|
Hayat bir değişimdir. Bu değişim ilk insan, ilk peygamber
Hz. Adem aleyhisselamdan beri yaşanmaktadır. Dolayısıyla en büyük
toplumsal değişimleri peygamberler gerçekleştirmiştir. Bu değişim
ahir zaman nebisi Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin
getirdiği değişim ile bütün sahalarda doruğa yükselmiş,
kemâlata ermiştir. Bu hususta Goethe şöyle der: "Biz
Avrupa milletleri medenî imkanlarımıza rağmen Hz. Muhammed (sallallahu
aleyhi ve sellem) in son basamağına varmış olduğu merdivenin
daha ilk basamağındayız. Şüphe yok ki, bu yarışmada onu hiç
kimse geçemeyecektir."
Kur'an anlaşıldıkça, yüce hakikatlarına muttali olundukça,
insanlık ona daha bir samimiyetle sarılacak, insanca yaşamanın,
saadet ve huzurun onsuz mümkün olamayacağını kavrayacaktır.
İnsanlık serüveni incelendiği zaman, peygamberlerin getirdiği
vahiy hakikatlarını, köklü değişimleri gözardı eden, karşı
çıkan toplumlar, felâketten felâkete sürüklenmişlerdir.
Mevlâna Ebul Kelam "Müslümanlık müstebit ruhâni
reislerin, çetelerin gasbettikleri hakları asli sahiplerine iade
etmek için gönderilmiştir." demektedir. Bu tesbit çok doğru
bir tesbittir. Tarihi süreç içerisinde Hak-Batıl mücadelesine
baktığımız zaman bu gerçeği bütün boyutları ile görmekteyiz.
Peygamb erlere karşı direnç
gösteren, hased, kin ve düşmanlıkla savaş açanlar, mevcut düzenin
müstebit yöneticileri, ruhânî reisleri, çeteleşen çıkar
grupları ve para babalarıdır. Çünkü bunlar kirli çıkarlarını
ancak kirlenmiş toplumlarda devam ettirebilirler. Onun
için peygamberlerin “temiz toplum, temiz yönetim” için
getirdikleri değişimlere şiddetle karşı çıkarlar. Çünkü
hak, hukuk ve adâletin hâkim olmadığı ortamlarda fertler
kirlenir, toplum kirlenir. Düşünceler, fikirler, yaşantılar
kirlenir. Aile hayatı, siyaset,
ticaret, Beşerî münasebetler kirlenir. Böyle bir kirlilik
ortamında temiz kalmak, temiz yaşamak zorun zoru bir iştir.
Kişisel ve toplumsal kirlenmenin önüne geçmek, temiz bir
toplum, temiz bir yönetim beklentisini gerçekleştirmek için kişi
ve toplumları yüksek ahlâki değerlerle donatmak gerekir. Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellem: "Ben güzel ahlâkı tamamlamak
için gönderildim." buyurmaktadır. Demek ki, kıldığımız
namaz, tuttuğumuz oruç, yaptığımız hac, verdiğimiz
sadakalar, İslâmî hizmetler, bizi en
güzel ahlâka, Kur'anî ve nebevî ahlâka ulaştırmak içindir.
Kendini, hased, ucub, kibir dedikodu, gıybet, yalan, iftira gibi
mezmum ahlâklardan arındırmayan bir kişinin yapmış olduğu
ibadetler, Allah Teâlâ'nın istediği şekilde Rasûlullah
sallallahu aleyhi ve sellemin
sünnetine uygun bir tarzda yapılmıyor demektedir.
Kişinin kâlbi kirlenince yâni kâlbinde kötü ahlâklar yer
edince, o kimsenin diğer azâları da kirlenir. Gözü, kulağı,
dili, tüm azaları her türlü kötülüğün makarrı haline
gelir. Haram yer, haram içer, insanın midesi haramla dolunca kanı
bozulur ve bir haramzâde olup çıkar. Onun için İslâm dini, müslümanları
sâdece haramlardan değil, şüpheli şeylerden de sakındırmıştır.
Ashab–ı Kiram ve onların takipçisi salihler, bırakın şüpheli
şeyleri yiyip içmek, mübah
olan şeylerden de kifayet miktarı faydalanmışlardır.
İslâm dini maddî temizliğe verdiği önemden daha ziyade
manevî, ahlâkî temizliğe önem vermiştir. İslâm’dan ve
onun yüce ahlâk prensiplerinden nasibini almayan toplumlar kirli
toplumlardır. Böyle toplumların temiz toplum, temiz yönetim
beklentisi hayâlden öte bir şey değildir.
Sokrates: "Kanun, kuvvetli arıların delip geçtiği, zayıf
arıların takılıp kaldığı bir ağdır." der. Bu söz
fazilet toplumları, temiz toplum, temiz yönetimler için söylenmiş
bir söz değildir. Bu söz kirli toplum, kirli yönetimler için
geçerlidir. Çünkü böyle yönetimlerde haklı olmak bir mânâ
ifade etmiyor. Haklı da olsanız kanunlar sizin aleyhinizde
kullanılabiliyor. Ama güçlü iseniz kanun değil, sizin sözünüz
geçerlidir. Haksız da olsanız
haklı sayılırsınız. Temiz toplum, temiz yönetimlerde ise güçlü
veya zayıf olmanız pek önemli değildir. Önemli olan haklı
olmanızdır. Şayet haklı iseniz zayıf da olsanız hem kanun
hem yönetim sizin yanınızdadır ve hakkınızı korur.
Temiz toplum, cehaleti yenmiş,
ilmin rehberliğinde aydınlanmış bilgi toplumudur. Dolayısıyla
böyle bir toplum aldatılamaz. Üzerinde haksız, hukuksuz
tasarruflar yapılamaz. Zulüm ve baskıya cüret edilemez.
Fertler hem birbirini, hem de yönetimi sürekli denetler. Yapılan
yanlışlar ve haksızlıklar karşısında susmaz, ikaz eder,
uyarır. Böyle bir toplumda yönetim kendini kutsallaştırmaz.
Vazifesinin millete hizmet etmek olduğu bilincindedir.
"Allah her hangi bir kulun idaresi altına başkalarını
verir de o kişi, idaresindekilere
hiyanet ederek ölürse Allah ona cenneti haram kılar." (Buhari)
ikazı, peygamber uyarısı karşısında, inancı olan hangi yönetici
zulme, haksızlığa cesaret edebilir?
Molla Cami Baharistan adlı kitabında şöyle bir latife anlatır.
"Dokumacının biri Âlim bir zatın evine emanet bırakmıştı.
Bir kaç gün sonra ihtiyaç hasıl oldu. Emaneti almak için, Âlimin
yanına vardığında, onu ders kürsüsüne oturmuş, talebeleri
de karşısında dizilmiş gördü. Âlime hitâben: Ey üstad!”
O emanete ihtiyacım var.” dedi. Hoca, bir
saat otur, dersi bitireyim diye işaret etti. Hoca ders okuturken,
dâima başını sallıyordu. Dokumacı zannetti ki, ders okutmak
sâdece baş sallamaktan ibarettir. Hocaya Ey üstad! Beni vekil
et. Senin yerine başını sallayım da kalk emanetimi getir. Çünkü
işim acele dedi."
Siyaset yapmak, yöneticilik yapmak, ilim, akıl, cesaret ve
fazilet işidir. Ders okutmayı, kafa sallamaktan ibaret zanneden
dokumacı gibi, siyaset ve yöneticilik sıradan bir iş değildir.
Çok büyük mesuliyetleri olan zorlu bir uğraştır. Kabiliyeti
olmayan, yukarıda zikredilen vasıfları taşımayan kişilerin
bu işe talip olup yüklenmesi ateşten bir gömlek giymektir. Bu
gibi kişiler sadece kendilerine zarar vermekle kalmaz, toplumu da
ifsat eder, kirletirler. "Kötü duygularını, hevasını
ilah edineni gördün mü?"
(Furkan-43) ayetinde işaret edildiği gibi nefsini, hevasını
ilahlaştırıp, hak hukuk tanımayan bir zâlim olup çıkar.
Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, toplumun kirlenmesine,
bozulmasına sebep olarak kötü bilginleri ve kötü idarecileri
gösteriyor: "Ümmetimden iki sınıf vardır ki, onlar ıslah
olurlarsa, insanlar ıslah olur. Onlar bozulursa, insanlar da
bozulur. O iki sınıf alimler ve idarecilerdir." buyuruyor.
Temiz toplumun oluşmasında öncü olacak kişiler, temiz
bilginler, temiz yöneticilerdir. Fazilet, saadet ve huzur toplumu
ancak bu kişilerin öncülüğünde gerçekleşebilir.
Not: Bütün âlem-i İslam’ın mübarek Kurban Bayramını
tebrik eder, iki cihan saadeti diler ve Çeçen kardeşlerimin
muzaffer olmasını Cenab-ı Mevlâdan niyaz ederim ...
|