E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

Zeki Soyak; BAŞYAZI;

 

Biz bir yolcuyuz

Sonucu ve güzergahı belli bir yolda, fakat yol boyunca karşılaşacağımız olaylardan habersiz bir yolcuyuz. Nereden geldiğimiz, neden yaratıldığımız, niçin yaratıldığımız, nereye döneceğimiz belli. Ancak döndüğümüz o sonsuzluk aleminde akıbetimiz ne olacak bilmiyoruz. Affolunup kurtulacak ve ebediyyen mutlu mu olacağız? Veya Allah korusun bitmeyen bir azaba düçar olup kaybedenlerden mi olacağız? Yahut da bir müddet alevli ateşle tanışıp sonra da bir lütufla darûl surûra dahil mi olacağız? Rahman ve Rahim olan Rabbımızdan temennimiz, kemâli imanla Allah Teâlâ’nın istediği bir kul olarak yaşayıp, kemâli imanla ölmek, sıddıklar, salihler, şehitler zümresiyle haşrolmaktadır. Elbette güzel sonuç, Rabb katında makbul oluş kulluğun bütün vecibelerini yerine getirmek ister, hizmet ister, hak yolunda gayret ister, ihlas ister, güzel ahlak ister. Bu hususta neler yapmamız, nasıl hareket etmemiz gerektiği Kur’an ve sünnette çok açık bir şekilde anlatılmıştır. Tehlikeli yollar gösterilmiş ve bu tehlikeli yollardan sakınmamız emredilmiştir. Bütün güzellikler, dünya ve ukba saadetini sağlayacak, Hak katında makbul olacak ameller tâdât edilmiş, ihlasla, içtenlikle bu amellere sarılmamız emredilmiştir.

Binanın ayakta durabilmesi, kendisinden faydalanabilmesi için bir temel üzerine konulması gerekir. Bir ağacın dal budak salıp, serpilip büyüyerek meyve vermesi için köklerini toprağa salması, toprak altında gövdeyi taşıyabilecek güç kazanması gerekir.

Bir müslüman da yaptığı bütün amellerin sıhhat bulması, makbul olması için imanını kuvvetlendirmeli, bu konudaki bütün zaaflarından kurtulmalı, imanın halâvetini tatmalıdır.

İman, akıl ve mantık ölçülerine sığmayan, onu izahta aklın ve mantığın yorgun düştüğü bir kalb işidir.

Bugün müslümanlar olarak yaşadığımız sıkıntıların başında imanî hususlardaki zaafiyetimiz gelmektedir. Bu sıkıntıyı izale ettiğimiz, imanımızı kemale ulaştırdığımız zaman, bütün sıkıntılarımız bitecek, gök kubbeyi üzerimize yıksalar, asrın bütün imkanları ile saldırsalar, aldığımız nefeslere kadar takip etseler biiznillahi teala hem biz kurtulacağız ve hem de bütün insanlığın kurtuluşuna vesile olacak hizmetler ifâ edeceğiz.

Müslümanlar olarak uzun uzun tefekkür edelim. Kendimizi çok samimi ve çok ciddi bir sorgulamadan geçirelim. Allah aşkına biz neye talibiz? Geçici dünya hayatına, dünya lezzetlerine mi? Yoksa ebedi ahiret yurduna, ebedi saadete mi? Hangisi için daha çok gayretimiz var? Hangisi için daha çok hizmetimiz var? Kafirlerin, münafık ve fasıkların gayri meşru yollarla elde ettikleri dünyalıklara bakıp iç mi geçiriyoruz? Onların gaspettikleri makam ve mevkilere, mal ve mülklerine bakarak gönüllerimizde mahzunluk oluyor, onların haline imreniyor muyuz? Yoksa halimize şükrediyor, secdelere kapanıp:

“Ya Rabbi! Seni her türlü noksanlıklardan tenzih ederim. Sana şükrederim, hamdederim. Eğer senin yardımın olmasaydı, nefsimle başbaşa kalsaydım, ben de şaşırır, sapıtır, aldanır ve dünyanın şu geçici süsüne, metaına esir olur, ebediyen kaybedenlerden olurdum. Ya Rabbi! Beni bana, beni nefsime bırakma, şeytanın, kötü arkadaşın, kötü çevrenin zebunu etme. Sen bana kafisin. Sen ne güzel mevla, ne güzel yardımcısın.” diyerek O’na iltica ediyor, sığınıyor, kötülerden ve kötülüklerden, küfür, şirk, nifak, haram ve her türlü ahlaksızlıklardan nefret mi ediyoruz? Elbette müslüman oluşumuza şükredecek, küfür, şirk ve ahlaksızlıklara karşı nefret edeceğiz. Çünkü biz müslümanız. Müslümanlığımızın bütün gereklerini yerine getirmek için, bütün imkanlarımızı kullanmakla mükellefiz. Biz müslümanız. Müslümanlığımız bizim şerefimizdir.  Onunla iftihar eder, müslümanlığımızın gereklerini yaparken büyük bir mutluluk ve şeref duyarız. Kafirlerin gayrî meşrû yollarla elde ettikleri dünya metaına asla imrenmez, o imkanlara sahip olmak için, onların takip ettiği sapık yollara rağbet etmek şöyle dursun, kalbimizden bile geçirmeyiz. Bizler ancak ve ancak İslam’ın gösterdiği sağlıklı yollardan hareket ile helal rızık kazanır, kazandıklarımızı da yine dinimizin gösterdiği yerlerde harcar, tasadduk eder, müslümanların faidesine, toplumun faidesine sunarız. Aklımıza, mantığımıza göre değil, dinimizin emir ve yasaklarına göre hareket ederiz. Aklımızı ve mantığımızı da emirleri en iyi bir şekilde nasıl yerine getirebileceğimiz, nehiylerden de en sağlıklı bir şekilde nasıl kaçınabileceğimiz hususunda kullanırız. Dinimizin kesin emir ve nehyi olmadığı hususlarda ise, dinin esaslarına aykırı olmamak şartıyla aklımızdan yararlanır, dünya işlerimizi en iyi bir şekilde tanzim etmeye çalışırız.

Her zaman ve özellikle içinde bulunduğumuz şu günlerde şu ayeti kerimeler üzerinde daha sık tefekkür edip, düşünmeliyiz:

“Kim Beni zikretmekten yüz çevirirse, şüphesiz onun için dar bir geçim vardır. Ve biz onu kıyamet günü kör olarak haşrederiz. O, Rabbim beni niçin kör olarak haşrettin? Oysa ben hakikaten görür idim der. (Allah) buyurur ki: İşte böyle. Sana ayetlerimiz geldi, ama sen onları unuttun. Bugün de aynı şekilde sen unutuluyorsun.” (Tâhâ/124-125-126)

Allah’ı zikirden, ona kulluktan yüz çevirenlerin, İslam’ı, Kur’an’ı göz ardı edenlerin kötü akıbetleri belirtildikten sonra, Allah celle celaluhu, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in şahsında kıyamet sabahına kadar bütün müslümanları şöyle uyarıyor:

“Sakın kendilerini denemek için onlardan bir kesimi faydalandırdığımız dünya hayatının süsüne gözlerini dikme. Rabbinin rızkı hem daha hayırlı, hem de daha süreklidir. Ailene namazı emret. Kendin de ona sabır ile devam et. Biz senden rızık istemiyoruz. Biz seni rızıklandırıyoruz. Güzel sonuç takvadadır.” (Tâhâ/131-132)

Biz bir yolcuyuz Rab katına yürüyen. Rabbimiz bizleri yürüdüğümüz bu yolda sabit kadem kılsın ve yolculuğumuzu hüsnü hatime ile tamamlatsın.


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.