E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

 

 

YUNUS HÜDAYİ KAPAK;

 

İSLAM EKONOMİSİNİN İNŞASINA DOĞRU

Müslümanlar Mekke döneminde kendilerine ait bir iktisat siyaseti uygulama gücüne sahip değildiler. Bu imkânı Hicret'ten sonra Medine'de elde ettiler. Hz. Peygamber, Medine'de bir yandan Müslümanların siyasi hukukunu belirlemeye yönelik adımlar atarken, bir yandan da Medine Pazarı'nın temelini atıyordu. Ayrı bir Pazar kurulmasının başlıca iki amacı vardı:

1) İslamî ilkelerin uygulanacağı bir iktisadi düzen kurulması;

2) Bu sayede Müslümanların iktisadi güç elde etmeleri ve inanmayanların sultasından kurtulmaları.

Medine Pazarı'nda iki temel ilke vazedildi:

1) Pazar yerinde kimse belirli bir yeri sahiplenmeyecektir;

2) Vergi alınmayacaktır.

Bu ilkeleri bugün şu şekilde yorumlamanın mümkün olduğu söylenebilir:

1) Siyasi otorite iktisadi hayat içinde rant oluşumunu engelleyici biçimde davranacaktır;

2) Piyasa düzenlemeleri üretici ve satıcılar için cazip olacak biçimde yapılacak; böylece hem iktisadi hayata dinamizm gelecek, hem de müşteri konumundaki halk daha elverişli şartlarda mal temin edebilecektir.

Müslüman bir toplumun iktisat düzenini, müdahaleden mümkün olduğunca uzak bir serbest rekabet düzeni olarak tanımlayabiliriz. Hz. Peygamberin narh konulması teklifini "Fiyatları belirleyen Allah'tır" diyerek geri çevirmesini, hiçbir beşeri organizmanın -zorlayıcı bir durum söz konusu olmadıkça- fiyat tesbiti hakkına sahip olmadığı tarzında yorumlayabiliriz: Mesela, hem bir alim hem de bir muhtesib olan İbn Teymiye, nonnal (yani spekülasyondan uzak) piyasalarda resmî fiyat tesbitinin doğru olmadığını söylemektedir. "Normal bir piyasada tüccar ve zanaatkârlar müşteriden maliyet fiyatlarını ve ilaveten risklerinin karşılığı olan bir fazla değeri talep ederler. Daha spekülatif bir piyasa durumunda ise, piyasaya iştirak edenlerin öznel değerlendirmeleri önemli bir rol oynar. Merkezî otoritelerin (kıtlık ve benzeri durumlarda) zaman zaman vuku bulan müdahalesi ahalinin temel ihtiyaçlarının giderilmesi için faydalı olabilir. Ancak, loncalar veya resmî otoriteler tarafından genel fiyat tesbiti, hem verimsiz, hem de etkisiz olması hasebiyle, doğru değildir."(1)

Canlı bir ticaret merkezi olan Mekke ortamında filizlenen İslam kendinden önceki iktisadi faaliyetleri çoğunlukla yasaklamamış ıslah etmiştir. İnsanlar umumiyetle ihtiyaç duyduklarından daha fazla maddi varlığa sahip olmak isterler. İmam-ı Gazali'ye göre bunun birinci sebebi gelecek korkusudur. "Korkan insan, kötümser olur. Dolayısıyla, mevcut ihtiyaçlarını karşıladığı anda bile, uzun hesaplar (tul-i emel) yapar. Hatırına, ihtiyacına yeten malın telef olabileceği ve başkasına muhtaç duruma düşebileceği gelir. Bir kere bu hatırına gelince de gönlüne korku dolar ve korkunun verdiği rahatsızlığı, herhangi bir afet halinde başvurabileceği başka bir malının da olduğunu bilmekten ileri gelen bir güvenlik duygusundan başka şey dindiremez olur. Artık o, geleceği için beslediği korkudan ve hayata olan sevgisinden dolayı, habire uzun bir ömrü, hücum eden ihtiyaçları, malların afetlere maruz kalma ihtimalini hesap edip durur.

Netice olarak da bu hal, onu korkusunun tek çaresi olarak gördüğü, ihtiyaçtan fazla mal toplamaya iter.

Servet peşinde koşmanın ikinci ve daha kuvvetli saiki, insanoğlunun rububiyet eğilimidir. Gazali'ye göre, mayasındaki rabbani özellik icabı insan ruhu rububiyeti sever. Rububiyetin anlamı, kemalde eşsiz ve varlıkta tek ve rakipsiz olmaktır. İnsan, kamil olmayı, ötesi olmayan bir amaç olarak, kendi içinde bir amaç olarak arzular.

Ancak, varlıkta tekleşerek kemale erme imkanı olmayınca, bu sefer diğer bütün varlıklara hükmetme yoluyla kemale erme ihtiyacını tatmin etmek ister. Mal vasıtasıyla insan, köleleri mülkiyetine geçirmeye, hür insanları da köleleştirmeye; gönüllerini kendine bağlayamasa bile, bedenlerinde ve şahsiyetlerinde tasarrufta bulunabilmek için, gerekirse zor ve galebe yoluyla onlara başeğdirmeye çalışır. Başta İbni Haldun olmak üzere Müslüman düşünürler, bir yandan servet elde etme arayışının, şükür kapısı açık tutulmak şartıyla, meşru olduğunu belirtirken; diğer yandan, meşru servet biriktirmenin zorluğuna işaret etmektedirler.(2)

İslam düşünce sistemine göre Allah Teala tabiatı bütün varlıklara  yetip artacak şekilde  bol nimetlerle donatmıştır. (İbrahim-32/34, Hicr-19) Fakat insanoğlunun bu fırsatları zulmü ve nankörlüğü sebebiyle kendi kendine zayi etmesi sebebiyle dünyasını cehenneme çevirdiği anlatılır. (Rum–41, Yunus -23)

Ebussuud ve Kurtubi’ye göre; İktisadi zulüm tabiatta saklı nimetleri elde etmek için çalışmamak ve başkalarını mahrum etmektir. Nankörlük ise elde edilen nimetlerin hak sahiplerine yerli yerince dağıtmamaktır. Kapitalist sistemde ekonomideki bozuklukların ve iktisadi mücadelenin nimetlerin kıtlığı esasına bağlanmasının aksine İslamî düşüncede vefret (bolluk)esası vardır. Bozukluk nimetlerin azlığından değildir. Ancak nedrete (kıtlığa) sebep olan insan gücünün sınırlı olması, insanın üretimde nazlı tavrı, tüketim düzensizliği, servet dağılımında ki haksızlık gibi etkenlerdir.(3)

İnsanları açlıkla korkutup kötü işlere sevkeden Şeytan olduğuna göre, Kaynakların kıtlığı esasına dayanan kapitalist anlayışta şeytani bir yaklaşımın olduğunu söyleyebiliriz. İslam ekonomisinin en dinamik genel kaidesi şudur. "İbadetlerde aslolan nassın tayinidir. Muamelatta aslolan ise serbestliktir. Yani şeriatte bir beyan olmadan ibadet olmazken yine bir beyan olmadan da muamelatda yasak olmaz." Böylece  insanlara bu sahada her çağda  hür ve geniş bir hareket ve uyumluluk imkanı sağlanmış, darlık ve sıkıntı bertaraf edilmiş olur. Mesela alışveriş, akit ve sözleşmelerde aslolan mübah olmasıdır. Hadis-i Şerifte: “Müslümanlar haramı helal helali haram kılan bir şart olmadıkça mukavelelerinde öne sürülen şartlarla bağımlıdırlar.” buyruluyor. Bu yüzden insanlar öteden beri maslahatı celb ve madarratı def’ sadedinde akit ve şartlara gereksinim duymuşlardır. Bu da asırlara göre değişik şekiller almıştır. İnsanlar önceleri sınırlı ortaklarla şirketler kurarlarken, mevduatların çok fazlalaşması sebebiyle zorunlu hisseli ortaklıklar gelişmiştir (hisse şirketleri global hale gelmiştir. Y:H) Mal canın yongasıdır. Cenab-ı Hak insanı malla kaim kılmıştır. (Nisa-4). Efendimiz (SAV): “iyi bir kul için iyi bir mal ne güzeldir” buyurur. İşte İslam, muamelelerde gelişmeye müsait bir esneklik vermiştir. Nübüvvet asrına münhasır bir muamelat anlayışı olmamıştır. Hadis-i Şerifte bu husus ne güzel özetleniyor: “Allah’ın kitabında helal kıldığı helal haram kıldığı haramdır. Söz söylemeyip geçtiği hususlar müsahame edilmiştir. Allah’tan afiyet dileyin. Zira o bir şey unutmamıştır.”(4)

Kainatta  İktisat

Hayat Batıda kabul edildiğinin aksine bir mücadele değil aksine  büyük bir yardımlaşma ile devam etmektedir. Dünyada insan eli değmese müthiş bir temizlik düzeni vardır. Dünyanın değişik yerlerinde ölen o kadar canlı diğer canlılar tarafından temizlenmektedir ve dünyanın önemli problemlerinden kirlilik problemi olmaksızın gerçekleşmektedir. Kendi dünyasını böylesine bir bilinçle kirleten yalnızca insanoğludur. Kainatın temiz kalması Kuddüs isminin bir tecellisidir.(5) İman, müslümanın yüce Varlığın ekonomik olaylarda dahil bütün olaylarla ilgisini bilmesini gerektirir. Hadis-i Şerifte, iki müslüman ortaklıklarında doğru iseler, üçüncü ortaklarının Allah Teala olduğunu bildiriyor. "Bu ortaklık ekonomiyle alakalı er-Rezzak,el-Vehhab, el-Ğani,el-Veli, Malikü’l-mülk, er-Rahim, en-Nafi, es-Samed, el-Birr, el-Varis, el-Mukit, el-Muhsi, el-Muksid, el-Muğni, el-Vasıt, el-Kabid, el-Hasib gibi esma-i İlahinin tecellileri doğrultusunda iş yapmakla kurulur. Bu isimler incelendiği zaman görülecektir ki, insan manevi bir tavırla bu isimlerden nasibini aradığında mesela; Rezzak ismi karşısında şükredici olması, Ğani sıfatı karşısında fakir ve muhtaçlığını anlaması, Kabiz sıfatı karşısında tevekkül edici olması, Nafi ismiyle başkalarına faydalı olması gibi vasıfları şiar edinmeleri ve bunları ekonomik faaliyetlerinde göstermeleri gerekecektir. Öte yandan ibadetlerin de insanın ekonomik faaliyetlerinde rolleri vardır. Haram ve helal üretim ve tüketim için en önemli iki kriterdir. Suni ihtiyaçlar üretmek haramdır. Zekat Hac sadaka oruç gibi ibadetler ekonomiyle doğrudan alakalıdır.(6) İslam iktisadı, İslam insanı üzerine inşa edilir. Bu alan diğer inanç, ibadet, ahlak, hukuk gibi alanlardan ayrılmaz bir bütünlük arzeder.(7)

İSLAM İKTİSAD ANLAYIŞININ ESASLARI

Yusuf el-Kardavi naslar ışığında şu tesbitlerde bulunur: "Ölçüyü kaçırmayın,dengeyi koruyun! Tartıyı adil yapın ve ölçüyü zayi etmeyin." (Rahman 8-9) İşte İslam ekonomisinde bu denge aranır.Yani toplumun zayıf ve yoksul kesimini düşünen bir denge. Bunu temin için mükellefiyetler yüklemiş, hudud çizmiştir. Mesela zekat, hem dini hem ekonomik hem siyasi, hem sosyal hedefleri olan bir ibadettir. Öte yandan faizin karaborsanın, çekişmeye sebep olan aldatmanın yasaklanması bu meyandadır. Piyasa ekonomisinde insan parayla ölçülürken İslam’da "mal ve evlat dünya hayatının süsüdür. Gerçekte baki kalacak ameller ise; Rabbinin katında sevab ve arzu etme açısından daha hayırlıdır. "(Kehf-46) İslam’da çalışmak ibadettir. Cihattır. "Yeryüzünde gezin ve Allah’ın rızkından istifade edin."Mülk-15) "Allah’ın sana verdiği nimet ve imkanlarla ahiret yurdunu gözet. Dünyadan da nasibini unutma! (Kasas-77) İslam ekonomisi ahlakidir. Diğerlerinde ise böyle bir kayıt yoktur. Haram mal, zarar veren mal üretilmez. Alınıp satılmaz. Müşriklerin Mescid-i Haram’a yaklaşmalarını yasaklayan ayetin sonunda; "eğer fakir düşmekten korkarsanız (tüketim azalacağından) Allah sizi fazlından kalkındıracak ekonomik yönden refaha ulaştıracaktır" buyuruluyor. Hz. Ali:" Eğer fakirlik bir adam suretinde gelse onu öldürürdüm" diyor. Ebu Zerr (ra) de: "Fakirlik bir beldeye girse küfr derki beni de yanına al. "Bu yüzden İslam fakirliği tedavi edici esaslar getirir. Efendimiz(S.A.V) borç ve günahtan çokça Allah’a sığınınca dediler ki Ya Rasulallah neden borçtan bu kadar sığınıyorsun? Buyurdu: -Adam borçlandığında konuşur söz verir sonra da döner. " Kim borçlanır? Tabi ki fakir ve ihtiyaç içinde olan borçlanır.Fakirlik hastalığının ilk ilacı iştir. İş ve çalışma herkese zaruridir. Devlette işsizlere iş temin etmekle görevlidir. Hem toplum fakir olunca zekatı kim verecek! Efendimiz buyurur: "Sizden hiçbiriniz elinin emeğiyle kazandığından daha hayırlı bir rızık yememiştir." (8) Müslüman insanının iktisadi faaliyetlerinde yalnız kendini değil, kardeşlerini ve toplumu da düşünmek görevi vardır. Tarihte İslam’ın ilerici sosyal sigorta anlayışı yalnız insancı değil, adaletçi niteliği ile de öylesine kökleşti ki hayvanları da kucaklamaya başladı. Onların dertleri için vakıflar kuruldu. Çağımızın yeni tanıdığı işsizlik sigortası yüzyıllar önce İslam toplumunda uygulanmıştır. Yoksullukla savaşta en etkin silah iştir ama bu yetmez, yeterli bir ücret gerekir. Bu da yetmez kaynakların ne ekonomik ne de sosyal fayda sağlamayan yerlerde harcanmaması gerekir.(9)

EMEK

Fert hakkı ile kamu yararı birbirini tamamlar. İslam iktisadında dağıtım mekanizması emek ve ihtiyaçtır. Emek dağıtımda en önemli bir unsur ve mülk edinmenin baş saikidir. Çalışmaktan ve geçinmekten aciz olan ise dağıtımdan emeğine göre değil, ihtiyacına göre alır. İslamî sistemde iş talebi üreticiden gelir. İş arzı ise Ulu’l-Emr’in sorumluluğu altında toplumdan gelir. Kapitalist sistemin ürettiği patron sıfatının belirlediği hazır yiyen adam imajının aksine İslam’da devlet başkanından kapıcısına herkes çalışan kişi olmak durumundadır. Çalışanın ürettiği mala malik olması fıtri bir meylin neticesidir. Mülkiyet ikinci derece bir dağıtım elemanıdır. İhtiyaç fazlası servet vergilendirilir. Farklı kabiliyet, güç ve eğilimler kişilerin farklı servete sahip olmalarına imkan tanır. Ancak servetin sınırlı ellerde toplanan bir güç olmaması için gereken tedbirleri alır.(10)

·Atalet, sıkıntı sefahati, sefahat fakirliği ve bedbahtlığı doğurur.

·İslam’a göre insan emek sarfı sırasında yaptığı işten memnun olmalıdır. Ve emeği karşılığı layık olduğu şekilde verilmelidir.(11)

SERMAYE

İslam servetin sürekli üretim süreci içinde  dolaşmasını isteyen ve atıl kalmasını yasaklayan bir yaklaşım getirmektedir. Bir ekonomide üretenler değil de aracılar en yüksek geliri elde ediyorsa o ekonomide kalkınma gerçekleşmez. İslam ekonomisinin sermaye birikim modelinde ise, üretici ve biriktirilmiş sermaye birinci planda ticaret sermayesi daha sonraki planda olacağından kârların haksız kazançlarla oluşumunu engeller ve toplam talebin aşırı büyüyerek yüksek cebri vergi, sömürü ve adaletsiz gelir dağılımına aracı olan enflasyona sebep olmasına mani olur. Bir nehrin kenarında da olsa abdest alırken israfı istemeyen bir düşünce ekonomik kaynakların çarçur edilmesine elbette imkan vermez. Hele sermayenin belli bir kesim elinde dikta ve sömürü gücü haline dönüşmesini hiç istemez. İslam ekonomisinin rasyonel üretim ve tam istihdam ekonomisi olduğunu söyleyebiliriz. Peygamberimizin dinar ve dirhemler üzerinde tahrifat ve değer düşürücü işlemler yapmayı yasaklayan haberi güçlü para politikasına işarettir. İslam’da servet ve sermaye toplumda ve hayatta İslam’ın öngördüğü sonuçlara ulaşmayı sağlayan bir araçtır. İman ve amel cahil ve yoksul ortamda tam işlevini yapamaz. Bu yüzden selef hayır işler için mal biriktirir, Said b. Müseyyib: "Mal kazanmayanda hayır yoktur” derdi.

Cihad olayının iktisadi cephesi bu yüzden günümüzde daha bir derinlik kazanmıştır. Ancak bu mal biriktirme hırsına dönüşürse bu ancak dine zarar verir. (Darimi, Sünen, Kitabü’r-Rikak)(12)

Bediüzzaman der ki: “Müslümanların fakirliğinin sebebi onların dünyayı sevmemesi değil bilakis onların hırsla dünyaya yaklaşmalarıdır”. Kaynakların akılcı kullanılması neticesinde dünyamız bir trilyon insanı besleyebilir. İslam’ın dediği gibi komşusu aç iken tok olmama prensibi sadece fertlere değil aynı zamanda toplumlara da şamil bir sözdür.(13)

FİYAT VE KAR

İslam kaynak tahsisi sisteminin  özelliği klasik ekonomideki fiyat tanımlamasına benzer. Fakat  mallar ahlaki açıdan sosyal kurumlara rehberlik eden daimi bir bilgi esasına göre işlem görür. Yani bu ahlaki kaygı piyasa dolaşım ilişkilerinin tabiatını değiştiriyor. İslam ekonomisinin bu özelliği sebebiyle kârlar normal temeline oturur. Normal kâr seviyesi  İslam ekonomisinde arz ve talep edilen  mal ve hizmetlerin bir araya geldiği temel dinamik ihtiyaçlara göre yönetimi sebebiyle ortaya çıkar. Bu şekil dinamik ihtiyaçların en iyi şekilde giderilmesi için düzenlenen pota fiyat sabitliğini muhafaza eder. Gelirlerin temel olarak üretime dayanmasını temin eder.(14)

Malı mal doğurmaz malı doğuran emek ve çalışmadır. Peygamberimiz bir seferinde bir sahabiye koyun alsın diye bir dinar verir. O da onunla iki koyun alıp birini bir dinara satar ve getirir. Zübeyr b. Avvam’ın Medine de bir koru arazisi vardı. Medine yerleşim alanı genişleyince kıymeti kat kat arttı. O halde kâr noktasında yasak olanın insanların ihtiyacı olduğu halde fiyat artsın diye ihtikar yapmak veya olmayan vasıflarla o malı satmaktır. (Yoksa piyasa koşullarında fazla kâr etmek değil.)(15)

ÜRETİM VE TÜKETİM

İbn-i Haldun  siyasi baskı ve zulmün  insanlarda iktisadi faaliyette bulunma arzu ve isteklerini körelterek ekonomik gelişmeyi önlediğini söyler ve devamla ağır vergilerin ve devletin müdahalelerinin  halkı perişan ettiğini kişileri zelil ve miskin bir duruma düşürdüğünü  belirtir. Devlete ait mal ve ticaret eşyalarına sürekli zam, işçinin memurun hakkını vermeme, şeriatın yüklemediği vecibeleri zorla halka yükleme (onun sırtından batıkları kurtarma gibi.), halkın alacağını batırma (veya enflasyona yedirme), karşılığı olmadan angarya işlerde çalıştırma vs. bunların hepsi zulümdür. Yurdun bayındırlığını giderir. Böylece devletin zenginliğinin devlet masraflarını kısarak hazineyi doldurmakla artacağını zannetmek büyük hatadır. Tam aksine zenginlik, devletin imkanlarının halkın iyileştirilmesi, korku ve zulmün kaldırılması, canlı ve üretken bir hale getirilmesi  için seferber edilmesiyle mümkündür.(16)

İslam’ın tüketimde ele aldığı temel ilkeler, temizlik, doğruluk, itidal, israf etmeme, bağış yani Allah’ın nimetlerinden istifade ve erdem yani ahlaki ve ruhi gelişmenin gözönüne alınması esasına dayanır. Müslüman yerken bile besmele çeker Rabbini unutmaz.(17) Niyetiyle mübahları bile sevap hanesine yazdırır. Pazar yerine getirilmekte olan ticaret mallarının yolda aracılar tarafından karşılanıp suni fiyat artışına ve üreticinin hakkının gasbedilmesine sebep olan davranışın yasaklanması (Buhari-Müslim-Tirmizi) sömürü yerine çalışarak ve üreterek ferdin maddi ve manevi tatminine imkan hazırlar. Bunun gibi simsarlıkla köylünün malını depolayıp ihtikarla yüksek fiyata çıkarmak halkı mağdur eder. Ama bunlar önlenirse çalışan, üreten kazanır. Kazananların birikimi yatırıma dönüşür. Tüketici artan birikimini yatırıma ve tasarrufa dönüştürür. İslam’da herkese çalıştığı kadarı vardır.(53/39)(18)

ENFLASYON VE FAİZ

İslam’da, çok önemli sebepler (karaborsa, tekel oluşturma vb.) olmadıkça fiyat oluşumuna (piyasaya) müdahale edilmez. İslam’da  karz(borç verme) akti kısa vadeli ve küçük kredileri temin etmek için yeterli olabilir. Ancak uzun vadeli ve büyük krediler için (faiz yerine ) –kâr ortaklığı- esası getirilmiştir. İnan ve Mudarabe şirketleri bu amaca yöneliktir.(19) Ancak günümüz karmaşık ekonomilerinde şeklen faiz olan konularla İslam’ın yasakladığı konuları birbirinden çok iyi ayırmak ciddi bir sorun haline önümüzde durmaktadır.(20) Esasen faiz, ekonominin iki büyük direği olan para ve üretim bölümü arasını ayırıyor. Para  sermaye piyasasında bir mal olarak ele alınır. Para sahibi subjektif bir risk taşıdığından bu riski parasının karşılığına eklemek istemektedir. Makro ekonomilerde ayrıca enflasyonu sabitleme  böylece yatırım kaynaklarına aşırı talebi yavaşlatma ve dünya mevduatını ulusal ekonomiye kazandırma  politikası hükümetlerin para sektörlerine bağımsız bir reel sektör gibi  davranmalarına imkan tanıdı. Sonuçta makroekonomik karasızlığın ve düzensizliğin reel sektöre para sermayesinin akışıyla azalma potansiyeline imkan verilmedi. Nihayet para sektörü (rant) reel sektörden avantajlı olarak ödünç fonundan kazanılmış karlar elde eder oldu. Bunun anlamı zengin para piyasasından faizle kazanç elde ederken fakir de reel sektörden kazanacaktır. Bu iki sektör arasındaki ayırım fakire ters orantılı etki yapacaktır. Zenginliğin ahlaki kazanımı ve sosyal düzen adaletsizlikle bozulacaktır. Bediuzzaman faizin global buhrana yol açışını şöyle belirtir: "Faiz muhtaç olan insanın borç aldığına kin ve haset duymasına sebep olur. Ve faiz sen çalış ben yiyeyim anlayışını körükler. Aynı zamanda faiz alanı da meşru olmayan yollara sürükler.

·Alemdeki kavga kapısını kapamak için faizi kaldırmalıyız. Çünkü faiz yiyenler ahlaki vasıflardan uzaklaşırlar, ve onlarda fazilet duygusu aramayız.

·Beşer Kur'an'ın faizi yasaklaması emrini dinlemedi ve büyük silleler yedi.

1929 dünya iktisadi buhranı ve II. Dünya savaşı bunun örneklerindendir.

İSLAMİ MODEL

İslam ekonomisinin genel görünüşü harcamayı kaynakların seferber edilmesi ilkesine göre yapmaktır. Şöyle ki halk parasını İslamî bankalara kor. Bankalarda bunu uygun yatırımlarla değerlendirir. Gelir temin eder. Tabi bu reel sektörün girişimiyle elde edilen bir kazançtır. Burada paradan para kazanma yoktur. Para sadece reel sektörün yatırım aracıdır. Risk ise, sektörler ve acentalar arasında reel sektörün getirideki büyüklüklerine  göre paylaştırılır. İslamî banka parasal sermayeyi hızla müteşebbis faaliyetler için reel sermayeye dönüştürmek zorundadır.(21)

İslam’ın  iktisadi-ekonomik sistemi ancak tatbikatla  çağa damgasını vuracak bir özellik gösterir. Bunun rahmet oluşu teoriyle yeterince anlaşılamaz. Bu yüzden İslamî bankacılık gibi (Finans Kuruluşlarını kasdetmiyoruz) bir kısım modelleri uygulamaya koyan bazı devletlerin olumlu adımı umut verici olmuştur. Zira biz İslam’ı ancak yaşadığımız sosyal hayatta gündeme alabildiğimiz ölçüde sosyal hayatı değiştirecek dinamiklere sahip olabiliriz. Teorik söylemler ancak vicdanlara hamasi teskinlik verir. Ama bir toplumda sosyal hayatın değişmesi ancak o sosyal hayatın içinden gelen güçlü bir meyille mümkün olacaktır. İslam ekonomideki zaferini ancak haram yemekten korkan bir toplum oluştuğu zaman gerçekleştirebilecektir.

Kaynaklar

1-Mustafa Özel, ‘Adam zengin olur mu?’, http://hocam.tripod.com/economi, 2- Mustafa Özel ,agm. 3- Dr. Fahri Demir, İslam Hukukunda Mülkiyet Ve Servet Dağılımı, s.290,D.İ.B. yy. 4-Yusuf el-Kardavi, Makalat ve likaat,el-Münteda,’Ticaretü’l-eshüm’, www.qaradawi.net, 5- Risale-i Nur’dan İktisad prensipleri I, http://hocam.tripod.com/economi, 6- İktisadi Kalkınma Ve İslam, İlmi Neşriyat,s. 55-57, İSAV,1987, İstanbul, 7- İktisadi Kalkınma Ve İslam,s. 71, 8- Yusuf el-Kardavi, Makalat ve likaat, eş-şeriatü vel-hayat, ‘Keyfe alece’l-İslam...’ , www.qaradawi.net 9- İktisadi Kalkınma Ve İslam, s.31-33 10- Fahri Demir, age., s.282-302, 11- Risale-i Nur’dan İktisad prensipleri I, , http://hocam.tripod.com/economi, 12- İslam Ekonomisinde Finansman Meseleleri, s. 361-380, Ensar Neşriyat, İlmi Araştırmalar Dizisi, 1992, İstanbul, 13- Risale-i Nur’dan İktisad prensipleri I, , http://hocam.tripod.com/economi, 14- Dr. Masaddul Alam Choudhury, The structures of İslamic Economics,’Markets according to the principle of ethical...’, http://islamic-finance.net/islamic economy, 15- Yusuf el-Kardavi, Makalat ve likaat,el-Münteda,’Ticaretü’l-eshüm’, 16- İktisadi Kalkınma Ve İslam,s. 114-119, 17- Prof. M. A. Annan, İslam’da Tüketim İlkeleri, http://hocam.tripod.com/economi, 18- İslam Ekonomisinde Finansman Meseleleri, s. 361-380, 19- Para Faiz Ve İslam, s. 210, 20- Para Faiz Ve İslam, s.114-115, 21- Risale-i Nur’dan İktisad prensipleri I, http://hocam.tripod.com/economi

Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.