E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

    ZEKİ SOYAK

Ölçeler ve Dengeler  


 

KİŞİNİN DEĞERİ DEĞER VERDİKLERİ İLE ÖLÇÜLÜR

Kişi inancından, ailesinden, çevresinden, aldığı eğitimden, fıtratında var olan özelliklerinden kaynaklanan bazı değerlere ve ölçülere sahip olur. Bu değerler ve ölçüler onun hayatını şekillendirir, kimliğini oluşturur.

Kalbimizi, zihnimizi meşgul eden, düşüncelerimizde yer eden, kıymetli zamanlarımızı işgal eden, bizi heyecanlandıran, özenle, zevkle, büyük bir istekle yaptıklarımız nelerdir?

Kalbimizde çiçek çiçek açan, buram buram aşkı ilahi, muhabbeti Rabbani kokan bir tevhid baharı yaşıyor muyuz? Yoksa hased, kin, nefret, ucub ve kibirle kararmış behimi bir hayata mı mahkumuz?

Alemlere rahmet bir Peygamberin, ahir zaman nebisinin vahiy pınarıyla sulanan şefkat, merhamet, muhabbet bahçesinden Muhammedî güller derebiliyor muyuz? Yoksa nefsin, şeytanın ve kötü çevrenin mezbeleliğinde eşelenip duruyor muyuz?

Salih, sadık, ilmiyle amil Allah dostlarına gönül  bağlamış, Muhammedî ahlâklar edinip, takvaya ulaşarak vâsıl ilallah olmak gayretinde miyiz? Yoksa nefsimizi, şeytanı ve şeytanın dostlarını rehber edinip esfeli safiline yuvarlanmak gafletinde miyiz?

Her konuda önce İslam diyebiliyor muyuz? Her işimizde gayemiz Allah rızasını gözetmek olabiliyor mu?

Ahiret işleri ile dünya işleri çakışıp biri yapıldığı zaman diğeri yapılamayacak bir durum hasıl olduğunda ahiret işlerini dünya işlerine tercih edebiliyor muyuz?

Bu ve benzeri sorulara nefsimize taraf çıkmadan, İslamî ölçüleri esas alarak vereceğimiz sağlıklı cevaplar kime, neye değer verdiğimizin ipuçları olacaktır. Ve biz bu ipuçları ile kendimizi tanıma imkanı bulabiliriz. İşte o zaman gerçek değerlerin kıymetlerin daha şuurlu bir şekilde farkına varır, onlara layık oldukları önemi verir, ötelerin ötesine kanatlanarak, maddenin kesafetinden, mananın letafetine ulaşmak fırsatını yakalayabiliriz. Diğer taraftan içinde bulunduğumuz olumsuzluklardan, değer verdiğimiz değersiz şeylerden kurtulmanın daha bir samimiyetle gayretinde olabiliriz.

Bilgimiz, görgümüz, tecrübelerimiz arttıkça, aklen ve ruhen olgunlaştıkça geçmişte yaptıklarımızın, düşündüklerimizin bir kısmından büyük bir pişmanlık duyar ve hatta değer verip önemsediğimiz bazı şeylerin gülünçlüğünü farkeder bunu nasıl düşünmüş, nasıl yapmışız diye acı acı güler, bazen de düşünüp, yaptıklarımızın dehşetiyle sarsılır, hıçkırıklara boğulur, gözyaşları dökeriz.

Hz. Ömer radıyallahu anh: Cahiliye devrinde, sefere çıktıklarında tapınmak için helvadan yaptıkları putları acıkınca yediklerini hatırladıkça güler, kız çocuklarını diri diri toprağa gömdüklerini hatırladıkça gözyaşları akıtır, ağlardı.

Bazen önemsediklerimizin, değer verdiklerimizin bütünüyle değersizliğini, hiçliğini kavrar, büyük bir ingılabla, yeni bir hayata kanatlanırız. Bu, bir binayı temelden yıkıp yeniden inşa etmek gibi bir şey. İşte bu büyük ingılabı en üst seviyede başaran asr-ı saadet müslümanları, ashab-ı kiram, gökteki yıldızlar gibi hidayet rehberleri, kıyamet sabahına kadar örnek alınacak önderler oldular.

Çünkü onlar cahiliye döneminde değer verdikleri putları, malı mülkü, makam mevkiyi ve şöhreti ayakları altına aldılar. Kur’anî, İslamî değerleri başlarına taç, gönüllerine sultan ettiler. Bu değerler uğruna canlarını, kanlarını, mallarını sebil ettiler.

Kesin olarak bilinmelidir ki ahlakî olmayan, hukukî olmayan herşey değersizdir. Allah hakkının, kul hakkının çiğnendiği, gözardı edildiği toplumlar ahlâken, hukuken tefessüh etmiş, insanî ve İslamî değerleri kaybetmiş cahilî toplumlardır.

Rasulullah sallallahu aleyhi ve sellem: “Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.” buyurarak ahlakın ve ahlâkî değerlerin dindeki üstün yerine işaret etmiştir.

Bütün ilâhî dinlerin, özellikle İslam dininin gerçekleştirmeyi hedeflediği dini, nefsi, nesli, aklı ve malı muhafaza hem Allah hakkı hem de kul hakkıdır. Bu hakları gözardı eden, bu haklara tecavüz eden fert ve toplumlar asla felah bulamaz.

Kainatta var olan herşey Allah’ın mülküdür ve O’nun mülkünde haksız tasarruflarda bulunmak Allah hakkına tecavüzdür. O’nun için bu beş hak yani dini, nefsi, nesli, aklı ve malı muhafaza hem ahlâkî hem de hukuki yönden çok büyük bir değer taşır. Dolayısıyla yöneticilerin ve kişilerin değerleri, bu değerlere verdikleri önem ve muhafazasında gösterdikleri ciddiyet, gayret ve samimiyetle ölçülür.

Dini Muhafaza:

Allah Teâla, İslam dini ile, dini hükümleri ikmal ettiğini, insanlara olan nimetini tamamladığını (Maide-3) Allah indinde hak dinin İslam olduğunu (Al-i İmran-19) İslam’dan başka hiçbir dinin, hiçbir inancın kabul edilmeyeceğini (Al-i İmran-85) beyan buyurmuş, dînî hükümlerin hayata hakim kılınmasını istemiştir. Buna göre dini muhafaza, dini hükümlerin hayatın bütün sahalarında uygulanmasını, onu tasallutlardan koruyarak en iyi bir şekilde yaşanılmasını sağlamakla mümkündür.

Nefsi Muhafaza:

Yaşamak hakkı insanın en temel haklarından biridir. Bir insanı kasden haksız yere öldürmek büyük bir cürümdür ve bütün insanları öldürmek gibidir. (Maide-32) Canı almak hakkı, onu veren Allah Teâla’ya aittir. Meşru savaşlar, hadler ve kısas dışında hiçbir şekilde cana kıyılamaz. Onun için bilerek, haksız yere adam öldüren bir kişi öldürülür. (Bakara-179) Çünkü kısasta hayat vardır. (Bakara-179) Kasten adam öldüren, yaptığı bu cinayete karşılık öldürüldüğü zaman, hem kan davaları ortadan kalkmış, bu sebeple bir çok kişinin canından olması önlenmiş, diğer taraftan kısasta büyük bir caydırıcılık olduğu için kasten adam öldürmenin, cinayetlerin, terör ve anarşinin önü kesilmiş olur.

Nesli Muhafaza:

Namusu, sebebi dolayısıyla nesli korumak için büyük bir hayasızlık olan zina ve gayri meşru ilişkiler şiddetle yasaklanmıştır. Nesebi gayri sahih zina mahsulü çocuklar, aile ortamından, aile sıcaklığından, aile eğitiminden mahrum oldukları için toplum için ayrıca bir musibettir. Toplumun salahı, temiz nesiller, nesebi sahih nesiller yetiştirmekle mümkündür.

Bu hususta Allah Teâlâ şöyle buyurmaktadır: “(Rasulüm) Mü’min erkeklere gözlerini (harama) dikmemelerini ve ırzlarını korumalarını söyle. Çünkü bu, kendileri için daha temiz bir davranıştır. Şüphesiz Allah onların yaptıklarından haberdardır.

Mü’min kadınlara da söyle; gözlerini harama bakmaktan korusunlar. Namuslarını, iffetlerini muhafaza etsinler. Görünen kısımları hariç, ziynetlerini teşhir etmesinler. Başörtülerini yakalarının üzerine (kadar) örtsünler. Kocaları, babaları, kocalarının babaları kendi oğulları, kocalarının oğulları, erkek kardeşleri, erkek kardeşlerinin oğulları, kız kardeşlerinin oğulları, kendi kadınları (mü’min kadınlar) ellerinin altında bulunan köleleri, erkeklerden kadına ihtiyacı kalmamış (cinsî iktidarı olmayan) hizmetçiler, yahut henüz kadınların gizli kadınlık hususiyetlerinin farkında olmayan çocuklardan başkasına ziynetlerini göstermesinler. Gizlemekte olduklarını ziynetleri anlaşılsın diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey mü’minler! Hep birden Allah’a tevbe ediniz ki kurtuluşa eresiniz.”  (Nur-30/31)


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.