E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

ZEKİ FAZLIOĞLU

KAPAK


 

TASAVVUF İSLAMİ YAŞANTIMIZIN MERKEZİDİR

Allah Teâla ve tekaddes hazretleri, Hz. Âdem aleyhisselamdan, Rasulullah sallallahu aleyhi vesellem’e kadar insanlığın salâh ve kurtuluşu, dünya ve ukba saadeti için, şeriatlar vazetmiş ve bu şeriatları da, İslam şeriatı ile kemâle erdirmiştir.

Bir müslüman iç ve dış âlemini şeriat sınırları içinde, onun koyduğu hükümler doğrultusunda tanzim etmez, bütün varlığı ile inanarak, benimseyerek ve severek uygulamaz ise kâmil bir mü’min olamaz. İNSAN’I KÂMİL olmanın yolu şeriatın iç ve dış âlemimiz ile ilgili ahkamını yaşantımıza yansıtmakla mümkündür. Şeriatın dış alemimizle ilgili hükümleri ile FIKIH İLMİ, iç âlemimiz ile ilgili hükümleriyle de TASAVVUF İLMİ alâkâdar olmaktadır. Bütün İslamî ilimlerde olduğu gibi FIKIH ve TASAVVUF ilminin kaynağı da Kur’an ve sünnettir. Tasavvuf, nazargâhı ilâhî olan kalbin, her türlü masiva ve havâtırdan korunması, nefsin kötülüklerden arınması yollarını gösteren, Kur’an ve Sünnet ışığında eğitimini yapan bir ilim ve terbiye mektebidir. Tasavvufî yaşantısı olmayan, kalbini kontrol altında tutmayan, kalbî amellere ehemmiyet vermeyen kişilerin İslamî güzellikleri yaşaması, mukarreb kullardan olması mümkün değildir.

Allah Teâlâ: “O gün ne mal, ne evlat fayda verir. Ancak tertemiz bir kalble Allah’a gelenler (kurtulur).” (Şuara/88-89) buyurarak, bütün kötülüklerden arındırılmış, tevhidin nuru ile aydınlanmış bir kalbe sahip olunması gerektiğine, ebedi saadetin, huzurun ancak bununla mümkün olabileceğine işaret etmektedir.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem de bu hususta şöyle buyurmaktadır: “Dikkat edin, vücuttan bir et parçası vardır. O salah bulursa bütün vücut salah bulur. O fesada uğrarsa bütün vücut fesada uğrar. Dikkat edin, o (et parçası) kalbdir.” (Buhari-Müslim)

Hadisi şeriften anlaşılacağına göre vücudun bütün azaları kalbe bağlıdır. Diğer bir ifade ile kalb diğer azâların hükümdarı durumundadır. Dolayısıyla kalbi ıslah etmek, diğer azaları ıslah etmektir. Kalbi ifsat etmek, kötü niyetin, kötü ahlakın makarrı haline getirmek, günahlara daldırmak, diğer azaları da ifsat etmek demektir. Niyet kalbî bir ameldir. Bütün ameller niyetlere göredir. O bakımdan kalbin bu ameline çok dikkat etmek, niyetimizi halis tutmak gerekmektedir.

Bu hususta Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurmaktadır: “Ameller ancak niyetlere göredir. Herkes için ancak niyet ettiği (nin karşılığı) vardır.” (Buhari)

Ruh beden için ne manâ ifade ediyorsa, zahiri ibadetlerimiz için de, kalbi amellerimiz aynı şeyi ifade etmektedir. Namaz, oruç, hac, zekat, Allah yolunda cihad, hayr-u hasenât ve benzeri amellerimizin sıhhati, indallah kabulü, kalbî bir amel olan niyetimize bağlıdır. Şayet bu ibadetlerimizi yaparken, niyetimiz Allah rızası olmazsa, amellerimiz, ruhsuz bir beden mesabesinde kalır. Keza zahiri amellerimize hayat veren huşû, huzur kalbin amelleridir. Allah Teâlâ: “Namazlarında huşû duyan mü’minler felaha erdi.” (Mi’minun 1-2) buyurarak namazda huşûnun ehemmiyetine işaret etmektedir. Kişiden güzel haller, güzel ameller, güzel ahlaklar sâdır olabilmesi için nefsin asgaride MUTMAİNNE derecesine ulaşması gerekir. Allah Teâlâ itminana eren nefse hitap etmekte ve ondan razı olduğunu bildirmektedir. “Ey itminana eren nefis! Razı olmuş ve razı olunmuş olarak Rabbına dön. Seçkin kullarımın arasına katıl ve cennetime gir.” (Fecr/27-30) Görülüyor ki Allah Teâla’nun hoşnut olduğu kişiler, nefsi mutmainne derecesine ulaşan kişilerdir.

“Nefsini kötülüklerden arındıran, kurtuluşa ermiş, onu kötülüklere daldıran ziyan etmiştir.” (Şems/9-10) ayeti kerimeleri nefis terbiyesinin ne mühim bir iş olduğuna işaret etmektedir. Kalbi tasfiye ve nefsi tezkiye etmek hususunda kişi öncelikle bütün hal ve ahvalinde Allah rızasını gözetmelidir. Sünneti seniyye üzere yaşamalıdır.. İbadetlerini Allah Teâlâ’yı görüyormuşcasına huşû ile vaktinde yapmalıdır. Haram ve şüphelilerden şiddetle sakınmalı, mübah olanlardan da kifayet miktarı faydalanmalıdır. Az yemeli, az konuşmalı, konuştuğu zaman da hakkı konuşmalı, az uyumalıdır. Çok zikredip, çok tefekkür etmelidir.

Mahlukata şefkat ve merhametle muamele etmeli, mahlukata hizmeti şiar edinmelidir. Seherleri gafletle geçirmemeli, gecenin kalbi olan seher vaktini uyanık bir kalble ihya etmelidir. Salih ve sadıkların sohbetlerine iştiyakla devam etmelidir. Muhammed Bahaüddin Nakşıbend hazretleri: “Tarikat ma der sohbetest” (Bizim yolumuz sohbetledir) buyurmaktadır. Çünkü kişi sohbetler vasıtası ile dinin esaslarını, tasavvufu, adab ve erkanı, mekarimi ahlakı öğrenip, yaşantısına yansıtma imkanı bulur. Kişi bu gibi sohbetlerde sadece kuru bilgiler elde etmez. Salih kişilerin hal yansımaları ile bilgilerin yaşanılması kolaylaşır ve hatta bir sevda haline gelir. Kişinin nefsi ile cihadında en kestirme yol, dinin emirlerini samimiyetle yerine getirip, nehyettiklerinden şiddetle sakınmaktır. İstikamet üzere olmaktır. Bunu başaran kişi marifet sahibi olur, hakikata ulaşır, kulluk makamına erişir.

Zannedildiği gibi tasavvuf, bazı harikulade haller yaşamak, kerâmetler izhar etmek değildir. Kur’an’a ve sünnet ölçülerine uymak şartıyla harikulâde haller ve kerâmetler Allah Teâlâ’nın bir lütfudur. Ancak tasavvuf ehli bunlarla meşgul olmaz. Bilir ki bunlarla meşgul olmak kişiyi gayeye ulaşmaktan alıkor. Kulun gayesi ise Allah Teâlâ’dır. Tasavvuf ehli Kur’an ve sünnete aykırı hallerden ise Allah’a sığınır.

Ebu Süleyman Daranî: “Hakikate ait bazı keşfi bilgiler, kırk gün kalbimi istila eder. Ben iki şahid olmadan (yani o iki şahid uygun demeden) onların kalbime girmesine müsaade etmem. O iki şahid: Kur’an ve Sünnettir.” demektedir.

Sehl bin Abdullah da bu konuda şöyle der: “Kitap ve sünnetin kabul etmediği her türlü vecd ve keşif batıldır.”

Yapılan izahlardan ve nakillerden de anlaşılacağı üzere tasavvufun kaynağı Kur’an ve sünnettir. Ve tasavvuf, İslamî yaşantımızın merkezidir.


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.