E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

AHMET TAHA

HABER YORUM


 

 DÖRT YILLIK 28 ŞUBAT

28 Şubat 1997 tarihli MGK toplantısında alınan kararlar Türkiye için bir dönüm noktası oldu. Zamanın Meclis dışı ve Hükümet üzeri yetkilileri için en büyük iç tehdit irtica idi. Türkiye irticanın ahtapot kollarına düşmeden, zinde güçler her önlemi almalıydılar. 28 Şubat Postmodern darbesini haklı göstermeye çalışan birtakım medyanın aklı, zamanın Refah-Yol hükümetinn bir kaç icraatına takılıp kaldı. T.C. vatandaşı ve bu ülkenin bir gerçeği olan, o zaman da, şimdi de bu topraklarda yaşayan, fakat giyim ve hayat tarzları birilerine benzemeyen insanlara Başbakanlıkta iftar yemeği verilmesi, ilk yurt dışı gezinin Libya, İran, Malezya, Mısır, Pakistan’a yapılması, Sincan’da İsrail’e karşı Filistin direnişini anlatan bir tiyatro sergilenmesi 28 Şubat’ın gerekçeleri arasında sayıldı. Başbakan’a bir komutan küfretti, T.C. tarihinin en başarılı hükümeti ayak oyunları ile yıkıldı. RP kapatıldı, Erbakan, Erdoğan, Güzel vb. siyasetçiler 312. madde ile sudan bahanelerle siyasi yasaklı oldular. İHL’lerin orta kısımları ilk öğretim öncesi Kur’an Kursları kapatıldı. İHL’ye bir tokat da YÖK’ten geldi. İlahiyatların kontenjanı sınırlandı. Diğer fakültelere girişi imkansızlaştıracak puan oyunu oynandı. Mevcudu 5 binlerde olan İHL’ler şimdilerde yüzlü rakamda öğrenciyi elinde tutabilme gayretinde.

 

28 ŞUBAT’IN GÖTÜRDÜKLERİ

28 Şubat’ın yargıya, eğitime, sosyal hayata, ekonomiye, kişisel özgürlüklere, fikir ve düşünceye müdahelesi ülkeye ne kazandırdı? Aksine elini attığı her konuyu felç etti. Halkı birbirine karşı kin ve intikama sevketti. İnanan-inanmayan, laik-antilaik, örtülü-örtüsüz gibi sınıflar icad edildi. Bir kısım insana kılık-kıyafet ve düşüncelerinden dolayı suçlu gözüyle bakıldı. Hukuk siyasallaştırılarak birilerine benzemeyenler cezalandırıldı. Okullarından, işlerinden atıldılar.

Şimdilerde 28 Şubat kırbacı döndü, kendini tutanları vurmaya başladı. Yolsuzluğa bulaşan siyasetçiler, medya (banka) patronları, haklarında hazırlanan dosyalarla meşguller. Yazı ve yorumları ile yolsuzlukları gizlemeye çalışan anlı, şanlı irtica düşmanı gazetecileri de işsiz kalma korkusu sarmış durumda.

28 Şubat’ın baş mimarı Demirel şimdilik köşesine çekildi. Asker ortaklarının kimi dünya kimi de ahiret emeklisi oldular. Yardakçı basın tarihi çöküşü yaşıyor. Siyasi kanat ise yine krizlerle, ekonomik batağın üzerinde kalmaya çalışıyor. Kısaca M. Akif merhumun dediği gibi 28 Şubat yüzünden “Nemiz kaldı fezailden, nemiz eksik rezailden.” İyi adına hiçbir şey yok, rezillik, pislik adına herşey var.

 

İRTİCA VATANINI DİNİNİ SEVMEK Mİ?

Şu anda körler de gördü, sağırlar da duydu. Hiçbir gerçek gizlenmemiş oldu. Türkiye’de bazıları hâlâ yarım ağız telaffuz etse de irtica diye bir tehlike yok. İrticacı diye sunulmaya çalışılan insanlar ülke gerçekleridir. Ülkesini, milletini en az kendini tehdit unsuru olarak görenler kadar sever. Yıkıcı, bölücü değildir. Ülkesi için canı dahil her fedakârlığı yapmaya hazırdır. Yeter ki, insan yerine konulsun. Yeter ki, dinine, hayat tarzına müdahele edilmesin.

 

İRTİCACI SERMAYE

Ülke ekonomisinin yerli motoru Anadolu sermayesi de irtica ile mücadeleden nasibini aldı. Yastık altında hareketsiz duran, yabancı bankalarda duran insanımızın birikimini ülke kalkınmasına aktaran çok ortaklı holdingler de 28 Şubat kadrolarının acı tokadını yediler. Zamanın güçlü komutanları market, kebabcı, kokoreççi, lahmacuncuların dahi listelerini çıkardılar. Oysa o gün de, bu gün de halkın gündeminde irtica diye bir tehdit, bir korku unsuru yoktu. Birileri o gün de, bu gün de ülke için en önemli tehdit olan yolsuzlukları, hırsızlıkları hortumlamaları devam etsin diye hayali irtica senaryoları icat ediyorlardı. Hortumun bir ucundan yakalamış bir takım siyaset, medya ve bazı askerlerden oluşmuş mafya sürekli gerçek gündemden halkı uzaklaştırıyordu.

 

BİR İFLASIN ANATOMİSİ

19 Şubat MGK’sı ile zirveye çıkan Köşk-Konut kavgası sadece Türkiye’yi değil dünyayı sarstı. Aslında ekonomiyi hiç iyi gitmiyordu. İşten anlayanlar ikaz ediyor, fakat hükümet kabullenmek istemiyordu. Kartel medyası, patronlarının dosyaları hatırına herşeyi toz penbe gösteriyordu. Hükümet sivil kuruluşların, sanayici ve iş adamlarının eleştirilerinden bunalmış durumda bir çıkış yolu arıyordu. Bir taraftan haklarında fezleke düzenlenen bakanlar, basında ayyuka çıkan aile boyu yolsuzluğa saplanmış devlet bakanları, bunların işbirlikçisi bürokratlar.

Diğer tarafta bütün imkanlarını yolsuzluklarla mücadeleye harcayan bir Cumhurbaşkanı.

İSTİKRAR BOZULDU KRİZ ÇIKTI

Herşey Demirel’le tıkır-tıkır işliyordu. Kimse kimsenin tavuğuna “kışt” demiyordu. Ecevit başbakan, Bahçeli ülkücüleri iktidara taşıyan lider idi. Ancak Mesut Yılmaz, Hüsamettin Özkan, Cumhur Ersümer v.b. hükümet üyeleri için koltuk, makam, mevki önemli(!) şeyler değildi. Bunlar fani dünyanın fani işleri idi. Önemli olan bal tutanın parmağını yalaması, su akarken testinin dolması idi. Demirel gitti, istikrar bozuldu, kavga çıktı.

Ancak birileri dolan testiyi kırmaya çalıştı mı fırtına koparılmalı, kriz çıkarılmalı idi. Cumhurbaşkanı Sezer şimdiye kadar işletilememiş Devlet Denetleme Kurulu’na görev verince birileri ipliklerinin pazara çıktığını çabuk anlamıştı. Enerjide, Emlak, Halk ve Ziraat Bankası’ndaki yolsuzlukların birilerine varacağı belli olmuştu.

MGK’DA İPLER KOPTU

Cumhurbaşkanı Sezer, MGK açılış konuşmasında DDK’ya karşı çıkan Ecevit’i eleştirmiş, “Denetimin de denetimi olur. Yolsuzluğa batmış kişiler hâlâ hükümette yerini koruyor. Çamur üzerinde oturuyorsunuz. Çevreniz sizi yanlış yönlendiriyor. Anayasayı bilmiyorsunuz. Önüme Anayasaya aykırı kararnameler getiriyorsunuz.” Tartışmanın ileri safhasında Anayasa kitabını masanın üzerinden hızla Ecevit’in önüne gönderilmesi. Basına yansıyan ve Ecevit-Özkan ikilisinin beyanlarından çıkan olayın Cumhurbaşkanı cephesi böyle. Bu sözlere Ecevit’ten önce Özkan kaba bir üslupla cevap verir. Sezer’in Anayasayı bilmediğini, kira artışının %10 olması gerekirken Sezer’in kiracısından %25 artış istediğini, kendisini o makama üç liderin getirdiğini, nankör kedi olduğunu sert bir tonla sıralayan Özkan, son bir hareket ve hakaretle Anayasa kitabını Sezer’e fırlatır. Ecevit, Özkan ve Yılmaz MGK’yı terkederler. Sonra diğer bakanlar onları takip eder. Olay bununla bitmez. Gizli kalması gereken MGK kavgası anında basına dramatize edilir. Ecevit: “Ben hayatımda böyle küstahlık görmedim. Terbiye dışı sözlerle bana hakaret etti. Ya kalıp tartışacaktım, ya da terkedecektim. Ben de terkettim.” dedi.

Çoğu siyasiye ve basın mensubuna göre bu kriz bile bile çıkarıldı.

1. Öncelikle Cumhurbaşkanı Sezer kamuoyu önünde kavgacı, geçimsiz, terbiyesiz, küstah gösterilerek yıpratılacak. İstifaya kadar iş götürülecekti.

2- Cumhurbaşkanınca işletilen DDK işlevsiz hale getirilerek yolsuzluklar bir defa daha kapatılacak yeni beyaz sayfalar açılacaktı.

3- Çökme noktasına gelmiş, fakat dillendirilemeyen ekonomik politika bir krizle masaya tekrar yatırılacak. Tabi bu çöküşte Sezer’e yıkılacak. Hükümet sütten çıkmış ak kaşık gibi pozlara bürünecekti. Ancak sonuç hükümetin istediği gibi olmadı. Kartel medyasının Sezer’e karşı sürdürdüğü kampanyaya rağmen, halk Sezer’in yanında yer aldı.

 

KRİZ HALKI VURDU

Ecevit’in MGK’yı, tarihte örneği görülmedik şekilde terkedip, Cumhurbaşkanı ile aralarında ciddi anlaşmazlık olduğunu açıklaması ile borsa tepe taklak oldu. Faizler çıldırdı. Yabancı yatırımcılar sermayelerini çekti. Sabit kur politikasının yerine dalgalı kur politikasına geçilerek döviz fiyatlarının arz-talep dengesinde serbest bırakılması kararı alındı. Sabit kura göre ayarlı IMF yönetimindeki ekonomi politikası da çökmüş oldu. Bu arada yine birileri hükümetten aldığı tiyo ile Merkez Bankası’ndan 3.5 milyar dolarlık döviz alımı yaptı. Alımın yapıldığı gün 680 bin civarında olan dolar 1 milyon düzeyine çıktı. Bir gecede trilyonlar birilerine aktı.

Ülkemiz Türkiye bir gecede yüzde 40 fakirleşti. İntihar edenler, bunalıma girenler, iflas  eden, işyeri kapatanlar, zaten ezilen işçiler, köylüler, emekliler, memurlarla mutsuzluğu ve umutsuzluğu katlanan insanlarla doldu. Ancak her devirin adamı mutlu azınlık halinden memnun. Başbakan, bundan büyük kriz, ülkeye bundan daha büyük kötülük yapılırmış gibi hâlâ yerini koruyor. Hükümetin alternatifi olmadığı düşünülüyor. Bu sırada görevi bırakır, hükümet bunalımına neden olursa bunun hesabını ulusa ve tarihe veremeyeceğini(!) söyleyebiliyor. Türkiye zaten hükümetsiz, iktidarsız.

 

GERÇEK ‘DEVLET ADAMI’ KİM?

Devlet adamlığı dizleri tutmayıncaya, beyin iflas edinceye kadar işbaşında kalıp kriz üretmekle olmuyormuş. Birazcık eleştiri ile hemen MGK’yı terketmekle de hiç olmuyormuş. MGK’da zamanın Başbakanı Erbakan’a halkın inançları ve menfaatlerine aykırı az mı dayatma yapılmıştı? İmzalamamakta bir taraftan direnirken, bir taraftan da bugün demokrasi havarisi kesilen politikacılardan destek istiyordu. Deniz Baykal ve Mesut Yılmaz da dahil diğer siyasiler demokrasi dışı dayatmalara destek vererek Erbakan’ı yalnız bıraktılar. Yine de kamuoyuna sır vermedi. Herşey zamanla düzelir dedi. Ama Demirel işi zamana bırakmadı. Çiller’in aceleciliği ile 54. hükümet yıkıldı.

İŞLEM TAMAM BUZLAR ÇÖZÜLEBİLİR

Bilinçli kriz, büyük iflastan sonra Ecevit Makedonya’ya, Sezer D-8 zirvesi için Mısır’a gidiyor. Mısır’a gidiş ve dönüşte Cumhurbaşkanı’nı hiçbir hükümet yetkilisi uğurlayıp karşılamıyor. Ancak Cumhurbaşkanı’nın metaneti, sabrı ve olgunluğu ile bir hafta sonra MGK 26 Şubat’ta yeniden toplanıyor. “Sayın Cumhurbaşkanım bu kez pramitleri gezebildiniz mi? Mısır geziniz nasıldı? soruları ile buzlar eriyor. Karşılıklı iltifatlar sonrası hazırlanan yolsuzluk dosyaları yine ortaya geliyor. Ancak hükümet bir iflası da yine ayakta atlatarak, yıkılmadı, ayakta kaldı.

Halk yine sessiz, yine suskun, yine beklemede. Dur bakalım, daha ne olacak?


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.