E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

M. Fatih Turan

DÜŞÜNCE


 

Ey sevgili yaşam

Hayal meyal hatırlıyorum şimdi! Bir seher vakti yıkık kapılarından girmiştik ülkeye. İliklerimize kadar işleyen soğuğa aldırmadan, donuk bakışlarla süzmüştük yaşamı; ülkenin yıkık kapısından süzülerek geçen uykulu ve yorgun bedenlerimizle...

Seherin başlamasından önceydi ve geceydi. Hüzünlüydük anlayacağınız. Ama bir ışıktı, bir başlangıcın altı çiziliyordu geceye inat. Ve işte o an adı konulmuştu. Bundan sonra yaşamın tüm acılarına ve karanlığa karşı bir şey vardı...

Ve bu Umuttu artık...

Soludukça, yaşadıkça sevdalandık bu ülkeye. İlk sızı burada düştü yüreğimize. Burası işledi ilmek ilmek can evlerini. Ateşin yaktığını, suyun yanan yüreklerdeki Hâr’ a kâr etmediğini, bu ülkede yüreklerimize su serpilince anladık.

 

Ansızın bir duman yükselir gülüm,

Bu ruhsuz ülkenin ufuklarında.

Ve... Yangınlarda gönüller.

Kavrulan bedenindir, kış ikindilerinde.        

Ve... Bin yalana adanmış taptaze yürekler...

 

Bu ülkede tanıdık dostluğun Has’ını. Tanıdıkça bağlandık, bağlandıkça nehirlerce çağladık, ardından sır olduk bir bir...

Ruhların birer birer yok olduğu ülkemde; ruhunu kaybedene -ve arayana- bu dâveti duyurmanın ilk yolu, O’nu sevdalandırmaktır, der Umut. Ve öyle yapar. Önce sevda düşürür gönüle, sonra yakar pervane misali...

Umut derki; "Dostunu seven kişi pervane gibi özler ateşi. Sevip de yanmaktan kaçanların masal anlatmaktır bütün işi..."

Sonra geceye, uzun ve karanlık geceye çağırdı Umut şehrin sakinlerini. Bu ülkenin geceleri günlerinden güzeldi.

Haydi dostum gece karanlığı ile başbaşa bırak aynaya tutulan yürekleri... Umudun gayreti; geceye davetti. Tutulan aynada dost yüzü görünceye dek devam etti bu gayret. Ülke bir uçtan bir uca dolaşıldı. Kâh sohbetler edildi, kâh sabaha kadar hiç konuşulmadan tedirgince yüründü. Kimileri bu gece yürüyüşünden hiç dönmedi.

 

Binbir boyun büker fidanlarım,

Dallar tomurcuklanmaz, çiçeklenmez baharlar.

Ve... Meyve vermez artık ağaçlar.

Bu hasat mevsimidir gülüm.

Ve... biçilen yüreklerdir, Aysız gecelerde.

Hiç ekilmemiş topraklardan...

 

En son ülkenin yıkık kapılarından geçerken görüldüler. Şimdi her biri kendi yurdunda yolunu bile özledikleri Umudu arıyorlar hasretle. Kimi şiir, kimi türkü, kimi kelâm, kimi biraz tütün bir bardak demli çayla.

 

Ey sevgili yaşam!

Sana bir çift sözüm var. Dinler misin beni? Bilirim seversin dinlemeyi beni...

Öylesine beyin zonklatan sorular ve sorunlar, öylesine çıldırtan gündemler ve öylesine sarsıcı gerçeklerle yalpalaya yalpalaya perişan bir vaziyette gidiyoruz ki... Bazen insanın "Yeter be!" diye bağırası geliyor.

"Bir yandan ekonomik kriz, yolsuzluklar ve yoksunluklar sarartıyor insanların benizlerini. Diğer yandan üçüncü sınıf bir demokrasi anlayışının yansıması karartıyor insanların ufuklarını..."

Sevgili dostlar; eve gelirsiniz yorgun argın, evde bir dram, sokağa çıkarsınız dram, televizyona bakarsınız dram, gazeteyi açarsınız dram, hiçbir şey yapmayıp kendinizle başbaşa kalırsınız daha da büyük bir dram...

Bunalıyorsunuz, içiniz daralıyor değil mi?

Rahmetli Necip Fazıl derin ruh hafakanlarını anlattığı bir şiirine: "Seni dağladılar değil mi kalbim? Her yanın içi su dolu kabarcık..." cümleleriyle başlıyordu.

Ey sevgili yaşam!

Haberin var mı, ülkemde insanlar bunalıyor?

Ağlayan, sızlayan, inleyen, mutsuz, umutsuz, perişan insan tabloları görmekten de, bizzat kendimiz o tablonun en önemli parçası olmaktan da bıktık usandık.

Biraz umut, biraz iyimserlik, biraz sevinç istiyoruz...

Biliyorum; insanlara ukala bir tarzda mutluluk reçeteleri yazmanın ne kadar itici bir şey olduğunu...

Meselâ; parasızlıktan çocuğuna gerekli ameliyatı yaptıramadığı ya da eşine lazım ilaçları alamadığı için hafakanlar geçiren birine; "Bak dostum sana mutluluğun yolunu göstereyim: yaşamı hissetmeye çalış, aynaya bakıp tıraş olurken ıslık çal, bir kedi bulup okşa, salonuna bir saksı çiçeği al ve her gün sula..."  türünden gevezeliklerin sinirlendiriciliğini biliyorum.

İyi de ne yapacağız? Sevinmenin, durulmanın, Umutlanmanın, birazcık dinlenmenin, az da olsa enerji depolamanın bir yolunu bulamayacak mıyız?

Ey sevgili yaşam!

Biliyorum bulacağız...

Umudun solmadığı, tebessümün bitmediği, yürek kıpırtısı ve heyecanların yeniden dirileceği bir nokta mutlaka vardır.

Tamam kabul; ağzımızı her açtığımızda dayak yiyoruz.

Kabul; ağır vergiler ve insafsız zamlar altında eziliyoruz.

Kabul; bu ülkede beynimiz, zihnimiz, insanlığımız, duygularımız, inancımız sık sık örseleniyor.

Bunlar doğru...

               

Ah... Yine yangınlarda yüreğim,

Ah... Bu Aysız geceler.

Bu bereketsiz toprak, bu ruhsuz şehir.

"Gülleri hep kokusuz, kokuları gülsüz" ülke.

Ah... O insanları huzursuz ülke...

 

Sevgili dostlar! Lüzumsuz akıl hocalığı yapacak değilim. Ama inanın bir şeyler yapmalı, yaşam sevinci yitirilmemeli... Her şeye rağmen inadına gülümsemeyi, gözlerimizde masum ve mazlum pırıltılar oluşturmayı becerebilmeliyiz.

Ağıtlarım sana’dır. Zamâna’dır.

Ve... Sendeki bana’dır, gülüm...

Unutmayın sevgili dostlar "Umuda kurşun işlemez..."

(*) Bu yazı, ART fm’de yayınlanan BEYAZ GECE isimli programın 10 Mayıs 2001 tarihli giriş konuşmasıdır.


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.