E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

 

 

 ZEKİ SOYAK ÖLÇÜLER DENGELER;

 

İHTİLAFLAR, FİTNE VE TEFRİKAYA DÖNÜŞTÜRÜLMEMELİ

İnsan fıtratında müsbet ve menfi bir çok özellikler vardır. Bu özellikler, milletler, kabileler ve fertler bakımından çeşitlilik arzetmektedir. Hatta aynı ana ve babadan doğan öz kardeşler arasında bile zıt özellikler görülmektedir. Dış görünüşü ile farklı farklı olan insan, ruhî yapısı itibariyle de bir çok farklılıklara sahiptir. Aile, okul, ve çevresinin etkileri de dikkate alındığı zaman, farklılıklar kaçınılmaz bir boyut kazanmaktadır.

Bazı kişiler fıtratan sert, bazıları yumuşaktır. Bazıları aceleci, bazıları durağan, bir kısmı mutedildir. Bir tarafta saatlerce konuşmaktan usanmayan kişiler, diğer tarafta, saatlerce dinlemekten bıkmayan insanlar. Bir tarafta uzun tefekkürlere dalan insanlar, diğer tarafta ciddi meseleler üzerinde konuşmak ve düşünmekten sıkılan kişiler... Bir yanda karıncayı incitmekten korkan insanlar, öte yanda her şeyi kırıp döken, her sözü diken, her davranışı bir yıkım olan kişiler. Bir yanda mütebessim yüzler, öte yanda asık suratlar. Çeşit, çeşit karakterler, farklı farklı şahsiyetler...

Sevgiler, nefretler, duygular, düşünceler, fikirler, anlayışlar o kadar farklılıklar arzediyor ki, aynı meşrebden, aynı düşünce ve fikir akımından olan kişiler arasında bile ayrı ayrı düşünceler ve ayrı ayrı yaklaşımlar sergileniyor. Meselelere çok değişik açıdan bakılıyor ve yorumlanıyor. Akıl, zeka, firaset, basiret, bilgi, tecrübe ve kültür farklılıkları da düşünüldüğünde bu kadar farklılık ve çeşitlilik gösteren fert ve toplumlar arasında bir kısım ihtilafların olması çok tabii bir netice olarak zuhur ediyor.

Bu ihtilaflar tefrika ve fitneye dönüşmediği, Hakk’ın zuhuruna mani olmadığı, bilâkis gerçeklerin anlaşılmasına, meselelere çeşitli yönlerden yorumlar getirerek sır perdelerinin açılmasına vesile oluyorsa bir rahmet, bir nimettir. Sahabe, tabiin, tebei tabiin, müctehit imamlar ve salih zatlar arasında meydana gelen ilmî ihtilaflar sonu rahmet ve nimete dönüşen bu nevî ihtilaflardandır. Ancak bir kısım ihtilaflar vardır ki ümmetin birlik ve beraberliğini yok etmekte, kin ve düşmanlık ateşini tutuşturmakta, sonu gelmez fitnelere, tefrikalara sebep olmakta ve hatta bir kısım dini sapmalara, ilhadlara vesile olmaktadır. Tarih bu gibi tefrika ve fitnelerin çok acı örnekleri ile doludur.

O bakımdan İslam dini, cahiliye devri insanı ve toplumunun sıfat ve amellerinden olan tefrika ve fitneyi şiddetle menetmiş ve müslümanlar “...fitne adam öldürmekten daha büyük bir günahtır...” (Bakara/217) ayeti kerimesiyle uyarılmışlardır.

Asrı saadette vuku bulan şu hadise müslümanların tefrika ve fitneye karşı ne kadar uyanık olmaları gerektiğini en açık bir şekilde göstermektedir. 120 yıl boyunca düşmanca yaşayıp sürekli birbirleri ile savaşan Medineli Evs ve Hazreç kabileleri İslamla şereflendikten sonra candan kardeş olmuşlar, cahiliye döneminde aralarında vuku bulan savaşları, kan davalarını, düşmanlıkları unutmuşlar, Allah yolunda bütün samimiyetleri ile omuz omuza cihad ediyorlar, Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem’e bütün imkanları ile yardımcı oluyorlar, İslam için yurtlarından, yuvalarından, ailelerinden kopup hicret eden muhacirlere kapılarını, kucaklarını ve gönüllerini açıp kardeşçe kucaklıyorlardı.

Günlerden bir gün Evs ve Hazreç kabilelerinden bir grup genç oturmuşlar aralarında candan sohbet ediyorlardı. Büyük bir İslam düşmanı yahudi Şaş bin Kays onları bu samimi ortamda görünce, içindeki tüm kin ve düşmanlıkları depreşti ve kendi kendine: “Vallahi bunlar böyle bir arada toplu bulundukça bize buralarda huzur yok” diye mırıldandı ve yanındaki yahudi gence “Haydi şunların yanlarına ait otur. YEVMİ BUASI (Evs ve Hazreç kabileleri arasında yapılan ve Evslilerin galip geldiği savaştır.) ve daha önceki savaşları hatırlat. Ve o zaman şöylemiş oldukları şiirlerden bazı parçaları da okuyuver.” diye tenbih etti. Genç denileni aynen yaptı. Bunun üzerine toplulukta bulunanlar tartışmaya, çekişmeye başladılar. Kendi kabilelerinin üstün meziyetlerinden bahsederek karşı tarafa övündüler. İşi çok ileri götürdüler. Evs kabilesinden Evs bin Kayzi, Hazreç kabilesinden Cabbar bin Sahr bineklerinin üzerine atlayarak söz düellosu yaptılar. Daha sonra biri diğerine “Vallahi isterseniz aynı şeyi ilk günkü gibi tekrarlarız.” diye konuştu. Her iki taraf öfkelerine yenik düştü. “Tekrarlıyoruz. Silahlara! Silahlara! karşılaşma yeri kara taşlık!” diyerek kalktılar. Evs’in adamları Evs’e, Hazrec’in adamları da Hazrec’e katıldı. Durumdan haberdar olan Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem derhal bir kısım muhacirle onların yanına gitti ve şöyle hitap etti: “Ey müslümanlar topluluğu! Allah’dan korkun! Allah’dan korkun! Ben aranızda olduğum halde cahiliye davası mı güdersiniz? Allah sizi İslam’a kavuşturduktan, sizi onunla şereflendirdikten, cahiliye ile olan ilişkilerinizi İslam’la kestikten sizi küfürden kurtardıktan sonra kafirler olarak eski durumunuza mı dönüyorsunuz.”

Rasullulah sallallahu aleyhi ve sellem’in bu dokunaklı konuşması tesirini gösterdi. Taraflar silahlarını atıp ağlaşarak birbirlerini kucakladılar. Böylece yahudi Şaş b. Kays’ın kurduğu tuzak boşa çıktı. Bunun üzerine şu ayeti kerimeler nazil oldu:

“Ey iman edenler! Eğer kendilerine kitap verilenlerden herhangi bir topluluğa itaat edip uyarsanız, sizi imanınızdan sonra çevirip kafirler haline getirirler.

Size Allah’ın ayetleri okunurken, üstelik Allah Rasulü de aranızda iken, nasıl inkara saparsınız? Her kim Allah’a dayanırsa, kesinlikle doğru yola iletilmiştir.

Ey iman edenler! Allah’dan ona yaraşır şekilde korkun ve ancak müslümanlar olarak can verin.

Hep birlikte Allah’ın ipine (İslam’a, Kur’an’a) sımsıkı yapışın. Parçalanmayın. Allah’ın size olan nimetini hatırlayın: Hani siz birbirinize düşman kişiler idiniz de O, gönüllerinizi birleştirmiş ve onun nimeti sayesinde kardeş kimseler olmuştunuz. Yine siz bir ateş çukurunun tam kenarında iken oradan da sizi o kurtarmıştı. İşte Allah ayetlerini size böyle açıklar ki doğru yolu bulasınız.

Sizden, hayra çağıran, iyiliği emredip kötülüğü men eden bir topluluk bulunsun. İşte onlar kurtuluşa erenlerdir.

Kendilerine apaçık deliller geldikten sonra parçalanıp ayrılığa düşenler gibi olmayın. İşte bunlar için büyük bir azap vardır.

Nice yüzlerin ağardığı, nice yüzlerin de karardığı günü (düşün) yüzleri kararanlara “ imanınızdan sonra kafir mi oldunuz? Öyle ise inkar etmiş olmanız yüzünden tadın azabı. (denilir)”

Yüzleri ağaranlara gelince, Allah’ın rahmeti içindedirler. Onlar orada ebedi kalacaklardır.” (Al-i İmran/100-107)


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.