E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

AKİF DURSUN

KAPAK


 

TARİKATLAR NEDEN YASAKLANDI?

Osmanlı yıkılıyordu. Bütün kadrolar Osmanlı’nın yıkılışını durdurma telaşındaydılar. Aralarındaki birtakım ayrılıklara rağmen ittifak ettikleri nokta modernleşme idi. Bütün herkes, umera, ulema, urefa modernleşmenin (teknolojik atılımın) gerekliliğinde müttefikti. Ama bunun yol ve yöntemi hakkında ihtilaf vardı. Modernleşme önce orduda başladı, yetmeyince saraya geçti. O da yetmedi bürokrasiye sıçradı.

II. Abdülhamit modernleşmenin tüm topluma yayılması kanaatinde idi. O yüzden eğitim kurumlarını modernleştirmeye çok gayret etti.

Bu sebeple medreseleri bile ihmal etti. II. Abdülhamid’den önceki modernleşme hareketleri Osmanlıcılık adı altında ama İslam yörüngesinde yapıldı. II. Abdülhamid panislamistti ve o da İslam medeniyeti çerçevesinde kalarak modernleşmeyi sağlamaya çalışıyordu.

II. Abdülhamid’i tahttan indiren İttihat ve Terakki kadroları modernleşmeyi devam ettirdiler. Ancak hangi medeniyet yörüngesinde bu işi yapacaklarına tam karar veremediler. (Çünkü İttihat ve Terakki kadrolarında hem Batıcı, hem Turancı, hem de İslamcı kadrolar vardı.)

I. Dünya savaşından Osmanlı Devleti yenik çıkıp Anadolu işgal edilmeye başlayınca Anadolu’daki direniş hareketleri sayesinde inisiyatif Ankara hükümetine geçti. Ankara’da cumhuriyeti kuran kadroların içinde her düşünceden (Batıcı, İslamcı, Turancı) insanlar vardı. Ancak hakim konumda olanlar modernleşmeyi Batı medeniyeti yörüngesinde yapmak isteyenlerdi. Bunlar önce Meclisin yapısını değiştirdiler. (II. Meclis’de I. Meclis’te olupda muhalif olabilecek kimse yoktu. Ayrıca sarıklı sayısı olabildiğince azaltılmıştı.)

Ardından saltanat kaldırıldı (1922). Cumhuriyet ilan edildi (1923). Tevhid-i Tedrisat kanunu çıktı. Medreseler kapandı. (1924) Hilafet kaldırıldı (Kasım 1924). Tekke ve Zaviyeler ile Türbeler kapatıldı (1925) Kılık Kıyafet değiştirildi (1925). Ölçü birimleri Batıya uyarlandı (1926). Bin yıldır kullanılan Arap alfabesi kaldırıldı yerine Latin alfabesi getirildi (1928). Anayasa’dan (1924 Anayasası’ndan) “Devletin dini Din-î İslam’dır.” ibaresi çıkarıldı (1928). Anayasaya Laiklik ilkesi kondu (1937).

Bütün bunlardan amaç modernleşmeyi, batı medeniyeti yörüngesinde tesis etmekti.

Modernleşme faaliyetleri içerisinde iki tanesi önemli bir mevkiye haizdir. Biri, medreselerin kapatılması, diğeri tekke ve zaviyelerin kaldırılıp, türbelerin kapatılması. Çünkü her ikisi de bizzat varlıkları sebebiyle geleneği temsil ediyorlar, modernleşmenin önünde önemli bir set oluşturuyorlardı.

Panislamist Abdülhamid’in ve İslamcıların yeterince yıprattığı bu iki dini kurumu kaldırmak çok zor olmamıştı. Çünkü tekke ve zaviyeler tembel yuvası (!), medreseler de ham softa, kaba yobaz yetiştiren(!) yerlerdi.

Resmi olarak kapatılan bu kurumlardan medreseler büyük bir inkiraza uğradı. Belki Büyük Selçuklu’dan beri devlet himayesinde olması belki de eğitimin düzenli yürüyebilmesi için sabit yerlere, hocalara ihtiyaç hissetmesi, bu hususlarda da sıkı takibin olması bu sonucu temin etti.

Ama tarikatların bu akıbete düçar olduklarını söylemek zor. Zaten tarikatlar devlet himayesine pek de ihtiyaç hissetmeyen, hatta zaman zaman devletle çatışmayı da göze alan kurumlardı. Bir tekke, zaviye, asitane gibi yer olursa ne âlâ ama olmasa da çok dert değildi.

Mevlevî Şeyhlerinden Celaleddin Dede’nin yazdığı gibi:

“Asumandır kubbesi hem ahteran avizesi

En ziya-bahşa kanadili güneşle mâhtır

Seddolunmakla tekaya kaldırılmaz zikr

Cümle mevcudat zakir kainat dergahtır.”(*)

Siyasiler, resmi olarak tarikatların, şeyhlerin varlığını inkar ettiler ama öte yandan onların nüfuzlarından istifade ile kitlelerin oylarını almaya gayret ettiler.

Daha Atatürk zamanında Süleymaniye’ye bir şeyh (Feyzullah Efendi) defnedilmişti. Daha sonra diğer dönemlerde, başka siyasiler tarafından başka şeyhler için de aynı izinler verildi. En son 28 Şubat sürecine destek vererek bir Hocaefendi’yi memleketinden hicrete mecbur edenler, aynı Hocaefendi’nin yine aynı yere defnedilmesi için jet hızıyla karar çıkarttılar.

Tabi, başka türbelere de başka şeyhlerin defnedilmesi için izinler çıkarılmıştı.

Tarikatlar, Milli Şef döneminden beri Türk siyasetinde bazen azalan bazen artan bir etkiye sahip oldular. Resmi olarak kapalı olan tarikatların nüfuzundan istifade etmek isteyen siyasiler bazen şeyhi bazen de şeyhin işaret ettiği birilerini Meclise taşıdılar.

Arvasilerden Hakkari’li Şeyh Selim Efendi 1946-1950 arasında Halk Partisi tarafından, 1950-1954 yılları arasında da Demokrat Parti tarafından cebren milletvekili seçilmiştir. Şeyh Selim 8 yıl boyunca hiç Meclis’e uğramamış, maaşlarına da el sürmemişti. Şeyh Selim Ankara’daki evinde çilehane haline getirdiği bir odada zikir ve fikirle meşgul olarak otururdu. Necip Fazıl’la birlikte Şeyh Selim’in ziyaretine giden Sezai Karakoç’un anlattığına göre, Üstad’ın, “Efendi Hazretleri Meclis’e gidiyor musunuz?” sorusuna Şeyh Efendi derinden bir sesle: “Ha evet, çok Meclisler oluyor.” diye cevap veriyor. Üstad bu cevabı şu şekilde açıklıyor: “Ben kendisine Meclis’e gidiyor musunuz? dedim. Millet Meclis’ini kasdettim. O başka meclislerden ima etti.  ‘Evet geliyorlar, çok meclisler oluyor.’ dedi. Yani mânevî  alemdeki toplantıları kastetti. Çünkü kendisi hep o âlemde yaşıyor.” (Şeyh Efendi’nin Rüyasındaki Türkiye, İsmail Kara)

Daha sonra da milletvekilliği yapan Şeyh Efendilere rastlandığı gibi, onların talimatıyla milletvekili olanlar da çok oldu. Partilerin çoğunluğu çeşitli tarikatların desteğini almaya çok önem verdiler.

Bu kurumların kanunen yasak ama fiilen var olması çeşitli sıkıntılara yol açmakta, garip bir durum ortaya çıkarmaktadır. Yapısı itibariyle tarikatlar istismara en açık kurumlardır. Olduğunu, erdiğini iddia eden insanların yanlışlıklarını ispat etmek zordur. Daha doğrusu siz ispat edebilirsiniz ama bunu müritlerine anlatamazsınız. Sizin yüzlerce deliliniz şeyhin(!) bir sözü ile müridlerin gözünde iptal edilir.

Tarih boyunca ulemanın ve sahih tasavvuf anlayışına sahip tarikat erbabının kontrolünde olan, zaman zaman İslam devletlerinin denetimini yaptığı tarikatler iyiden iyiye denetim dışı kalmıştır.  Herşeyin birbirine karıştığı, dini cehaletin arttığı bir ortamda, insanımızın manevi açlığından istifade ile kendilerine çıkar temin edecek kişilerin ortaya çıkması kaçınılmazdır.

Müridlerine cennetin anahtarını vaadeden, tek kurtuluşun kendi tarikatında olduğunu söyleyen, pek çok hurafe ve bidatı din gibi takdim eden, holdingi için tarikatı alet eden, ana gayesi irşad değil de mal-mülk olan şeyh ve tarikatların ortalıkta cirit atması bu sebepledir.

İnsanlara din gibi takdim edilen yanlış bazen de sapık anlayışlar hem İslam’a hem de müslümanlara zarar vermektedir.

Bunları söylemekle Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne tekke ve zaviyelerin açılmasını serbest bırakın, demiyorum. Çünkü şu zihniyetle verilecek bu izin fayda yerine zarar getirebilir. Devlete tavsiyem, Batı yörüngesindeki modernleşme çabalarının iflas ettiğini, Türkiye’nin aslî dinamiklerine dönmesi gerektiğini görmesi olur.

Asıl olarak ilimle uğraşanlar zatlar ile sahih tasavvuf anlayışına sahip şeyh efendilere seslenmek gerekiyor. Lütfen İslamı gerektiği gibi temsil edin ve sapık ya da yanlış anlayışa sahip olup da din adına ortaya çıkan ilim adamı ve şeyh efendi kılıklı kişilere fırsat vermeyin. Sapık ve yanlış fikirleri ve bu fikirleri taşıyan kimseleri teşhir etmek, onlara cevap vermek, ümmetin doğruları öğrenmesine gayret etmek ulemanın boynunun borcudur. Eğer şu veya bu mülahazalarla bu görev yerine getirilmezse ümmet şimdiki gibi felaketten felakete düçar olacaktır.

(*) Gökyüzüdür kubbesi, yıldızlarda avizesi

En fazla ışık saçan kandilleri de güneş ve ay

Tekkeler kapatılmakla Allah’ı zikir (ve tarikat zikri) kaldırılmaz

Çünkü cümle mevcudat zakir, kainat dergahtır.

(Şeyh Efendi’nin Rüyasındaki Türkiye, İsmail Kara)


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.