E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İDRİS ARPAT

DÜŞÜNCE


 

MAHŞER ŞUURUNU CANLI TUT

İman başta geliyor. Ağacın kökleri, binanın temelleri neyse dindeki iman esasları da odur. Ağacın canlı, binanın sağlam olması köklere ve temellere bağlı olduğu gibi, ibadet ve ahlaktaki olgunlukta iman kuvvetine bağlıdır.

Her davranışın Allah c.c. tarafından görüldüğünü, her sözünün duyulduğunu, en gizli sırlarının bilindiğini hesaba katan, hayatının hesabını vereceğini, karşılık göreceğini tam bir yakîn ile (kesinlikle) kabul eden kişi elbette helal ve haram sınırlarına riayet edecektir. Aksi takdirde, neden el çabukluğu, göz açıklığı yapmasın.

İman bizi derin bir Allah c.c. saygısına götürür. İsim ve sıfatlarındaki mükemmeliğe sınır çizilemeyen Allah c.c. karşısında derin bir saygı hissine ulaşamamak gerçekten zavallılıktır. Kitaptan, tabiattan, enfüs ve afaktan (iç ve dış dünyalardan) Allah’ın c.c. pek çok isminin kemâlini idrak etmek mümkündür. Gülümseyen masum bir çocuktan, gülden ve çiçekten, buluttan ve umuttan neden yüksek düşüncelere ve Allah’a c.c. gidilmesin?

Allah’a iman ve zatına duyulan derin saygı, kendini O’na beğendirmek isteyen kişiyi, daima en mühim meselelere çekecektir. Müslüman daima mühim meselelerle meşguldür. Saf ve temiz ideallerle doludur. Çünkü büyük makam boş işlerle meşgul olanlardan hoşnut olmayacaktır. Değerli insanlar, dünya-ahiret yüz güldürecek işlerle uğraşmak durumundadırlar.

Değer üretenler, ürettikleri bu değerleri bir ölçü dahilinde topluma sunacaklardır. Allah’tan aldığını topluma vereceklerdir. Allah’ın c.c. rızasını beyin, bilek ve yürek enerjisi sarfederek arayacaklardır. Allah’ı c.c. sevdiklerini çalışarak ispatlayacaklardır.

“Veren el” olmak verebilir duruma gelmekle, verebilir duruma gelmek çalışmakla, çalışmak sağlıkla mümkündür. Sıhhati muhafaza etmek, çalışmak ve kazanmak tıpkı zekat gibi, infak (Allah rızası için harcamada bulunmak) gibi bir ibadettir. Dinlenmek çalışmanın şartı olduğuna göre dinlenmek de bir ibadettir. Aç insan namaz kılamayacağına göre, namazı önemseyip ekmeği önemsememek mümkün müdür?

İnsan hem göklerin, hem yerlerin evladıdır. Şahsiyetinin oluşumu fıtratına, anne-babasından geçen özelliklere ve çevre şartlarına bağlıdır. Maddi ve manevi gelişim fizik ve metafizik atmosferle irtibatlıdır. O, kendi içinden çürümeye razı olmadığı gibi, çürümüş bir çevrede yaşamaya da razı değildir. Çürümüş çevrede değerler çürür. Bu acı gerçek merd-i mü’mini bir değerler muhafızı haline getirir. Melek-Şeytan zıtlaşmasında o hep meleğin safında yer alır. Hep ıslah kaygısındadır, ifsada karşıdır. Şeytana destek olmamak şarttır ama yeterli değildir. Asıl önemli olan meleği yalnız bırakmamaktır.

Dünya, içindeki tüm varlıklarla bize bırakılmışsa, bize bu kadar güvenilmişse, bu güvene layık olmak borcundayız demektir. Bize emanet olarak bırakılan şeye nasıl muamele edeceğimizi, emaneti bırakanın iradesi belirler. Bize emanet bırakılan arabayı kendi istediğimiz gibi değil, sahibinin istediği gibi kullanabiliriz. Aksine bir tutum emanete ihanet olur.

Emanet, vakti gelince sahibine iade edilecektir. Kur’an eksenli bir düşünce bizi, bu dünyada bir emanetçi olduğumuz neticesine götürür. Evet, dünya bize sunulmuştur, lâkin sadece bir emanet olarak... Hepsi, işte o kadar.

Vücudumuz da bir emanettir, ne atıl tutabiliriz, ne de Yaratan’a rağmen kullanabiliriz.

Zaman (ömür) bize emanettir, “nurtopu günlerin kanına girerek” zamanın katilleri durumuna düşemeyiz. Boş zamanların boş insanı olmak bize göre değildir.

Çoluk çocuğumuz bir emanettir. Onlara davranışımız da kayıtsız-şartsız değildir.

Hiçbir mülk sahibi mülkünün boş bırakılmasını istemeyeceğine göre, maddî ve manevî kapasitemizi azami sınırına kadar geliştirmek ve değerlendirmek borcundayız demektir.

Emanetçi oluşumuzun kaçınılmaz bir neticesi daha vardır: O da, dünya günlerinin son ucuna geldiğimizde, bize verilenleri sahibine iade edip, ayrılış töreni icra edildikten sonra  (cenazemizin namazı kılındıktan sonra) asıl vatanımızın yolunu tutmak ve dünya misafirhanesini arkada bırakmaktır. Bu yolculuğun devamında emanetlere nasıl davrandığımızın sorulacağına, mülkün gerçek sahibinin isteklerini ciddiye alıp-almadığımızın bir bir hesabını vereceğimize inandık, iman getirdik.

Alnımız ak, yüzümüz pak çıkarsa sonsuz saadetler, kara çıkarsa can yakıcı azaplar bizi beklemektedir.

Kudretine sınır çizilemeyen Yüce Yaratıcımızdan her iki dünyada da saadetler diliyoruz.

“Gelen geçer, konan geçer/Nasib oldukça yer içer”

“Gelimli gidimli dünya/Son ucu ölümlü dünya”

“Ecel aldı, yer gizledi/Fani dünya kime kaldı”


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.