Başyazı;
TEMİZ TOPLUM TEMİZ YÖNETİM Zeki Soyak
 

Hayat bir değişimdir. Bu değişim ilk insan, ilk peygamber Hz. Adem aleyhisselamdan beri yaşanmaktadır. Dolayısıyla en büyük toplumsal değişimleri peygamberler gerçekleştirmiştir. Bu değişim ahir zaman nebisi Hz. Muhammed sallallahu aleyhi ve sellemin getirdiği değişim ile bütün sahalarda doruğa yükselmiş, kemâlata ermiştir. Bu hususta Goethe şöyle der: "Biz Avrupa milletleri medenî imkanlarımıza rağmen Hz. Muhammed (sallallahu aleyhi ve sellem) in son basamağına varmış olduğu merdivenin daha ilk basamağındayız. Şüphe yok ki, bu yarışmada onu hiç kimse geçemeyecektir."

Kur'an anlaşıldıkça, yüce hakikatlarına muttali olundukça, insanlık ona daha bir samimiyetle sarılacak, insanca yaşamanın, saadet ve huzurun onsuz mümkün olamayacağını kavrayacaktır.

İnsanlık serüveni incelendiği zaman, peygamberlerin getirdiği vahiy hakikatlarını, köklü değişimleri gözardı eden, karşı çıkan toplumlar, felâketten felâkete sürüklenmişlerdir. Mevlâna Ebul Kelam "Müslümanlık müstebit ruhâni reislerin, çetelerin gasbettikleri hakları asli sahiplerine iade etmek için gönderilmiştir." demektedir. Bu tesbit çok doğru bir tesbittir. Tarihi süreç içerisinde Hak-Batıl mücadelesine baktığımız zaman bu gerçeği bütün boyutları ile görmekteyiz. Peygamberlere karşı direnç gösteren, hased, kin ve düşmanlıkla savaş açanlar, mevcut düzenin müstebit yöneticileri, ruhânî reisleri, çeteleşen çıkar grupları ve para babalarıdır. Çünkü bunlar kirli çıkarlarını ancak kirlenmiş toplumlarda devam ettirebilirler. Onun için peygamberlerin “temiz toplum, temiz yönetim” için getirdikleri değişimlere şiddetle karşı çıkarlar. Çünkü hak, hukuk ve adâletin hâkim olmadığı ortamlarda fertler kirlenir, toplum kirlenir. Düşünceler, fikirler, yaşantılar kirlenir. Aile hayatı, siyaset, ticaret, Beşerî münasebetler kirlenir. Böyle bir kirlilik ortamında temiz kalmak, temiz yaşamak zorun zoru bir iştir.

Kişisel ve toplumsal kirlenmenin önüne geçmek, temiz bir toplum, temiz bir yönetim beklentisini gerçekleştirmek için kişi ve toplumları yüksek ahlâki değerlerle donatmak gerekir. Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem: "Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim." buyurmaktadır. Demek ki, kıldığımız namaz, tuttuğumuz oruç, yaptığımız hac, verdiğimiz sadakalar, İslâmî hizmetler, bizi en güzel ahlâka, Kur'anî ve nebevî ahlâka ulaştırmak içindir. Kendini, hased, ucub, kibir dedikodu, gıybet, yalan, iftira gibi mezmum ahlâklardan arındırmayan bir kişinin yapmış olduğu ibadetler, Allah Teâlâ'nın istediği şekilde Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellemin sünnetine uygun bir tarzda yapılmıyor demektedir.

Kişinin kâlbi kirlenince yâni kâlbinde kötü ahlâklar yer edince, o kimsenin diğer azâları da kirlenir. Gözü, kulağı, dili, tüm azaları her türlü kötülüğün makarrı haline gelir. Haram yer, haram içer, insanın midesi haramla dolunca kanı bozulur ve bir haramzâde olup çıkar. Onun için İslâm dini, müslümanları sâdece haramlardan değil, şüpheli şeylerden de sakındırmıştır. Ashab–ı Kiram ve onların takipçisi salihler, bırakın şüpheli şeyleri yiyip içmek, mübah olan şeylerden de kifayet miktarı faydalanmışlardır.

İslâm dini maddî temizliğe verdiği önemden daha ziyade manevî, ahlâkî temizliğe önem vermiştir. İslâm’dan ve onun yüce ahlâk prensiplerinden nasibini almayan toplumlar kirli toplumlardır. Böyle toplumların temiz toplum, temiz yönetim beklentisi hayâlden öte bir şey değildir.

Sokrates: "Kanun, kuvvetli arıların delip geçtiği, zayıf arıların takılıp kaldığı bir ağdır." der. Bu söz fazilet toplumları, temiz toplum, temiz yönetimler için söylenmiş bir söz değildir. Bu söz kirli toplum, kirli yönetimler için geçerlidir. Çünkü böyle yönetimlerde haklı olmak bir mânâ ifade etmiyor. Haklı da olsanız kanunlar sizin aleyhinizde kullanılabiliyor. Ama güçlü iseniz kanun değil, sizin sözünüz geçerlidir. Haksız da olsanız haklı sayılırsınız. Temiz toplum, temiz yönetimlerde ise güçlü veya zayıf olmanız pek önemli değildir. Önemli olan haklı olmanızdır. Şayet haklı iseniz zayıf da olsanız hem kanun hem yönetim sizin yanınızdadır ve hakkınızı korur.

Temiz toplum, cehaleti yenmiş, ilmin rehberliğinde aydınlanmış bilgi toplumudur. Dolayısıyla böyle bir toplum aldatılamaz. Üzerinde haksız, hukuksuz tasarruflar yapılamaz. Zulüm ve baskıya cüret edilemez. Fertler hem birbirini, hem de yönetimi sürekli denetler. Yapılan yanlışlar ve haksızlıklar karşısında susmaz, ikaz eder, uyarır. Böyle bir toplumda yönetim kendini kutsallaştırmaz. Vazifesinin millete hizmet etmek olduğu bilincindedir. "Allah her hangi bir kulun idaresi altına başkalarını verir de o kişi, idaresindekilere hiyanet ederek ölürse Allah ona cenneti haram kılar." (Buhari) ikazı, peygamber uyarısı karşısında, inancı olan hangi yönetici zulme, haksızlığa cesaret edebilir?

Molla Cami Baharistan adlı kitabında şöyle bir latife anlatır. "Dokumacının biri Âlim bir zatın evine emanet bırakmıştı. Bir kaç gün sonra ihtiyaç hasıl oldu. Emaneti almak için, Âlimin yanına vardığında, onu ders kürsüsüne oturmuş, talebeleri de karşısında dizilmiş gördü. Âlime hitâben: Ey üstad!” O emanete ihtiyacım var.” dedi. Hoca, bir saat otur, dersi bitireyim diye işaret etti. Hoca ders okuturken, dâima başını sallıyordu. Dokumacı zannetti ki, ders okutmak sâdece baş sallamaktan ibarettir. Hocaya Ey üstad! Beni vekil et. Senin yerine başını sallayım da kalk emanetimi getir. Çünkü işim acele dedi."

Siyaset yapmak, yöneticilik yapmak, ilim, akıl, cesaret ve fazilet işidir. Ders okutmayı, kafa sallamaktan ibaret zanneden dokumacı gibi, siyaset ve yöneticilik sıradan bir iş değildir. Çok büyük mesuliyetleri olan zorlu bir uğraştır. Kabiliyeti olmayan, yukarıda zikredilen vasıfları taşımayan kişilerin bu işe talip olup yüklenmesi ateşten bir gömlek giymektir. Bu gibi kişiler sadece kendilerine zarar vermekle kalmaz, toplumu da ifsat eder, kirletirler. "Kötü duygularını, hevasını ilah edineni gördün mü?" (Furkan-43) ayetinde işaret edildiği gibi nefsini, hevasını ilahlaştırıp, hak hukuk tanımayan bir zâlim olup çıkar.

Rasûlullah sallallahu aleyhi ve sellem, toplumun kirlenmesine, bozulmasına sebep olarak kötü bilginleri ve kötü idarecileri gösteriyor: "Ümmetimden iki sınıf vardır ki, onlar ıslah olurlarsa, insanlar ıslah olur. Onlar bozulursa, insanlar da bozulur. O iki sınıf alimler ve idarecilerdir." buyuruyor.

Temiz toplumun oluşmasında öncü olacak kişiler, temiz bilginler, temiz yöneticilerdir. Fazilet, saadet ve huzur toplumu ancak bu kişilerin öncülüğünde gerçekleşebilir.

 

 

Not: Bütün âlem-i İslam’ın mübarek Kurban Bayramını tebrik eder, iki cihan saadeti diler ve Çeçen kardeşlerimin muzaffer olmasını Cenab-ı Mevlâdan niyaz ederim...

 

 
 


 


Bu sayfa kere ziyaret edilmiştir.Ana sayfa'ya Dönebilirsiniz.