E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

     ÖMER ÇAVUŞOĞLU

Kapak


 

FAİZ BELASI

 

Türkçedeki yaygın karşılığı “faiz” olan Arapça “riba” kelimesi sözlükte “fazlalık” nema, artma, çoğalma; yükseğe çıkma; (beden) serpilip gelişme, gibi anlamlara gelir. Arapça’da tepelere, düz araziye nisbetle daha yüksek oluşları sebebiyle râbiye, canlıları besleyip büyütmeye de terbiye denir. Bu sözlük anlamıyla riba hem bir şeyin kendi içinde bulunan hem de iki şey arasında mukayeseden doğan fazlalığı ifade eder. Kur’an’da riba kelimesi iki anlamda da kullanılmıştır. Fıkıh literatüründe riba, borç verilen bir paraya veya mal, belli bir süre sonra belirli bir fazlalıkla, yahut borç ilişkisinden doğan ve süresinde ödenmeyen bir alacağa ek vade tanıyıp bu süreye karşılık onu fazlalıkla geri almanın veya bu şekilde alınan fazlalığın adıdır. Türkçe’de kullanılan “faiz” kelimesi de Arapça kökenli olup, genelde riba ile eş anlamlı kabul edilir. (1)

Faiz yasağı İslamla başlamış olmayıp uzun bir geçmişi vardır. Yahudilik ve Hıristiyanlıkta da faiz yasağı olmakla birlikte, yahudiler Tevrat’ı tahrif ederek faizi kendi aralarında (İsrailoğulları) yasak sayıp kendilerinden olmayanlara karşı serbest saymışlardır. Kur’an’da yahudilerin bu tutumuna değinmekte, yasaklandığı halde faiz alıp vermelerinin yol açtığı ve açacağı sonuçlardan söz etmektedir. (Nisa/160-161)

Tarih boyunca gelip geçmiş bir çok düşünür, filozof ve devlet adamı açık bir haksızlığa yol açtığı, sermayeyi belli bir sınıfın elinde topladığı, geniş halk kitlelerinin sömürülmesine sebep olduğu için faize karşı çıkmış, onunla mücade edip önlemeye çalışmışlardır. Nitekim Eflatun faizi doğru bulmamakta, Aristo, “paranın para doğuramayacağını” belirterek faiz yoluyla sağlanan kazancı, tabii olmayan kazanç diye nitelendirmektedir.

İslam’ın ortaya çıktığı VII. yüzyıl Arap toplumunda da faiz bütün çeşitleriyle biliniyor ve uygulanıyordu. Bu yüzden sermaye belli kesimin elinde yoğunlaşmış, gittikçe katlanan faiz borcunu ödeyemeyen kimseler veya bunların çocukları köle olarak satılmaya başlanmış, sonuç itirabıyla az bir kesim büyük çıkar sağlanmasına karşı geniş halk kesimi perişan olmuştu.

Kur’an-ı Kerim bu yaygın adeti aşamalı bir akış içinde, gerekli önlemleri alarak ve bu uygulamanın yerini tutacak kurumları da göstererek yasaklamış, Hz. Peygamber de devrinde bilinen ve yapılan faizli ticari işlemlerin faizden arındırılmasına kılavuzluk etmiş, bu konudaki emir ve yasaklarıyla, belli ölçü ve ilkeleri çıkarmaya elverişli bir uygulama başlatmıştır.

Kur’an’da Faiz Yasağı: Kur’an’da (riba) yasağına değişik üslup ve anlatım tarzlarıyla birden çok yerde temas edilir. Fakat hiçbirinde ribanın tanımı yapılmaz. Ayırıcı özellikleri ve kapsamı belirtilmez. Ancak Kur’an’da geçen “riba”nın anlamı, o dönem araplarının bu kelimeye yüklediği manadan farklı değildir.

Kur’an’da riba meselesi dört yerde ele alınmış ve riba yasağı içki yasağında olduğu gibi aşamalı yöntem izleyenek dört aşamada ortaya konmuştur.

Bu konuda ilk ayet Mekke döneminde, yani müslüman toplumun inanç ve ahlak temellerinin kuruluşunun sağlamlaştırıldığı dönemde nazil olmuştur. Mekkî Rûm suresi 39.ayette: “İnsanların mallarında artış olsun diye verdiğimiz faiz Allah katında artmaz. Fakat Allah’ın rızasını isteyerek verdiğimiz zekata gelince, işte onu verenler (sevaplarını ve mallarını) kat kat arttıranlardır.” buyrulmaktadır. Bu ayet faizi açıkça yasaklamamakla birlikte Allah katında çirkin görüldüğüne ve bereketsizliğine değinerek onu dolaylı olarak reddetmekle, mü’minlere bu yönde uyarıda bulunmaktadır.

Medine döneminde nazil olan Nisa Suresi’nin 160-161.ayetleri ile Allah, yahudilere faizin haram kılındığını, fakat onların bunu helal sayıp alıp vermeye devam ettiğini, bu yüzden de birçok ceza ve azaba uğradıklarını ve uğrayacaklarını haber vererek yine dolaylı olarak faiz yasağına temas etmiş ve bu konuda müslümanları yönlendirmiştir.

Üçüncü aşamada ise, “Ey iman edenler! Kat kat faiz yemeyin. Allah’tan korkun ki, kurtuluşa eresiniz.” (Al-i İmran/130) buyurularak faiz açıkca yasaklanmıştır. Tabii ki Kur’an’ın bu üslubu, ilk planda Mekke’de yaygın olan bileşik faizli borç işlemlerini kapsıyor gözüküyorsa da ayetteki “kat kat” kaydı, tek dereceli faizin helal olduğu anlamında olmayıp, o günkü olguyu açıklamak için gelmiştir.

Dördüncü aşamaya gelince, artık faiz bir önceki kaydı da taşımaksızın şiddetli bir üslupla yasaklanmış, faizi bırakanlara bazı imkanlar gösterilerek faizde ısrar edenlere acı sonuçlar bildirilmiştir. Bu konuya ayrılmış bulunan Bakara Suresi’nin 275-279. ayetlerinde şöyle buyrulur: “Faiz yiyen kimseler (kabirlerinden) tıpkı şeytan çarpmış kimseler gibi çarpılmış olarak kalkarlar. Onların bu hali, alışveriş de (ticaret) faiz gibidir demelerindendir. Oysa ki Allah, ticareti helal, faizi haram kılmıştır. Bundan sonra kime Rabbinden bir öğüt gelir de faizden vazgeçerse geçmişte olan kendisinindir ve işi Allah’a kalmıştır. Kim tekrar faize dönerse, işte onlar cehennemliktir, orada devamlı kalırlar. Allah faizi mahveder, sadakaları çoğaltır. Allah hiçbir günahkâr kâfiri sevmez. Ey iman edenler, Allah’tan korkun, eğer gerçekten inanıyorsanız,  faiz olarak arta kalan (ana paranın üzerindeki) miktarı almayın. Şayet bunu yapmazsanız (faize devam ederseniz), Allah ve Rasulü ile savaşa girdiğinizi bilin. Tövbe ederseniz ana sermayeniz sizindir. Ne haksızlık ederseniz, ne de haksızlığa uğratılırsınız.”

Bu ayette Allah Teala, faiz ile alışverişin farklı olduğunu vurgulayıp, faiz alıp vermenin dünya ve ahiretteki kötü sonuçlarına işaret etmiş, bu arada, ana paradan fazla kısmın da faiz olacağını belirtmiştir. Kur’an’ın bu üslubu faiz yasağı konusunda açık ve kat’î bir delalettir. Öte yandan bu ayetlerde geçen “riba” kelimesi, kapalı bir kelime olmayıp, vahyin ilk muhatabı olan Araplar arasında bilinen ve uygulanan yaygın faiz şeklini ifade eder. O da, vadeye karşılık alacakta artış yapma uygulamasıdır.

Sünnette Faiz Yasağı:

Hz. Peygamberin sünneti, Kur’an’ın koyduğu “faiz yasağı” ilkesini açıklamış, uygulamasını göstermiş, ayrıca Kur’an’da işaret edilmeyen bazı işlemleri de faiz olarak nitelendirip yasaklanmıştır.

Mesela Hz. Peygamber Veda Hacc’ında şöyle buyurmuştur: “Dikkat edin. Cahiliyye döneminin faizlerinin hepsi de kaldırılmıştır. Ana paralarınız sizindir. Bu surette ne haksızlığa uğratılmış, ne de haksızlık yapmış olursunuz.” (2) Bir başka hadiste de, “Faiz ancak veresiyededir.” (3) buyururken cahiliye döneminde yaygın olan “vade karşılığı alacağı artırma” adetine işaret etmiştir.

Buna ilave olarak Hz. Peygamber, kendi döneminde uygulanan işlemleri ve alım-satım türlerini de, ya faize yol açacağı, ya da faiz olduğu için yasaklamıştır. Mesela “eşya-yı sitte” veya “emval-i ribeviyye” hadisi diye meşhur bir hadiste şöyle buyurulmuştur: “Altına mukabil altını, gümüşe mukabil gümüşü, buğdayla buğdayı, arpa ile arpayı, hurma ile hurmayı, tuza mukabil tuzu satmayınız. Ancak eşit miktardan ve peşin olursa o müstesna. Her kim artırır veya fazla alırsa faiz alıp vermiş olur. Bunda alan ile veren arasında fark yoktur.” (4)

Bu konuda bir çok hadis rivayet edilmiş olup bunlarda Hazreti Peygamber özetle, altın ve gümüşün, hurma, buğday, arpa ve tuzun (ve aşağıda görüleceği üzere bu özellikteki gıda maddelerinin) aynı cins karşılıkla vadeli veya fazla karşılıklı değişimini yasaklamış cinslerin değişmesi halinde, peşin olması kaydıyla mübadeleye izin vermiştir. Ancak altın ve gümüş karşılığında sayılan malların alım satımında bu şartlar geçerli değildir. Aynı şekilde kuru hurma ile yaş hurmanın, iyi cins hurma ile kötü cins hurmanın fazlalıkla değişimi, gümüşün vadeli olarak altın karşılığı satımı yasaklanmış, altının altınla, gümüşün gümüşle değişimine ancak peşin ve tartılarının eşit olması halinde izin verilmiştir.

Hatta Rasulullah, üzerinde  altın bulunan bir gerdanlığın bile altını ayrıldıktan sonra satılmasını istemiş, iki ölçek kötü cins hurmayı verip, bir ölçek iyi cins hurma alan sahabeye böyle bir işlemin faiz olduğunu belirterek, “Sakın böyle yapma! İyi cins hurma almak istediğin zaman önce kalitesi düşük hurmayı parayla sat, sonra eline geçen para ile iyi cins hurma satın al.”5 buyurmuştur.

Görüldüğü üzere Kur’an, kesin bir ifade ile cahiliye faizi, borç faizi (ribe’d deyn) veya riben nesîe denilen, “Vade karşılığında alacağın miktarının artırılması” şeklinde faizi yasaklamış, sünnette bu yasağı teyid etmiştir. Buna ilave olarak sünnet, Araplar arasında cari olup pek faiz olarak görülmeyen bazı ticarî işlemleri ve mübadele şekillerini de yasaklamıştır.

Bu o günkü Arap toplumu içinde yeni bir durum olup, daha sonra İslamî literatürde bu ribe’l-fadl veya alışveriş faizi adıyla anılır olmuştur. Birinci nev’i faizin, yani vade sebebiyle tahakkuk ettirilen fazlalığın haramlığında hiçbir tartışma ve tereddüt bulunmamaktadır. Buna karşılık paranın veya gıda maddelerinin peşin olarak fakat fazlalıkla değişiminin (ribe’l fadl) yasaklanmış olmasının gerekçesi ve illeti üzerinde farklı görüşler bulunduğundan, bu yasağın ölçüsü, sınırı ve hangi cins ve nevî malları kapsadığı hususu tartışılmaktadır.

Faiz Yasağının Amacı: Faiz yasağı, İslam iktisadının hem ana öğelerinden birisi, hem de makul bir gereğidir. İslam, servetin âtıl bırakılmamasını, üretim ve yatırım dışında tutulmamasını isteyerek faiz ortamının doğuşunun engelleyici bazı tedbirleri almıştır. İslam’da temel üretim faktörü olarak “emek” kabul edilip, sermayenin risk ve zarara katlanmadan tek başına kazanç aracı olması önlenmiştir. Çünkü bu sermaye ve servetin giderek belli bir zümrenin elinde toplanmasına, neticede insanların sınıflaşmasına, büyük bir kesimin mağduriyetine sebep olacaktır. İslam’ın yerleştirmeye çalıştığı ahlâkî anlayış, yardımlaşma ve sosyal dayanışma ilkesi, zekat ve infak emri, emek ve sermayenin birlikte üretime ve yatırıma yönelmesi, kâr ve zararı birlikte göğüslemesi prensibi vb. düzenlemeler, bir bütünün birbirini tamamlayan parçalarıdır. İslam, nimetleri ve külfetleri topluma dengeli biçimde yaymayı ilke edinmiştir. Ağır diyet borcu altındaki suçlulara hazine veya akrabalarının hatta mensubu bulunduğu meslek kesiminin yardımını sağlarken savaş ganimetini, sermayenin belli ellerde dolaşmasını önleme gerekçesiyle, geniş bir kesime yaymıştır. İslam miras hukukunda mirasçı zümrenin genişliği de bu anlayışın sonucudur.

Kur’an-ı Kerim faiz ile zekat ve infakın karşılaştırılmasını yaparak zekat ve infakın değerli ve kalıcı, faizin ise değersiz ve bereketsiz olduğunu  bildirmektedir. (el-Bakara-2/276; er-Rûm-30-397.) Gerçekten de zekat ve infak sosyal adaleti ve refahı arttırıcı olduğundan değerli ve bereketlidir. Faiz ise gelir akışını belli ellerde toplayıp sosyal refahı önleyeceğinden, dolayısıyla geniş bir kesimin tüketim eğilimini ve imkanını azaltacağından, bazan sosyal patlamalara sebep olduğundan, neticede bereketsiz bir yoldur. Öte yandan, zekat ve infakın Allah katında ecir ve mükafaat ile faizin de ceza ve günah ile karşılanması bir müslüman için kuşkusuz daha da önemli bir farklılıktır.

Kur’an-ı Kerim faiz ile ticaret arasındaki ilişkiye değinerek ticaretin helal, faizin haram olduğunu bildirmesi de dikkat çekicidir. Çünkü ticaret üretken olup, toplumda emeğe ve sermayeye dengeli bir pay verir. Paranın akışını hızlandırır, belli istihdam imkanları ortaya çıkarır. Faiz ise üretken değil tek taraflı çıkar sağlayan bir sömürüdür. Eşit ve iki taraflı risk taşıyan ticaret ile eşitsiz ve tek taraflı risk taşıyan faiz arasında önemli bir mahiyet farkı vardır. Faiz ile ticaretin ayrı olmadığını vurguluyan bir üslup kullanırken, Kur’an’ın bu noktaya dikkat çekmeyi amaçladığı söylenebilir.

 

Dipnotlar

1) Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, c. 12, s. 110

2) Ebû Davud, Bûyu/5

3) Buhari, Bûyu/79. Müslim, Mûsakât, 101-103

4) Buhari, Bûyu/77-81. Müslim, Mûsakât, 79-85

5) Müslim, Mûsakât, 96


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.