E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

 

 

ABDÜLHAMİD ÖZYAYLA KAPAK;

 

İDARECİLER HALKIN KAMBURUDUR

 İktisat/ekonomi, bütün varlık alemini ilgilendiren ve hayatı dengede tutan bir hesap ilmidir. Hesap ilmi/muhasebe, kâr ve zararı konu edinen bir mizan/terazi ve cetveldir. Muhasebenin T cetvelini, mizan veya kantarın topunu elinde tutan güç; Cenab-ı Hakk’ın kudret elidir. Nedret/yokluk kanunu veya kesret/çokluk kuramı; modern iktisat ilmindeki piyasaya müdahale eden görünmeyen elin yani yüce kudretin takdirindedir. İnsanların maişetleri/geçimleri ecel gibi önceden takdir ve taksim olunmuştur. Yani rızık da ecel gibidir, değişmez. Öyle ise herkes ecel gibi rızkına da razı olmalıdır. Kul Yusuf mahlasını taşıyan hak aşığı kadere rızayı şöyle terennüm etmiştir:

“Felek bir gün cana kıyar,

Sizi kabdan kaba koyar,

Kimi atlas libas giyer,

Şükür bize aba düştü.”

İnsanların ortak siyasi iradeleri ile meydana getirdikleri devletlerinde bütçeleri aynıdır. Her çocuk kendi rızkı ile doğar. Allahu Teala dağına göre kış yaratmıştır. Her ülke insanına yaşadığı memleketin coğrafi konumuna göre çeşitli rızık kapıları aralanmıştır. Allahu Teala tarafından insan aklına bir zarar gelmediği sürece, daha nice iş kolları ve istihdam sahaları ortaya çıkacaktır. Yeter ki insan; rızık konusunda endişeye düşmesin, şeytanın verdiği açlık korkusuna kapılmasın. Yeter ki kul, kendisini yaratan Sultanına karşı güven duygusunu kaybetmesin. Heva ve hevesini tanrı edinip şeytanın askeri olmasın. Allah’a kul ve köle olmayan  insan, kullarının kul ve kölesi olmaya mahkumdur.

İbni Haldun merhum Mukaddimesi’nde bir insan hangi coğrafi bölgede yaşıyorsa o beldenin rızkı ile beslenmelidir. O yörenin sebze ve meyvesi ile beslenmelidir. Aksi takdirde insanda ya bir hazımsızlık/kabızlık ya da ishal başgösterir. Badem içi-ceviz ve çekirdekli kuru üzümle beslenen Orta Anadolu  steplerinde yaşayan bir Türkmen kocasının nesli tropikal bölgenin bitkileri olan çikita muzu, hindistan cevizi ve ananasla beslenirse hastalanacağı ya da yaramazlık yapacağı aşikârdır. Onun içindir ki Yunus Emre (R. Aleyh) bu tenakuzu şöyle dile getirir:

“Çıktım erik dalına; anda yedim üzümü,

Bostan ıssı/sahibi kakıdı; der ne yersin kozumu...”

Her ülkenin iklim ve bitki örtüsünün farklı olduğu gibi; buna bağlı olarak o ülke insanının mizacı, ahlakî yapısı, kültürü, hayata bakışı ve hayat felsefesi farklı farklıdır. Öyle ise; ülke ekonomisine yön vermek isteyenler yaşadıkları ülkenin insanını bir toprak gibi iyi tahlil ve teşhis etmelidir. Toprak insanoğlunun anasıdır. Taşıdığı ruh yani havası onun aslıdır. Vücut ısısı, beden ülkesinin tarikatı; taş tuluğun içindeki su kütlesi ise varlığının hakikatidir. Ölü bir varlık olan toprak Allah’ın insanoğlunun hizmetine sunduğu beşeriyetin ortak malıdır. “Toprak ekenin su kullananındır.” sözü mecazidir. Arzın ve arşın ilk ve son sahibi Halik-ı Zülcelal’dir. İnsan beşeriyete hizmet için yaratılmış değildir. Ancak tabiatın ekolojik dengesini korumalıdır. Sanayileşme uğruna tarım, ziraat ve hayvancılık feda edilmemelidir.

Kimse hangi kıtada dünyaya geleceğine kendisi karar veremediğine göre; herkes gözünü açtığı ülkenin kıt kaynaklarını akıllıca değerlendirip varlığını devam ettirmenin çarelerini aramalıdır. Her ülke insanının eceli gibi rızkı da ayrı ayrı yaratılmıştır. Ancak insana düşen görev kendisi için ayrılan rızka ulaşmak için çeşitli sebeplere sarılmalı ve gayret etmelidir. Çünkü insan için emeğinden başkası yoktur. Emek olmadan yemek olamayacağına göre; her insan alnının terini/emeğini ortaya koymalı ve elinin kirini/parasını kazanmalıdır. Zira; “Kim kazanmazsa bu dünyada bir ekmek parası... Dostunun yüz karası düşmanının maskarası” olur. “Nasıl olsa rızkım beni bulacaktır.” anlayışı ile çalışmadan kazanmak hayali, insan ve toplum için doğru değildir. Kul kesbeder/azmeder, Allah sebepleri yaratır. Allah çalışana verir. Havada gezen bir su tankı gibi bulutlardan boşalan rahmetler, hava ve suya inen cemreler ile ölü toprağa nefes/hayat veren Yüce Allah rızkın temini için geriye kalan vazifeyi insan oğluna yüklemiştir. Fil-hakika yalın aklını, heva ve hevesini tanrı edinip yaratıcıya başkaldıranlar yağmurdan kaçayım derken doluya uğrayacaklardır. Gecenin zifiri karanlığında çakan şimşek, gök gürültüsü ve ıslık çalan rüzgarla yolunu kaybedip Allah’ın ayetlerine ve elçilerin sesine kulak tıkayanlar ıssız çöldeki serapları su deryası zannedeceklerdir. Yani manevî rahmetten/Kur’an’dan uzak kalan fert ve toplumlar maddi rahmetin imkanlarından istifade edemeyecekler ve gök kapıları onlar üzerine kapatılacaktır.

“Ülkemiz çöl olmasın.” sloganıyla yola çıkanlar ülkesine ve milletine kendisini adayan oksijen kaynağı nice çınarları ve genç fidanları üniversite kapasında Alman hızarı gibi doğramaktadırlar. Doğramacı’(!)nın zevali bekleyen Kemal’leri, toprak kaybına hayır! derken; kültür erozyonuyla fertlerin devletine olan güven duygusunun kaybolmasına sebep olmaktadır. İbni Haldun; “Güven kaybının devletin varlığının sona ermesine işarettir.” demiştir. Kendine güven duygusu olmayan fert gibi miletine güvenmeyen bir devlet de ayakta duramaz. Aileleri ayakta tutan güven duygusudur. O halde devlet erkanı halkına karşı güven tazemelidir. Çünkü milletin varlığı devletten öncedir. Devlet millet için vardır. Ana ile kızının, baba ile oğlunun arasını açmaya çalışan cadalozlar bu defa da devlet ile millet arasındaki makası açmaya çalışmakta, yarayı büyütmeye, açıyı genişletmeye devam etmektedirler. Ne demişti Akif merhum:

“Girmeden bir millete tefrika; düşman giremez

Toplu vurdukça yürekler onu top sindiremez.”

Devlet yönetiminde ekonominin kanı paradır. Kandaki basınç/yüksek enflasyon, pıhtılaşma/stagflasyon yani aşırı durgunluk, üre/faiz mikrobu, şeker oranı/satın alma gücünün düşmesi demek devletin varlığını yitirmesi demektir. Tıpta teşhis tedaviden önce gelir. Ekonomi için de aynı kurallar geçerlidir. Türkiye ekonomisine neşter vuran cerrahlar öncelikle hastayı faiz belasından uzak tutmalıdırlar. Onu iç ve dış mihrakların kazdığı borç bataklığından çıkarmalıdırlar. Hastanın kan idrar ve dışkısı tahlil edilmelidir. Beyin tomografisi, kalp grafiğine dikkat edilmelidir. Hasta uzman hekimlere teslim edilmeli ve koruyucu hekimlik usulleri öğretilmelidir. Aksi takdirde Türkiye ekonomisi, Türkü-ye(!) politikasına dönüşen aids mikrobuyla masada kalacaktır. Babasını doğmadan kaybetmiş öksüzlere yazık olacaktır.

Türkiye ekonomisinin geriye kalmasının sebepleri maddi ve manevidir.

A. Maddî Sebepler:

1- Siyasî

2- İdarî

3- Askerî

4- Coğrafî/fizikî

5- İktisadî/Ticarî nedenlerdir.

B- Manevî Sebepler:

1- Dinî

2- Ahlakî

3- Sosyolojik

4- Psikolojik

5- Kültürel

6- Tarihi nedenlerdir

A-1 Siyasi Nedenler:

Gereksiz iç siyaset tartışmaları, siyaset arenasındaki kısır çekişmeler, yağlı deve güreşleri(!) denizli ve hind horozlarının danışıklı döğüşleri(!) icraattan yoksun laf ebeliği ve çoban salatası(!) siyasetteki belirsizlik ve dengesizlik, milli iradenin meclise yansımaması vb. unsurlardır. Ülkenin dış siyaset politikasındaki beceriksizliği, dünya konjonktürünü yakalayamaması, ülkeler arası ilişkilerde tek yanlı davranışlar sonucu yalnızlığa itilmesi, lobi faaliyetlerinin yetersizliği nedeni ile dış ticaretimiz devamlı açık vermiş ve ekonomik tıkanıklığın önüne geçilememiştir. Devamlı dış borçlarla adeta ekonomik tedbir ve emir paketleri alınmıştır. Bu sebeple Cottarelle ekonomi kulübünün teknik traktörü olmuştur. Beyin göçüne karşı zamanında tedbir alınmadığı için kapalı beyin nakli yapılmıştır. Ülke ekonomisi nihayet irticaya teslim edilmiştir. Türkiye ekonomisine sayın Derviş(!)ten sonra hangi Şeyh Muz’un himmet edeceği merak edilmektedir. Atatürk’ün karma ekonomisini karmakarışık hale getiren bu dervişler ve şeyhlerin memleketi kaç on yıl daha geriye götürecekleri endişe ile takip edilmektedir.

A-2 İdarî Nedenler:

İçinde yaşadığı topluma kin besleyen zihniyetlerin idari kadroların, baş olma sevdasıyla vatana hizmet aşkını birbirine karıştıran liyakatsız insanların elinde sistem tıkanmıştır. İdarî yapılanma adına gereksiz kadro ihdasları, adama göre iş uygulamaları, hamiline kart sahiplerinin ağır işlerde çalıştırılmaması  feodaliteyi mumla aratan idari baskı, hazine, maliye, dış ticaret, Merkez Bankası ve Ekonomiden Sorumlu Devlet Bakanlığı’nın birbirinden habersiz çalışmaları, yetki ve sorumluluk tartışmaları vb. nedenlerdir.

A-3 Askerî Nedenler:

Kışlaya, daha doğrusu komuta merkezine siyasetin girmesiyle yaşanan ara dönemler ve rejimlerde hazır helva ekonomik imkan ve paketler tüketilmiş, delikli demirin icadıyla mertlik bozulmuş, postal korkusuyla yıllarca babanın foteri şapkanın altında kalmış, kırkayaklı ağanın ceketinin üzerine üniforma asılmıştır. Bazıları ganimet sevdasına düşmüş, vatan millet sakarya türküleri özel şirket ve holdinglerin ofislerinde söylenmiştir. Kurtuluş günlerinde fener alayları, Türk-Yunan dostluğu anısına şampanyalı, cinli, votkalı, kokteyl geceleri düzenlenmiştir.  Kaldırılan her taşın altında irtica çıkmış, ara rejim dönemlerinde sanayi ve teknoloji adına memlekete çivi çakılmamış aksine memleketin çivisi çıkartılmıştır. Ülke bütçesinin önemli bir bölümü askeriyeye ayrıldığı halde operasyon yapamıyoruz bahanesiyle zamanın başbakanına (........) denmiştir. Ancak bir babayiğit çıkıp da şu Kırıkkale MKE mühimmat depolarında çıkan yangının sebep ve faillerini soramamıştır. Sayıştay yangınından sonra bütün evraklar yanmış, Tantan Efendi operasyonlar serisini başlatmıştır. Sanki bir yere varılacakmış gibi. Suyu inek içmiş, inek dağa kaçmış, dağ nere gitmiş? Yanmış bitmiş kül olmuş canım. Demir hırsızı fabrikaya bekçi olmuş. Kimden hesap soracaksınız. Kim kime, dum duma. Kimin eli kimin cebinde belli değil. Ava giden avlanıyor.

A-4 Coğrafi Nedenler:

Fiziki yönden bölgesel farklılıklar, karadeniz bölgesinin dağlık oluşu Doğu Anadolu’nun ikliminin sert oluşuyla sebebiyle köklü yatırımlar yapılamamış, terör belası yüzünden Güneydoğu kalkınamamıştır. Kavga, ülkenin menfaatlerinin adil bir şekilde paylaşılmadığından büyümüştür. Dünya üzerinde yapılan bütün savaş ve çatışmaların ana sebebi ekonomik bağımsızlık mücadelesidir. Güneydoğu raporu hazırlayıp sunanlar bu gerçeği göz ardı edememişlerdir. Yatırımlar batıya, iklimin tesiriyle Marmara, Ege ve Akdeniz’e kaymış doğu illeri büyük göçler vermiştir. Fizikî yönden bölgesel farklılık neticede kişi başına düşen GSMH’daki dengesizlik ve adaletsizliklere sebep olmuştur. İşgücü kaybına neden olmuştur.

A-5 İktisadi ve Ticari nedenlere gelince:

İktisadın unsurlarından en önemlisi toprak; gereği gibi işletilememiş ne ıslah edilmiş, ne doğru dürüst toprak reformu yapılmıştır. Ne erozyonun ne de orman yangınlarının önüne geçilememiştir. Madenlerimiz gereği gibi işletilmediği gibi MTA raporlarıyla Güneydoğu’daki bazı petrol kuyularına civa dökülerek mühürlenmiştir. Günübirlik kur politikalarıyla ekonomiye yön verilmek istenmiştir. Yani yapılan devalüasyonlarla devlet bir cebindeki kuru parayı öbür cebine aktarmıştır. İşte bütün ali cengiz oyunları, cambaza bak cambaza dolap ve dümenleri o anda çevrilmektedir. 76 yılda kurulan 57 hükümetin hepsi de açtıkları ekonomik paket ve kolilerin içinden daha çok vergi daha çok zam çıkarmışlar, milleti canını dişine takarak kurduğu devletine düşman etmişler ve milleti canından bezdirerek yakasına küstürmüşlerdir. Oysaki bu necip milletin evlatları gurbet illerde 1968’den gittikleri Almanya’yı imar etmişler 1945’de yerle bir olan Almanya’dan yeni bir süper Almanya doğurmuşlardır. Türk milleti gerçekten zekidir, çalışkandır. Onu kasıtlı olarak tembelleştirenleri ona oturduğu yerden para kazanma hilelerini öğretenleri yakın tarih yargılayacaktır. Gurbet illerde biriktirdikleri sermayelerle ülke ekonomisine katkıda bulunmak için kurdukları dev tesisleri yeşil sermaye ve iritca diye damgalayıp yok etmeye çalışanları yeni nesil asla affetmeyecektir. Bu yüzden Türkiye ekonomisinin maliye politikası, ticaret yasaları ve vergi sistemi yeniden gözden geçirilmelidir. Sermaye, sadece zenginler arasında el değiştirmeye başlanmışsa tehlike sinyalleri çalıyor demektir. Merkez Bankası ile komisyon usulü ve karşılıksız avans yöntemi ile çalışan özel ve kamu bankaları ve diğer finans kurumları sıkı bir denetim altına alınarak hortum sisteminden havuz sistemine geçilmelidir. Paranın dolaşım hızı ve satın alma gücü yükseltilmeli ancak bu kan en ince kılcal damarlarla adına devlet denilen vücudun tırnaklarına kadar pompalanmalıdır. Evet, kan beyine sıçramadan ve mide kanaması başlamadan önce mutlaka tedbir alınmalıdır. Sonra A grubu (+) RH taze kan her yerde bulunmayabilir. Sayın Derviş’in sürekli kan kaybeden Türkiye ekonomisi için dışardan getirmeye çalıştığı kan uyuşmayabilir, aidsli çıkabilir. Kimse lokantanın camındaki “Buradaki yenen yemeklerin ücreti torunları tarafından ödenir.” yazısına bakıp kanmasın. Sizden önce aynı lokantadan yemek yiyen dedenizin yediği yemeğin ücreti size ödettirilmeye kalkışılırsa şaşırmayın. Ödeyemezseniz ceketiniz terhin  kalabilir. Veresiye içen kişi, bir içerken bir de parasını öderken sarhoş olur.

İnsan emeğinin sudan ucuz olduğu ülkelerden birisi Türkiye’dir.Yabancı yatırımcılar için Türkiye bedava emek cennetidir. İnsan emeğine saygı gösterilmeyen, insan elinin nasırı ve alnının teri ile alay edilen bir ülkenin ekonomisi düze çıkamaz. Çünkü iktisat ilminden emek yani insan unsuru çok önemlidir. İnsana yapılan yatırım en büyük yatırımdır. Kendi insanının güven duygusunu kaybeden bir memleket sonunda harap olur. Bu yüzden ülke ekonomisinin düzeltilmesi için ücretliler arasında gelir dağılımındaki adaletsizlik derhal giderilmeli, iş riskine göre tanzim edilen ücrete de herkes razı olmalıdır.

Sermaye, tasarruf için bir amaç değil araç olmalıdır. İnsan doyumsuz, gözü aç bir varlıktır. Ne var ki zenginliğin sonu yoktur. sermaye sahipleri yatırıma ve üretime yönelmelidir. Paradan para kazanma dahil tüm haksız kazanç yolları kapatılmalıdır. İşçi ile işveren arasında bir kardeşlik tesis edilmelidir. Fakir her zaman zenginin malının bekçisi olamayabilir. Zenginin malında/kazancında fakirin hakkı vardır. Cenab-ı Hak, hiçbir insana kendisinden korktuğu için (hâşâ) zenginlik vermemiştir. Fakirlik de bir alın yazısı değildir. Para ile çalışarak zamanla para kazanılabilir ancak para herşey değildir. Para ile kalıcı dostluklar her zaman mümkün olmayabilir. Öyle ise zengin de fakir de aklını kullanarak, el ele vererek, birbirine güvenerek gelecek kuşaklara iyi bir istikbal ve ekonomik istiklal kazandırmalıdırlar. Ağaç kapının demir kapıya, demir kapının altın kapıya ihtiyacı vardır. Ak akçe karagün için olmalı devlet halkı için karagün dostu olmalıdır.

Ekonomi çarkının dördüncü kadranı/çarkı müteşebbistir. Gerçek müteşebbis emeği sermaye ile yoğurup ekmeğini yeyip, suyunu içtiği, havasını teneffüs ettiği vatanına vefa borcunu ödemek için çalışan üretime ve yatırıma yönelen kişidir. Emeği istismar eden, sermayeyi çarçur edip insanları sürekli tüketime zorlayan, vur patlasın, çal oynasın havasıyla, gününü gün edenlerin ülke ekonomisine zerre kadar faydası olmayacağı açıktır. Evlat sevgisi ve acısı hissetmeyenler için milletin aç/açık kalması önemli değildir. Ancak her çoban güttüğü sürüden sorumludur.

B- Manevî Sebepler:

B-1 Dini Sebepler:

Her devletin varlığı bir din birliğine dayanır. Halkı müslüman olan bir ülke olan Türkiye insanının gözünde büyüttüğü devletinin ardında İslam dini vardır. Derin devletin laik olması sebebiyle ve din işlerinin bilinçli olarak devlet işlerinden uzak tutulması nedeniyle İslam dininin ısrarla üzerinde durduğu faiz mikrobu, rüşvet belası, kumar hastalığı, irtikab, gasb, zulüm ve ihtikar/kara borsacılık gibi haksız ve haram olan kazanç yolları trafiğe kapatılmadığı sürece millet olarak rahat bir nefes alınamayacaktır.

B-2 Ahlakî Sebepler:

Din duygusu güçlü, üstün ahlakî meziyetlere sahip kişiler ülke ekonomisinden, devlet yönetiminden kasıtlı olarak uzak tutulduğu sürece geri kalmışlık yaftası boynumuzda bir lanet halkası gibi takılı kalacaktır. Yeterince din kültürü ve ahlak eğitimi almamış, ahlakî faziletten yoksun kişilerin elinde şekillenen ülke ekonomisi elbette kangren olacaktır. Bundan tabii ne var ki...

B-3 Sosyolojik Nedenler:

İnsan sosyal bir varlıktır. Yani; ondaki birlikte yaşama duygusu devlet denilen otoriteyi meydana getirmiştir. İnsanlar birbirleriyle tanışıp kaynaşsınlar... diye kabileler halinde yaratılmıştır. Türk toplumunun sosyal dokusu temeli tek tanrı inancına dayalı. İslam dini ile örülmüştür. İşte bu ipin yumağını elimize geçirdiğimiz takdirde ekonomik problemler de bir çorap söküğü gibi tek tek halledilecektir. Ezanın 19 yıl Türkçe okunduğu fetret döneminde İslam denilince akla sadece abdest, namaz ve oruç gelirdi. Zekat, devlete toplanan vergi, hac ise kolera tehlikesi olan bir ibadetti. İslamın devlet anlayışı ve hukuk sistemini açıklayan metinler okunmaya başlayınca etekler zil çalmaya başlamıştır. Bizim insanımız zekat ve verginin tahsilinden yanadır, ancak artık bunların nereye gittiğini soracak kadar bilinçlenmiştir. Devleti, onu yönetenler şahsında sigaya ve sorguya çekmektedir. Millet adına devleti yönetenler açık ve şeffaf olmadığı sürece bu sorgulama devam edecektir. Zira millet sırtında kimleri taşıdığı/kamburunu merak etmektedir. Gerçek şu ki; idareciler halkın kamburudur. Vatandaş bu kamburu eninde sonunda düzeltecektir. Kendisi gibi inanmayan, samimiyetsiz devlet yönetiminde ciddiyetten uzak kişilerin pabucunu dama atacaktır. Zaten çatıya 44 numara nice fotinleri atmış durumdadır.

B-4 Psikolojik Nedenler:

İnsan tabiatı gereği derece gibidir. En ufak bir poyraz ve lodostan etkilenir en basit bir şey onun hayatına yön verebilir. Devlet kurma konusunda Türk insanının tarihte epey bir deneyimi vardır. Halk kendi içinde tebdili kıyafet vatandaşın ne yeyip ne içtiğini nasıl yaşadığını araştıran onların arasında gezen, dolaşan sultanlar aramaktadır.

Halk sahibini bulduğunda ona sahip çıkmasını bilir. Gözler yalan söylemez. Görünen köy klavuz istemez. Aradığını liderinde bulan bir toplum kendi eliyle kurduğu devletine veremeyeceği hiçbir şey yoktur. Mesela Osmanlı Devleti’nin temeli 400 altına dayanır. İsterse bu millet bir defa da tüm iç ve dış borçlarını ödeyebilecek yastık altı sermayesini ortaya koyar. Borç sayacını sıfırlayabilir. Yeter ki o havayı bulsun. Para ne ki? Yeter ki devletine bir güvensin.

B-5 Kültürel Nedenler:

Türk toplumu tarihi seyir içinde kara çadırın içinde, kara keçenin üstünde göçebe kültürüyle yetişmiş zor şartların insanlarından oluşur. Öyle hayata kolay kolay pes etmez. Özünde bir saflık tabiatında bu saflıktan kaynaklanan bir taklitçilik ruhu vardır. Yapılan güzel işleri takdir ve taklid kabiliyeti vardır. Dayatmaya gelmez. Esarete boyun eğmez, inatçıdır. Kalıbına ve kültürüne uymayan elbiseleri giymez. Temeli İslam inancına dayanan kültüründen vazgeçmez. Böyle bir toplumu gavur aşığı ve körü körüne batı medeniyetini taklit ettirme dayatması derhal terkedilmelidir. Ondaki liderlik vasfı ekonomik alanlarda çok iyi değerlendirilmelidir. Saftır ancak kendisini istismar edenleri asla affetmez.

B-6 Tarihi Nedenler:

Geçmişi ile kavgalı, tarihine küsmüş toplumlar geleceklerine asla yön vermezler. Öyle ise Türkiye Cumhuriyetinin parlayan gençliği ecdadıyla barıştırılmalı, açılan Osmanlı arşivinden istifade edilerek cihana nasıl hükmettikleri devamlı hatırlatılmalıdır.

BORSA MAĞDURU

TAHTAKALE ŞEHİTLERİNE

Bu Boğaz Harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?

En çetin çetelerin yükleniyor dördü beşi,

                Tepeden yol bularak geçmek için Ankara’ya

                Kaç magandayla sarılmış ufacık bir paraya.

Ne amansızca saldırı ki ufuklar kapalı!

Nerde gösterdiği vahşetle “bu: bir Kumkapılı”

                Eski lira yeni lira bütün dinar-ı beşer

                Kaynıyor kum gibi tufan gibi, mahşer, mahşer

Vurulmuş borsadan tertemiz uzanmış yatıyor

Bir dolar uğruna Ya Rab ne şirketler batıyor

                Ey fakir oğlu fakir, isteme benden metelik

                Sana ağuşunu açmış duruyor Geberik

                                                Abdulhamit Özyayla

Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.