|
Bir namazı özürsüz
yere kazaya bırakmak günahı kebairdendir. Bu namaz, kaza
edilmekle yerine getirilmiş olur. Fakat bunun tehirinden dolayı
oluşan günahın affı için tevbe ve istiğfar lâzımdır.
Herhangi bir bahane ile bir namazı tehire, kazaya bırakmaktan
son derece sakınmalıdır. Çünkü bunun günahı pek büyüktür.
İnsan gerek Rabbına ve gerek insanlara olan borçlarını bir an
evvel ödemeye çalışmalıdır. Hayatın müddeti malûm! Borçlarını
ödemeden ahirete gidenlerin hallerine ne kadar acınsa azdır.
Namaz kelime-i tevhidden
sonra dinin en mühim rüknüdür. Hiç bir surette terk
edilmemesi gerekir. Cehalet ve gaflet sebebiyle terkedilirse fırsat
bulunduğu anda kazası icabeder, geciktirilmez. Şafii mezhebine
göre kazası olan kimsenin sünnet ve cenaze namazı gibi farz-ı
kifaye olan namazları kılması haram olduğu gibi, farz olmayan
Kabe tavafını etmesi de haramdır. Çünkü yemek, uyku,
ticaret, iş zamanı müstesna bütün zamanını kaza kılmaya
vermek mecburiyetindedir.
Hanefi mezhebinde ise beş
vakit namazın sünneti, duha, kuşluk, tesbih ve teravih gibi
hakkında hadis varid olan sünnet, kaza olsa da kılınacaktır.
Fakat diğer nafile namazı kılmaktansa kaza ile meşgul olmak
daha efdaldir. Doğu ve güney illerimizde Şafii mezhebinden olan
kardeşlerimizin bir kısmı zimmetinde kaza bulunduğu gerekçesiyle
haklı olarak sünnet kılmaz. Amma bunun yanında kazasını edâ
etmez. Halbuki hazır olan namazı kazaya bırakmak haram olduğu
gibi kazaya kalmış namazı fırsat bulunduğunda kazası için
gayret gösterilmemesi de haramdır. (H. Gönenç, Günümüz
Meseleleri, 1/67)
Kaza namazlarıyla iştigal,
nafile namazlar ile iştigalden evladır, ehemdir. Fakat farz
namazların müekkede olsun olmasın sünnetleri bunların yerine
kazaya niyet edilmesi evlâ değildir. Bilâkis bu sünnetlere
niyet edilmesi evladır. Hatta kuşluk, tesbih namazları gibi
haklarında a’sar varid olan nafile namazlar da böyledir.
Bunlara da böyle nafile olarak niyet etmek evlâdır. Çünkü bu
sünnetler, farz namazlarını ikmal eder. Bunların telafisi mümkün
değildir. Kaza namazlarının ise muayyen vakitleri olmadığı için
telafileri mümkündür. Maahaza namazları kazaya bırakmak bir günahtır.
Bu günahtan mümkün mertebe kurtulmak için sünnetleri feda
etmek münasip olmaz. Böyle bir günahı işleyen kimsenin fazla
ibadette bulunarak avf-i ilâhiye iltica etmesi icab ederken hakkında
şefaat-ı nebeviyyenin tecellisine vesile olacak bir kısım mübarek
sünnetleri, nafileleri terketmesi nasıl muvafık olabilir? Hem
bir kısım vaktiyeleri kazaya bırakmak, hem de diğer bir kısım
vaktiyeleri kendilerini mükemmil olan sünnetlerden tecrit etmek
iki kat kusur olmaz mı? Bunun hilafına olan bazı nakiller,
muteber değildir. Müftabih olan kavle muhaliftir.
Hem sünnetleri, hem de kaza namazlarını kılmaya
müsait vakit bulamadıklarını iddia edenler bulunursa, bunlar münsifane
bir iddiada bulunmuş sayılmazlar. Beyhude yere en kıymetli
vakitlerini zayi eden insanlar, bilmem böyle bir iddiaya ne yüzle
cüret edebilirler? (Ö. N. Bilmen İlmihali-183)
Üzerinde dikkatle
durulması gereken asıl mesele, mü’minlerin üzerlerine farz
olmasına rağmen pek çoğunun namaz kılmamasıdır. Sorun sünnetlerin
yerine kazaya niyet edip etmemesi meselesi değildir.
Bu eksikliğin giderilmesi, bundan gafil olan müslümanların
usulüne uygun bir tarzda uyarılmaları, dinin pek çok emir ve
nehiylerinde olduğu gibi namaza teşvik edilmesi gerekirken namaz
kılanların kıldıkları namaz üzerinde durulmasının dinen
bir değeri yoktur.
Peygamberimiz sallallahu
aleyhi ve sellem Ebu Hureyre’den mervi hadisi şeriflerinde:
“Kıyamet gününde kulun ilk hesaba çekileceği husus farz
namazdır. Eğer namazı tam olarak yerine getirmişse ne güzel.
Eğer yerine getirmemişse şöyle denilir: Bakın bakalım, bunun
nafile namazı var mıdır? Eğer nafile namazı varsa, farzların
noksanı bu nafilelerle tamamlanır. Sonra diğer farzlar için de
aynı şeyler yapılır.”
Namaz kılmamak hem dünya, hem de ahirette
azaba uğramayı gerektiricidir. Ahiretteki azabla ilgili Allah Teâlâ
şöyle buyuruyor: “Mücrimlere soracaklar ki, sizi cehenneme
koyan şey nedir? Namaz kılanlardan değil idik diyecekler.” (Müddessir-43)
“Namaz kılıp da namazlardan gafil olanlara azab vardır.”
(Maun-4)
Hz. Peygamber sallallahu aleyhi ve sellem şöyle
buyuruyor: “Bilerek namazı terkeden kişiden, Allah ve Rasulü’nün
zimmeti uzaktır.”
Bütün âlimler namazın, akıllı, büluğ çağına
girmiş, hayız ve nifastan temizlenmiş, deli olmayan her müslümana
farz olduğu hususunda ittifak etmişlerdir. Namaz bedenî bir
ibadet olup asla vekalet ve niyabeti kabul etmez. Bir kimsenin başkası
yerine namaz kılması sahih olmaz.
Bütün âlimler namazın farz olduğunu inkâr
eden kimsenin kâfir ve mürted olduğu hususunda ittifak etmişlerdir.
Çünkü namazın farz oluşu Kur’an, Sünnet ve icmadan kesin
deliller ile sabittir. Tembellik ve umursamazlık sebebiyle namazı
kılmayan kimse günahkârdır, fasıktır.
Namaz Allah’ın verdiği sayısız nimetlere
karşı bir şükür olmak üzere meşrû kılınmıştır. Namazın
ferdî, ictimaî, dinî ve pedagojik bir çok faydaları vardır.
Namaz kul ile Allah arasında bağ kurmaktır.
Ebu Hureyre’den rivayet
edilen başka bir hadis-i şerifte yine Peygamberimiz sallallahu
aleyhi ve sellem şöyle buyurmuştur: “Büyük günah işlenmedikçe,
beş vakit namaz ile cuma namazı diğer cumaya kadar arada işlenen
günahları örterler.” Diğer bir hadis-i şerifte ise:
“Baksanıza! Sizden birinin kapısı önünden bir nehir aksa ve
her gün beş kere bu nehirde yıkansa, kendisinde kir diye bir şey
kalır mı?” Sahabe: “Böyle bir kimsenin bedeninde kirden bir
şey kalmaz.” dediler. Bunun üzerine Hz. Peygamber sallallahu
aleyhi ve sellem şöyle buyurdu: “Beş vakit namaz da böyledir.
Allah Teâla bu namazlar sebebiyle kulun hatalarını siler.”
buyrulmuştur. (İslam Fıkhı, Prof. Dr. Vehbi Zuhayli, 1/387)
Bugün ümmet-i muhammed böylesi bir ibadetten
mahrumken, insanların ömürleri gayr-i meşrû yerlerde israf
olmaya devam ederken, sıra sünnet namazları ifâ ile meşgul
olan kişilerin ahvalini mi mevzu bahis etmeye geldi? Ne garip şey?!.
Peygamberimiz sallallahu aleyhi ve sellem
Efendimiz hadis-i şerifleriyle şöyle buyuruyor: “İslam’ın
yapışacak kulpları elbette birer birer kopacaktır. Herbiri
çözüldükçe halk, geriye kalanlara yapışıp tutunacaklardır.
Bunların en evvel kopanı hükümde adâlet, en sonuncusu da
namaz olacaktır.” (Buhari, 3/121)
Beş vakit namazı, mükellef olan her müslüman,
mutlaka sünnetleriyle birlikte kılmalı, ancak üzerinde kaza
namazı varsa onu da ihmal etmemeli.
Namazı kılmama konusunda şayet gaflete düşmüşlerse,
tembellik ediyorlarsa, bu hallerine son versinler ve beş vakit
namazı usulüne ve şartlarına uygun bir halde kılsınlar. Dünya
fanidir, ömür geçicidir. Öldükten sonra mezarda veya mahşerde
pişmanlığın hiç faydası yoktur. Allah’ın azabı şiddetlidir.
• • •
|