E-Mail listemize üye olun!

E-Mail listemize üye olursaniz, bu sayede sitemiz her yenilendiğinde bundan anında haberdar olabileceksiniz. 

 

Not: Yukarıdaki kutuya email adresinizi yazıp 'tamam' düğmesine bastıktan sonra adresinize bir mesaj yollanacaktır. Bu mesaja oldugu gibi cevap verdiğinizde (reply) listemize üyelik işleminiz tamamlanmış olacaktır. Aksi takdirde (yani bu mesajı cevaplamassanız) listemize üye olmuş olmayacaksınız.

Arkadaşınıza Tavsiye Edin

Sizin Adınız

Arkadaşınızın e-mail adresi

Mesajınız

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

İDRİS ARPAT 

Düşünce


 

BUGÜNE VE YARINA

Kula kulluğu reddedip yalnız Allah’a kulluğa niyetlenmiş bir müslüman olarak, hiç kimsenin gözüne girmek gibi bir istek duymamalısın. Allah (c.c.) katındaki itibarını kâfi görüp, kullardan asla itibar beklememelisin. İnsanların ne diyeceği umurunda bile olmamalı.

Hiç kimseyi aldatmamalısın. “Aldanmak ve aldatmanın bir kader” olup çıktığı dünyamızda, sözün senet olmalı. Yemine ihtiyaç hissettirmeyecek kadar doğru sözlü ve mert olmalısın, sözünün eri olmalısın. Sana ok gibi doğru olmak yakışır. Yılan gibi eğri-büğrü olmak, seviyesi düşük olanların işidir.

İnsanlara yanlış bilgi verme! Etkili ve egemen güçlerin doğru diye öne sürdüklerinin yanlışlığından eminsen, bu yanlışları, doğru diye başkalarına taşımak sana yakışmaz. Bil ki, asıl aldatma ölçülerde aldatmadır.

Sen imanın, Kur’an’ın ve vicdanın gösterdiği istikamette yürü. Arkana bakma, “sağımda solumda benimle beraber kim var?” deme, yürümene bak. Hak ve hakikata uymuş olman, yolunun cennete açılıyor alması, Allah’ın yardımına mazhar olman, yürümen için kâfi sebeptir. Bu yollarda yürümek kolay değildir, elinde kor ateşi tutmak kadar zordur, biliyorum. Lakin unutma ki, insanlar zorluklarla mücadele ede ede şahsiyetini bululur, Allah (c.c.) rızasına ererler. Kolay bir hayat morfin etkisi yapar, insanı uyuşturur. Bak Peygamberlerin hayatına; hangisi zorluklardan uzak, rahat, bir eli yağda, bir eli balda bir hayat yaşamıştır. “Cennet ucuz değil, Cehennem lüzumsuz değil.”

Zorluklara direneceksin. Seni anlamıyanlar bu duruma gülecekler. Bırak gülsünler. Sen onlara kızmayacaksın, acıyacaksın. Onların gerçekleri görebilmeleri için dua edeceksin. Gurur meselesi yapmayacaksın. Kendini kin ve nefrete kaptırmayacaksın. Kin ve nefret insanı içten kemirir. Seni sevmeyenleri aş. Gözlerin onlara dikili kalmasın, Arş-ı Âlâ’ya yönelsin. Metafizik alanlar, o alanların bu dünyadaki yansımaları seni cezbetsin. İnan dostum secde ve seccade, ilim ve fikir, ibadet ve zikir bir sığınaktır, bir gıdadır, ab-ı hayattır. Sevgi ve samimiyete götüren bir yoldur. Kanaatim şudur ki, “intiharların gerçek sebebi ibadet eksikliğidir.”

Kendini büyük görme, küçük de görme. Objektif bir bakışla kendine bakmaya çalış. Kendin ol, kendini yaşa. “Derler, demişler, diyecekler, diyorlar...”  unut bunları unut. Allah (c.c.) ne diyor, sen ona bak. Diyaloğunu hep Allah’a c.c. kur. İşlerini ve sözlerini, tavır ve davranışlarını, duruş ve bakışlarını hep O’na beğendirmeye çalış. Bak o zaman kendini nasıl hür hissedecek, nasıl rahatlayacaksın. İnsanlar övseler ne yazar, sövseler ne yazar.

Sürekli olarak kusurlarını azaltmaya, meziyetlerini çoğaltmaya bak. Yaşın ilerledikçe insanlığın ve İslamlığın da ilerlesin. Topraktan Allah’a c.c., nefisten vicdana doğru tırmanışını sürdür. Vicdan insanın içindeki bir Peygamberdir sanki.

Şu da mühim: İnsan devamlı ve düzenli bir çalışma temposu tutturur, asla gelecek endişesi çekmez. Buna tevekkül derler. Müslüman, bir Allah’a bir de çalışkanlığına güvenir. “Çalışkanlık öyle emin bir bastondur ki, her düşen ona dayanarak ayağa kalkabilir.” Bu söylediklerimden, “geleceği düşünmeme” neticesi çıkarılmamalı. Hani, ne derler: “Uzağı düşünmeyen üzüntüye yakındır.” “Gençliğinde istediği yerde oturan, ihtiyarlığında istemediği yerde oturur.” Hz. Ali Efendimiz ne buyurdu? “Çocuklarınızı onların yaşayacağı zamana göre yetiştiriniz.” Zamana yemin eden bir kitabın (Asr Suresi, a.1) mü’minleri nasıl geleceği düşünmez? Demek istediğim geleceği düşünmemek, planlamamak değil, geleceğin kaygısını çekmemektir.

Parayı hor görmelisin ama, kazanmayı ibadet saymalısın. Dünyada sadece ruhumuzla değil, bedenimizle de yaşıyoruz. Ruhumuz için hürriyet esas olduğundan o, hep Allah’a doğru gitmek ister. Bedenimiz ise birtakım zaruretlerden yeme, içme, barınma gibi ihtiyaçlardan azade değildir. Bu sebeple kazanmak zorundayız. Kazan, kasanda ve kesende biriksin. İsrafa kaçmamak şartıyla kendin için, evlad-u iyalin için harca. Fazlaysa Allah rızası için de harca. Kazanmasan neyi harcayacaksın, yoksa neyi vereceksin? Lâkin parayı kalbine alma. Kalbe giren kolay çıkmaz. Kul hakkını veremez. Allah c.c. hakkını ödeyemez olursun. Nimetler, vebal artırmaktan başka bir işe yaramaz olur. Dünyada yoksullar gibi yaşar, ahirette zenginler gibi hesap verirsin. Bu, iş midir? Dünyanın omuzuna bin, lâkin dünyayı omuzuna alma. “Dünya kesben değil, kalben terkedilir.” dostum. Şu demek oluyor: “Çalış, kazan, ye, yedir/ Bir gönül ele getir.” Lâkin dünyanın hiç bir şeyine gönül bağlama. Gönül bağlanacak değerde hiçbir şey yoktur dünyada. Fani olanlar insana saadet veremiyor, insanı avutamıyor. Bir yabancı gibi dolaş dünyada. Bir kıyamet eri, bir mahşer eri gibi yaşa. Mahşerden dünyaya gelmiş bir yiğit farzet, o senin, benim gibi mi yaşar? Öbür âlemde nelerin geçerli olduğunu nelere itibar edildiğini görmüş bir insan nasıl düşünür, nelere önem verir bu fani âlemde. İşte böyle. “Sahabe, hükümette dava adamı, dünyada ahiret adamı gibi yaşadılar.”  Yavan yediler, yamalı giydiler, yayan yürüdüler. Lâkin islami kimliklerinden fire vermediler. Bu özelliklerinden dolayı, dünya onların karşısında titriyordu. Biz daha rahat, daha lüks, daha çıtkırıldım yaşıyoruz ama, kimse bizim karşımızda titremiyor. Dünya bizi ciddiye almıyor. Kurtlar sofrasında kuzu, açlar önünde iştah kabartan bir yemeğiz sanki.

Ne diyorduk? Para kazanılmalı ama kalbe alınmamalı. Develer ahıra çekilmeli, kalbe çekilmemeli. Aksi taktirde ya aç oluruz, ya da açgöz.

Hz. Ömer buyurdu ki: “İnsanlardan bahsetmeyiniz. Bu bir derttir. Allah’ı c.c. zikrediniz, bu bir şifadır.” El hak, doğrudur. Nerede insanlardan nefsaniyetle bahsedildiyse, orada bizim nedamet ve sıkıntımız artmış, nerede Allah zikredildiyse, orada kalbimiz bir şifaya kavuşmuş ve ruhen rahatlamışızdır. Yanlış anlamamak gerekir; “iyilerin anıldığı yere Allah’ın rahmeti iner.” Kur’an-ı Kerim Peygamberlerin hayatından çok bahseder. Büyük insanların hayatı elbette araştırılacak, elbette dersler alınacaktır. Bu, sanki insanlardan değil de ilkelerden bahsetmekmiş gibi geliyor bana.

İnan dostum, çağın azmanları, meydana hakim olan haramiler, insanları şehvet ve şöhret tuzağında bitirmek istiyorlar. Dikkatleri hep istedikleri yöne çekerek, gündemi hep kendileri belirleyerek insanı köleleştirmek istiyorlar. Önce duygu ve düşünce yönünden, sonra da bedenen “Hem seni yarı aç, yarı tok çalıştıracaklar, hem de dikkatini, futbol, festival, fuhuş gibi şeylere çekerek durumun farkına varmanı önleyecekler.” Bu nedenle insan, neler olup-bittiğini kavrayamayacak ve kolay sömürülecektir. Üretip tüketen bir makinaya dönüşecektir. Böyle bir dünyada, haramilerin sırf hakları olacak vazifeleri olmayacak; kölelerin de sırf vazifeleri alacak, hakları olmayacaktır. Bu tuzağa düşmemenin çaresi yeterli bir kültürel birikime sahip olmaktır. Kendi doğrularını çok iyi bilmektir. Alternatif bilgi kaynaklarına yabancı kalmamaktır. Her yüksek zekaya, her samimi insana kulak vermektir. Sözü dinlemek, fakat en güzeline tabi olmaktır. Kimin dediğine değil, ne dediğine bakmaktır. Ne olup bittiğini kavrayamazsak, davulcu öksürüğü gibi, güme gideriz. İlkelerimizin farkında olmazsak, çingene mezarı gibi yok olmak kaderimiz olur.

Boş zaman bunalım doğruyor dostum. İnsan fıtratı boşluktan hoşlanmıyor. İnsan hep meşgul olmak isteyen bir varlıktır. İnsanın bedeni ve ruhu çalışmaya ayar edilmiştir. Çalışkanlık fıtratı yaşamaktır, saadettir. Hobi buradan doğuyor. Boş durmak felakettir, ruhsal çöküntüdür. Oturup çal-çene laf yarıştırmak... İşte bu derttir, şifası çalışmaktır. Bedenen, zihnen, kalben çalışmak. “Pek âlâ, pek güzel. Parasız bir doktor bulmuşsun, devam et.” “Tembellik ölümün küçük kardeşi, sefalet hayatın büyük düşmanıdır.”

Başkalarıyla yarışmayı bırak. Her gün kendi rekorunu kırmaya çalış. İki günün birbirine eşit olmasın. “Başkalarından üstün olmamız önemli değil, önemli olan dünkü halimizden üstün olmamızdır. Bu sürekli gayret demektir. Kesintisiz bir yükselme çabası demektir. Durmak yok.” “Duran düşer, düşen ezilir.”

Hayatta mücadele esastır. Bunu hem çalışıp-çabalama anlamanda, hem de hakkı hakim kılma gayreti manasında söylüyorum. Şeytan varsa şeytana uyanlar, melek varsa meleğin sesine dikkat kesilenler olacaktır. Habillerin, Hüseyinlerin olduğu dünyada Kabiller, Yezidler de olacaktır. İnsan hem safını iyi belirlemeli, hem de mücadelenin usüllerini. “Karanlık aydınlığın yokluğudur.” Öyleyse karanlığı yok etmenin çaresi aydınlığı çoğaltmaktır. Karanlığın adamları, kara vicdanlılar mandanın karası kadar çoksa, vicdanıyla yaşayanlar ak kadar azsa, gönül ve kültür faaliyetleriyle işe başlanır. Bu, her münasip zamanda, yoğun bir okuma, dinleme ve düşünme faaliyetini gerektirir. Okuma olayı hem kitaptan, hem hitaptan, hem tabiattan, hem de vicdandan sürüp-gidecektir.

Cebraille İblis’in, Muhammed’le Ebu Cehil’in barışmadığı bir dünyanın süt-liman olacağını zannetme. Yorul, fakat yılma, diren yıkılma.

Seni sevmeyenler, düşmanlık besleyenler olacaktır. Neylersin ki bu dünya kin ve nefretten arındırılamıyor. En iyi, en yapıcı insanların bile sevmeyenleri oldu ve olacak.

Zıtlaşma önce insanın kendi içinde var. Sonra toplumda. İnsana takva da, fücur da ilham edildi (91/Şems, a.8) İnsan kalbine melek de yaklaşıp söyleyeceğini söyleyebiliyor, şeytan da. Toplumda Musa benzerleri de var, Firavun benzerleri de. Bunlar insanlık dünyasının katı gerçekleri. Gerçeklere gergin durmanın, çatık kaşla bakmanın ne anlamı var? Durumu olduğu gibi kabul et. Mühim olan zıtlaşma değil, bizim kendimize ve insanlara bakışımızdır. Adalet ve itidalden (dengeden) ayrılmamamızdır. Şanlı Kitabımız, “Bir kavme olan kin ve nefretiniz sizi adaletsizliğe sevketmesin.” buyurmaktadır. (5/Maide, a.8) Zıtlaşma cennette bitecektir dostum. Dünya iyilere de kötülere de açık bir sofra olarak, Yüce Yaratan’ın dilediği bir zamana kadar varlığını sürdürüp gidecektir.

Dünya sür git yaşıyacağımız bir mekan değil, günün birinde çekip gideceğimiz bir misafirhanedir. Dünya günlerinin sonucunda, emanetçisi olduğumuz herşey aynıdır ve bize misafirhaneyi terketmemiz söylenir. İtiraz ne mümkün. Çaresiz “peki” deriz. Ve düşeriz yola gideriz. Bu nasıl gidiştir ya Rabbelalemin?

Aslolan geçici mekan değil, kalıcı mekandır dostum. Sayılı günler tez gelir geçer. Dünya günleri çabuk biter. Bir varmış bir yokmuş... Hepsi işte bu. Ahiret günleri ise bitimsizdir. Onun için, dünyayı ahiretin hazırlık yeri olarak kabul etmeli. İslam’ın insana verdiği mesajın özü budur. Ahiret hesaba katılmaksızın yaşanan bir hayat aldanıştır, kişinin kendine yazık etmesi, canını cehenneme göndermesidir. Ahireti hesap dışı tutmak, öte alemlere gitmeye enki, yolun sonuna dikkat kesilir. Dünyanın önünde bir şey yok dostum, sen sonuna bak sonuna.

Dünyayı dünya için yaşayan, Allah’tan bağımsız, Allah’a c.c. rağmen bir hayat süren kişi üç netice elde eder: Kendi cenazesi, beyaz teslim bayrağı kefen ve taa yüreklere işleyen can yangınları.

Yetiş ey ihata edici şuur.

İşte dostum, bu fakir bunları yazabildi. Doğru buluyorsan doluya al. Yanlış buluyorsan... Yanlışı kim söylerse söylesin reddet. Bilinen bir gerçektir ki, gerektiğinde “hayır” diyemeyen insanın şahsiyeti gelişmemiştir.


Künye , E-Posta , Webmaster , Türkçe Karakterler]

Burası ilkadım dergisinin internet sitesidir. Bütün hakları saklıdır©.

Tel: 0384 213 65 43    Fax: 0384 212 62 22   Yazışma Adresi : PK. 75 Nevşehir

Görüş ve sorunlarınız için webmaster'a mesaj bırakabilirsiniz.