E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

ZEKİ SOYAK;

ÖLÇÜLER DENGELER;

 


 

İHTİLAFLAR; TEFRİKA VE FİTNEYE DÖNÜŞTÜRÜLMEMELİ-2

Merhum M. Hamdi Yazır bu ayetlerin tefsirinde şu izahlarda bulunuyor: “Allah yolunda hakkıyla, gücünün yettiği kadar gayret etmek ve bu konuda hiç kimsenin kınamasından korkmamak, hatta anası, babası veya kendi aleyhinde bile olsa Allah için adalet ve doğruluktan ayrılmamaktır ki, bu hak vücub ve sabit olmak manasındadır. Ve bu şekilde: (Fettegullahe mestetaytüm) ayeti bunun açıklamasıdır. Allah’tan hakkıyla korkmak ve her halde müslüman olarak ölebilmek için de her şeyden önce Allah’ın ipine toptan yapışarak tevhid üzere toplanmak ve tefrikalardan çekinmek lâzımdır. Anlaşılıyor ki, haccın farz oluşu, bu toplanmanın hem sebeplerinden, hemde maksatlarından birini teşkil eder. Şu halde önce kalblerin birleşmesi, ikinci olarak fiillerin birleşmesi hak dinin esaslarının en büyüklerindendir: (Ben kendi başıma dinimi, imanımı koruyabilirim) demek tehlikelidir. Kendi başına kalmak isteyen fertlerin iman ve İslam üzere hüsni hatime ile ahirete gidebilmesi şüphelidir. Fert zorlama ve baskı altında herşeyini kaybedebilir. Çünkü: “Allah’ın kudreti cemaatle beraberdir.” (Tirmizi) Ve dinin dünyada en büyük feyzi de bu cemaatın kuruluşundadır. Bunun içindir ki cemaatlarını yitiren veya perişan edenler muhakkak perişan olurlar... Şu halde bütün iman ehli tek kelime üzerinde fiillerini birleştirmedikçe layıkıyla Allah’tan korkamaz, Allah’a kavuşamazlar.

Hablullah (Allah’ın ipi) Allah Teâlâ’ya kavuşma sebebi olan delil ve vasıta demektir ki, Kur’an, Allah’ın emrini yerine getirme, cemaat, ihlas, İslam, Allah’a söz verme, Allah emri diye rivayetlerle tefsir edilmiştir ve hepsi birbirine yakındır. Bu ayetin cemaat ve ictimaiyyat ile emir olduğunda şüphe yoktur. Bununla beraber burada cemaat hablullahın aynı değil, ona yapışanların ürünüdür. Ebu Said el-Hudri hazretlerinden rivayet edildiği üzere Allah Rasulü şöyle buyurmuştur: “Gökten yeryüzüne indirilmiş olan Hablullah, Allah’ın kitabıdır.” (Tirmizi) korkunç bir yolun kenarına çekilmiş bir ip veya bir kuyuya düşmüş olanları çıkarmak için uzatılmış bir ip ve ona iyice tutunmuş bir toplum düşününüz. İşte bu tasavurdan meydana gelen heyeti ictimaiyye Kur’an etrafında devamlı yükselen bir İSLAM CEMAATININ misalini teşkil edecektir.  Bu tutunma için herhangi bir cemaat olmak da kâfi değildir. “İçinizden hayra çağıran, iyiliği emredip kötülükten men eden bir topluluk bulunsun. İşte kurtuluşa erenler onlardır.” İslam toplumundan böyle bir ümmet, cemaatta teşekkül etmelidir. Ta yukarılarda da açıklandığı üzere ümmet öne düşen, çeşitli insan gruplarını toplayan kendilerine uyulan bir topluluk demektir ki hepsinin önünde de İMAM bulunur. Cemaat ile namazlar, bu muntazam ve hayırlı ictimai tertibin görüntüsünü ifade eden gözle görülür şeklidir. Bu şekilde hayra davet ve iyiliği emir, kötülüğü de men edecek bir topluluk ve imamet teşkili müslümanların imandan sonra ilk dini farizalarıdır... Hayra davet dine ve dünyaya ait bir iyiliği içeren herhangi bir şeye davettir ki, birliğin ve İslam’ın esasıdır. İyiliği emretmek ve kötülüğe engel olmak da bunun önemli bir kısmıdır. Maruf (iyilik) İslam’ın gereği olan Allah’a itaat, münker (kötülük) de İslam’ın gereğine uymayıp, Allah’a karşı gelmek demektir. İyiliği ve kötülüğü Allah’ın ipinden (İslam’dan) başka bir ölçü ile ölçmeye kalkmak isteklere ve nefse ait arzulara uymaktır ki, bu da tefrika yapmaktır.”

Yukarıda zikri geçen ayeti kerimeler ve tefsirlerinden de anlaşılacağı gibi İslam dini birlik ve beraberliğe, cemaat halinde yaşamaya çok büyük önem atfetmektedir. Çünkü birliği bozulmuş, cemaat şuurunu kaybetmiş bir toplumun inancının gereğini istenilen bir şekilde yaşaması şöyle dursun, inancını muhafaza etmesi bile çok müşkildir. Durum böyle olunca müslümanlar birlik ve beraberliği bozacak, tefrika ve fitnelere sebep olacak ihtilaflara meydan vermemelidir.

Abdullah bin Ömer Radıyallahu anh’den şöyle bir rivayet yapmaktadır: “Ömer radıyallahu anh Cabiye mevkiinde bir konuşma yaptı. Bu konuşmasında orada bulunanlara şöyle dedi: “Ey insanlar! Ben şimdi Rasulullah’ın makamında bulunmatayım. Rasululllah burada şu bulunduğum yerde şöyle demişti. Size ashabımı vasiyet ediyorum. Sonra onların ardından gelenleri. Sonra onların ardından gelenleri. Cemaat olun. Ayrılmayın! Şeytan bir kişiyle beraberdir. İki kişiden ise olabildiğince uzaktır. Cennetin ortasında yerleşmek isteyen cemaate bağlı kalsın.” (Tirmizi)

Abdullah bin Ömer radıyallahu anh’den başka bir rivayette şöyledir: “Allah celle celaluhu ümmetimi dalalet üzere toplamaz. Allah’ın yardımı cemaatledir. Cemaatın dışında kalarak cemaata aykırı olan ateşe girecektir.” (Tirmizi)  Diğer bir hadisi şerifte de şöyle buluruluyor: “Kim cemaatten bir karış ayrılır ve o hal üzere ölürse, onun ölümü cahiliye ölümüdür.” (Buhari-Müslim)

Müslümanlar ihtilaf ettikleri konularda nereye müracaat edecekleri hususunda uarılmışlardır. Allah Teâlâ bu hususta şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler! Allah’a itaat edin. Peygambere ve sizden olan emir sahiplerine de itaat edin. Eğer bu hususta anlaşmazlığa düşerseniz -Allah’a ve ahirete gerçekten inanıyorsanız- onu Allah’a ve Rasulüne götürün. (onların emirlerine göre halledin) bu hem hayırlı hem de netice bakımından daha iyidir.” (Nisa/59)

Anlaşmazlığın Allah Teâlâ’ya götürülmesi Kur’an-ı Kerim’e, Peygambere götürülmesi de o, hayatta iken şahsına, vefatından sonrada sünnetine götürülmesidir. Çeşitli zamanlarda defaatle ifade ettiğimiz gibi Rasulullah sallallahu aleyhi ve selle’in sünneti Kur’an-ı Kerim’in en berrak, arı duru bir tefsiridir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’in sünnetini aradan çıkarsanız, Kur’an-ı Kerim’i layıkı vechile anlamak mümkün değildir.

Yukarıda zikredilen hadisi şerifler bu ayeti kerimenin tefsiri mahiyetindedir. Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem, kendisinden sonra Ashab-ı Kiramı, sonra tabiin ve tebei tabiini tavsiye etmekte ve cemaata iltizamı emredip, cemaattan ayrı kalmanın tehlikesine işaret etmektedir. Ayrıca Kur’an ve Sünnette apaçık bir şekilde bulunamayan meselelerde ise ümmetin en hayırlıları olan, Ashab-ı Kiram, tabiin ve tebei tabiin o husustaki Kur’an-ı ve sünneti yorumlarına, ictihadlarına bakılmasını, onların yorumlarına ve ictihatlarına göre hareket edilmesini ve böylece yanlış anlaşılmaların, tefrika ve fitne doğuracak ihtilafların önüne geçilmesini, birlik ve beraberliğin zedelenmemesini tavsiye etmektedir.

 


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.