E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

CİHAD BAŞBUĞ

KAPAK


 

TESCİLLİ SAMİMİYET

Yürür, konuşur, saçını tarar, etrafı seyreder, su içer, miskinlik yapar, çığlık atar, fısıldar, elma yer, şaka yapar, taş taşır... Ve yine, heyecanlanır, kahrolur, sevinçten içi içine sığmaz, hüzünlenir, kinlenir, kıskanır, şüphelenir, sevdalanır, kuruntulanır, acı çeker... İnsan bütün bunları ve daha nicelerini yapabilme melekesine sahiptir. Ne var ki, ilk olarak saydığımız davranış şekillerini her istediğinde sergileyebilmekte iken, ikinci kısımdaki duygu denilen kuvveleri kontrol altında tutması oldukça güçtür. Hayatın normal akışı içinde, her istediğinde kafasını kaşıyabilen bir insan, komşusunun yeni aldığı avizesine haset etmekten kendisini alamaz. Çünkü bu iş için  kullandığı uzvu bir "et parçası"dır ve her yönüyle istemsiz çalışmaktadır. Bir sedirin üzerine oturmak kadar basit değildir, bir aşkı kaldırıp atması yüreğinden. Üstelik, kalp denen bu uzuv, insan hayatta olduğu süre içerisinde sürekli çalışır. O kadar dinamik bir nesnedir ki , ihmal edildiğinde ‘kalboluverir’ birden. Hiç farkına varmadan tepetaklak olur duygular. Önceleri yere göğe sığdıramadığını tefe koyup oynatır sonraları.

"Ya Resûlâllah, Allah yolunda cihad ne demektir? Kimimiz gazabına kapılarak, kimimiz elalem ne der diye utandığından savaşa katılıyor." Allah’ın Resûlü ayakta duran soru sahibine mübarek yüzünü çevirip: "Her kim ‘Kelimetullah’ daha yüce olsun diye savaşırsa onunkisi Allah yolundadır." Cevabını verir. Rivayet burada biter, sahabe sorusunun cevabını gayet sade ve net bir açıklama ile almıştır. Ancak bizim için bu noktadan sonra düşünülmesi gereken bir mesele daha ortaya çıkmaktadır. Allah’ın elçisi soruyu yanıtlamıştır ve fakat hala çözüme kavuşmayı bekleyen bir problem daha vardır: Hurma dallarının muhafazası için savaşan bir insan, Resûlâllah’ın bu açık tebliğinden sonra nasıl yapsın da kendisini, sadece "Allah’ın Yolu"nda cihad etmeye ikna etsin. Nitekim bu da "Hadi deyince olmaz" işlerdendir.

Savaş için yolculuğa çıkılacak. Seferin adı Tebük. Müminler mallarını ve canlarını tek olan Rab’lerine sunmak için hazırlık yapıyorlar. Münafıklar suni mazeretler üretip, geride kalanlarla birlikte kalmak için Resûlâllah’tan izin kopartmaya çalışıyorlar. Münafıklar mazeretlerinden dolayı değil ama cihad erlerinin arasına nifak sokamasınlar diye bu ve bundan sonraki cenk meydanlarından uzak tutuluyorlar. Gerçekten mazereti olan yaşlılara, sakatlara ve hastalara müsaade ediliyor. Sonradan tevbeleri kabul edilecek ama ilkin tökezleyen müslümanlar da geride kalıyor. Bütün bu hummalı hareketliliğin yanı sıra birtakım insanlar var ki, onlar yoksul. O derece ki sefere çıkabilmeleri için gerekli binitleri bile yok. Resûlâllah’ın huzuruna gelip sefer için binekleri olmadığını ve binek temin edilmesi gerektiğini söylüyorlar. Hadise şöyle devam ediyor, Tevbe suresi ayet 92 : "Ve sana, kendilerine binek sağlaman için başvurduklarında, "Sizi bindirecek bir şey bulamıyorum"dediğin zaman, bu yolda harcayacak imkanları olmadığı için üzüntüden gözleri yaşararak dönüp gidenler de sorumlu tutulmayacaktır."  İlk bakışta diğer megazi ve kahramanlık kıssalarından bir farkı yokmuş gibi görünen bu hadise, Allah’ın bu insanların ihlaslarına, samimiyetlerine, gözyaşlarına şahitlik etmesi ile daha farklı bir boyut kazanıyor. Cihada çıkmak istiyorlar, maddi imkansızlıklardan dolayı çıkamıyorlar, Allah yolunda canlarını ortaya koyamadıkları için gözyaşı döküyorlar ve onlara şah damarlarından daha yakın olan Allah Telala bu göz yaşlarının gerçekten gönülden çıkıp geldiğini tasdik ve tescil ediyor.

Asrı saadetin bitiminden bu güne kadar yaşamış olan, insanların nefislerini terbiye ve kalplerini iyileştirmek amaçlı çalışan insanların samimiyetlerinin ispatı için deliller sunsak, yeminler etsek, yaşam biçimlerinden örnekler versek, silsilelerini defalarca sil baştan sıralasak yine de onların "içten" olduklarını, yani tavsiye ve telkin ettikleri terbiye ve temizlenme yöntemlerini kendileri üzerinde uygulayıp sonuca vardıklarını kanıtlayamayız. Fakat görüyoruz ki bir zamanlar bu dünyada, samimiyetlerinden şüphe edilmesi olanaksız olan insanlar yaşamış. Bu insanlara yaşamayı öğreten insan, nasıl yaşanırsa hangi duygulara sahip olunacağını da öğretmiş. Ateşten nasıl korunabileceklerini, nasıl sevip nasıl buğzedebileceklerini öğretmiş. Ne yapılırsa nefis temizlenir, ne yapılırsa kalp benek benek kararır, o insan öğretmiş bütün bunları. Ve şimdi biz, o insanın kucağına bir bebek işediğinde ne yaptığından, canını teslim ederken kimin kucağında vefat ettiğine kadar, ne bilmemiz gerekiyorsa herşeyi biliyoruz. Allahın salat ve selamı onun üzerine olsun.

Müslüman için, nefis terbiyesi, kalp güzelliği, takva, zühd, ihlas, fütüvvet, güzel ahlak sadece güzel takılar değil, zaruri gereçlerdir. Ancak, bu değerlere kavuşmak için yine bu değerlerin mutlak sahibi olan Allah’ın metot ve öğretilerinin kullanılmasını gerekir. Allah, Kitab’ı ve Resûl’ü aracılığı ile bizlere Allah’a kurbiyyetin nasıl olacağını eksiksiz açıklamış ve bunun sınırlarını çizmiştir. Din’e karşı, "Allah’ın nizamı eksikmiş, biz de bunları ekledik" muamelesi yapmadan tasavvuf yaşanmalıdır. Herkes ve Her şey gibi Tasavvuf da islam dairesi içinde olduğu sürece İslam’dandır, gerisi insanların gönüllü angaryasıdır.


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.