E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

    PROF DR. MAHMUT ESAT COŞAN

Kapak


 

ESAT COŞAN HOCAEFENDİNİN SON KONUŞMASINDAN

AHİRETİ DÜŞÜNÜN

Esselâmü aleyküm ve rahmetullàhi ve berekâtühû!.. Size gönüller dolusu, yerler gökler dolusu sevgiler, selâmlar, hayır dilekleri ve dualar ederim. Allah-u Teàlâ Hazretleri cümlenizden râzı olsun... İki cihanda aziz ve bahtiyar olun...

Peygamber SAS Efendimiz buyuruyor ki:

"Ey benim Allah'ım! Hiç bir hayır yok, ancak ahiretin hayrı var." Evet dünyada da insan bazı hayırlara eriyor, nimetlere mazhar oluyor ama, dünya çok kısa... Ahiret sonsuz olunca, sonsuzun yanında asırlar bile kısa kalır. Çok kısa küçük hayırcıklar, az bir şey. Asıl hayır ahiret hayrı...

Yâni dünyada insan bazı hayırlara erse de, ahirette hayra ermese, mahvoldu demektir. Kâfirler böyle olacak, Firavunlar, Nemrutlar, kâfirler, müşrikler, münafıklar, zalimler, fasıklar böyle olacak. Dünyada biraz telezzüz etmeleri, biraz tena'um eylemeleri, nimetlere dalmaları, zevkleri tatmaları mühim değil, önemli değil... Asıl önemli olan ahiretin hayrı, ahiretin rahatı, ahiretin saadeti.

Başka bir rivayette de, "Hiçbir güzel yaşam yok, ancak ahiretin güzel yaşamı var. Önemli olan ahiretin güzel yaşamı." diye rivayet olunmuş.

Demek ki, biz de bu gerçeği aklımızın en yüksek yerinde, en belirgin yerinde, en unutulmayacak şekilde muhafaza etmeliyiz: Hayır ahiretin hayrıdır. "Hiç bir hayır yoktur, ancak ahiretin hayrı vardır. Önemli olan ahiretin hayrıdır."

Bu ne demek?.. Dünyadaki küçük menfaatler, faydalar, zevkler hiç mesabesindedir. Mü'min ona aldanmaz, takılmaz, kapılmaz, şaşırmaz. Onlara kapılıp da ahiretini mahvetmez, berbat eylemez. Ahiretini kazanmağa çalışır.

Peygamber Efendimiz öyle söylüyor, öyle buyuruyor; doğrudur. Çünkü ömürler rüzgar gibi geçiveriyor, bir göz yumup açıncaya kadar geçiveriyor. Evet 60 yıl, 70 yıl, 80 yıl yaşıyoruz. Bir kısmı çocukluk, bir kısmı ihtiyarlık, bir kısmı gece uykusu, bir kısmı da gündüz koşuşturma, telaş... O günlerin içinde de bir kısmı sevinçli, bir kısmı üzüntülü, heyecanlı, dertli, gamlı, kederli, ağlamalı, sızlamalı... Ne olacak, kıymeti yok!

Mühim olan ahireti kazanmak. Biz mü'miniz, biz müslümanız. Ahirette öldükten sonra dirilmek var, cennet var, cehennem var... Cenneti kazananlara, cennete girenlere ne mutlu! Cenneti kaybedenlere, cehenneme düşenlere ne yazık!.. Vah, yazıklar olsun, çok korkunç bir felaket...

Onun için bunu hiç unutmayalım! Ahiretin hayrını kazanmak için ne yapmamız gerekiyorsa, onları yapalım!

"Ne yapacağız, kısaca söyle hocam hatırımda kalsın! Ben uzun sözleri hatırımda tutamıyorum." derseniz: İbadetleri yapacaksınız, bir... Günahlardan kaçacaksınız, iki... Ahlâkınızı güzelleştireceksiniz, üç...

İbadetleri yapanı Allah sever; ibadet yaparak sevgisini kazanmaya çalışacağız. Günahlardan, haramlardan uzak olanı Allah sever; haramlardan, günahlardan kaçıp, gene sevgisini kazanmaya çalışacağız. Güzel huyluları Allah sever; huylarımızı güzelleştirip yine Allah'ın sevgisini rızasını kazanmaya çalışacağız. Kötü huyluları sevmez ve onları cezalandırır; onlardan uzak duracağız.

İbadetleri yapmak, günahlardan kaçmak, ahlâkı güzelleştirmek... Bizim yolumuzun esasları bunlar. Üç ana esas, herkesin hatırında kalır.

İbadetlerini yap, namazlarına, cumalarına, oruçlarına, haccına, umrene, zekâtına, zekâtına, zekâtına çok dikkat et!.. Çünkü mâli fedakârlıkla anlaşılıyor insanın ihlâsı, sıdk u sadakatı... Terle kazandığın, zahmetle kazandığın paranın bir kısmını Allah yoluna verebileceksin. Otuzdokuz kısmı sende kalacak, bir kısmını vereceksin. Yine büyük çoğunluğu sende kalacak. Ama fukarayı unutmayacaksın, zayıfları, mazlumları unutmayacaksın!..

Zalimlerin karşısında olacaksın, mazlumların yanında olacaksın, fakirlerin yanında olacaksın!.. Yoksulları, mahrumları seveceksin, onları ziyaret edeceksin. Onlarla beraber gözyaşı dökeceksin, yardımcı olacaksın. Destek vereceksin, yiyecek vereceksin, çocuğunu okutacaksın... vs. vs.

Müslümanlık lafla değil. Sen burada izzet ve devlet ve nimet içinde yaşayıp, karnının tokluğundan, "Ah, vah, yandım, eyvah!" bilmem ne diye sızlanırken, öbür tarafta içecek suyu bulamayan insanlar var.

Evet para önemli ama biz paraya tapmıyoruz. Paranın bir önemli vasıta olduğunu biliyoruz. Ahiretimizi kazanmak için, paramızı Allah yoluna sarfedeceğiz. İbadetleri yapacağız.

Günahlardan da kaçınmak çok önemli! Çünkü günahların hepsi tatlı olduğundan, zevkli olduğundan, insan o günahları yapıyor. O zevke dayanamıyor, nefsini yenemiyor, nefsi o tarafa akıyor, kayıyor; derken yapıyor işte o günahı... Afyon içiyor, esrar çekiyor, içki içiyor, hırsızlığı yapıyor, "Dayanamadım, çaldım!" diyor.

Kumar oynuyor kazanmak hırsıyla, "Ay ne heyecanlı, bilmem ne..." derken, "Eyvah kaybettim, eyvah eve ne götüreceğim şimdi?" demeye başlıyor. Bunların hepsinin macerası belli olduğundan, İslâm yasaklamış. İçki yasak, kumar yasak, esrar yasak, aklı giderici her türlü duman da olsa, sıvı da olsa, katı da olsa her çeşit alet, edevat, madde yasak. Meşrubat şeklinde de olsa, duman şeklinde de olsa, farketmiyor.

Demek ki, günahlardan da kaçınmak çok önemli... İyi insan olmak için, faziletli insan olmak için, faydalı insan olmak için, güzel işler yapmak için, günahlardan da kaçınacağız.

Üçüncüsü, ahlâkın güzelliği. Ahlâk biliyorsunuz toplum olayıdır. Yâni kişinin de kendi kendine karşı ahlâki sorumlulukları vardır ama, özellikle başka insanlarla münasebette ahlâk çok büyük rol oynuyor. Toplum olayıdır ahlâk dediğimiz şey.

Tabii ahlâk ikiye ayrılıyor: İyi ahlâk, kötü ahlâk. Yâni herkesin ahlâkı var. Ama ahlâkı iyi mi, kötü mü?.. Mühim olan ahlâkın iyi olması. "Falanca adam çok kötü ahlâklıdır, çok kötü huyludur." diyoruz. Herkesin bir ahlâkı var ama, iyisi önemli, iyi ahlâklı olacak.

Araba her gün bakım istiyor, bakılmazsa gitmiyor. Ev her zaman bakım istiyor, akıyor, kokuyor, bozuluyor, takılıyor derken tamirci getiriyorsun vs. Çocuklar da öyle, kendimiz de öyle.

Peygamber Efendimiz, "Asıl hayır ahiret hayrıdır." diyor. Bu cümlenin birinci kısmı.

İkinci kısmında da ne demiş: "Ensara da mağfiret eyle, muhacirlere de mağfiret eyle..." Ensar; Peygamber Efendimiz'e, kendilerine gelen müslüman kardeşlerine yardımcı olup, onları bağırlarına basıp, misafir edip, koruyup kollayan, böylece İslâm'ın tutunmasını ve düşmanlarına karşı güçlenmesini sağlayan insanlar, Medine'nin ahâlisi.

Pekiyi ötekilere, Mekke'den veya başka yerlerden müşriklerin zulmünden kaçıp o emniyetli Medine'ye gelen kimselere ne deniliyor?.. Bu sahih bir hadis-i şerif. Buharî'de, Müslim'de, Ebû Dâvud'da, Tirmizî'de, Neseî'de var. Enes RA'den rivayet edilmiş. Hendek Savaşı hazırlıkları sırasında bu duayı buyurmuş.

O günlerde çok telâşlı idiler. Kureyş büyük bir orduyla Medine'yi mahvetmeye geliyor. Bedir'de çarpıştılar ama, bu sefer kuvvetli bir orduyla geliyor müşrikler. İyice toparlanmışlar, kabilelerden de yardım almışlar, müslümanlığın kökünü kazımak için geliyorlar. Güçleri yeterse Peygamber Efendimiz'i, muhacirleri ve ensârı tepelemek niyetiyle geliyorlar. Sayı az, güç az, imkân az, savaş alet ve edevatı az... Ne yapmak lâzım?..

Selmânül-Farisî RA diyor ki:

"--Biz İran'da, düşmanlarla mücadelede savunma savaşı yaparken hendek kazardık. Haydi hendek kazalım!.." diyor.

Mâlum kıyamet alâmetlerinden birisi de, hicaz tarafından ateş zuhur edecek, insanları sürükleyecek bir tarafa doğru... Yâni o zaman, kıyamet kopacak sanmışlar. Demek ki, kıyamet kopar gibi alevler dışarılara çıkmış. İşte o yanıkların izleri bence. Medine'nin etrafı böyle bu malzemeyle dolu olduğundan, oralardan birilerinin gelmesi mümkün değil. Binbir meşakkatle birisi düşe kalka gelmeye çalışsa, onu da haklarlar, ordu gelemez.

Yalnız bir yolamağı var. O yolamağın ağzı da, şimdi Yedi Mescidler denilen kısımda... Orayı da hendekle kapatırlarsa, o zaman düşman rahat bir şekilde gelemez. Harrelerden gelemez, dağlardan da gelemez. Çünkü yokuşu tırmanacak, yukarıyı geçecek, aşağı inecek... Dağlık kısmı, tepeleri de aşamaz. Oralarda savunma, geleni püskürtme kolay. Aşağıda hendek kazmak lâzım!..

Hendek kazılması; tabii bu hususta pek çok hadis-i şerifler var, çok ibretli... Hendek Harbini, lütfen açın İslâm tarihi kitaplarından, okuyun bu akşam veya yarın!..

Allah rahmet eylesin, mekânı cennet olsun, Asım Köksal Hocaefendi, hem mâneviyatı olan, hem ilmi olan, tanıdığımız, muhterem, mübarek insandı. Tasavvufî vazifesi de vardı. İslâm Tarihi diye ne güzel kitap yazdı. Yeni yeni baskıları da çıktı. Muhakkak kütüphanenizde vardır. Hendek Harbi'ni bir okuyun!..

Hendek Harbi'nde en önemli, dikkati çeken şeylerden birisi, yâni size hatırlatmak istediğim, benim de çok etkilendiğim şeylerden birisi:

Peygamber SAS Efendimiz ashabıyla böyle hendeği kazarken taşlar çıkıyor, o taşları ashab kıramıyorlar o zamanki imkânlarla... Peygamber Efendimiz eline kırma aletini, -kazmayı diyelim- alıyor, vuruyor taşa. Bir vurduğu zaman, bir kıvılcım çıkıyor. Bir daha vuruyor, bir daha kıvılcım çıkıyor. Bir daha vuruyor, bir daha kıvılcım çıkıyor.... Ve Peygamber Efendimiz diyor ki:

"--Bu kıvılcımda Sâsânî İmparatorluğu'nun, Mecûsîlerin devletinin, Bizâns imparatorluğunun, Bizans arazilerinin; yâni doğu tarafının, batı tarafının, kuzey tarafının müslümanların eline geçtiğini gördüm." diyor.

Hatta, bu sözü söylediği kesin ki, müşrikler diyorlar:

"--Şuna bak, neredeyse helâkleri yakın, ölecekler. Kureyş ordusu geldiği zaman bunların hepsini kesecek. Hâlâ başlarındaki zât --yâni Peygamber Efendimiz'i kastediyorlar-- 'Siz ilerde şu zaferleri kazanacaksınız, koca koca devletleri yıkacaksınız, dev imparatorlukları devireceksiniz!' diyor. Ne saçma..." diye düşünüyorlar.

Ama şimdi biz biliyoruz ki, saçma değil, peygamberce söylenmiş sözler, Allah-u Teàlâ Hazretleri'nin vaadi... O en ümitsiz anda, yâni artık var olma, yok olma meselesi olan bir zamanda bunu söylemesi de, hak peygamber olduğunun belgelerinden, binbir türlü belgesinden bir tanesi...

İşte o zaman, tabii ashab-ı kiram çok sıkıntı çekmişler. Açlık, sıcaklık, yorgunluk... Hendek kazmak kolay değil... İşte o zaman Peygamber Efendimiz böyle dua eylemiş:

"--Hayır ancak ahiret hayrıdır. Bu dünya meşakkatli, sıkıntılı, düşmanla çarpışmalı, uğraşmalı, korkulu, endişeli geçiyor. Asıl önemli olan ahiret... Ensâra ve muhacirleri yâ Rabbi mağfiret eyle, affeyle kusurları varsa..."

Tabii her insan kusurlu olabilir, büyük küçük. "Affeyle, yardım eyle..." demek istiyor, böyle dua etmiş.

Biliyorsunuz, müşrikler geldiler geldiler. Hendek'le karşılaşınca, Medine'ye giremediler. Öbür tarafları korumak kolay. Buraya da İslâm ordusu dikildi ve Hendek Savaşı sonunda, yâni müslümanların korunmasıyla, Kureyşlilerin perişan bir vaziyette, geri dönmesiyle bitti.

İşte o zaman söylenmiş bir dua ama, biz bundan ne dersler çıkaracağız?.. Hayrın ahiret hayrı olduğunu öğreneceğiz, ahiret hayrını kazanmaya çalışacağız. Bir de dünyada meşakkatler çekileceğini öğreneceğiz.

Allah'ın en sevgili kulları Peygamber Efendimiz ve ashâbı, asr-ı saadet müslümanları ne sıkıntılar çektiler. Sen nesin?.. Ben neyim?.. Bizler 20., 21. yüzyılın insanlarıyız. Ne kadar asır sonra gelmiş insanlarız. Elbette en büyük mükâfatları ashaba, Peygamber Efendimiz'e Allah-u Teàlâ Hazretleri verecekken, dünyada onlar bu kadar sıkıntı çekmişler.

Elbette bizler de sıkıntı çekeceğiz. Bunlar imtihan. Yâni müslümanlığa bağlılığımızın kuvvetini ve samimiyetini, sağlamlığını anlamak için, isbat etmek için, denemek için, imtihan etmek için, Allah bu sıkıntıları getiriyor ki; "Bakalım benim mü'min kullarım sıkıntıların karşısında da imanlarına sımsıkı sarılıp iyi müslüman olarak yaşayacaklar mı?" diye müslümana böyle çeşitli sıkıntılar, imtihanlar gelir gelir gelir... Mühim değil. Sabredeceğiz, mükâfat alacağız.

Ama sabrın sonunda da Allah zafer ve saadet ve selâmet veriyor. Misal: İşte İslâm tarihi, işte müslümanların ilk devirleri, ondan sonraki devirleri, bütün cihana hakim olmaları... Cenâb-ı Hak: "Siz Allah'a yardım ederseniz, Allah da size yardım eder." (Muhammed: 7) buyuruyor. Halbuki Allah'ın yardıma ihtiyacı yok, lâtife eyliyor biz kullarına. Yâni "Allah'ın dinine yardım ederseniz, o zaman mükâfatlara erersiniz." demek açıkçası.

Onun için Allah'ın dininin yardıma ihtiyacı var. Allah'ın yardıma ihtiyacı yok, müslümanların yardıma ihtiyacı var... Mâlî yardıma ihtiyacı var, iktisadî yardıma ihtiyacı var, askerî yardıma ihtiyacı var, siyasî desteğe ihtiyacı var, ilim irfan öğrenmeye, tâlim ve terbiyeye ihtiyacı var... Her şeye ihtiyâcı var. Hepimizin çalışması lâzım!..

Fransa'da iki doktor müslüman olmuş. Ben Lion'a gitmiştim. [1980'li yıllarda]

"--Hocam, burada iki Fransız kökenli, Fransız müslüman var." dediler.

"--Tanışalım şu mübareklerle..." dedim.

Yâni Avrupalı, kökeni Fransız, hıristiyanken dönmüş müslüman olmuş. "Tanışalım!" dedim.

"--Burada yok." dediler.

"--Nereye gitmişler?"

"--Afgan Savaşı'na gittiler. Bunlar tatil oldu mu, yıllık izinleri oldu mu, hastaneden izin alırlar, karıkoca Afganistan'a giderler. Tatilleri boyunca Afganistan'da çalışırlar." dediler.

Gözlerim yaşardı, hayran kaldım o kardeşlerimizin şuuruna. Hem de gitmeden önce ilâç fabrikalarını dolaşıyorlarmış, hayır hasenat olarak ilâçları topluyorlarmış. Pamuklar, sargı bezleri, antibiyotikler, iğneler, haplar... neyse, onları da yanlarında beraber alıp Afganistan'a gidip, Ruslar'a karşı çarpışan mücahidlerin arkasında, cephenin arkasında, yaralılara yardımcı oluyorlarmış. Acaba Türkiye'de kaç tane kardeşimizin aklına geldi de, böyle Afganistan'a gitti de, yardımcı oldu?.. İşte şuur, işte ihlâs olunca böyle oluyor.

Allah-u Teàlâ Hazretleri bizi İslâm tarihini tam okuyup, tam anlayıp, sahabe-i kirâmın hepsini sevip; özellikle Hz. Ali efendimizi, Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin efendilerimizi de sevip, onların şefaatine ermeyi nasîb eylesin... Cennetiyle cemâliyle bizleri müşerref eyleyip, onlarla cennette buluştursun...

02 Şubat 2001 Cuma

Avustralya


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.