EĞİTİM

 

Gençlerin sosyal ve eğitim problemleri

Eğitim, dünya ülkelerinin gelişmesi veya geri kalmasında temel rol oynayan bir sahadır. Çünkü eğitim, bütünüyle insan üzerinde yapılmış bir yatırımdır. Onun başarılı ve verimli olması, ülkenin bir çok problemini ortadan kaldırabileceği gibi, yetersizliği toplumu bütünüyle başkalarına bağımlı hale getirebilecek gelişmelere yol açabilir.

Eğitimi sadece okuldan ibaret saymak mümkün değildir. Gençliğin günümüze kadar gelen, şahsiyet ve bilgi edinmesinde okuldan da etkili olan aile eğitiminin rolünü görmemezlikten gelemeyiz. O halde karşımıza eğitilmesi gereken aileler problemi çıkıvermektedir. O halde mesele sadece gençlerle alakalı olmayıp, onları yetiştiren öğretmen, ebeveyn ve eğitim sistemi içine alan bir kültür eğitim ortamının hazırlanması konusudur. UNESCO raporlarında, “Gelişmekte olan ülkelerdeki okul sistemi sömürgeci geçmiş dönemin kültürel ilişkilerini yansıtmaya devam etmektedir” denmektedir.

İnsanın eğitilmesi başlı başına bir hadisedir. Çünkü insan denen varlık, eğitim biçimine göre karakter ve fikir yapısına ulaşmaktadır. Bu itibarla eğitimin muhtevası, toplumların karakterini tayin eder. En uysal toplum aldığı eğitimle anarşinin kucağına düşebilir. Barbar kavimler eğitimin mükemmel bir öze sahip olmasıyla medeni seviyeye ulaşır (sahabi gibi).

Bilgi niçin alınır? Gençlerin bilgi kazanmasındaki amaç, düşünme, muhakeme etme ve karar verebilme fonksiyonuna erişebilmektir. Bu şekilde verilen şuurlu bir karar, eğitilmemiş veya yönlendirilmiş bir kimsenin alternatifleri bilmeden bir konu üzerinde vereceği karardan farklıdır. İnsan, gerek fizik ve gerekse sosyal hayatında bir tecrübeye muhtaçtır. Hayatına devam edebilmesi makul ve rahat bir hayatın yaşanabilmesi için bu gereklidir. Tecrübe ise, yılların birikimini içerisinde taşıyan bir yaşayış pratiğidir. Gençler kendilerinden büyüklerin tecrübelerine muhtaçtır. Eğitimin bir fonksiyonu da geçmişin tecrübelerini sistemli olarak yetişme çağındakilere verebilmektedir. İyi bir dini bilgi ve iyi bir tarih bilgisi herkese verilmelidir.

İnsan, ruh ve beden gibi iki temel unsurdan meydana gelmiştir. Onun ruhî yönü, en önemli yanıdır. Çünkü ruhî düzen ve istikrar, bütün yaşayışına etki eder. İnsanın moralı yüksek olduğu müddetçe huzuru vardır. Ruh sağlığı yerinde olmayan insanlar değil topluma bir fayda sağlamak, kendilerini bile kötülükten alıkoyamazlar. Dolayısıyla dengeli bir eğitim, öncelikle insan ruhunu doyuran ve arkasından da bedenî ve fizikî alemde karşı karşıya kalınan meseler konusunda insanları aydınlatmayı hedef alan bir istikamet takip etmelidir.

Gençliğin bilmesi gerekli bilgiler, öncelikle onun bellemesi ve hayata hazırlanması açısından düşünülmesi gerekir. Genç insanın aklında kalmayacak şekilde veya hayatla irtibatlandırılmamış bir tarzda verilen bilgilerin hiçbir faydası olmamaktadır. Bu konuda dikkati çeken husus, bilgilerin son derece soyut bir şekilde verilmeye çalışılması ve genç insanın bu bilgiler üzerinde muhakeme yapmasına veya soru sormasına pek imkan verilmemesidir.

Bir başka husus da, gençler hayatta belki de hiç kullanamayacağı bilgileri öğrenmek zorunda bırakılıyor. Kendi alanında tam uzmanlaşamayan ama her şeyden birkaç bilgisi olan gençler ortaya çıkıyor. İlkokul öğretmenliğinde okuyan bir öğrencinin öğrendiği konularla öğreteceği konular arasındaki oran yüzde onbeş civarındadır.

Bazı hususların genç insan için bilgi olarak verilmesi başkadır, onun mutlaka iyi bir şekilde öğrenmesi gereken konular ise daha başkadır. Bu konuda genç insanın beyni hurdacı dükkanı gibi olmamalıdır. Birçok bilginin genç insana anlatılıp, geçilmesi yerine, verilen bilgilerin onun tarafından tam olarak özümsenmesi sağlanmalıdır.

Bir başka problem de genç insanın verimli çalışma yöntemlerini bilmemekten kaynaklanmaktadır.

Öğretmenlerin, genç ve talebe seviyesini iyi bilip, ona en lüzumlu ve gerekli bilgileri vermesi gerekir. Bunun yanında her gencin gerek psikolojik yapısından gerek aile ve çevre etkilerinden kaynaklanan bazı saplantıları olabilir. Bu problemlerin giderilmesi, onunla yakın bir ilgi kurmak ve bunu devam ettirmekle sağlanabilir.

Milli Eğitim’de gençlere öğretilen bilgiler, maalesef yabancı bilgilerdir. Bu konuda eğitim proğramları içerisinde işlenen, sosyoloji, psikoloji, felsefe ve tarih gibi sosyal derslerin, farklı hayat ve ahlak anlayışını benimseyen topluluklar için değişik özelliklere sahip olduğu bilinmektedir.

Günümüzde eğitimin hemen hemen tümünde sosyal derslerin çoğu, yabancı araştırmacıların görüşlerinin tek yanlı olarak verildiği ve dolayısıyla yabancı kültürün biçimlendirdiği batı toplumlarının görüşlerini aksettirmektedir. Bu tür eğitim proğramının sonucu olarak günümüzde sürekli kendi dışındaki toplumları taklit eden ve bunu kritik etmeden yapan bir gençliği görüyoruz.

Kişi kendine ait hiçbir şeyi değerli görmezse, başkasını taklit edip, ona benzemekten başka bir çıkar yol bulamaz. Şurası bir gerçektir ki tarih ve medeniyetimiz  bu toplumun büyük eser ve müesseselerine şahittir. Bu hal gençliğimizin yeniden aynı ve belki de daha büyük bir hamleyi gerçekleştirebileceklerine ait ümitleri ayakta tutmaktadır.

Gençlerin başarısına gelince, elbetteki bu konuda iyi örnekler bulmakta zorluk çekmekteyiz. Fakat mevcut duruma baktığımızda gençlerimizin bir çok olumsuzluklara rağmen yine de başarılı oldukları veya başarıya yaklaştıklarını söyleyebiliriz.

Öğrencilerin ilköğretimden yetersiz gelmesi üniversiteye gereği gibi hazırlanamalarına sebep olmaktadır.

Gereği gibi hazırlıklı, bilgi donanımlı, araştırıcı olarak gelmesi gerekirken ne yazık ki böyle olmamaktadır. Konuyla ilgili az kitap okumak, bazen sadece sınav öncesi edindiği notlarla yetinmek, öğrencinin düşünme, okuyup öğrenme, araştırma gibi etkinliklerden kaçınması başarısızlığın önemli nedenlerindendir.

Üniversite imtihanları ise başlı başına bir problem olarak toplumun başını ağrıtmaktadır. İmtihan sistemi, gençlerin zevk ve kabiliyetlerini tesbit edici nitelikte olmadığından, gençler çoğu zaman, tercih ettikleri okullara girememektedir.

Her yıl ÖSS’ye başvuranların yüzde 15-20’si bir yüksek öğretim kurumunda kayıtlı olup dal değiştirmek için sınava katılmaktadır. Yapılan araştırmalara göre istediği bölüme girenlerle öğrenim gördüğü daldan memnun olan öğrencilerin başarı oranları daha yüksektir. Bu durumda gençliğin ülke için verimliliği düşerken üniversitelerde ülkenin ihtiyaç duyduğu insanı yetiştiriyor zannederken, bu insanlar mezun oldukları dallardan uzak işlerde çalışmayı tercih etmek durumda kalmaktadırlar.

Orta öğretimde öğrencilerin karşılaştıkları en önemli meselelerden birisi de, üniversiteye hazırlık kurslarıdır. Maddi imkanları iyi olan bir öğrenci ya özel ders alarak ya da dershanelere giderek kendini üniversiteye hazırlamaktadır. Her öğrenciye eşit sınava hazırlama imkanının sağlanması çok önemlidir. Meslek liselerinde okuyan öğrencilerin durumu ise içler acısıdır. Ne doğru düzgün meslek öğretilebiliyor, ne bir işe girebiliyor, ne de üniversitelere girebiliyorlar. Bu ise onlarda bir çok ruhsal bozukluklar meydana getiriyor.

Gençlerin meslek seçimi son derece önemli bir karardır. Çünkü karar bütün hayatı etkileyebilecek nitelikte güzel veya kötü sonuçlara yol açabilir. Genç insanın meslek seçiminde bugün isabetli ve gerçekçi tercih yapanların sayısı son derece azdır. Çünkü bu konuda gerek genç insanın gerekse onun çevresinin en fazla dikkat ettiği şey maddi imkanların çokluğudur.

Aslında gençlerin istek ve kabiliyetlerinin gözönüne alınması ve sadece para ile mutluluğun olmadığı yetişkinler tarafından anlatılması gereken bir husustur. Aksi halde ruh huzur ile çalışılmayan bir işten, çalışan zevk almayacağı gibi onun problemli hali çevresini de rahatsız edebilmektedir.

Gençlerin eğitim anında daha ilk yıllardan itibaren düşündükleri bir konu da iş bulma problemidir. Gerçekten de Türkiye’de mezun olduktan sonra iş bulamayanların sayısı az değildir. Bundan dolayı, öğrenciler son yıllarda belirli öğretmenliklere (Türkçe, ilköğretim, ingilizce, matematik, sosyal bilgiler, fen bilgisi) mühendislikler, elektrik, makina, kimya, inşaat müh. ve tıbba yönelmektedir.

Gençliğin bir başka problemi boş zaman değerlendirme problemi. Değerlendirilmeden geçen boş zaman gençte sıkıntı yapacak, bu sıkıntı ise onun ruh sağlığının en büyük düşmanı olacaktır. Gençler arasında olumsuz gruplaşmalar, uyuşturucu madde alışkanlıkları, suç eğilimleri ve teşebbüsleri genellikle boş zamanın iyi bir biçimde değerlendirilmemesi sonucu meydana gelmektedir.

Üniversite öğrencilerinin ancak %10’a yakın kısmı yaz aylarında çalışmaktadır. Geriye kalan %90 ‘a yakın öğrenci iki üç aylık bir boş zamana sahip olmaktadır. Bu zamanın en etkin ve yararlı bir biçimde değerlendirilmesi ferdin gelişimi, sağlığı, kültürü, sosyal kaynaşmasına olduğu kadar toplumun da yararınadır.

Son olarak eğitimin asıl fonksiyonu, genç insanı bir metod dahilinde olaylara ve hayata hazırlanabilmeyi öğretmesidir. Düşüncede çalışmada ve davranışında metodlu hareket güç işleri kolaylaştırabildiği gibi, belirlenen hedefe daha çabuk varmayı sağlar. Bugün eğitimde metodsuzluk, derslerin işleniş şekli düşünme ve muhakeme gücüne gençlerin erişebilmesini ne kadar sağlayabilmektedir. Bu konuda fazla iyimser olamıyoruz.


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.